7. Hukuk Dairesi
7. Hukuk Dairesi 2022/7393 E. , 2024/1244 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ : Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi
İLK DERECE MAHKEMESİ : Düzce 3. Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki paydaşlar arasında el atmanın önlenmesi ve ecrimisil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacı vasisi tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun HMK'nın 353/1-b-1 inci maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vasisi vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA
Davacı/kısıtlı vasisi; davacı ve davalıların kardeş olup dava konusu yerlerin babalarından intikal ettiğini, ancak davalıların fındık mahsulünü kendileri toplayıp davacının tarlalara girmesine engel olduklarını, intikal eden yerleri davalıların pay ettiklerini, ancak davacıya düşen yerlerin çok değersiz ve az olduğunu, Düzce 3. Noterliği aracılılığıyla gönderilen 18/03/2005 tarihli ihtarnameye davalılarca cevap verilmediği gibi halen bu yerlerin kullanılmaya devam edildiğini, ihtarname sonrasında Düzce 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2007/440 Esas sayılı dosyası ile davacı ... tarafından açılan ecrimisil istemli davanın reddedildiğini, hatta o davadaki karar düzeltme istemlerinin miktar yönünden Yargıtay'ca reddedilmesi nedeniyle büyük hak kaybına uğrandığını ileri sürerek; Düzce ili, Merkez ilçesi, Boğaziçi Yeşilköy Köyü, 129, 138, 295, 71, 127 ve Kabalak Köyü 101 ada 18 parsel ile Güldere Köyü 126 ada 15 parsel sayılı taşınmazlara davacının hissesi oranında davalılarca yapılan müdahalenin men'ine, fazlaya ilişkin haklar saklı tutularak muris anneleri ...'ın vefat ettiği 2002 tarihinden itibaren hesaplanacak ecrimisilin yasal faiziyle davalılardan tahsilini talep etmiştir.
II. CEVAP
1.Davalı ... vekili: 18.03.2005 tarihli ihtarnamenin zamanaşımına uğradığından hükümsüz olduğunu, davacının aynı konuda birden fazla açtığı davaların yerel mahkemelerce reddedilip derecattan geçip onanarak kesinleştiğini, kesinleşmiş mahkeme kararları karşısında yeniden aynı konuda dava açma hakkı bulunmadığını, gayrimenkullerin yıllar öncesinde rızai taksimle pay edilip her mirasçının kendi payını tasarruf ettiğini, davacıya ayrılan paylara kimsenin müdahalesi olmadığını, kendisine düşen yerlerde gerekli bakım ve onarımı yapmamasına rağmen yılda ortalama iki ton fındık mahsulü aldığını ileri sürerek; davanın reddini savunmuştur.
2.Davalılar ..., ... ve ...; davalı ... vekilinin verdiği cevap dilekçesiyle aynı içerikteki dilekçeleriyle davanın reddini savunmuşlardır.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; "...Keşif esnasında yapılan incelemede, 138 parsel sayılı taşınmazda beş adet yapının bulunduğu, kısıtlı davacı ... ve eşi olan vasisinin bu evlerden birisinde ikamet ettiğinin tespit edilip tanıkların ve vasinin beyanlarıyla da bu durumun teyit edildiği, 127 parsel sayılı taşınmazın fiilen mezarlık olarak kullanılmakta olup haksız işgalin söz konusu olmadığı, davacı vasisinin 23/10/2018 tarihli celsede "Biz ...'deki kendi hissemize düşen yeri kullanıyoruz." şeklindeki beyanında belirttiği taşınmazın 126 ada 15 parsel sayılı taşınmaz olup, vasinin kendi ikrarı ile taşınmazı kullandıklarını ifade ettiği, bu taşınmaz yönünden de davacının ecrimisil ve elatmanın önlenmesini talep edemeyeceği, bu üç taşınmaz dışında ... Köyü 129, 71, 295 parsel ile 101 ada 18 parsel sayılı taşınmazlar açısından ise davacı tarafın tıpkı Düzce 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2007/440 Esas, 2014/86 Karar sayılı dosyasında olduğu gibi dinlenen tanıkların taşınmazların kulanım biçiminin tam nasıl olduğunu, fiili taksimden söz edilmekle birlikte parsel bazında ne şekilde fiili taksim bulunduğunu, kimlerin hangi taşınmazları kullandığını bilmediklerini belirttikleri, taşınmazların davacı tarafından kullanımına davalılarca engel olunduğunun, buna mukabil sadece davalılar