Esas No
E. 2021/1213
Karar No
K. 2024/197
Karar Tarihi
Karar Sonucu
KALDIRILMASINA
Hukuk Alanı
Ceza Hukuku

T.C.

İSTANBUL

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

43. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO: 2021/1213

KARAR NO: 2024/197

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ: İSTANBUL 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ: 08/04/2021

NUMARASI: 2014/1222 Esas - 2021/318 Karar

DAVA: Ticari Şirket Ortaklığının Tespiti
İSTİNAF KARAR TARİHİ: 14/02/2024

Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün davacılar ve davalılar vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü; TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ

DAVA:

Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle ; müvekkillerinden ... ve ...’nın müteveffa ... ; yine müvekkilleri ..., ..., ..., ... ve ...’in müteveffa ... mirasçıları olduğunu, ... ’ın, ... dayısı olduğunu ve ikisinin birlikte 1986yılında tür değiştirerek "anonim şirket''olan ...'nin kurucu ortakları olduğunu, davalı ... ’ün 2001 yılında gazete ilanı ile ... AŞ bünyesinde işe alındığını ve taraflarla herhangi bir akrabalığı ve yakınlığı bulunmadığını, ...’ın 02/11/2013 tarihinde vefatı üzerine gelişen olaylarla ...’ün sahte ve hukuka aykırı işlemlerle usulsüzlük ve yolsuzluk gerçekleştirdiğini ve bu suretle aslında müvekkillerine isabet etmesi gereken hisselerin tamamının ... tarafından ele geçirildiğinin öğrenildiğini, davalı ...’ün, ... ’ın vefatından önce hastanede iken tüm hisselerini sahte belgeler tanzim etmek suretiyle ... , sonra ... devredilmiş gösterdiğini, yine bu hisseleri kardeşi ... gibi kendi nüfuzundaki kişilere devredilmiş gösterdiği ve nihayetinde şirketin tüm hisselerini kendi kontrolü altında aldığını, ... ait hisselerin ... devrine ilişkin hazirun cetvelleri ve sözleşmedeki imzaların ve ... ’ın sözleşmedeki imzasının sahte olduğunu, ... ’ın hisse devirlerinin gerçek irade dışında ve sahte olduğunu, kontra devir sözleşmelerinin baştan itibaren ... tarafından alındığını ya da şirket bünyesinde iken ... tarafından ele geçirildiğini, kontra devir sözleşmelerinin ... tarafından şirketin tüm hisselerini ele geçirme planı gereği kullanıldığını, Murisler ... ve ... , ... A.Ş. nezdindeki hisselerinin devrine ilişkin tüm sözleşmelerin hükümsüzlüğüne, iptaline, muris ... ve muris ...her birinin şirkette %50’şer paya sahip olduğu vaziyette vefat ettiklerinin kabulüne, murisler ... ve ... vefat tarihi itibarıyla hak sahibi oldukları şirket hisselerinin tamamının miras hisseleri uyarınca davacılar adına tesciline, bunun mümkün olmaması halinde dava değerinden az olmamak üzere şirketin toplam varlığına karşılık gelen gerçek piyasa değerinin tahsiline, davalıların hükümsüz ve yolsuz pay sahipliğine dayalı olarak elde ettikleri kar payı, huzur hakkı, maaş ve sair her türlü haksız kazancın şirketten çıkış tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte şirkete ödenmesine, davalıların sahte belgeler veya usulsüz eylem ve işlemler suretiyle şirketten veya murislerden elde ettikleri haksız kazancın veya uğrattıkları zararın davacı mirasçılara ödenmesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.

