Esas No
E. 2021/297
Karar No
K. 2024/356
Karar Tarihi
Karar Sonucu
REDDİNE
Hukuk Alanı
Ticaret Hukuku

T.C.

İSTANBUL

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

43. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO: 2021/297

KARAR NO: 2024/356

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ İSTANBUL ANADOLU 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

TARİHİ: 14/10/2020

NUMARASI: 2019/72 Esas - 2020/735 Karar

DAVA: Tazminat (Şirket Yöneticilerinin Sorumluluğundan Kaynaklanan)
İSTİNAF KARAR TARİHİ: 12/03/2024

Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün davacı vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü; TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ

DAVA: Davacı şirket vekili dava dilekçesinde özetle; kuruluşu 1986 yılına dayanan müvekkili şirketin 2015 senesinde anonim şirket h^lioi aldığım, inşaat, çöp topîama, ambalaj sektörlerinde faaliyet gösteren şirketin kurucusu ve yönetim kurulu başkanı ... 2016 senesinde vefat ettiğini, ... vefatından önce şirket hisselerinin %93,3'ünün ..., % 6,6'sının da ... ait olduğunu, ... vefatından sonra şirket hissedarlık yapısının, % 31,1'inin ... ' a, % 31,1 'inin ..., % 16,6'sının ... ,%13,4'ünün ..., % 6,6'sının ... % 1'inin de ... ait hale geldiğini, Kasım-2016 ayında yönetim kurulu başkanlığına seçilen davalı ... görevinin 15-08-2018 tarihine kadar devam ettiğini, davalının aynı zamanda münferit imza yetkisine de haiz olduğunu, ... göreve başladıktan sonra murisin kızları ve çoğunluk hissedarı olan ... bilgi vermediğini, şirketi tek başına idare etmeye çalıştığım, diğer yönetim kurulu üyelerine danışmadığını, yaptığı usulsüz ve büyük işlerin şirket çalışanları tarafından ortaklara bildirildiğini, şirketin büyük hissedarları tarafından davalıya ihtarname gönderildiğini, yapılan özel denetim de bazı yolsuzlukların tespit edildiğini, davalının 2017 senesine ait genel kurulu toplantıya çağırmadığından genel kurulun yapılması için İstanbul Anadolu I. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2018/429 Esas sayılı dosyası üzerinden dava açıldığını, Mahkemenin 27-06-2018 tarihli ilâmında genel kurulu toplantıya çağırmak için ... ve ... etki verdiğini, şirketin bağımsız denetçisi ... A.Ş.'nin 2017 senesi ile ilgili 30-03-2018 tarihinde "görüş vermekten kaçınma" şeklinde rapor hazırladığını, şirketin Yeminli Mali Müşavirine de ihtarname çekilerek tam tasdik raporunu hazırlayıp hazırlamadığını sorulduğunu, olumsuz eevap alındığını, yönetim kurulunun da 2017 senesi faaliyet raporu hakkında olumlu bir eevap vermediğini, bütün bunların şüpheleri artırdığını, Mahkeme tarafından verilen yetkiye istinaden 2017 senesine ait genel kurul toplantısının 15-08-2018 tarihinde yapıldığını, hissedar ... talebi üzerine bazı maddelerinin görüşülmesinin 02-10-2018 tarihine ertelendiğini, ikinci toplantıda yönetim kurulu üyeliklerine ... seçildiklerini, seçilen yönetim kurulunun şirketin 2017 yılı ve 2018 yılının ilk altı aylık dönemine ait hesaplarının incelenmesi için Yeminli Mali Müşavir ... başkanlığındaki heyete yetki verdiğini, heyetin iki aylık inceleme sonucu sunduğu raporda yüksek tutarlı usulsüz işlemler tespit ettiğini, kullanımım çok üzerinde akaryakıt alımı belirlendiğini, depolama kapasitesinin üzerinde akaryakıt stoku gözüktüğünü, madeni yağ alımında da aynı durumun söz konusu olduğunu, raporda belirtilen 30.134.656,00TL'lik alımın gerçekle ilgisinin bulunmadığını, şirketin çeşitli şirketlere gereksiz borçlandırıldığını, şirketin içinin boşaltıldığını,

