Aramaya Dön

ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

Esas No
E. 2016/6838
Karar No
K. 2016/8176
Karar Tarihi
Karar Sonucu
REDDİNE
Hukuk Alanı
Ticaret Hukuku

TÜRK MİLLETİ ADINA

T.C.

DİYARBAKIR

ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

GEREKÇELİ KARAR

ESAS NO:
KARAR NO:
DAVA: İtirazın İptali (Haksız Eylemden Kaynaklanan Zarar Nedeniyle)
DAVA TARİHİ: 23/10/2023
KARAR TARİHİ: 19/03/2024

GEREKÇELİ KARARIN

YAZILDIĞI TARİH:

Mahkememizde görülmekte olan İtirazın İptali (Haksız Eylemden Kaynaklanan Zarar Nedeniyle) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ

Davacı vekili dava dilekçesinde özetle;Davacı şirketin dava dışı sigortalısı olan .....ait .....plakalı aracın davalı sigorta şirketi tarafından .....başlangıç tarihli ve ..... numaralı Genişletilmiş Kasko Sigorta Poliçesi ile sigorta kapsamına alındığını, .....plakalı .....marka çekici ile .....plakalı aracın .....tarihinde kazaya karıştığını, kaza sonucu sigortalı aracın muhtelif yerlerinden hasarlandığını, kazada zarar gören .....plakalı sigortalı araç üzerinde davacı şirket tarafından yaptırılan ekspertiz incelemesi neticesinde hak sahibine davacı şirketçe .....TL sovtaj, .....TL pert bedeli olmak üzere toplam .....-TL ödeme yapıldığını, davalıların sürücüsü ve maliki olduğu araç kazanın meydana gelmesinde kusurlu olduğundan davacı şirketçe sigortalısına ödenen hasar bedelinin rücuen tahsili için davalılardan araç maliki .....aleyhine Bismil İcra Dairesinin .....Esas sayılı dosyasıyla, araç sürücüsü .....aleyhine Bismil İcra Dairesinin .....Esas sayılı dosyası ile ilamsız icra takipleri başlatıldığını, bu takiplere .....adına .....tarihinde, .....adına ise .....tarihinde vekilleri tarafından itiraz edilerek takibin durdurulduğunu, yapılan itirazların haksız ve hukuka aykırı olduğunu belirterek davanın kabulü ile davalı borçluların Bismil İcra Müdürlüğü'nün .....Esas ve .....Esas sayılı icra takiplerine vaki itirazlarının (tahsilde tekerrür olmaması kaydıyla) ayrı ayrı iptali ile takiplerin ayrı ayrı devamına ve asıl alacaklara takip tarihinden itibaren yasal faizi işletilmesine, takibe konu asıl alacaklar üzerinden ayrı ayrı %20 den aşağı olmamak üzere davalılar aleyhine icra inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Davacı yan dava dilekçesinde de belirtmiş olduğu üzere; hem olay tarihinden hem de ödeme yükümlülüğünü yerine getirmiş olduğu tarihin üzerinden 2 yıl süre geçtiğini ve zamanaşımı itirazlarının mevcut olduğunu, aracın şoförü olan .....kastı ya da ağır kusuru bulunmamakta olup olsa olsa tali kusuru bulunduğunu, asli/tam kusur ile ağır kusur kavramları da farklı olup ağır kusurun kasta yakın olması gerektiği Yargıtay İçtihatları ile sabit olduğundan yasal şartları oluşmayan rücu davasının reddi gerektiğini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacıya yükletilmesine karar verilmesini talep ve beyan etmiştir.

GEREKÇE;

Dava, itirazın iptali davasıdır.

Taraflar arasındaki uyuşmazlık noktaları; kasko sigorta sözleşmesi gereğince sigortalısına ödeme yapan sigortacının, haksız fiil hükümlerine göre ödenen bedelin rücuen tazmini istemine dayalı olarak başlatmış olduğu Bismil İcra Dairesinin .....E. Ve ...... Sayılı dosyalarına yapılan itirazın iptali istemine ilişin olduğu tespit edilmiştir.