CEVAP

Davalılar vekili cevap dilekçesinde özetle ; Davacılardan ... mirasçılarının savları yönünden davalılara dava açmasının HMK m. 114/1 (h) madde hükmüne göre hukuki yararın bulunması şartını taşımadığını, ... AŞ yönünden oluşan işlemlerin, diğer davalı ... 'ün şirketi temsil ve ilzam yetkisi olmadığı, kendi miras bırakanları olan müteveffaların ... A.Ş.’yi tek başına temsil ve ilzama yetkili olduğu dönemde gerçekleştiğinden ... mirasçılarının müvekkil davalı ... ve ... AŞ aleyhine dava açmasında hukuki yararın bulunmadığını, bu sebeplerle davanın usul yönünden reddinin gerektiğini, 01/06/2013 tarihinde ... hisselerinin tamamının 27/05/2013 tarihli ilmühaberlerin ilgili mevzuata göre devri yoluyla ... 'e sattığını,. ...’ün yönetim kurulu üyeliğine ... AŞ’nin 16/05/2008 tarihli genel kurul kararı ile getirildiğini, ancak şirketi 3 yıl boyunca tek başına temsil ve ilzam yetkisinin yönetim kurulu başkam olma sıfatını taşıyan ... olduğunu, ...’ün mülga 6762 sayılı eski Türk Ticaret Kanunu’nun gelirmiş olduğu esaslara göre düzenlenmiş şirket esas mukavelesindeki zorunluluğun yerine getirilmesi ile sınırlı olarak yönetim kurulu üyeliğine atandığını, karar, temsil ve ilzam sürecinde eylemli biçimde yer almadığını ve almasının genel kurur kararı içeriği gereği mümkün olmadığını, ... AŞ ile ilgili tüm işlemlerin, tüm kararların, şirket yararına olan ve şirkete zarar verecek tüm hüküm ve eylemlerin tamamen ve sadece müteveffa ... tarafından gerçekleştirilmeye devam olunduğunu, ...’ın paylarını salıp devretmesinin akabinde 04/05/2009 tarihinde genel kurul toplantısı yapıldığını, çekişmesiz olarak ibra kararı verildiğini, ...'ün ... A.Ş.’nin yönetim kurulu başkanlığına getirildiğini hem o hem de dava dışı yönetim kurulu başkan vekili ...’in ... A.Ş.’yi tek başına temsil ve ilzam yetkisi ile donatıldığını, ...ın hisselerin büyük miktarının 19/03/2013 tarihinde devretmesine rağmen, bu tarihten sonra da yönetim kurulu başkan vekili sıfatıyla tek başına temsil ve ilzam yetkisi ile donatıldığını, sağlığının bozulması nedeniyle 07/03/2008 tarihinde bu hissesini ... devrettiğini, sağlığının bozulması nedeniyle 18/04/2008 tarihinde şirketle ilişiğini kestiğini, 03/05/2008 tarihinde vefat ettiğini, büyük hisse devrinin hastaneye yatmasından 5 yıl önce gerçekleşmiş olması ve isteği dışında senaryolanan şekilde hisseleri elinde alınmış olsa idi halen yönetim kurulu başkan vekili sıfatıyla şirketi temsil ve ilzama yetkili olarak donanımlı bulunduğu sırada sessiz kalmasının hayatın olağan akışına ters olduğunu, davacılar vekilinin iddiasının aksine eski TTK m. 520 hükmünün limited şirketler yönünden geçerli olduğunu ve bu maddenin ... A.