TTK'nın 553/1-3. maddelerinde belirtilen sorumluluk şartlarının dava açısından oluştuğunu iddia ederek; davalının görev yaptığı 2017 ve 2018'in ilk altı aylık dönemlerinde, şirketi kasıtlı sahte belge ve faturalarla kaynak çıkışı yaptırarak zarara uğrattığından, bilirkişinin ileride belirleyeceği miktar ile saklı kalmak kaydıyla şimdilik 100.000TL'nin davalıdan alınarak en yüksek ticari faizi ile birlikle müvekkili şirkete ödenmesine, yargılama gideri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

CEVAP

Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; etkin bir arabuluculuk yolu izlenmediğini, müvekkilinin sorumluluğuna gidilebilmesi için dava şartlarının gerçekleşmesinin şart olduğunu, buna göre şirketin zarar görmesi, müvekkilinin bu zararın doğumuna sebebiyet verecek kusurunun bulunması, bunlar arasında illiyet bağının olması ve davranışların hukuka aykırılık teşkil etmesi gerektiğini, bu dört şartın hiçbirinin gerçekleşmediğini, ispat yükünün davacının üzerinde olduğunu, davacının imzasız ve isimsiz inceleme raporuna dayandığını, inceleme yapılırken araçların yaşının, arazi koşularının ve diğer hususların dikkate alınmadığını, şirketin iş hacminin büyük bir kısmının belediyelere verilen hizmetlerden oluştuğunu, bir anlamda kamusal hizmet yapıldığını, temizlik ve atık toplama gibi işlerde sürekliliğin esas olduğunu, birçok şirket çalışanının fazla mesai davası açtığını, özverili çalışan şirketin kâr elde ettiğini, davacı şirketin İzmit Belediyesi temizlik işinden 2016 yılında 25.689.999,35TL'si kazanç elde etmişken, bu bedelin 2017 yılında 31.620.513,03TL'ye yükseldiğini, davacı şirketin tanker, iş makineleri, çöp kamyonları, yol süpürme araçları gibi özellikli araçlar kullandığını, bu araçların taşıtmatik kullanarak akaryakıt istasyonlarından yakıt alamayacağını, dökme yakıt alınarak bunların yakıt firmaları tarafından gönderilen tankerlerde muhafaza edildiğini, bu nedenle şirketin deposu yok iddiasının gerçeği yansıtmadığını, davacı şirketin işin icabı olarak birçok firmalar ile işbirliği yaptığını, bu firmalara da yakıt ikmali sağladığını, akabinde de akaryakıt karşılığı yansıtma faturası keserek bunların bedelini ilgili firmalardan tahsil ettiğini, davacı şirketin hiçbir zararının bulunmadığını, dava şartının oluşmadığını, müvekkilinin hiçbir kusurunun bulunmadığını, vahim darbe girişiminin piyasaları etkilediğini, piyasaların daraldığını, akaryakıt fiyatlarının arttığını, maliyetlerin yükseldiğini, şirketlerin iflâs ettiğini, kârlılık oranlarının düştüğünü, bütün bu olayların müvekkilinin kontrolünün dışında gerçekleştiğini, müvekkilinin dışındaki yönetim kurulu üyelerinin şirketin işleyişini felç ettiklerini, müvekkiline kusur yüklenmeden önce bunların da verdikleri zararın araştırılması gerektiğini, öte yandan şantiyelerin başında müdürlerin ve şeflerin bulunduğunu, malzeme ve akaryakıt alımı konusunda bu kişilerin karar verdiklerini, 2017 senesinde yapılan 2016 yılına ilişkin genel kurulda bilânçonun ve kâr - zarar durumunun incelendiğini, yönetim kurulunun oy birliğiyle ibra edildiğini, akaryakıt ve madeni yağ kullanımı ile sene sonu stoklarına ses çıkarılmadığını, müteakip yıldaki işlemlerin tenkit edilmesinin