Mahkememizce dava şartları yönünden ön inceleme yapılmıştır. 6100 sayılı HMK 114/1-c bendine göre mahkemenin görevli olması dava şartı olup bu husus kamu düzenine ilişkindir ve yargılamanın her safhasında resen gözetilmelidir.

Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu’nun 22.3.1944 gün ve 1944/37 E.- 9 K. sayılı kararında bu husus: "Sigortacının sorumlu kişi aleyhine açacağı dava, sigorta poliçesinden doğan bir dava değildir. Bu nedenle, halefiyet davası bir ticari dava sayılamaz. Bu dava, aynen sigortalı kimsenin sorumlu kişiye karşı açmış olduğu bir dava gibidir. Sigortalının muhtelif mahkemelerde dava açma hakkı varsa, aynı hak sigortacının halefiyet hakkına dayanan rücu davası için de söz konusudur." şeklinde vurgulanmaktadır. (Yargıtay 20. HD 2016/6838 esas ve 2016/8176 karar, Antalya BAM 4. HD 2019/687 esas ve 2019/1629 karar, Antalya BAM 11. HD 2017/1867 esas ve 2018/678 karar sayılı, Konya BAM 3. HD 2021/1466 esas ve 2021/2228 karar sayılı ilamları) Buna göre dava konusu uyuşmazlık haksız fiil olan trafik kazasından kaynaklanmakta olup davacı haksız fiil ve kusur sorumluluğu ilkelerine göre rücuen tazminat talebinde bulunmaktadır.

Ticari davaları, mutlak ticari davalar, nisbi ticari davalar, yalnızca bir ticari işletmeyle ilgili olmasına rağmen ticari nitelikte kabul edilen davalar olmak üzere üç grupta toplamak mümkündür. Dava konusunun TTK'da düzenlenen hususlar ile ilgili olduğu davalar mutlak ticari davadır. Nispi ticari davalar, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili olması halinde ticari nitelikte sayılan davalar olup her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan ve iki tarafı da tacir olan hukuk davaları ticari dava sayılır. Açılmış olan işbu davanın konusu haksız fiile ilişkin alacak istemine ilişkin olup mutlak ticari dava mahiyetinde değildir. "TTK m. 19/2 hükmü uyarınca, taraflardan biri için ticarî iş niteliğindeki bir sözleşmenin diğer taraf için de ticarî sayılması, davanın niteliğini ticarî hale getirmeyecektir. Zira TTK, kanun gereği ticarî dava sayılan davalar haricinde, ticarî davayı “ticarî iş” esasına göre değil, “ticarî işletme” esasına göre belirlemiştir. Hâl böyle olunca, işin ticarî nitelikte olması tek başına davayı ticarî dava haline getirmez. 507 sayılı Kanun'un 2. maddesinde ''İster gezici olsun ister bir dükkan veya bir sokağın belli yerinde sabit bulunsunlar ticari sermayesi ile birlikte vücut çalışmalarına dayanan ve geliri o yer ve gelenek ve teamülüne nazaran tacir niteliğini kazanmasını icap ettirmeyecek miktarda sınırlı olan ve bu bakımdan ticaret sicili ve dolayısıyla ticaret ve sanayi odasına kayıtları gerekmeyen, ayni niteliğe (sermaye unsuru olsun olmasına) sahip olmakla beraber, ayrıca çalıştığı sanat, meslek ve hizmet kolunda bilgi, görgü ve ihtisasını değerlendiren hizmet, meslek ve küçük sanat sahipleriyle bunların yanında çalışanlar ve geçimini sınırlı olarak kamyonculuk, otomobilcilik ve şoförlükle temin eden kimselerin 1. maddede belirtilen amaçlarla kuracakları dernekler bu kanun hükümlerine tabidir” denilmektedir. 507 sayılı Kanun, 21/06/2005 tarihinde Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 5362 Esnaf ve Sanatkarlar Meslek Kuruluşları Kanunu’nun 76. maddesi ile yürürlükten kaldırılmış ve maddenin 2. cümlesi ile diğer yasaların 507 sayılı Yasaya yaptıkları atıfların 5362 sayılı yasaya yapılmış sayılacağı belirtilmiştir.