Ş. yönünden uygulanmasının gerektirir bir esas mukavele hükmü de bulunmadığını, dava ikame süresi yönünden bu alanda getirilen sınırlamanın aşıldığını, davacıların şirkette pay sahibi olmamaları gerekçesiyle ikame edilecek iptal davası için yasanın aradığı sebeplerin bulunmadığını, davanın iptal davası olarak mütalaa edilmesi halinde davanın redde mahkum olduğunu, dava hükümsüzlük hallerine dayalı olarak mütalaa edilecekse, davacıların iddialarının kabule şayan olmadığını, şeklen veya işlemin özü itibarıyla emredici kurallara, dürüstlük kuralarına vs. aykırı bir iş ve işlemin bulunduğuna dair somut bir verinin mahkeme huzuruna getirilmediğini, davacılar vekilinin vergi borcuna ilişkin açıklamasının, 2005/2006/2007 yıllarına ilişkin Maliye Bakanlığının çıkardığı yasadan yararlanarak devlete toplamda 906.647,15-TL ödeme yapılmak zorunda kalındığını, o dönemde şirket yönetim kurulunda olmayan, şirketi temsil ve ilzama yetkili olmayan ...’ü sorumlu olmadığı, bu vergilerin ödenebilmesi için çekilen kredilerden dolayı suçlamanın mümkün olmadığını, davacılar vekili tarafından ileri sürülen, ...’ün fabrikada kalan %90 Özürlü ...’a gösterdiği söylenen insanlık dışı muamele açıklamasının kabulünün mümkün olmadığım. ... tarafından ... bakımı için gerekli ihtimamın gösterildiğini, fabrikadan zorla alınıp götürülene kadar her şeyiyle ilgilenildiğini, belirterek vekalet ücretinin ve yargılama giderlerinin davacılar üzerinde bırakılmasına, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, "...Tüm dosya ve deliller birlikte değerlendirildiğinde açılan dava, anonim şirkette yapılan hisse devirlerinin usulüne uygun olmayan, hileli ve muvazaalı işlemlerle yapılması nedeniyle hükümsüzlüğü ve hisselerin miras payları oranında tescili istemine ilişkin olup davalıların ... 31/12/1985 tarihinde tür değiştirerek tescil edilmiş olduğu, somut davada bu şirkete ilişkin hisse devirlerinin hükümsüzlüğünün iddia edildiği, davalı ... tarafından gerçekleştirilen hisse devirlerinin geçerli olup olmadığı hususu incelendiğinde öncelikle hisse devir işlemlerinin tarihleri gözetildiğinde 6762 Sayılı TTK hükümlerinin uygulanmasının gerektiği, sermayesi paylara bölünmüş anonim şirketlerde payların nama ve hamiline yazılı olabileceği, hisse senedi çıkarma zorunluğunun bulunmadığı, kıymetli evrak hükmünde bir belgeye bağlanmamı şolan payın çıplak pay olduğunun kabulünün gerektiği, çıplak payların devrine ilişkin TTK'da herhangi bir hüküm bulunmamakla birlikte hisse senetleri gibi devredilebileceği, alacağın temliki hükümlerine tabi olduğu, BK 162 vd. Maddelerine göre devrin gerçekleştiğinin belge asılları ile kanıtlanması TTK 416 ve 417 Md. Gereği devrin şirket yönetim kurulunca pay defterenie kayıt kararının alınmasının ispat yükü açısından gerekli olduğu (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 2001/10867 Esas - 2002/277 Karar 26/03/2002 tarih) somut davada hisse devirlerinin hükümsüzlüğü iddiasının incelenirken bu hususların mevcudiyetinin araştırılması gerektiği, çıplak payın devrinin alacağın temliki hükümlerine tabi olması nedeniyle yazılı şekle tabi olduğu, ayrıca devrin şirkete karşı hüküm ifade etmesi için usulüne uygun alınmış yönetim kurulu kararı gereği pay defterine kaydedilmesi gerektiği, pay defterine kaydın açıklayıcı ve bildirici özelliği olması nedeniyle ispat yükü açısından önem arzettiği, açıklanan hususlar doğrultusunda davalı şirkette davalı ...'