ve dava açılmasının kötü niyet göstergesi olduğunu, davacıların hisse oranlarında ihtilâf bulunduğunu mevcut hisse oranlarını suiistimal etmek için dava açtıklarını savunarak, davanın diğer yönetim kurulu üyelerine ihbarına, davanın usul ve esas yününden reddine, belirterek, açılan davanın reddini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacıya yükletilmesini talep etmiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, "...davacının davasına dayanak yaptığı husus davalının ihtiyaç olmadığı halde gereğinden fazla akaryakıt ve madeni yağ alımı yaptığı, bu şekilde sahte faturalarla şirketi zarara, şirketi borçlandırarak zarara uğrattığıdır. Davacının sunduğu hukuki mütalaada başkaca iddialar da mevcut ise de, dava dilekçesinde zikredilmeyen, iddianın genişletilmesi niteliğindeki bu iddialara davalının rıza göstermemiş olması sebebiyle itibar etmek ve inceleme yapmak mümkün değildir.Davalının tek yönetim kurul üyesi olmadığı, ibra edilmeyen diğer yönetim kurulu üyelerine dava açılmadığı, esasen akrabalık bağı içindeki ortaklar arasında ... ve ... ile davalı arasında ihtilaflar olduğu anlaşılmaktadır. Ne var ki ... ve ... birlikte şirketin %60'dan fazlasına sahip olduğu, her zaman genel kurulu toplayıp davalıyı azledebileceği, başka birini yönetici yapabileceği, 2017 ve 2018 yıllarında önceki zarar eden haline göre şirketin oldukça yüksek oranda kar elde etmesi karşısında şirketin zarara uğratıldığı iddiasının daha somut olarak ortaya konmasının gerektiği çok açıktır. Fazla akaryakıt ve madeni yağ alımı iddiasına ilişkin davalının, alınan ihalelerde taşeron firmaların da araçlarına yakıt alımı yapmak durumunda kaldıklarını beyan etmesi üzerine davacının buna bir itirazı olmamıştır. Zarar kavramının her zaman eksi anlamda zarar olmayacağı, kasten kardan zarara sebebiyet verilmesinin de zarar sayılması gerektiği görüşü mahkememizin de kabulündedir. Ancak ülke genelindeki tüm ihaleleri takip edip davacı şirketin hepsine girmesini beklemek, aksi halde kardan zarara sebebiyet verildiğini ileri sürmek isabetli olmamıştır. Mutlaka davacı şirketin girmediği, davalının ortağı olduğu dava dışı şirketlerin girdiği ihaleler olacaktır. Önemli olan davacı şirketin yönetimi sırasında davalının, davacı şirketin de kar elde etmesini, mali yapısını korumasını sağlayacak adımları atmış olmasıdır. Yeminli mali müşavir bilirkişinin raporuna göre davacı şirketin kar elde ettiği anlaşılmaktadır. Yine davacı şirketin bir takım araçlarının satıldığı iddiası bakımından da kusur isnadı soyut kalmıştır. Davacı şirket, hangi aracının hangi bedelle satıldığını bilecek durumda olup, rayicin altında yapılan bir satış varsa bunu ileri sürmesi gerekirken sadece şirketin araçlarının satılmış olması, şirketin zararına işlem olarak kabul edilemez. Kullanılmayan araçların satışı şirketin yararına dahi olabilir. Özetle ispat yükü davacıda olan davada, davacının zararı, davalının buna neden olan kusurlu eylemini ve zararla eylem arasındaki illiyet bağının net olarak ortaya koyması gerekir. Ancak bu üç unsur da somut delillerle ortaya konamamış olmakla, ispatlanamayan davanın reddine" karar verilmiştir.Bu karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.

İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:

Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davalının yönetim kurulu başkanı olarak görev yaptığı 2017-2018/6 dönemi arasında gerçek dışı alımlarla şirketten kaynak çıkışına sebebiyet vermesini, bu şekilde şirketi zarara uğradığını, bu iddiaya dayanak olarak şirketin belirtilen dönemlerde almış olarak göründüğü akaryakıt ve madeni yağların önceki dönemlerle kıyaslanmayacak şekilde fazla olması, belirtilen miktarlarda ürün alınmasının, şirketin araç sayısı göz önüne alındığında mümkün olmamasını, bu miktarda akaryakıt ve madeni yağın hiçbir şekilde depolanma imkanının bile olmamasını ve bu hususların müvekkil şirket tarafından yaptırılmış olan özel denetim raporunda belirtilmesi hususunu gösterdiğini, gereğinden fazla akaryakıt ve madeni yağ alımı iddiasına dayandığından mahkeme heyeti alanında uzman ve içinde makine mühendisinin de bulunduğu 3 kişilik heyetten iddialarının gerçek olup olmadığına dair rapor aldırmasını, anlaşılmaz bir şekilde mali müşavir bilirkişiye sadece şirket defterleri inceletilerek soyut ve tam kanaat bildirmeyen raporla davanın ispatlanamadığına karar verildiğini, mahkeme heyeti yazdığı kararla yaptırdığı bilirkişi işlemini bile tam olarak netleştiremediğini, bilirkişi heyetinden rapor alındığı kararda belirtildiğini, karara dayanak yapılan raporun tek kişiden (mali müşavir) alınma bir rapor olduğu ortada olduğunu, karara esas alınan bilirkişi raporunda şirketin, davalının yönetimde olduğu dönemlerde mali yapısının güçlendiği ve kar ettiği bu sebeple de davacının iddialarının ispata muhtaç kaldığı şeklinde bir değerlendirme yapıldığını, bilirkişinin, şirketin zarara uğramasının dönem sonunda eksi karla kapatılması anlamına gelmediğini, 10 lira kar edebilecekken 5 lira kar edilmesinin de bir tür zarara uğratma olduğunu bilmediğini, esasen mahkeme de kararının son kısmında kardan zarara sebebiyet verilmesinin de bir nev'i zarar olduğunu kabul ettiğini, ancak nedense bu yöndeki iddiayı araştırmak için yapması gerekenleri yerine getirmediğini, dava dilekçesinde davalı döneminde şirketin genel olarak eksi karla dönemi kapattığı ifade edildiğini, dava dilekçesinde davalının kusurlu eylemleri sebebiyle şirkete zarar verdiği ifade edildiğini, bu ikisi arasındaki fark son derece açık olduğunu, ekte sunulan evraklarda, İzmit, Sultanbeyli ve Zonguldak yakıt karşılaştırma raporu, ayrıca yıllara göre araç bazlı (Plakalara göre) yakıt giderleri bulunduğunu, İzmit'te dökme olmasına rağmen depodan araçlara yakıt verilirken deponun pompasından her araç için ne kadar yakıt verildiğini, İzmit araç bazlı yakıt listesinin alt kısmında ortak veya dökme olarak yazılmış satırdaki akaryakıtlar fazla alınan faturalar olduğunu, dava dilekçesinde, ekinde sunulan özel denetim raporu, cevaba cevap dilekçesini, bilirkişi raporuna itiraz dilekçesi ve konuyla ilgili Prof.Dr. ... tarafından hazırlanan bilimsel mütaala içeriğine göre, ilk derece mahkemesinin dava dilekçemizdeki iddialarını karşılamaktan uzak, eksik incelemeye dayalı, dilekçesinde belirtilen delilleri toplamadan, makine mühendisinin de bulunduğu üç kişilik heyetten iddiaların doğrultusunda rapor alınmadan, yetersiz ve eksik gerekçeyle verilmiş kararının hukuka aykırı olduğu açık olduğundan yapılacak istinaf incelemesi neticesinde belirtilen eksiklerin ikmali için istinaf başvurusunun kabulü ile mahkeme kararının kaldırılmasını, eksiklerin ikmali için dosyanın yeniden mahkemeye gönderilmesini karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

GEREKÇE

Dava; anonim şirket yöneticisinin TTK'nın 553/1 maddesi uyarınca sorumluluğuna ilişkin tazminat istemine ilişkindir.İlk derece mahkemesince davanın reddine karar verilmiş, davacı vekilince yukarıda yazılı sebepler ile istinaf isteminde bulunulmuştur. İstinafa gelen uyuşmazlık temelde; şirket yöneticisinin şirketi kusuruyla zarara uğratıp uğratmadığı noktasındadır.Davalının davacı şirketin yönetim kuruluna 31/03/2017 tarihinde diğer 4 kişilik üye ile birlikte 3 yıl süre ile seçildiği, davalının yönetim kurulu başkanı olarak seçildiği ve tek başına imza yetkisi de bulunduğu, Kasım 2017 ile 15/08/2018 tarihleri arasındaki işlemlerinden sorumlu tutulduğu, dava dilekçesindeki anlatımdan temel olarak davalının şirketin kayıtlarına giren akaryakıt ve madeni yağa ilişkin faturaların gerçeği yansıtmadığı, alınmayan akaryakıt ve madeni yağ faturaları bedellerinin ödenerek şirketin zarara uğrattığı iddiasına dayandırılmaktadır.6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu(TTK)'nun 553/1. maddesi uyarınca; kurucular, yönetim kurulu üyeleri, yöneticiler ve tasfiye memurları, kanundan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini kusurlarıyla ihlal ettikleri takdirde, hem şirkete hem pay sahiplerine hem de şirket alacaklılarına karşı verdikleri zarardan sorumludurlar.

