2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
T.C.
İSTANBUL
2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
Mahkememizde görülmekte olan Tazminat (Ölüm Ve Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazminat) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
Dava:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; faili meçhul aracın 03/05/2019 tarihinde meydana getirdiği trafik kazasında müvekkili ...'ya, yolun kenarında motosikletin üzerinde oturarak kardeşinin okuldan çıkmasını beklerken birden çarptığını, işbu kaza sonucunda müvekkilinin yaralandığı ve vücudunda ciddi kırıklar meydana geldiğini, kaza sonrası tutulan kaza tespit tutanağına göre sürücünün kusurlu olduğunu, müvekkilinin herhangi bir kural ihlalinde bulunmadığını, kazayla ilgili ... Cumhuriyet Başsavcılığının ... soruşturma numarası ile soruşturma başlatıldığını, müvekkilinin kaza sonrası ...Eğitim ve Araştırma Hastanesine kaldırılarak tedavisine başlandığını, kaza sonucu müvekkilinin basit tıbbi müdahale ile giderilemeyecek şekilde yaralandığı ve vücudunda hayat fonksiyonlarını ağır derecede etkileyebilecek nitelikte kırıklar meydana geldiğini, işbu kaza sonrası malul kalacak şekilde ağır yaralanmasından dolayı müvekkilinde oluşan psikolojik travma hayatını olumsuz yönde etkilemeye devam ettiğini, tüm bu sebepler göz önüne alındığında müvekkilinin maddi ve manevi olarak oldukça büyük bir kayba uğradığını, davalı tarafça maddi tazminat adı altında herhangi bir ödemede bulunulmadığını, arabuluculuğa başvurulduğunu davalı ile herhangi bir anlaşma sağlanamadığını, müvekkilinin Suriye uyruklu olduğu, davanın niteliği ve erişim hakkı kapsamında müvekkilin adli yardımdan faydalanmak için gerekli şartları taşıdığının sabit olduğunu, müvekkilinin yargılama harç ve giderlerini karşılayabilecek durumda olmadığını, adli yardım talebinde bulunduklarını, arz edilen nedenlerle adli yardım talebinin kabulü ile müvekkilinin dava ile ilgili harç ve masraflar bakımından adli yardımdan faydalanmasına karar verilmesin, açıklanan nedenlerle müvekkilinin iş bu trafik kazasında yaralanması sebebiyle şimdilik; sürekli sakatlık tazminat bedeli olan toplam 500 TL tazminat bedelinin kaza tarihi itibariyle yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine, yargılama masrafları ve vekâlet ücretinin davalı tarafa yükletilmesini talep ve dava etmiştir.
Cevap: Davalı cevap dilekçesinde özetle; 03.05.2019 tarihinde sürücüsü ve plakası tespit edilemeyen araç ile ... sevk ve idaresindeki motosiklet durağan haldeyken yolcu konumundaki davacı ... arasında meydana geldiği iddia edilen kazada yaralanan davacıya sürekli iş göremezlik tazminatı ödenmesi talebinden ibaret bir dava olduğunu, davacının teminat yatırma yükümlülüğü bulunduğunu, bu husus tamamlatılmadan esasa geçilmesinin mümkün olmadığını, dava şartına dair ilk inceleme gereği gibi yerine getirilmeden işin esasına girilmesi hukuka aykırı olduğunu, Milletlerarasn Özel Hukuk Ve Usul Hukuku Hakkında Kanun madde 48. gereği Türk mahkemesinde dava açan, davaya katılan veya icra takibinde bulunan yabancı gerçek ve tüzel kişiler, yargılama ve takip giderleriyle karşı tarafın zarar ve ziyanını karşılamak üzere mahkemenin belirleyeceği teminatı göstermek zorunda olduğunu, öte yandan plakası tespit edilemeyen aracın varlığı ve kazaya neden olduğu ispatlanamadığından davanın pasif husumet yokluğundan reddi gerektiğini, davaya konu kaza ile ilgili olarak