11. Hukuk Dairesi
11. Hukuk Dairesi 2009/3748 E. , 2011/2405 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi
Taraflar arasında görülen davada Beyoğlu 1. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 18.12.2008 tarih ve 2005/322-2008/453 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi duruşmalı olarak davalı vekili tarafından istenmiş olmakla, duruşma için belirlenen 08.03.2011 gününde davalı vekili avukat .... geldi, davetiye tebliğine rağmen davacı vekili avukat duruşmaya gelmedi, temyiz dilekçesinin süresinde verildiği anlaşıldıktan ve duruşmada hazır bulunan taraf avukatı dinlenildikten sonra, duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakılmıştı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin hamili bulunduğu 7 adet çekin 29.07.2005 günü şirkete giren hırsızlar tarafından çalındığını muhatap bankalara durumun derhal bildirildiğini, aynı zamanda Cumhuriyet Savcılığına başvurulduğunu ve çek iptali davası da açıldığını, davalı tarafından bu davada meşru hamil oldukları beyanında bulunulduğunu, davalının anılan çeklerden bir kısmını tahsil ettiğini ileri sürerek, dava konusu 7 adet çekin istirdadını, çekler tahsil edilmişse çek bedellerinin temerrüt faiziyle birlikte davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, müvekkili şirketin iyi niyetli meşru hamil olduğunu, zira dava konusu çekleri dava dışı Adalılar Ltd.Şti. ile aralarındaki faktoring sözleşmesine dayanarak temlik alan müvekkilinin, kendisine düşen tüm yükümlülükleri yerine getirdiği ve çek bedellerinin anılan şirkete ödendiğini, davacının müvekkilinin kötü niyetli veya iktisabında ağır kusurlu olduğunu kanıtlaması gerektiğini, Adalılar Ltd.Şti.’nin paravan bir şirket olduğu öğrenilince müvekkili tarafından da derhal suç duyurusunda bulunulduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir. Adalılar Ltd.Şti. temsilcisi, davaya müdahale talebinde bulunmuştur.
Mahkemece toplanan kanıtlara dayanılarak, dava dışı Adalılar Ltd.Şti.’ne ait mühür kaşe ve evrakın çalınması suretiyle sahte belgeler düzenlendiği ve bu belgelerle dava konusu 7 adet çekin de arasında bulunduğu çeklerin davalı şirkete faktoring işlemine tabi tutulduğu, davalı şirketinde dolandırıldığını kabul edip, bu kişilerden şikayetçi olduğu, 7 adet çekin tanık olarak dinlenen keşideci ve cirantalarının beyanlarından davacı şirkete ciro ve teslim edildiğinin anlaşıldığı, buna göre davalı ile belgeleri sahte olarak düzenleyen Adalılar Ltd.Şti.’i arasındaki temlik ilişkisi olduğundan, BK’nun 167/1 maddesi uyarınca davacının temlik edene karşı haiz olduğu bütün def-i ve itirazların temellük edene (faktoring şirketine) karşı ileri sürebileceği dava konusu çeklerinde davacının elindeyken çalınıp, sahte cirolarla davalı ... şirketine teslim edildiği, çeklerin bir kısmının davalı tarafından tahsil edildiği gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir. Dava, davacının elindeyken çalınan yedi adet çekin ve bu çeklerden tahsil edilenler varsa çek bedellerinin istirdadı istemine ilişkindir.
Maddi olayların ve delillerin bildirilmesi taraflara, uyuşmazlığın hukuki tavsifi ise hakime düşen bir görevdir.
Davacı vekili tarafından dava konusu çeklerin davacının elindeyken çalındığı ileri sürülmektedir. Çeklerde davacının cirosunun olmadığı, çekleri davalıya temlik eden kişilerin ise dava dışı Adalılar Ltd. Şti.’nin kaşe ve belgelerini çalıp sahte evrak düzenlediği ve davalı ile faktoring sözleşmesi imzaladığı konusunda taraflar arasında bir uyuşmazlık bulunmamaktadır.
Davalı vekili ise müvekkilinin faktoring sözleşmesinin gerektirdiği tüm araştırmayı yapıp özeni gösterdiğini ve iyi niyetli meşru hamil olduğunu savunmaktadır.
Maddi olayın bu oluş şekli karşısında, mahkemece davanın TTK.’nun 704. maddesi kapsamında ele alınması zorunludur. Zira yukarıda açıklanan maddi olaylara göre dava, çeklerin çalınmasından dolayı çekleri elinde bulunduran hamile karşı açılmış bir istirdat davasıdır. Dava konusu çeklerin dört adedi hamiline üç adedi ise emre yazılı olup, anılan madde hükmünce bu çekleri “davalının” kötü niyetle iktisap ettiği veya iktisapta ağır kusurlu bulunduğu ispat edilmedikçe, çeklerin hamili olan davalı iyi niyetli sayılır. Diğer bir deyişle mahkemece, dava konusu çekleri davalıya temlik eden dava dışı kişiler esas alınarak, bu kişilere karşı ileri sürülebilecek bütün def'i ve itirazların davalıya karşı da ileri sürülebileceğine dair yapılan tespit doğru değildir. Dolayısıyla davacı, “davalının” kötü niyetini veya ağır kusurunu ispat etmelidir. Somut olayın özellikleri açısından, davalı şirketin faktoring sözleşmesi kapsamında gerekli tüm incelemeyi yapmak zorunda olduğu (zira Faktoring Şirketlerinin Kuruluş ve Çalışma Esasları Hakkındaki Yönetmeliğin 8/d. maddesi uyarınca faktoring şirketleri, kambiyo senedine dayalı olsa bile, fatura veya alacağın bir mal veya hizmet satışından doğmuş olduğunu tevsik eden benzeri belgelerle ilişkilendirilmeyen alacakları satın alamazlar), emre yazılı çeklerdeki ciro silsilesinde sadece görünüşte kopukluk olmamasını araması gerektiği, hamiline yazılı çeklerde ise bu zorunluluğunun dahi bulunmadığı da ayrıca dikkate alınmalıdır.
Davacının bu çeklerde herhangi bir imzası bulunmadığından, diğer bir deyişle davacı anılan çeklerin müracaat borçlularından olmadığından, davanın anılan çekler dolayısıyla bir menfi tespit davası olarak değerlendirilmesi mümkün değildir. Yine davalının senet borçlusu olmaması nedeniyle davada TTK.’nun 599. maddesinin uygulanma yeri de bulunmamaktadır. Zira anılan maddede senet borçlusunun senedin lehtarına karşı ileri sürebileceği def’ileri hamiline karşı ileri süremeyeceği düzenlenmiştir. (Davada keşideci taraf olmadığına göre 599. maddenin olaya uygulanma olanağı ve dolayısıyla kötü niyet iddiasının dinlenmesi mümkün değildir. “11. HD. 07.10.1986 gün 1986/86 E.- 5041 K., YKD. C: 13, S: 1, s: 69, 70”). Bu durum karşısında mahkemece davanın TTK.’nun 704. maddesi uyarınca ve yukarıda açıklandığı şekilde incelenip değerlendirilmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, kararın bu nedenle davalı yararına bozulması gerekmiştir.