ün 01.04.2002 tarihinde mühendis olarak çalışmaya başlamasından anonim şirkette tek pay sahibi olmasına kadar geçen süreçte gerçekleşen hisse devirleri incelendiğinde 2009 yılından önce tutulan bir pay defterinin mevcut olmadığı, davacıların murisleri ... şirketin kurucu ve hakim ortakları olup 27.06.2002 tarih itibariyle ... 22.500.000,00 TL ... 22.500.000,00 TL (%45'şer) hisse paylarına sahip iken ...'ün çalışmaya başladıktan 1 yıl sonra 19.03.2003 tarihinde 2.500.000.000 hisse ile şirkete ortak olduğu, fakat bu pay devrine ilişkin sözleşme olmadığı gibi pay defterine kayıt da bulunmadığı, 29.04.2009 tarihinde ... 40.000,00 TL'lik hissesinin çok büyük kısmı olan 30.000,00 TL'lik kısmın ...'e devredildiği, bu hisse devrine ilişkin belge aslının sunulduğu davalı tarafça iddia edilmiş ise de yapılan soruşturma ve ceza dosyaları kapsamı ile sabit olduğu üzere sözleşme aslının mevcut olmayıp ayrıca usulüne uygun alınmış yönetim kurulu kararı doğrultusunda pay defterine kaydın da mevcut olmadığı, ayrıca sözleşme fotokopisi incelendiğinde payların nominal değeri üzerinde devrin gerçekleştiğinin belirtildiği fakat şirketin malvarlığı gözetildiğinde devri bedelinin payın itibari değeri olarak gösterilmesinin hayatın olaağan akışına ters olup tarafların iradelerinde şüphe yarattığı, ayrıca sözleşmede devir bedelinin ödendiği yazılmış ise de dosya kapsamına bu yönde sunulan bir delil bulunmadığı, bir an için sözleşme aslının kaybolduğu düşünülse bile davalı tarafın gerek pay defteri, gerek devir bedelinin ödendiğine ilişkin delilleri ibraz ederek bunu kanıtlaması mümkün iken bunun ispat edilemediği, ...'ün 04.06.2013 ve 14.06.2013 tarihinde gerçekleştirdiği hisse devirlerinin ise yazılı temlik sözleşmesi ve pay defterleri ile ispat edilebildiği, murislerden ... 03.05.2008 tarihinde ... ise 02.11.2013 tarihinde vefat ettikleri, sunulu veraset ilamına göre davacı mirasçıların haricinde de mirasçıların bulunduğu ve bu nedenle davalı tarafın husumet itirazında bulunduğu fakat TMK 640/4 Md. Gözetildiğinde mirasçıların her birinin tek başına iş bu davayı açabilme hakkına sahip olması nedeniyle husumet itirazının reddine karar verildiği, 6762 sayılı TTK hükümleri göz önüne alındığında yaptırılan bilirkişi incelemeleri ile sabit olduğu üzere hisse devirlerinin usulüne uygun yazılı şekilde gerçekleştirilmediği, yazılı temlik beyanı olmadığı gibi pay devrinin şirkete karşı hüküm ifade etmesi için gerekli olan ispat hukuku açısından önemli pay defteri kaydının da mevcut olmadığı, devir bedellerinin ödendiğinin ispat edilmediği, devir bedeli olarak payların nominal değerlerinin yazılmış olmasının şüpheye yol açıp hayatın olağan akışına ters olması nedenleriyle usulüne uygun gerçekleştirildiği ispat edilmeyen devir işlemlerinin hükümsüzlüğüne ve şirket hisselerinin mirasçıların miras payları oranında tesciline karar vermek gerekmiş fakat buna ek olarak dava dilekçesinde kar payı, huzur hakkı vb. haksız kazanca ilişkin zararın tazmini talep edilmiş ise de miktar belirtilmeden gerekli harçlar yatırılmadan ve gerekçelendirilmeden talep edilen tazminat davası yönünden hüküm kurulmasına yer olmadığına karar vermek gerekmiş gerekçesi ile;