dosyada bulunan belgelerin incelenmesi sonucunda 03.05.2019 tarihinde meydana gelen kaza ile ilgili olarak kaza gününde herhangi bir tutanak düzenlenmediğini, hiçbir mercie yasal müracaatta bulunulmadığını, kazadan yaklaşık dört ay sonra verilen ifadede de, başvurucunun 03.05.2019 tarihinde yolun kenarında motosiklet üzerinde bekliyorken plakasını hatırlamadığı bir aracın çarptığı ifade edildiğini, hastane kayıtlarında trafik kazası ile ilgili bir tespit yapılmadığını, Olaya ilişkin müştekilerin soyut beyanı dışında herhangi bir kamera kaydı, kaza tespit tutanağı, ambulans formu vs... delil bulunmadığını, danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu, taksilere 7/24 çalışacak şekilde iç kamera sistemi takılmasına dair Ulaşım Koordinasyon Merkezi (UKOME) kararlarını hukuka uygun bulduğunui “Taksiler içeresinde yer alan ve 7/24 hem görüntü hem ses kaydı alan kamera” zorunlu olduğunu, bu hususun somut olaydaki plakası tespit edilemeyen taksinin tespit edilmesini kolaylaştırdığını, davacı 4 ay sonra şikayetçi olması nedeni ile kayıtların takibinin zorlaştığını, dolayısıyla kaza hakkında yeterli kanaat edinilemediğinden bir değerlendirme yapılamadığını ve davacının talebinin karşılanması mümkün olmadığını, ...'nın kaza tarihinde 12 yaşında olduğunu, Türk Medeni Kanunu ve sair mevzuat hükümleri gereğince anne - babanın bakım ve gözetim görevleri olduğunu, anne-baba söz konusu bakım ve gözetim yükümlülüğünü yerine getirmedikleri için ...'nın yaralandığını, anne-babanın bu durumdan sorumlu olduğunu, dosyaya tahkim aşamasında sunulan sağlık kurulu raporunun kaza tarihinde yürürlükte olan yönetmeliğe aykırı olduğunu, Kocaeli Üniversitesi Araştırma Ve Uygulama Hastanesi Adli Tıp Anabilim Dalı Başkanlığı tarafından 17.03.2020 tarihli düzenlenen rapor kaza tarihinde yürürlükte olan yönetmeliğe aykırı olarak düzenlendiğini, davanın esastan reddi gerektiğini, kazanın meydana gelmesinden itibaren 1 yıllık süre geçirilmeksizin davacının muayene edildiğini, davacının maluliyet oranının belirlendiğini, kaza ile illiyet bağı bulunan arazların kalıcı olup olmadığı kazanın üzerinden bu kadar kısa süre geçtikten sonra tespit edilemeyeceğinden söz konusu maluliyet oranına istinaden müvekkili aleyhine tazminata hükmedilmesinin usul ve yasaya aykırı olacağını, somut olayda başvuranın 12 yaşında ve çocuk olduğunu, çocuklar için özel gereksinim değerlendirmesi hakkında yönetmelik hükümlerine uygun olması gerektiğini, konu yargılamaya esas alınacak raporun adli tıp uzmanı tarafından imzalanması halinde raporun kabulünün mümkün olmadığını, işbu davaya esas raporun üniversitelerin adli tıp bilim dalı başkanlıkları tarafından tanzim edilmesi halinde, rapor niteliği HMK açık hükmü gereğince uzman mütalaasından öteye geçmediğini, anne baba gözetim yükümlülüğü TMK 2 kapsamında değerlendirildiğinde kazanın meydana gelmesinde kusurlu tarafın davacı olduğunu, kusurdan tazminat doğmayacağından davanın reddi gerektiğini, ...’nın trafik kazası esnasında motosiklette koruyucu ekipmanlar olmaksızın seyahat etmiş olması nedeniyle müterafık kusurlu olduğunun sabit olduğunun, dosya münderecatında yer alan genel adli muayene raporu, sağlık kurulu raporu ile başvuranın tedavisine ilişkin tıbbi belgelerde; başvuranda “sağ tibia ve fibula alt uç kırığı” arazları oluştuğu tespit edildiğini, bu kapsamda başvuranın bilerek koruyucu ekipman kullanmadan araca binmiş olması sebebiyle zarar görebileceğini