tarafından kullanıldığının somut ve net biçimde ispat edilemediği, davacı tarafın tanıktan başka bir delile de dayanmadığı, 2007/440 Esas, 2014/86 Karar sayılı dosyasındaki durumla mahkememiz dosyasındaki (ecrimisil istenen dönemler farklı olmakla birlikte) vakıalar ve ispat vasıtaları açısından arada farklılık bulunmayıp, dinlenen tanıkların dahi aynı doğrultuda beyanda bulundukları, 2007/440 Esas, 2014/86 Karar sayılı ilamın Yargıtay 1. Hukuk Dairesince onanarak, karar düzeltme isteminin reddedilmesiyle 15.06.2016 tarihinde kesinleştiği, bunlardan da önemlisi, davacı tarafın bizzat dava dilekçesinde kendi aralarında babalarından kalan yerleri pay ettiklerini ancak kendisine düşen yerlerin çok değersiz ve az olduğunu beyan ederek fiili paylaşım durumunu bizzat kabul ettiği, fiili taksim durumunda paydaşlardan birinin sonradan kendisine düşen yerlerin az veya değersiz olduğunu iddia ederek diğer paydaşlardan ecrimisil ve elatmanın önlenmesi talebinde bulunmasının mümkün olmadığı...." gerekçesiyle; davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vasisi istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacı vasisi; davacıya miras kalan hisseleri davalıların kullandırmadıklarını, çok kez uyarıda bulundukları halde fındıklık olan taşınmazın dahi semerelerinden faydalanamadıklarını, fındıklıktan faydalanmanın intifadan men koşuluna bağlı olmadığını, ecrimisil bedeline ilişkin hesaplamalara itirazlarının mahkemece değerlendirilmediğini, harici taksim sözleşmesi olup olmadığının özenle incelenmesi gerektiğini, oysa rızaya bağlı taksimin söz konusu olmadığını, davalıların aralarında yaptıkları paylaşıma davacının katılmadığını ve sonradan icazet de vermediğini, tüm paydaşları bağlayıcı bir taksim sözleşmesi bulunup bulunmadığının, kimin ne şekilde taşınmazları kullandığının mahkemece re'sen incelenmesi gerektiğini, eksik incelemeyle yapılan tahkikat sonucu verilen hükmün usul ve yasaya aykırı olduğunu, haksız işgalcinin kusurlu olup olmamasının önem arz etmediğini, davacının 126 ada 14 parseli kullandığı yönünde beyanda bulunulduğu halde hatalı olarak 15 parseli kullandığının yazıldığını, dava dışı çok sayıdaki taşınmazın davalılar adına tespit ve tescil edilmiş olduğunu, eğer harici bir taksim yapılmış olsa idi bu parsellerin de bir taksimata konu olmaları gerekeceğini, haksız işgaldeki "haksızlık" olgusunu ortadan kaldıran bir hukuka uygunluk nedeni olmadığını ileri sürerek; kararın kaldırılmasını istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; "... Düzce 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2007/440 Esas, 2014/86 Karar sayılı dava dosyası ve tüm dava dosyası birlikte değerlendirildiğinde; davalıların taşınmazları kendi aralarında pay ettikleri, ancak davacı tarafça kendisine düşen yerlerin çok değersiz ve az olduğu iddia edilmiş ise de, davacı tarafın delil olarak dayandığı tanıkların beyanlarında; taşınmazların kullanım biçiminin tam olarak, ne şekilde olduğunu, fiili taksim yapılıp yapılmadığını, kimlerin hangi taşınmazları kullandığını net olarak bilmediklerini belirtmiş olmaları ve de davacı tarafın bunun dışında davasını ispat edecek başka bir delile de dayanmadığı, 4721 sayılı TMK’nın 6 ncı maddesi ve 6100 sayılı HMK’nun 190 ıncı maddesi gereğince davacı tarafın davasını ispatlayamadığı, ilk derece mahkemesince davanın reddine karar verilmiş olmasında yasaya aykırı bir durum bulunmadığı..." gerekçesiyle; istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nun 353/1-b/1 inci maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vasisi vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri Davacı vasisi vekili;
temyiz aşamasında dosyaya vekaletneme sunmuş, istinaf dilekçesindeki başvuru nedenlerini ileri sürerek; hükmün bozulmasını istemiştir. C. Gerekçe
1.Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Dava; paydaşlar arasında el atmanın önlenmesi ve ecrimisil istemine ilişkindir.
