20. Hukuk Dairesi
T.C.
İZMİR
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
20. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO : 2021/1349
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : İZMİR FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 08/06/2020 (Dava) - 16/06/2021 (Karar)
NUMARASI : 2020/41 Esas - 2021/96 Karar
İstinaf incelemesi için dairemize gönderilen İzmir Fikri ve Sinai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 16/06/2021 tarihli 2020/41 Esas ve 2021/96 Karar sayılı dosyasının incelemesi tamamlanmış olmakla HMK'nın 353. ve 356. maddeleri gereğince; dosya içeriğine ve kararın niteliğine göre sonuca etkili olmadığından duruşma yapılmasına gerek görülmeden dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda; GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin 01/12/1986 tarihinde ... unvanını İstanbul adresinde şahıs şirketiyle ticari hayatına başlayarak kullanmaya başladığını, hissedarının ise 2000 yılında İzmir’de faaliyete başladığını, müvekkilinin 2003 yılında Sicil gazetesinde yayınlayarak ticari şirket haline geldiğini, 31/03/2009 tarihinde 149 marka bülteni ile marka tescili olarak tescillediğini, şirket adına ... web sayfasında düzeleme yapılırken davalı şirketin “...” markasını http://... adresinde kullanımları ile ilglii davalı şirket yetkilisi ile yapılan görüşmede marka ve unvanın değiştirilmesi ile ilgili olumsuz yanıt aldıklarını, Karşıyaka 2.Noterliği’nin 11/05/2020 tarihli 06757 yevmiye numarası ile ihtarname gönderilerek ‘’...” markası ile ilgili tüm kayıtlarının değiştirilmesini istediklerini, davalı tarafından unvan olarak kullandıklarını marka olarak kullanım olmadığını, mal ve mamül üretilmediği şeklinde yanıt verdiklerini, müvekkilinin yaptığı araştırmalarda davalının aynı alanda marka kullanımı yaptığını, marka haklarına tecavüz edildiğini belirterek, ... ibaresinin ticari unvandan terkinini, marka hakkına tecavüzün ve haksız rekabetin önlenmesini, karar özetinin Türkiye’de yayın yaapan 5 büyük gazeteden birinde bir defaya mahsus ilanını talep ve dava etmiştir.
CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkilinin ... ibaresini sadece ...-... ... Ticaret Odası sicil numarası ile 28/08/2008 tarihinde işyeri unvanı olarak kullanmak için tescil ettirdiğini, diğer firmanın marka tescil tarihi öncesinde de bu unvanı kullandığını. ... ibaresi müvekkil firmanın ilk yetkilisi ve kurucu ortağı olan ...’IN isminin kısaltması olan ‘’...’’ ve kimyanın kısaltması olan ‘’...’’ in birleşmesiyle oluştuğunu. Müvekkilinin karşı tarafı taklit etme gibi bir amacı olmadığını, ... ibaresi kullanılarak piyasaya hiçbir mal veya mamul üretilmediğini belirterek, davanın reddini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI :
Mahkemece, ''...davacı markasının asli unsurunun ... olduğu, davalının ticaret ünvanının asli unsurunun da "..." ibaresi olduğu, davalı şirketin çalışma konusu ile davacı markasının emtiya ve hizmetlerinin aynı olduğu anlaşılmıştır. Davacının dava dilekçesinin deliller kısmında bildirdiği URL'ler incelendiğinde facebook adlı sosyal medya sitesindeki davalı firmaya ait videoda halı altına sıkılan kimyasal ürünün ... KİMYA ibaresinin yer aldığı, yine belirtilen sitelerde davalının ... KİMYA şeklinde ticaret ünvanını aşar şekilde markasal olarak kullanıldığı, davalının cevap ve 2. Cevap dilekçelerinde bu sitelerin kendilerine ait olmadığına ilişkin herhangi bir beyanda bulunmadığı gibi sitelerin isminde gerekli düzenleme yaptıklarını belirtmişlerdir. Dosyaya alınan 05/03/2021 tarihli raporda facebook görüntülerinde ... KİMYA ibaresi kullanıldığı, yine video içeriği üründe ... KİMYA ibaresinin yazılı olduğu, videoya yapılan yorumda ... KİMYA isimli profile hitaben ... bey adlı kişiye teşekkür edildiği, ... KİMYA hesabının buna cevap verdiği, bu husulardan ... KİMYA isimli hesap sahibinin davalı firma sahibi ... olduğunun kanaat edinildiği, her ne kadar bilirkişi raporunda bu hususa değinmemiş ise de bu eksikliğin giderilebilecek nitelikte