öngörmesi bekleneceğini başvuranın ağır kusuru ile zarara rıza göstermiş olmakla müterafik kusurlu olduğunun sabit olduğunu, davacının kaza tarihinde 12 yaşında olduğunu TMK ve sair mevzuat hükümleri gereğince anne - babanın bakım ve gözetim görevleri olduğunu, anne-babanın söz konusu bakım ve gözetim yükümlülüğünü yerine getirmemiş olup anne-babanın bu durumda sorumlu olduğunu, yasa gereği anne ve babanın çocuğuna bakım borcu, çocuğun ergin olmasına kadar devam edeceğini, davacının kaza tarihinde 12 yaşında bir çocuk olup çocuğun bakımında ve gözetilmesinde anne ve babasının sorumlu olduğunu, davacının aile hukukundan doğan bakım, gözetim, eğitim ve destek olma yükümlülüğünü yerine getirmediğinin açık olduğunu, Borçlar Kanunu’nun 44. maddesi hükmü karşısında her kusur sebebi için ayrı ayrı Yargıtay İçtihatları gereği %20 den az olmamak kaydıyla hesaplanan tazminattan müterafik kusur indirimi yapılması gerektiğini, davacı vekilinin Güvence Hesabı’na yapmış olduğu huzurdaki haksız, usul ve yasaya aykırı davanın usulden reddine, aksi takdirde davanın esastan reddine, yargılama masraf ve vekâlet ücretinin davacının üzerine yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Delillerin Değerlendirilmesi, Davanın Hukuki Niteliği ve Gerekçe ;
Davacının sosyal ve ekonomik durum araştırma yazısı, SGK rücu yazısı, hasar dosyası, davacının trafik kazası nedeniyle görmüş olduğu tıbbi tedaviye yönelik tüm hastane kayıtları, ... CBS ... sayılı soruşturma dosyası, davacının ve yasal temsilcisi olan velilerine ait yabancı kimlik belgeleri, Adalet Bakanlığının 01/06/2023 ve 29/12/2023 tarihli Suriye Ülkesi ile Ülkemiz arasında teminattan muafiyetin bulunmadığına ilişkin resmi yazı cevabı celp edilmiş incelenmiştir. Dava, trafik kazasından kaynaklanan cismani zarara dayalı maddi (sürekli iş göremezlik) tazminat istemine ilişkindir. Davanın esasına geçilmeden önce, dava şartlarının incelenmesi zorunludur. 6100 sayılı HMK 114/1-ğ. maddesi "Teminat gösterilmesine ilişkin kararın gereğinin yerine getirilmesi" dava şartlarından biri olarak belirtilmiştir.
Türk Hukukunda kişilerin hak arama özgürlüklerini kullanmaları herhangi bir sınırlandırmaya tabi tutulmadığı, ancak bazı istisnai durumlarda dava açan veya takip hakkını kullananın önceden belirlenen bazı özel yükümlülükleri yerine getirmesinin şart koşulabildiği, bu istisnai şartlardan birinin de teminat gösterme yükümlülüğü olduğu, 5718 sayılı MÖHUK madde 48/1. maddesinde “Türk mahkemesinde dava açan, davaya katılan veya icra takibinde bulunan yabancı gerçek ve tüzel kişiler, yargılama ve takip giderleriyle karşı tarafın zarar ve ziyanını karşılamak üzere mahkemenin belirleyeceği teminatı göstermek zorundadır”. Bu itibarla, MÖHUK'ta teminat gösterme yükümlülüğü konusunda “yabancılık” ölçütünün esas alındığı, bu maddeye göre Hâkim tarafından verilen kesin süre içinde teminat gösterilmezse, davanın, dava şartı eksikliğinden HMK'nun 114/1-ğ. maddesi uyarınca reddine karar verilecektir. Ancak, MÖHUK madde 48/2’de, “Mahkeme, dava açanı, davaya katılanı veya icra takibi yapanı karşılıklılık esasına göre teminattan muaf tutar” hükmünün yer aldığı, bu bağlamda 5718 sayılı MÖHUK 48/2. maddesinde dava açanın karşılıklılık esasına göre teminattan muaf tutulabileceği düzenlendiğinden bu hususunun resen gözetileceği (Bkz. YARGITAY 4. HUKUK DAİRESİ 2022/17205 E. 2023/8797 K. sayılı ilamı) ve teminattan muafiyet hususunun araştırılması zorunludur.