A) Murisler ... 2003 yılından ölüm tarihlerine kadar yapmış oldukları ... Tic.A.Ş. Nezdindeki hisse devir sözleşmelerinin hükümsüzlüğü ile İPTALİNE, Murisler ... 27/06/2002 tarihindeki her biri için 22.500-TL lik sermaye miktarları üzerinden şirket hissesine sahip olduklarının tespiti ile davacıların veraset ilamlarında belirlenmiş olan miras payları oranında şirket hisselerinin adlarına TESCİLİNE,B) Açılmış olan tazminat davasıyla ilgili olarak hüküm kurulmasına yer olmadığına," karar verilmiştir.Bu karara karşı davacılar vekili ve davalılar vekili tarafından ayrı ayrı istinaf başvurusunda bulunulmuştur.

İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:

Davacılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; davalı ...'ün hukuka aykırı ve gerçek dışı işlemlerle şirkette birçok usulsüzlük ve yolsuzluk gerçekleştirdiğini, bu suretle aslında davacı mirasçılara isabet etmesi gereken ... hisselerinin tamamını haksız biçimde ele geçirdiğini, yerel mahkeme ilamı ve dayanak bilirkişi raporları ile bu durumun sabit olduğunu, ...Tic.A.Ş.'nin gerçek sahipleri olan ... ileri yaşta ve sağlık sorunları ile karşı karşıya olması sebebiyle ...’ün, her geçen gün fiili hakimiyet alanını genişlettiğini, özellikle ... 2008 tarihinden itibaren başgösteren ve sonrasında ağırlaşan hastalığı döneminde usulsüz ve haksız işlemler konusunda çok daha cüretkar davrandığı görüldüğünü, ...'ün gerçekleştirdiği usulsüzlüklerle, hileli, sahte veya gerçek dışı belgelerle ve gerçek iradeleri yansıtmayan işlemlerle, çalışanı olduğu şirketin önce sembolik bir miktarını, akabinde %65’ini ve nihayet her iki ortağın vefatından sonra %100’ünü ele geçirdiğini, davalının vefat öncesinde ve sonrasında şirkete ve murislere ait banka hesaplarını ve kredi kartlarını usulsüz biçimde kullandığının da öğrenildiğini, yerel mahkemece bu iddialarının dikkate alınmadığını, bu hususta bilirkişi incelemesi ile rapor tanzim ettirilmediğini, neticeten şirkete ve murislere ait banka hesapları kapsamında müvekkillerinin uğramış olduğu zararın tespit edilemediğini, belirtilen sebepler neticesinde yerel mahkeme gerekçeli kararında ki A bendi hükmünün onanmasını, B bendi hükmünün ortadan kaldırılmasını, davanın tümden kabulüne karar verilmesini ve yargılama giderleri ile vekalet ücretinin karşı taraf üzerinde bırakılması talep ve dava etmiştir.

Davalılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; yerel mahkemenin hisse devrinin yazılı olması gerektiği yönündeki tespiti doğru ise de davanın konusunu oluşturan hisse devrinin zaten yazılı şekilde düzenlendiğini, belge aslının 25/02/2016 tarihli dilekçeleri ekinde mahkemenin 6856 sayılı kasa evrakı kapsamında mahkemeye sunulduğunu, mahkeme kasasına alındığını, bu işlem sonrasında hisse devir sözleşmesinin mahkeme uhdesindeyken kaybolduğunu veya belge aslının bilirkişilerin elindeyken kaybolduğunu, her iki halde de bu kayıptan kaynaklanan sorumluluğun belge aslını mahkemeye sunan davalı müvekkiline ait olmadığını, tüm bu hususlar dosya kapsamında yer aldığı halde bilirkişiler ve mahkemenin adeta bu sözleşme hiç yokmuş veya hiç sunulmamış gibi değerlendirme yaptıklarını, dava konusu uyuşmazlıkta bedelin ödenip ödenmediği konusunda niza bulunmadığından bu konuda ayrı bir delil veya belgenin sunulmamış olmasının doğal olduğunu, kaldı ki mahkeme uhdesinde iken kaybolan belgede açıkça "ödenmiştir" ibaresinin bulunduğunu, ödeme olgusu bu şekilde yazılı delille ispatlanmışken ödeme konusunda başka bir delil göstermenin gereğinin kendilerince anlaşılamadığını, ayrıca davacı taleplerine göre ret nispi vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken kısmen ret hükmüne göre maktu vekalet ücretine hükmedilmesinin usul ve Yasaya aykırı olduğunu, belirtilen sebepler neticesinde yerel mahkeme kararının kaldırılmasını, tehir-i icra kararı verilmesini, davanın reddine karar verilmesini ve yargılama giderleri ile vekalet ücretinin karşı taraf üzerinde bırakılmasını talep ve dava etmiştir.