TTK'nın 555 maddesi gereğince; şirketin uğradığı zararın tazminini şirket ve her bir pay sahibi isteyebilir. Pay sahipleri tazminatın ancak şirkete ödenmesini isteyebilirler. Yönetim kurulu üyeleri görevlerini ifa ederken ve verilen yetkileri kullanırken, tedbirli bir yöneticinin özeniyle hareket etmeli ve şirket menfaatlerini gözetmelilerdir. Yönetim kurulu üyelerinin özen ve dikkat yükümlülüğünün kapsamı, şirket ana sözleşmesi, kanun, iç yönerge ve yönetim kurulu tarafından verilen tüm yetki ve görevleri kapsar. Ancak, yönetim kurulu üyesinin özen yükümlülüğünün, genel kurulda kendisine tanınan yetki ile sınırlı olduğuna şüphe yoktur. Bunun yanı sıra yönetim kurulunun sorumluluğu kusura dayanan bir sorumluluktur. Ayrıca, yönetim kurulu üyesinin sorumlu tutulabilmesi için kusurlu hareketin o üyeye izafe edilmesi de gereklidir. Yönetim kurulu üyelerinin şirket nam ve hesabına yapmış oldukları işlem ve sözleşmeler nedeniyle sorumlu tutulabilmeleri, ancak kendilerine kusurlu bir eylemin yüklenmesi durumunda mümkündür.6100 sayılı HMK'nın “Somutlaştırma yükü ve delillerin gösterilmesi” başlıklı 194. maddesinin gerekçesinde maddenin yeni bir düzenleme olduğu belirtilerek, konuluş amacı, “Maddenin amacı, bir yandan ispatın genel hükümleri çerçevesinde temel bir kavrama yer vermek iken, diğer yandan da uygulamada genel geçer ifadelerle somut vakalara dayanmadan davaların açılıp yürütülmesinin önüne geçmektir.Birinci fıkrada, somutlaştırma yükü düzenlenmiştir. Bir davada ispat faaliyetinin tam olarak yürütülebilmesi, mahkemenin uyuşmazlığı doğru tespit ederek yargılama yapabilmesi, karşı tarafın ileri sürülen vakalara karşı kendini savunabilmesi için, iddia edilen vakaların açık ve somut olarak ortaya konulması gerekir. Genel geçer ifadelerle, somut bir şekilde ortaya koymadan iddia veya savunma amacıyla vakaların ileri sürülmesi durumunda, yargılamanın sağlıklı bir şekilde yürütülmesi mümkün olmayacağı gibi vakaların anlaşılması için ayrıca bir araştırma yapılması ve zaman kaybedilmesi söz konusu olacaktır. Taraflar, haklarını dayandırdıkları hukuk kuralının aradığı koşul vakalara uygun, somut vakaları açıkça ortaya koymalıdırlar. Bu vakıaların somut olarak ileri sürülmesi, ilgili taraf için bir yüktür. Bu yükü yerine getirmeyen sonuçlarına katlanacaktır. Somutlaştırma yükünün delillerle ilişkisinin ortaya konulduğu İkinci fıkra "taraflar, dayandıkları vakaların hangi delillerle ispat edileceğini de belirtmek zorundadırlar.” şeklinde düzenlenmiştir.Diğer yandan HMK'nın 25/2. maddesine göre; medeni usul hukukunda, özel hukuk olması ve irade serbestisinin bir gereği olarak taraflarca hazırlama ilkesi geçerlidir. Dava malzemelerinin mahkemeye tam olarak getirilmemesinin sorumluluğunu taraflar üstlenmiştir. Davada taraf ne kadar haklı olursa olsun talep sonucunun dayandığı vakıaları ve dolayısıyla delillerini mahkemeye sunmamış ise talebi reddedilecektir. Hakim kendiliğinden taraflarca ileri sürülmemiş vakıaları araştıramaz ve hükmüne esas alamaz.Burada iddia yükü ile somutlaştırma yükünü birbirinden ayırt ederek konuya kısaca değinmek gerekirse; Dilekçede hiçbir vakıaya veya hukuki nitelikte vakıa sayılacak iddialara yer verilmemiş ise “iddia yükünün” yerine getirilmemesinden, belirli vakıa iddiaları bulunmakla birlikte bunların somut ve açık şekilde belirtilmemesi halinde ise “somutlaştırma yükünün” yerine getirilmemesinden söz edilir ve somut iddia olmadığı durumlarda ispata gerek duyulmadan dava usulden ret edilir. Somutlaştırma yükünün yerine getirilmemesi ise, karşı tarafın sağlıklı bir savunma yapması