Bu genel açıklamalardan sonra, davacı ...'nın Türk Vatandaşı olmadığı, Suriye uyruklu olduğu, hasılı yabancı statüsünde olduğu tartışmasızdır. Nitekim, dava dilekçesi ekinde sunulan vekaletname ve resmi noter işlemleri ile celp edilen kimlik bilgileri ve sosyal ve ekonomik durum araştırma tutanaklarından davacının Suriye vatandaşı / yabancı olduğu sabittir.
O halde, davacının MÖHUK 48/1.maddesi uyarınca işbu davayı açarken, kural olarak teminat yatırması zorunludur. Bu husus 5718 s. MÖHUK 48/1. maddesinin atfı ve HMK 114/1-ğ.maddesi uyarınca dava şartıdır. Ancak, kural bu olmakla birlikte, yukarıda belirtildiği üzere, MÖHUK 48/2. maddesi uyarınca teminattan muafiyet hususunun araştırılması, bu kapsamda Suriye ülkesi bakımından karşılıklılık esasının bulunup bulunmadığının incelenmesi gerekmektedir.
Mahkememizce bu araştırma eksiksiz yapılmıştır.
Öncelikle Adalet Bakanlığına müzekkere yazılmış bilgi verilmesi istenilmiştir. Adalet Bakanlığı 29/12/2023 tarihli cevabi yazısında, ülkemiz Türkiye Cumhuriyeti ile Suriye arasında teminattan muafiyeti öngören ikili veya çok taraflı herhangi bir anlaşmanın bulunmadığını, fiili karşılıklılık esası bakımından Suriye'de yaşanan olumsuz gelişmeler sebebiyle konsolosluk faaliyetlerinin askıya alındığını adli, hukuki ve idari yönlerden sorunların devam ettiği bildirilmiştir. Tekrar vurgulamak gerekir ki, teminat aranmaması koşulu karşılıklılık esasına bağlıdır. Suriye ülkesi bu konuda hükümler taşıyan 1954 tarihli Lahey sözleşmesine taraf değildir.
Ülkemiz Türkiye Cumhuriyeti ile Suriye arasında ikili anlaşma imzalanmak üzere 09.04.2009 tarihinde imzalanan "Türkiye Cumhuriyeti ve Suriye Arap Cumhuriyeti Arasında Hukuki ve Ticari Konularda Adli Yardımlaşma Anlaşması"nın yürürlüğe giriş tarihlerinin tespitine yönelik Bakanlar Kurulu Kararnamesi çıkartılması için başlatılan süreç ise akim kalmıştır (Dışişleri Bakanlığı Konsolosluk İşleri Genel Müdürlüğü'nun ... tarih ve... sayılı, ... Esas ve ... Esas konulu yazıları). Zira 244 sayılı Kanun'un 3. maddesi “Bir milletlerarası andlaşma, yukardaki fıkrada söz konusu yürürlük tarihinin tesbitine dair kararnamede belirtilen yürürlüğe giriş tarihinde kanun kuvvetini kazanır.” hükmünü içermektedir. Uygulamada onay süreci tamamlanmış bulunan uluslararası andlaşmaların, iç hukukumuz bakımından yürürlüğe giriş tarihinin tespiti için Bakanlar Kurulu Kararnamesi çıkartılması gerekmektedir. Bu süreç henüz sonuçlanmamıştır. Adalet Bakanlığı yazı cevaplarından da teyit edildiği üzere, Ülkemiz ile Suriye arasında bu hususta ikili anlaşma da bulunmamaktadır.