olduğu, hukuki değerlendirmenin hakime ait olduğu, internet sitesi görüntülerinde davalının ... ibaresini markasal olarak kullandığı, davalının bu kullanımlarının ticari unvanı aşar mahiyette olduğu ve davacı markasına tecavüz ve haksız rekabet oluşturduğu anlaşılmıştır...'' gerekçesiyle; ''...Davacının, davasının KISMEN KABULÜ ile, Davalının, "..." ibaresinin ticaret ünvanını aşar şekilde markasal olarak kullanımının davacı markasına tecavüz ve haksız rekabet oluşturduğunun TESPİTİNE, ÖNLENMESİNE, Davacının, davalının ticaret ünvanındaki "..." ibaresinin terkin talebinin REDDİNE, Karar kesinleşmesi ile masrafları davalıya ait olmak üzere hüküm özetinin ulusal çapta yayın yapan bir gazetede ilanına, davacı tarafa kararın kesinleşmesinden itibaren 3 ay içerisinde başvurması gerektiğinin ihtarına, aksi halde ilan hakkının düşeceğine...'' şeklinde karar verilmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİ :
Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; davacı müvekkili şirketin davalı şirketin varlığından ve unvanında “...” ibaresini kullandığından dava açmadan kısa bir süre önce haberdar olduğunu, nitekim Karşıyaka 2.Noterliği’nin 11.05.2020 tarih, 06757 yevmiye sayılı ihtarnamesinde..; “ ...” markasının davalı şirketçe kullanıldığı ve ticari marka olarak unvanda kullanıldığının yeni öğrenildiği ve 05.06.2020 tarihli dava dilekçesinin 5 nolu bendinde..; davalı şirketin “...” ibaresini marka ve unvan olarak kullandığı husususun Nisan 2020 sonunda internet araştırması sırasında öğrenildiğinin açıkça belirtildiğini, red kararının gerekçesinde yer alan “makul süre” olgusunun , durumun davacı müvekkili şirket tarafından öğrenildiği tarihten itibaren başlayacak şekilde değerlendirilmesi gerekirken, sanki baştan beri davacı müvekkili şirket tarafından bilindiğine yönelik bir algı ile karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, 01.01.2021 tarihli bilirkişi raporunun sonuç kısmında..; SMK 7/3-e bendi uyarınca davalı şirketin ticaret unvanında kılavuz unsur olarak, davacı şirketin markasının esas unsuru olan “...” ibaresini kullanmasının marka hakkını ihlâl ettiği ve terkin koşullarının oluştuğu yönünde kanaat beyanı sunulduğunu, bilirkişi raporunda da özellikle belirtildiği üzere müvekkili davacı şirkete ait “...” ibaresinin, davacı şirketin markası ve esas unsuru olduğunu, davalı şirketin, “...” ibaresini davacı şirketin tescilli marka hakkını ihlâl eder şekilde unvanında kılavuz unsur olarak kullanmasının dahi terkin edilmesi için yeterli sebep olduğunu belirterek kararın “red” kısmının istinafı ile davanın kabulüne, yargılama gideri ve vekalet ücretinin davalı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; Yerel mahkemenin kararında markasal kullanımın somut olarak tespitini yapmadığını, müvekkili şirketin markasal kullanıma konu mamülün piyasaya arzının şart olduğunu, aksi halde piyasada tespiti yapılmayan ürünün, sırf bir videoda kullanıldığının tespitinin somut bir tespit olmadığını, özellikle müvekkili şirket defterleri incelendiğinde markasal kullanıma dair hiç bir ürün tespiti yapılmadığını, müvekkili şirketin bu ... ibaresini sadece ünvan olarak kullandığını, bahsi geçen videodaki ürünün de piyasada tespiti yapılmadığını, böyle bir ürünün bulunmasının da imkansız olduğunu, iş bu nedenle mahkeme kararının dayanak olarak sunduğu hususun soyut delilden öteye gitmediğini, özellikle ticari faaliyetinin tespiti ile arz olan ürünün bulunmamasının markasal kullanımın olmadığını gösterdiğini, tescil ve ilân edilen ticaret unvanını kullanma hakkının sadece sahibine ait olduğunu (TK m. 50), tescilli bir ticaret unvanının yasal mevzuata uygun olarak kullanılması başkasının marka hakkını ihlâl etmeyeceği gibi haksız rekabet de oluşturmayacağını, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 03.12.2007 tarih, 2006/12923 E., 2007/15181 K.sayılı içtihadında belirtildiği üzere, her iki korumanın da yan yana devam edebildiğini ve birinin, diğerine üstünlüğü bulunmadığını, tüm bu durumlara dikkat