Yeni yasal düzenlemede esnaf ve sanatkar tanımı değiştirilmiş olup Yasa'nın 3. maddesine göre esnaf ve sanatkar, ister gezici ister sabit bir mekanda bulunsun, Esnaf ve Sanatkar ile Tacir ve Sanayiciyi Belirleme Koordinasyon Kurulunca belirlenen esnaf ve sanatkar meslek kollarına dahil olup, ekonomik faaliyetini sermayesi ile birlikte bedenî çalışmasına dayandıran ve kazancı tacir veya sanayici niteliğini kazandırmayacak miktarda olan, basit usulde vergilendirilenler ve işletme hesabı esasına göre deftere tabi olanlar ile vergiden muaf bulunan meslek ve sanat sahibi kimseleri olarak belirtilmiştir.

Diğer yandan,

TTK'nın 12. maddesinde "Bir ticari işletmeyi, kısmen de olsa, kendi adına işleten kişiye tacir denir. Bir ticari işletmeyi kurup açtığını, sirküler, gazete, radyo, televizyon ve diğer ilan araçlarıyla halka bildirmiş veya işletmesini ticaret siciline tescil ettirerek durumu ilan etmiş olan kimse, fiilen işletmeye başlamamış olsa bile tacir sayılır. Bir ticari işletme açmış gibi, ister kendi adına, ister adi bir şirket veya her ne suretle olursa olsun hukuken var sayılmayan diğer bir şirket adına ortak sıfatıyla işlemlerde bulunan kimse, iyiniyetli üçüncü kişilere karşı tacir gibi sorumlu olur." hükmü ile anılan Yasa'nın 11. maddesinde "Ticari işletme, esnaf işletmesi için öngörülen sınırı aşan düzeyde gelir sağlamayı hedef tutan faaliyetlerin devamlı ve bağımsız şekilde yürütüldüğü işletmedir. Ticari işletme ile esnaf işletmesi arasındaki sınır, Bakanlar Kurulunca çıkarılacak kararnamede gösterilir.” düzenlemesi yine TTK’nin 15. maddesinde de "İster gezici olsun ister bir dükkânda veya bir sokağın belirli yerlerinde sabit bulunsun, ekonomik faaliyeti sermayesinden fazla bedenî çalışmasına dayanan ve geliri 11. maddenin ikinci fıkrası uyarınca çıkarılacak kararnamede gösterilen sınırı aşmayan ve sanat veya ticaretle uğraşan kişi esnaftır." düzenlemesi bulunmaktadır. Bir kimsenin Vergi Usul Kanunu'na göre esnaf sayılması, TTK yönünden de esnaf kabul edilmesini gerektirmez. Ticaret siciline ya da Oda'ya kayıtlı olmamak da tacir olmamanın kesin bir kanıtı olmadığı gibi, vergi mükellefi olup olmamak da tacir ve esnaf ayrımında kesin bir ölçüt olarak kabul edilemez. Mülga 6762 sayılı TTK'nın 1463. maddesine göre, Bakanlar Kurulunca .....tarihinde kararlaştırılıp, ..... tarih ve .....sayılı Resmi Gazetede yayımlanan, .....sayılı Bakanlar Kurulu Kararında esnaf-tacir ayırımının nasıl yapılacağı belirlenmiştir. 6103 sayılı Türk Ticaret Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un 10. maddesinde ticari işletmeler hakkında 6102 sayılı TTK'nın 11/2 madde ve fıkrasında öngörülen Bakanlar Kurulu kararı çıkarılıncaya kadar yürürlükte bulunan düzenlemelerin uygulanacağı belirtildiğinden Bakanlar Kurulu kararının uygulanmasına devam edilerek esnaf ve tacir ayrımının anılan kararda belirtilen kıstasların değerlendirilmesi suretiyle yapılması gerekecektir." (Diyarbakır BAM 6. HD 2022/308 esas ve 2022/227 karar sayılı ilam) denilerek tacir vasfının neye göre tanımlanacağı, bir kişinin salt ticari araç sahibi olmasının onun tacir sayılmayacağı, 507 sayılı kanunda belirtilen "geçimini sınırlı olarak kamyonculuk, otomobilcilik ve şoförlükle temin eden kimseler" ifadesine yer verilmediğinden TTK 15. Madde ve Bakanlar Kurulu kararında belirlenecek sınırlamalara göre değerlendirme yapılması gerekmektedir.