Suriye'de yaşanmakta olan olumsuz gelişmeler ve asayiş durumundaki zafiyet nedeniyle Türkiye Şam Büyükelçiliği ve Halep Başkonsolosluğumuzun faaliyetleri geçici olarak askıya alınmıştır. Bu çerçevede, vatandaşlarımıza ilişkin adli, hukuki ve idari yazışmalar ile Suriye makamları nezdinde takip edilmesi gereken adli/idari yardımlaşma hususlarındaki sorunlar, Suriye'de yaşanan iç çatışmalar ve güvenlik şartlarının olumsuzluğu nedeniyle halen devam ettiği yapılan yazışmalardan anlaşılmaktadır. Hasılı, Türkiye Cumhuriyeti ve Suriye arasında teminattan muafiyet hususunda hukuki / akdi veya fiili karşılıklılık esası bulunmadığından, davacının dava açarken teminat yatırması gerekmektedir.
Diğer taraftan, Adalet Bakanlığının 29/12/2023 tarihli cevabı yazısında, davacının Geçici Koruma Statüsünde olduğu, ancak 6458 s. Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunun 88.maddesi uyarınca "uluslararası koruma statüsü sahibi kişiler" için tanınan muafiyetin geçici koruma statüsünde bulunanları kapsamadığı vurgulanmıştır. Diğer söyleyişle, geçici koruma statüsünde bulunan davacının 6458 s. Kanunun 88. maddesi uyarınca teminattan muaf olmadığı belirtilmiştir.
Davacının Suriye uyruklu ve yabancı olmakla birlikte, noter onaylı resmi vekaletname, kimlik bilgileri ve İçişleri Bakanlığı Göç İdare Merkezi kayıtları uyarınca Suriye ülkesindeki olumsuz gelişmeler sebebiyle ülkemizde halen "geçici koruma statüsünde" bulunduğundan karşılıklılık esası yönünden geçici koruma statüsünün de hukuksal yönden değerlendirilmesi gerekmektedir. Bilindiği üzere göçmen, geçici koruma ile mültecilik farklı şeylerdir.
Mülteci: Uluslararası hukukta bu kavram, vatandaşı olduğu ülke dışında olan ve "ırkı, dini, tabiiyeti, belirli bir sosyal gruba mensubiyeti veya siyasi düşüncesi nedeniyle zulme uğrayacağından haklı sebeplerle korktuğu" için vatandaşı olduğu ülkeye dönemeyen veya dönmek istemeyen kişileri ifade etmektedir.
Sığınmacı, mülteci olarak uluslararası koruma arayan ancak statüleri henüz resmi olarak tanınmamış kişilere denir. Bu terim genellikle, mülteci statüsü almaya yönelik başvurularının hükümet ya da Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (BMMYK) tarafından karara bağlanmasını bekleyen kişiler için kullanılır. Statüleri resmi olarak tanınmamış da olsa, sığınmacılar menşei ülkelerine zorla geri gönderilemezler ve haklarının korunması gerekir. Göçmen ise, hem maddi ve sosyal durumlarını iyileştirmek hem de kendileri veya ailelerinin gelecekten beklentilerini arttırmak için başka bir ülkeye veya bölgeye göç eden kişi ve aile fertlerini kapsamaktadır.
Türkiye'de ki Suriyelilerin hukuki durumna gelince: Türkiye’deki Suriyeliler “geçici koruma” statüsündedir. Geçici Koruma Daire Başkanlığı'nın 25/07/2022 tarihli cevabi yazısında da bu açıkça belirtilmektedir. Geçici koruma, ülkesinden ayrılmaya zorlanmış, ayrıldığı ülkeye geri dönemeyen, acil ve geçici koruma bulmak amacıyla kitlesel olarak sınırlarımıza gelen veya sınırlarımızı geçen ve haklarında bireysel olarak uluslararası koruma statüsü belirleme işlemi yapılamayan yabancılara sağlanan korumayı ifade etmektedir. 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu kapsamında yayınlanan Geçici Koruma Yönetmeliğine göre; Suriye’den Türkiye’ye gelen yaklaşık 2 milyon kayıtlı kişinin statüsü “Geçici Koruma”dır ve bireysel prosedür olan şartlı mülteci statüsü için başvuru yapamazlar. Bunlara mülteciler gibi vatandaş muamelesi yapılamaz. Vatandaşların yararlandığı haklardan yararlanamazlar. Öyleyse yabancılık statüsünde olduklarından, taraf oldukları hukuk davalarında teminat yatırmaları gerekmektedir.