2.İlgili Hukuk
1.4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun, "İyiniyetli olmayan zilyet bakımından” kenar başlıklı 995 inci maddesi hükmüne göre; “İyiniyetli olmayan zilyet, geri vermekle yükümlü olduğu şeyi haksız alıkoymuş olması yüzünden hak sahibine verdiği zararlar ve elde ettiği veya elde etmeyi ihmal eylediği ürünler karşılığında tazminat ödemek zorundadır.” 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun, “Mülkiyet hakkının içeriği” kenar başlıklı 683 üncü maddesinin 2 inci fıkrası hükmüne göre; “Malik, malını haksız olarak elinde bulunduran kimseye karşı istihkak davası açabileceği gibi, her türlü haksız elatmanın önlenmesini de dava edebilir.” 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun, "Yararlanma, kullanma ve koruma" kenar başlıklı 693 üncü maddesine göre; “Paydaşlardan her biri, diğerlerinin hakları ile bağdaştığı ölçüde paylı maldan yararlanabilir ve onu kullanabilir.”
2.Bilindiği üzere, gerek öğretide ve gerekse yargısal uygulamalarda ifade edildiği üzere ecrimisil, diğer bir deyişle haksız işgal tazminatı, zilyet olmayan malikin, malik olmayan kötüniyetli zilyetten isteyebileceği bir tazminat olup, 08.03.1950 tarih 22/4 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında; fuzuli işgalin tarafların karşılıklı birbirine uygun iradeleri ile kurduğu kira sözleşmesine benzetilemeyeceği, niteliği itibarı ile haksız bir eylem sayılması gerektiği, haksız işgal nedeniyle oluşan zararın tazmin edilmesi gerekeceği vurgulanmıştır. Ecrimisil, haksız işgal nedeniyle tazminat olarak nitelendirilen özel bir zarar giderim biçimi olması nedeniyle, en azı kira geliri karşılığı zarardır. Bu nedenle, haksız işgalden doğan normal kullanma sonucu eskime şeklinde oluşan ve kullanmadan kaynaklanan olumlu zarar ile malik ya da zilyedin yoksun kaldığı fayda (olumsuz zarar) ecrimisilin kapsamını belirler. Haksız işgal, haksız eylem niteliğindedir (YHGK'nun 25.02.2004 gün ve 2004/1-120-96 sayılı kararı).
3.25.05.1938 tarih ve 29/10 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı ve Yargıtay'ın aynı yoldaki yerleşmiş içtihatları uyarınca ecrimisil davaları beş yıllık zamanaşımına tabi olup bu beş yıllık süre dava tarihinden geriye doğru işlemeye başlar.
4.6100 sayılı HMK’nın "İspat yükü" kenar başlıklı 190 ıncı maddesine göre; "İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir."
5.4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun "İspat yükü" kenar başlıklı 6 ncı maddesine göre; "Kural olarak herkes iddiasını ispat etmekle yükümlüdür."
3.Değerlendirme
1.Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Temyizen incelenen karar; tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile bölge adliye mahkemesi kararında belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesinde isabetsizlik görülmemiş, temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte bulunmamıştır.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370'inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı fazla alınan harcın yatırana iadesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
29.02.2024 tarihinde kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.