GEREKÇE

Dava, davalı şirketin önceki hissedarları müteveffa ... şirketteki hisselerinin hileli yollarla davalı ...'ün ele geçirdiği iddiasıyla hisse devrine ilişkin sözleşmelerin, hükümsüzlüğüne / iptaline, murislerin şirkette %50 şer oranında payı olduğu halde vefat ettiklerinin kabulüne, murisler ... vefat tarihi itibarıyla hak sahibi oldukları şirket hisselerinin tamamının miras hisseleri uyarınca davacılar adına tesciline, bunun mümkün olmaması halinde dava değerinden az olmamak üzere şirketin toplam varlığına karşılık gelen gerçek piyasa değerinin tahsiline, davalıların hükümsüz ve yolsuz pay sahipliğine dayalı olarak elde ettikleri kar payı, huzur hakkı, maaş ve sair her türlü haksız kazancın şirketten çıkış tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte şirkete ödenmesine, davalıların sahte belgeler veya usulsüz eylem ve işlemler suretiyle şirketten veya murislerden elde ettikleri haksız kazancın veya uğrattıkları zararın davacı mirasçılara ödenmesine ilişkindir.Mahkemece davanın kısmen kabulü ile Murisler ... 2003 yılından ölüm tarihlerine kadar yapmış oldukları ... Tic.A.Ş. Nezdindeki hisse devir sözleşmelerinin hükümsüzlüğü ile İPTALİNE, Murisler ... 27/06/2002 tarihindeki her biri için 22.500-TL lik sermaye miktarları üzerinden şirket hissesine sahip olduklarının tespiti ile davacıların veraset ilamlarında belirlenmiş olan miras payları oranında şirket hisselerinin adlarına tesciline, Açılmış olan tazminat davasıyla ilgili olarak hüküm kurulmasına yer olmadığına karar verilmiş, karara karşı davalılar ve davacılar vekilince ayrı ayrı yukarıda yazılı gerekçeler ile istinaf isteminde bulunulmuştur.İstinafa konu uyuşmazlık temelde : davacıların aktif dava ehliyetinin bulunup bulunmadığı, davanın diğer mirasçıların davaya muvafakatları alınmadan yada terekeye temsilci atanmadan görülmesinin mümkün olup olmadığı noktasındadır. Anonim ortaklığın çıplak paylarının devri konusunda TTK bünyesinde bir hüküm bulunmamaktadır. Payın devredilebilirliği ilkesi uyarınca, çıplak payın da senede bağlanmış paylar gibi serbestçe devredilebileceği hususunda görüş birliği mevcuttur. Ancak payın serbestçe devredilebilirliğine getirilen kanuni ve iradi sınırlamalar kuşkusuz çıplak pay için de geçerlidir. Çıplak payın devri genel hükümler doğrultusunda yapılır. Uygulanacak hükümler payın bedelinin tamamen ödenmiş