Sonuç olarak, davacının MÖHUK 48/1. maddesi uyarınca dava açarken teminat yatırması zorunlu olup,
HMK 114/1-ğ. maddesi uyarınca teminat yükümlüğünün yerine getirilmesi dava şartıdır.
Mahkememizce, Tensip zaptının (26) numaralı Ara Kararında; sebepleri, yasal nedenleri, hatta emsal Yüksek Mahkeme kararlarına dahi yer verilmek suretiyle ayrıntılı teminat kararı oluşturulmuştur. (Bakınız. Mahkememizin 08/02/2024 tarihli tensip zaptının (26) numaralı Ara Kararı) Ancak, mahkememiz tensip zaptı elektronik tebligat vasıtasıyla davacı vekiline 21/02/2024 tarihinde usulüne uygun olarak tebliğ edilmesine rağmen, davacı vekili tarafından ara kararın gereği yerine yerine getirilmemiş ve verilen kesin süre içinde teminat yatırılmamıştır.
Hemen belirtmek gerekir ki, mahkememizce teminat miktarı oldukça düşük tutulmuştur. Şöyle ki, Adli Tıp Kurumundan cismani zarara ilişkin alınacak maluliyet raporu masrafları, kusur incelemesi için yapılacak bilirkişi ücreti masrafları, akabinde sürekli iş göremezlik tazminatının hesaplanması için yapılacak aktüer bilirkişi ücreti masrafları, savcılık dosyasının faili meçhul olması sebebiyle kazanın oluş şekli hakkında gerektiğinde yapılacak keşif marafları, bu kapsamda dinlenecek tanıklar için davetiye ve tanıklık ücreti masrafları, tüm bunlar için ve usul hükümleri kapsamında dosyada yapılacak tebligat masrafları, yargılama gideri, vekalet ücreti bakımından davanın aleyhe sonuçlanması halinde muhtemel maktu vekalet ücretinin tutarı vs... gözetildiğinde takdir edilen teminat miktarı düşük olduğu ortadadır.
Esasen, davacı vekili bahsi geçen ara karara karşı 27/02/2024 tarihli dilekçesinde miktardan ziyade, teminatın aranmaması noktasında beyan ve talepte bulunmuştur. Tekrar olmaması bakımından yukarıda kapsamlı olarak bu husus açıklanmış olup, kısaca, Ülkemiz ile Suriye arasında karşılıklılık esası bulunmadığından davacının teminattan muaf değildir ve dava açarken teminat yatırmak zorundadır.
Mahkememizce verilen kesin süre içinde davacı / vekili tarafından teminat yatırılmamıştır. Bu hususta, ayrıca 04/04/2024 tarihli Tutanak Belge oluşturulmuştur.