Nitekim emsal mahiyette olduğu değerlendirilen İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi .....Hukuk Dairesi'nin .....esas ve .....karar sayılı, .....tarihli ilamında dava konusu ticari araç ile ilgili olarak Ticaret Mahkemesi'nce esasa yönelik verilen kararın "...Bu açıklamalar ışığında somut olaya bakıldığında ise; taraflar arasındaki (ticari araç) satım sözleşmesi ile davacının ikinci el araba satışı işi ile uğraşan davalıya araç sattığı parasını alamadığı, gerçek kişi olan davacının TTK hükümlerine göre tacir sıfatına haiz olmadığı, Muazzez Uzma'nın ticaret odası kaydı Hakan Uzma'nın esnaf kaydı olup uyuşmazlığın 6502 sayılı Kanun kapsamında kalmadığından davanın Asliye Hukuk Mahkemesi'nde görülmesi gerekir..." gerekçesiyle görevli Mahkemede yargılama yapılmaması nedeniyle kaldırıldığı anlaşılmıştır.

Yine emsal mahiyette olduğıu değerlendirilen İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi .....Hukuk Dairesi'nin .....esas ve .....karar sayılı ilamında da "...Mahkemece yapılan araştırmada tarafların ticari işletmesi bulunduğuna ilişkin herhangi bir kayda ulaşılmamıştır. Zaten taraflarında bu yönde bir iddiası da bulunmamaktadır. Bunun yanı sıra asliye ticaret Mahkemesinin görevinin tayininde uyuşmazlığa konu mal ve/veya hizmetin türü ve ticari iş karinesi etkili değildir. Zira Türk Ticaret Kanunu ticari davayı ticari iş esasına göre değil, ticari işletme esasına göre belirlemiştir(Hukuk Genel Kurulunun 16/09/2015 tarih, 2014/1026 Esas ve 2015/1765 Karar).

Somut olaya konu dava, her iki tarafın ticari işletmesi ile ilgili olmadığından ticari dava niteliğinde değildir. Taraflar arasındaki hukuki ilişkinin taraflardan yalnızca birinin ticari işletmesi ile ilgili olması halinde dahi davanın ticari dava olarak kabul edilmesi mümkün değildir. Bunun yanı sıra eldeki dava,

TTK'nın 4/1. maddesinin alt bentlerinde sayılan dava türlerinden de değildir. Bu haliyle uyuşmazlığın çözümünde asliye ticaret mahkemesi görevli değildir. Taraflar arasında her hangi bir tüketici işlemi bulunmadığı da nazara alındığında HMK'nın 2. maddesi uyarınca eldeki davaya konu uyuşmazlığın çözümünde asliye hukuk mahkemesi görevlidir..." denilerek dava konusunun ticari araç olması halinde dahi ayrıca tacir sıfatının bulunup bulunmadığının araştırılması gerektiği, tacir olmayan şahıslar ile ilgili davalarda asliye hukuk mahkemelerinn görevli olduğuna dair karar verildiği anlaşılmıştır.

İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi .....Hukuk Dairesinin .....esas ve .....karar sayılı ilamında da "...Davaya konu somut olayda; İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığınca mahkemeye gönderilen bilgi yazısında davalının, kara yolu ile şehirlerarası yük taşımacılığı faaliyetinde bulunduğu, işletme hesabına göre defter tuttuğu, 2019 gelir vergisi beyannamesinde beyan edilen yıllık gayrisafi hasılatının, VUK md.177/2'de düzenlenen limiti aşmadığı, bu nedenle ticari araç sahibi olsa da faaliyetinin esnaf sınırları içinde kaldığı ve tacir sayılamayacağı anlaşılmaktadır. Bu nedenle davalının, esnaf faaliyet sınırı aşan faaliyette bulunduğunun tespit edilemediği ve davanın mutlak ticari davalardan da olmadığı gözetilerek Asliye Hukuk Mahkemesinin görevli olduğundan bahisle dava şartı yokluğundan davanın usulden reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir." şeklinde benzer yönde değerlendirme yapıldığı anlaşılmıştır.

Mahkememizce yapılan inceleme, toplanan deliller birlikte değerlendirdiğinde, davacının halef olarak davayı ikame ettiği dava dışı .....gelen yazı cevaplarına göre bilanço usulünde defter tuttuğu ve tacir olduğu fakat davalılar .....ile .....gelirinin esnaf işletmesi sınırını aşmadığı, vergi kayıtlarının bulunmadığı tacir sıfatının bulunmadığı anlaşılmıştır. Dava konusunun poliçeye göre ödeme yapan sigortacının haksız fiil hükümlerine göre ödenen bedelin rücuen tazmini istemine dayalı itirazın iptali istemi olduğu, dava konusu itibariyle mutlak ticari davalardan olmadığı, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili bir dava bulunmadığı, yukarıdaki içtihatlarda yapılan açıklama ve mevzuat değişikliği birlikte değerlendirildiğinde salt kazaya karışan aracın ticari araç olması durumunun davayı ticari dava haline getirmeyeceği, nispi ticari dava olarak bir davanın ticarî dava sayılabilmesi için, hem iki tarafın ticarî işletmesini ilgilendirmesi hem de iki tarafın tacir olması gerekli olduğu, özel yetkili olan Mahkememizce TTK 4. Maddede düzenlenen ticari davaların görülüp karara bağlanabileceği, davaya bakmaya genel yetkili mahkemelerin görevli olduğu hususları nazara alınarak 6100 sayılı HMK 115/2. Madde gereği davanın usulden reddi gerektiği kanaati ile karşı görevsizlik kararı verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.

HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı sebeplerle;

1.Davaya bakma görevi Bismil .....Asliye Hukuk Mahkemesinde olduğundan mahkememizin karşı görevsizliğine ve davanın usulden reddine,

2.Kararın istinaf yoluna başvurulmaksızın kesinleşmesi halinde RESEN YARGI YERİNİN BELİRLENMESİ İÇİN ilgili istinaf dairesine gönderilmesine,

3.Harç ve yargılama giderlerinin görevli mahkemece değerlendirilmesine,

Dair taraf vekillerinin yokluğunda verilen karara karşı, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun İstinafa ilişkin hükümleri doğrultusunda, kararın tebliğ tarihinden itibaren iki (2) haftalık süre içerisinde (HMK'nın 345. maddesi), mahkememize veya başka bir yer mahkemesine dilekçe ile başvurmak (HMK'nın 343. maddesi) ve istinaf harcı ile gerekli giderlerin tamamen ödemek (HMK'nın 344. maddesi) suretiyle, Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde İstinaf yolu açık olmak üzere açıkça okunup usulen anlatıldı.

Katip Hakim

© 2026 İçtihat Pro — ictihatpro.com  |  Bu belge bilgilendirme amaçlıdır. Resmi belge niteliği taşımaz.