olup olmadığı hususuna göre değişir. Bedelinin tamamı ödenmiş çıplak payın devri genel hüküm niteliğindeki alacağın temliki hükümlerine göre gerçekleşir. Alacağın temliki tasarrufi bir işlem olduğu için, bununla çıplak pay devralana geçer. Şekil olarak bedeli tam ödenmiş çıplak payın devri, payın devredildiğini içeren yazılı bir temlik beyanının devralana verilmesi ile söz konusu olur. Anonim ortaklık payı bünyesinde çeşitli alacak hakları bulundurmaktadır. İşbu alacak haklarının devredilmesi eğer pay senede bağlanmamışsa, ancak BK'da düzenlenen alacağın temliki vasıtasıyla gerçekleşebilir. Alacağın temliki de yazılı şekilde yapılması geçerlilik koşuludur. Bu bağlamda çıplak pay alacağın temliki hükümlerine göre devredilebilir. Temlik ile çıplak pay devralana geçer. Taahhüt edilen payın karşılığını ödeme borcunun yanında, ortaklık haklarını da içeren bedeli tam ödenmemiş payın devri işleminin de yazılı şekilde yapılması zorunluluğu söz konusudur. Dolayısıyla bedeli tam olarak ödenmemiş çıplak payın devri yazılı bir devir beyanı ile birlikte anonim ortaklığın onayının alınması ile gerçekleşir. Anonim ortaklık adına devir işlemine onay vermeye eğer ana sözleşmede farklı bir düzenleme bulunmuyorsa yönetim kurulu yetkilidir.TMK'nın 640. maddesi uyarınca; murisin birden çok mirasçısının bulunması halinde, mirasın geçmesi ile birlikte paylaşıma kadar, mirasçılar arasında terekedeki bütün hak ve borçları kapsayan bir ortaklık meydana gelir. Mirasçılar terekeye elbirliği ile sahip olurlar ve terekeye ait bütün haklar üzerinde birlikte tasarruf ederler. TMK'nın elbirliği mülkiyetini düzenleyen 701-703. maddelerine göre; elbirliği mülkiyetinde ortakların belirlenmiş payları olmayıp her birinin hakkı, ortaklığa giren malların tamamına yaygındır. Ortakların hakları ve yükümlülükleri, topluluğu doğuran kanun veya sözleşme hükümleri ile belirlenir. Kanun veya sözleşmede aksine bir hüküm bulunmadıkça, yönetim ve tasarruf işlemleri için ortakların oybirliğiyle karar vermeleri gerekir. Elbirliği mülkiyeti; mülkiyete konu malın devri, topluluğun dağılması veya paylı mülkiyete geçilmesiyle sona erer. Terekeye dâhil Anonim Şirket hisseleri bakımından da durum aynıdır. Hisseler, mirasçılara iştirak halinde mülkiyet hükümlerine göre intikal eder (emsal Yargıtay 11. HD'nin 2021/1080 E- 2022/4810 K sayılı, 13.06.2022 tarihli kararı).