Süreler, kanunda belirtilir veya hâkim tarafından tespit edilir. (HMK 90). Kanunun belirlediği süreler kesindir. Hâkim, tayin ettiği sürenin kesin olduğuna karar verebilir. Bu takdirde hâkim, tayin ettiği kesin süreye konu olan işlemi hiçbir duraksamaya yer vermeyecek şekilde açıklar ve süreye uyulmamasının hukuki sonuçlarını açıkça tutanağa geçirerek ihtar eder. Kesin olduğu belirtilmeyen süreyi geçirmiş olan taraf yeniden süre isteyebilir; bu şekilde verilecek ikinci süre kesindir ve yeniden süre verilemez. Kesin süre içinde yapılması gereken işlemi, süresinde yapmayan tarafın, o işlemi yapma hakkı ortadan kalkar. (HMK 94)
Mahkememizce verilen kesin süre,
HMK 90. ve HMK 94. maddelerine uygun olarak tesis edilmiş gerekçeleri açıklanmış, yasal nedenleri gösterilmiş, emsal içtihat ve uygulamalardan örnekler verilmiş, yatırılacak teminat tutarı tereddütsüz olarak açıkça belirtilmiş, özellikle süreye uyulmaması ve teminatın yatırılmaması halinde hukuki sonuçlarının ne olduğu yine açıkça ve tel tek tutanağa geçirilerek davacı vekiline meşruhatlı davetiye ile ihtar ve tebliğ edilmiştir. Ne var ki, anılan Yasa hükümlerine uygun şekilde tesis edilen kesin süreye rağmen, 5178 s. MÖHUK 48/1. maddesinin atfı ve HMK 114-1-ğ. maddesi uyarınca davacı vekili tarafından dava şartı olan teminat yatırılmamıştır.
Mahkeme, dava şartlarının mevcut olup olmadığını, davanın her aşamasında kendiliğinden araştırır. Taraflar da dava şartı noksanlığını her zaman ileri sürebilirler. Mahkeme, dava şartı noksanlığını tespit ederse davanın usulden reddine karar verir. Ancak, dava şartı noksanlığının giderilmesi mümkün ise bunun tamamlanması için kesin süre verir. Bu süre içinde dava şartı noksanlığı giderilmemişse davayı dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddeder (HMK 115).
Yapılan açıklamalar karşısında; davacının Suriye uyruklu olup yabancı statüsünde olduğu, 5718 s. MÖHUK 48/1. maddesi uyarınca Türk Mahkemelerinde / Mahkememizde dava açarken teminat yatırmak zorunda olduğu, MÖHUK 48/2. maddesi uyarınca Suriye ile Ülkemiz arasında hukuki ya da fiili karşılıklılık esası bulunmadığından davacının teminattan muaf olma durumunun bulunmadığı (emsal bkz. İSTANBUL BAM 9. HD. 2023/717 E. 2023/613 K.) ve 6100 s.
HMK 114/1-ğ. maddesi uyarınca dava şartı olan teminatı yatırması gerektiği, bu hususta dava şartı noksanlığının tamamlanması için mahkememizce verilen kesin süre ile hukuksal imkana rağmen davacı tarafından teminatın yatırılmadığı anlaşılmakla, 6100 s.
HMK 114/1-ğ. ve 115. madde hükümleri uyarınca davanın teminat dava şartı yokluğundan usulden reddine karar vermek gerekmiş, aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
1.6100 sayılı HMK'nun 114/1-ğ. maddesinin atfı ve 115/2. maddesi hükmü uyarınca davanın teminat dava şartı yokluğundan ve usulden reddine,
2.Alınması gereken 427,60 TL maktu karar ve ilam harcı peşin olarak alındığından başkaca ve yeniden harç alınmasına yer olmadığına,
3.Davacı tarafından yapılan masrafların kendi üzerinde bırakılmasına,
4.Davalı yargılama sırasında kendisini bir vekille temsil ettirdiğinden reddedilen dava değeri (500,00 TL) üzerinden hesaplanan ve karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 7/2. ve 13/1. maddeleri uyarınca belirlenen 80,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
5.Adalet Bakanlığı bütçesinden karşılanan 3.120,00 TL arabuluculuk sarf ücretinin davacıdan tahsil edilerek hazineye gelir kaydına,
6.HMK' nın 333. maddesi uyarınca taraflarca yatırılan ancak kullanılmayarak artan bakiye gider avansının karar kesinleştiğinde resen ilgili tarafa veya vekiline iadesine, Dair, taraf vekillerinin yokluğunda, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık yasal süre içerisinde İstanbul Bölge Adliye Mahkemesine istinaf yasa yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup anlatıldı. 05/04/2024
Katip
(e-imzalıdır)
Hakim
(e-imzalıdır)