4. Hukuk Dairesi
4. Hukuk Dairesi 2010/3581 E. , 2010/4559 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacı ... tarafından, davalı ... ve diğerleri aleyhine 02/11/2009 gününde verilen dilekçe ile manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; idari yargı yerinin görevli olduğuna dair verilen 13/01/2010 günlü kararın Yargıtay’ca incelenmesi davacı ile davalı ... vekili taraflarından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
Dava, Adli Yargı Adalet Komisyonu karar gerekçesinde yer alan sözlerle kişilik haklarına saldırıdan dolayı uğranılan manevi zararın ödetilmesi isteğine ilişkindir. Yerel mahkemece, Adli Yargı Adalet Komisyonu’nun idari bir organ olduğu ve kararlarına karşı Adalet Bakanlığı aleyhine idari yargı yerinde dava açılabileceği gerekçe gösterilerek, mahkemenin görevsizliği nedeniyle dava dilekçesi reddedilmiş; karar, davacı ile davalılardan ... tarafından temyiz olunmuştur.
Davacı, Adli Yargı Adalet Komisyonu karar gerekçesinde yer alan sözler nedeniyle, bu kararda imzası bulunan davalı hakimler ile yazı işleri müdüründen manevi tazminat istemektedir. Davacının isteği verilen kararın usulsüzlüğü veya iptaline ilişkin olmayıp karar metninde yer alan sözlerin uygunsuz ve davacının kişilik değerlerine zarar verdiği iddiasına dayanmaktadır. Bu durumda davalıların, idari görevleri sırasındaki kişisel kusurları ile gerçekleştirdikleri haksız eylem nedeniyle manevi tazminat istendiğinin kabul edilmesi gerekir.
Anayasa'nın 129/5. maddesi ile 657 sayılı Devlet Memurları Yasası'nın 13/1. maddesi gereğince memurlar ve diğer kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken kusurlu eylemleri nedeniyle oluşan zararlardan doğan tazminat davaları, kendilerine rücu edilmek kaydıyla ve yasada gösterilen biçim ve koşullara uygun olarak idare aleyhine açılabilir. İdare aleyhine böyle bir davanın açılabilmesi, hizmet kusurundan kaynaklanmış, idari işlem ve eylem niteliğini yitirmemiş davranışlar ile sınırlıdır. Kamu görevlisinin, özellikle haksız eylemlerde, Anayasa ve özel yasadaki bu güvenceden yararlanma olanağı bulunmamaktadır.
Davacı, davalı gerçek kişilerin kişisel kusurlarına dayandığına, davada kamu kurumu davalı olmadığına ve idari yargı yerlerinde gerçek kişiler hakkında dava açılamayacağına göre, dava konusu eylemden dolayı davacının uğradığı zararın davalıların kişisel kusuru nedeniyle gerçekleşip gerçekleşmediği araştırılarak varılacak sonuca uygun bir karar verilmesi gerekir. Yerel mahkemece, açıklanan yönler gözetilmeyerek, yerinde olmayan gerekçeyle yazılı biçimde karar verilmiş olması usul ve yasaya uygun düşmediğinden kararın bozulması gerekmiştir.