edildiğinde müvekkilinin ünvan olarak kullandığı ve haksız rekabete sebep olmayacak şekilde işlem yaptığının açıkça ortada olduğunu, davacının markasının tescili tarihi itibariyle de müvekkilinin ünvanı hali hazırda mevcut olup, bu markanın müvekkilinin ünvanından üstün tutulmasının büyük haksızlığa sebep olacağını, Yargıtay 11.Hukuk Dairesi’nin 2018/3442 E. 2019/8138 K. sayılı kararında da belirtildiği üzere ilk derece mahkemesinde marka tecavüzü sebebiyle açılmış olunan davaya karşı verdiği kararın; dava konusu olayda haksız yararlanmanın olmadığını, iltibas açısından zarara uğratmadığını, taraflarından da ilgili işe göre piyasada mal ve mamul üretimi olmadığı belirtilen değerlendirmede, davacı taraf istinaf başvurusu somut dayanaktan yoksun olup reddi gerektiğini belirterek kararın “kabul” kısmının istinafı ile davanın reddine , yargılama ve vekalet ücretinin davacı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE
Dava, markaya tecavüzün ve haksız rekabetin önlenmesi ve ... ibaresinin ticari ünvandan silinmesi talebine ilişkindir. İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiş olup, karar davacı vekili ve davalı vekili tarafından istinaf edilmiştir.
1.Davalı Vekilinin İstinaf Başvurusu Yönünden Yapılan Değerlendirmede:
Dosya kapsamındaki bilgi ve belgelerin incelenmesinde mahkemece davacıya ait marka kayıt ve belgelerinin getirtildiği, davacının bahse konu marka için kurum nezdinde 24/07/2007 tarihinde başvuruda bulunup anılan markayı "..." olarak 30/01/2009 tarihinde adına tescil ettirdiği, davacı markasının asli unsurunun ... olduğu, davalının ticaret ünvanının asli unsurunun da "..." ibaresi olduğu, davalı şirketin çalışma konusu ile davacı markasının emtiya ve hizmetlerinin aynı olduğu anlaşılmıştır.
Yasa ve yerleşik uygulamaya göre, ticaret unvanının ve ticari işletme adının sırf tescil olunması tek başına marka tecavüzü sayılmayıp, tescil edilen işletme ünvanının sahibi adına korunan marka ile karıştırılabilecek şekildeki kullanımlarının marka hakkına tecavüz teşkil edeceği; bir ticaret unvanının, daha önceden tescil olunan bir markanın tescilli olduğu alanda kullanımı halinde, söz konusu kullanımın markanın işlevleri kapsamında, mal ve hizmetlerin ticari kökeni de dahil, ticari işletmeler arasında karıştırılma ihtimaline yol açması halinde söz konusu kullanım marka hakkına tecavüz olarak kabul edilmesi gerektiği açıktır.
Dosya kapsamına göre, dosyadaki görsellere ve sosyal medya kullanımlarına, internet sitesi görüntülerinde davalının ... ibaresini ticari unvanı aşar mahiyette markasal olarak kullanıldığı ve davacı markasına tecavüz ve haksız rekabet oluşturduğu anlaşılmıştır.aynı ibare ile ürün tanıtımı yaptığı, kimyasal ürünleri ürettiği ve tanıtımının yaptığı ürünlerin hitap ettiği kitlenin aynı olduğu, kimyasal ürünlerin davalının ticaret unvanını davacının tescilli markasına tescil kapsamındaki mal ve hizmetler yönünden ayırt ediciliği sağlayıcı bir işaret olarak kullandığı, davalının davacının malları, iş ürünleri, faaliyetleri veya işleri ile karıştırılmaya yol açan şekilde internet ortamında ürünlerini tanıttığı, belirtilen şekilde işaretin markasal kullanımının davacının marka hakkına tecavüz oluşturacağı, davalının bu şekilde ticaret unvanının tescilli marka ile karıştırılmaya yol açacak şekilde kullanılması halinin marka hakkına tecavüz olarak kabul edilmesi gerektiği; bununla birlikte, “...” ibaresinin hem davacı şirketin hem de davalı şirketin ticaret unvanının kılavuz unsurunu oluşturduğu, aynı zamanda davacının markasının da bu şekilde kayıtlı olduğu ve kullanıldığı, yukarıda belirtildiği üzere salt marka ve ticaret unvanları arasında benzerlik halinde ticaret unvanının kılavuz sözcüğünün terkin edilmesini gerektirmesede, davalının ünvanını markasal olarak kullandığı, davacı ve davalı şirketlerin faaliyet alanlarının da aynı ya da benzer olduğu, bu hususun davacının tescilli markasına tecavüz oluşturduğu anlaşıldığından davalı vekilinin tüm istinaf itirazlarının esastan reddi gerekmiştir.