TTK'nın 494/2.maddesinde, şirket paylarının miras yoluyla intikali hâlinde mirasçıların, payların mülkiyetini derhal kazanacağı hükme bağlanmış olmakla birlikte mirasçıların hangi mülkiyet şekline göre payları iktisap edeceği düzenlenmemiştir. Mirasın intikali TMK'nın miras hükümlerine tabi olup mirasçıların terekeye dâhil mallar üzerinde el birliği şeklinde mülkiyet hakkına sahip olduklarına dair kural, anonim şirket hisseleri bakımından da geçerlidir. Esasen mirasçıların, terekeye dahil malları, mirasın açılmasıyla birlikte derhal iktisap edecekleri TMK'nın 599/2.maddesi gereğidir. Ancak mülkiyetin el birliği şeklinde olacağı aynı Kanun'un 640/2.maddesinde hükme bağlanmıştır. Bu genel kurallardan, terekede yer alan bir şirket hissesi bakımından ayrılmayı gerektiren özel bir durum yoktur.Somut olayda: Davacıların hak iddia ettikleri şirket hisseleri murisler ... miras olarak intikal etmesi gerekmekle davacılar ve diğer ortaklara geçecek paylar elbirliği mülkiyet hükümlerine tabidir. Anonim şirketlerde paylar, paydaşın ölümü halinde, kendiliğinden iştirak hâli çözülerek mirasçılara intikal etmez. Bunun için öncelikle miras taksim sözleşmesinin yapılması veya TMK’nın 2. maddesine uygun şekilde, yazılı taksim sözleşmesine eşdeğer bir halin varlığının kanıtlanması ve mirasçılarca bu suretle şirkete başvurulması gerekir. Ancak somut olayda bu hallerin gerçekleştiğine dair bir iddianın ve belgenin bulunmadığı görülmektedir. Bu durumda elbirliği mülkiyeti henüz müşterek mülkiyete dönüşmediğinden ve TTK 477. maddesi uyarınca mirasçılar arasında taksime ilişkin anlaşma bulunmadığından talebin bu yönününden davanın terekelere atanacak temsilci huzuruyla görülmesi yada tüm mirasçıların muvafakatlarının sağlanarak davanın yürütülmesi gerekmektedir. (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 02/11/2022 tarih ve 2021/3662 E. - 2022/7682 K, 2016/11526 e. 2018/4926 kararları) İlk derece mahkemesince eldeki uyuşmazlıkta TMK 640/4 maddesi gereği davacıların bu davayı açabileceklerinden husumet itirazının reddine karar verilmiş ise de, bu hükmün terekedeki hakların korunmasınına ilişkin talepler hakkında uygulanabileceği, mülkiyet değişikliğine ilişkin tasarruf taleplerinde uygulanma imkanı bulunmadığı anlaşılmaktadır. Elbirliği mülkiyetinde bir paydaş tek başına koruma amacı olup tasarruf amacı bulunmayan el atmanın önlenmesi davasını muvafakat ve izin almadan açıp yürütebilir. (TMK 640/4 ve 702/4 ) Oysa mülkiyet değişkilği talepli eldeki dava koruma amaçlı bir dava olmayıp doğrudan tasarruf amacı bulunmaktadır. TMK’nın 640. maddesi uyarınca, mirasçılar arasında iştirak halinde mülkiyet hükümleri geçerli olup, mirasçılar tereke üzerinde ancak oybirliği ile tasarruf edebileceklerinden bu talep yönünden davanın davalı murisler ... ve ilk derece mahkemesi kararından sonra vefat ettiği anlaşılan ...'ın davacılar dışındaki diğer mirasçıların muvafakatlarının sağlanması veya TMK'nın 640/3 maddesine göre yetkili mahkemece terekeye temsilci tayin ettirilmesi suretiyle görülmesi gerekirken anılan husus nazara alınmaksızın işin esasının incelenmesi doğru olmamıştır. Kabule göre de; davacıların dava açılışında taleplerini ayırıştırmadan 2.100.000 TL dava değeri bildirerek harç yatırdıkları, mahkemece davacılara her bir talebini somutlaştırması ve her bir kalem için yatırdığı harcı ayrı ayrı bildirmesi, eksik harç varsa ikmal ettirerek oluşacak duruma göre bir karar vermesi gerekirken hüküm kurulmasına yer olmadığına dair karar verilmesi de isabetli olmamıştır.

HMK'nın 355. Maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda, Mahkemece eksik inceleme ile davanın sonuçlandırılması isabetli görülmemiş, kaldırma sebeplerine göre davacı ve davalıların diğer istinaf sebepleri incelenmeksizin davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak, davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine dair aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.

HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle:1-Davacılar ve davalılar vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ İLE, istinaf incelemesine konu İlk Derece Mahkemesi kararının HMK'nın 353(1)a-6 maddesi uyarınca USULDEN KALDIRILMASINA, davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine,2-Davacılar ve davalılar tarafça yatırılan istinaf karar harcının istemi halinde kendisine iadesine,3-İstinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin İlk Derece Mahkemesince yapılacak yargılama sırasında değerlendirilmesine, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 362(1)g maddesi uyarınca kesin olarak oy birliğiyle karar verildi. 14/02/2024

© 2026 İçtihat Pro — ictihatpro.com  |  Bu belge bilgilendirme amaçlıdır. Resmi belge niteliği taşımaz.

İçtihat Pro Blog