2.Davacı Vekilinin İstinaf Başvurusu Yönünden Yapılan Değerlendirmede:
Davalının ticaret ünvanını yukarıda belirtildiği üzere davacının markasına tecavüz oluşturacak şekilde markasal olarak kullanımı nedeni ile TTK'nın 52/1 maddesi ve TTK'nın 54/2 maddesi hükmü uyarınca davalının ticaret unvanından “...” ibaresinin terkini koşulları oluştuğundan her ne kadar davacı, iltibasa neden olan ticaret ünvanının terkinini isteyebilme hakkına sahip ise de; ilgili Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin yerleşmiş uygulamalarına göre, böyle bir davanın makul sürede açılması gerektiği, Ticaret ünvanları tescil ve ilana tabi bulunduğundan makul sürenin hesabında bunun da nazara alınarak makul sürenin geçirilmesi halinde sessiz kalma nedeni ile hak kaybı oluşacağından terkin talebinin dosya kapsamına göre değerlendirilmesi gerektiği anlaşılmıştır.
Somut uyuşmazlıkta, her ne kadar her iki tarafın ticaret ünvanının esas unsurları benzer ise de, davalının ünvanının 28/08/2008 tarihinde ... Ticaret Siciline tescil ile 03/09/2008 tarihli ticaret sicili gazetesinde ilan edilmesinden sonra yaklaşık 12 yıl sonra 11/05/2020 tarihli ihtarından sonra 08/06/2020 tarihinde dava açıldığından, kendisini mevcut ünvanı ile tanıtan davalının ünvanının terkini istenemez. Bu itibarla mahkemece davalı ünvanının terkini talebinin reddine karar verilmiş olmasının isabetli olduğu, davalı şirketin “...” ibaresini 2008 yılında ticaret sicili gazetesinde ilan ile kullandığı, uzun süre anılan ibareye ilişkin yatırımlar yaptığı; marka vekili bilirkişiden ayrıntılı bilirkişi raporu alındığı; mahkemenin kararının dayandırdığı emsal içtihatların dosya kapsamına ve somut olaya uygun olduğu, ibarenin davalının ticaret ünvanından silinmesi talebinin reddi kararında ve gerekçesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı anlaşılmakla, davacı vekilinin bu yöne ilişkin istinaf itirazının esastan reddi gerekmiştir.
Yukarıda açıklanan nedenlerle, HMK 355. madde gereğince istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle ve kamu düzenine ilişkin hususlarla sınırlı olarak yapılan inceleme neticesinde; davacı vekili ve davalı vekilinin istinaf itirazlarının HMK’nın 353/1-b.1. maddesi gereğince esastan reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
1.Davacı vekili ve davalı vekilinin İzmir Fikri ve Sinai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 16/06/2021 tarihli 2020/41 Esas ve 2021/96 Karar sayılı kararına yönelik istinaf itirazlarının HMK’nın 353/1-b.1. maddesi gereğince ayrı ayrı ESASTAN REDDİNE,
2.İSTİNAF AŞAMASINDA; Davacıdan alınması gereken 427,60-TL istinaf karar harcından peşin alınan 59,30-TL'nin mahsubu ile eksik kalan 368,30-TL'nin davacıdan alınarak Hazineye gelir kaydına (harç işlemlerinin ilk derece mahkemesince yerine getirilmesine), Davalıdan alınması gereken 427,60-TL istinaf karar harcından peşin alınan 59,30-TL'nin mahsubu ile eksik kalan 368,30-TL'nin davalıdan alınarak Hazineye gelir kaydına (harç işlemlerinin ilk derece mahkemesince yerine getirilmesine),
3.Davacı ve davalı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendisi üzerinde bırakılmasına,
4.HMK 333.maddesi uyarınca karar kesinleştiğinde varsa taraflarca yatırılan gider avansından kalan bakiyenin yerel mahkemece hesaplanarak ilgili olduğu tarafa iadesine,
5.İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından vekalet ücretine hükmedilmesine yer olmadığına,
6.Kararın, Dairemizce taraflara tebliğine, Dair; dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde HMK'nın 361. maddesi uyarınca gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 2 haftalık süre zarfında Yargıtay’a temyiz yolu açık olmak üzere oybirliği ile karar verildi. 29/02/2024