mümkün olmadığı gibi hakimin sağlıklı ve somut bir karar vermesi de mümkün değildir. Dava konusu vakıanın somutlaştırılması ise vakıanın ispata elverişli şekilde zaman, mekan ve içerik bakımından açıkça belirlenmesi ile olur ki, ancak vakıaların somutlaştırılmasından sonra karşı tarafça savunma yapılabilir, mahkemece yargılanacak vakıa algılanabilir ve ispat faaliyeti yürütülerek inceleme ve araştırma yapılıp karar verilebilir.Soyut ve genel ifadelerle açılan davada karşı tarafın, bilmediği bir konuda savunma yapmasını ve mahkemenin de, ileri süren davacının bile bilmediği belirsiz bir şeyden sonuç çıkarmasını beklemek anlamına gelir ki, bu durum ne hukuk kuralları ile ne de mantık ile bağdaşır. Yargıtay yerleşik içtihatlarına göre dava malzemesini getirmek tarafların, hukuku uygulamak ise mahkemenin işidir. Somutlaştırma yükünün tam olarak yerine getirilmediği durumlarda hakimin davayı aydınlatma görevi (HMK 31. madde) ile ön inceleme hükümleri (HMK 137,140. maddeleri) dikkate alınmalıdır. Hakim, mümkün ise ön inceleme aşamasında somutlaştırmayı yeni bir vakıa meydana getirmeden mevcut vakıa kapsamında sağlamalıdır. Buna rağmen somutlaştırma sağlanmamış ise ispat yükünün yerine getirilmemesi nedeniyle davanın reddine karar vermek gerekecektir. Eldeki uyuşmazlıkta davacı tarafça zarar doğuran eylem akaryakıt ve madeni yağ alımındaki usulsüzlük olarak somut olarak belirlendikten sonra bilahare davacı tarafça sunulan hukuki mütalaada bahsedilen ve davalı tarafça iddianın genişletilmesi kapsamında kabul edilmeyen hususların eldeki davada yargılama konusu yapılması ve araştırılması mümkün değildir. Bu nedenle davacı vekilinin bu yönlere ilişen tüm istinaf sebepleri yerinde değildir. Taraflar arasında birden çok uyuşmazlık bulunduğu, davalıdan başka şirkette 4 kişilik yönetim kurulu üyesinin bulunduğu, bu kişilerin yıllardır temizlik ihaleleri alıp bu işleri yürüten şirketin ortak ve yöneticileri oldukları, asıl işlerinin önemli bir parçası olan alınan akaryakıt ve madeni yağların miktarını, kullanma durumunu bilecek durumda oldukları yine bir kısım aracın satışının gerekip gerekmediğini veya piyasa fiyatlarını bilecek durumda olup şirket pay çoğunluğuna da sahip oldukları, iddia ettikleri fazla alındığı iddia edilen akaryakıt ve madeni yağa ilişkin faturaların ticari defterlerine kaydedilmiş olmaları nedeniyle devlete ödenmesi gereken KDV ve kurumlar vergisinden eksik ödenen miktar yönünden vergi dairesine beyanda bulunmayarak şirketin menfaatine olan hususları benimsedikleri, ancak bir yandan da faydalandıkları bu husus ile davalıyı suçladıkları anlaşılmakla bahsi geçen faturaları kabullendikleri sonucuna ulaşılmaktadır. Dosyaya toplanan deliller ile denetime elverişli ve hüküm kurmaya yeterli bilirkişi raporu esas alınarak davanın reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığından davacının bu yönlere ilişkin istinaf sebepleri de yerinde değildir.

HMK'nın 355. Maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; ilk derece mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davacı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.

KARAR:Yukarıda açıklanan nedenlerle:1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,2-Davacı tarafından başvuru sırasında istinaf karar harcı peşin olarak yatırıldığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına,3-Davacı tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda,

HMK'nın 362(1)a maddesi uyarınca kesin olarak oy birliğiyle karar verildi.12/03/2024

© 2026 İçtihat Pro — ictihatpro.com  |  Bu belge bilgilendirme amaçlıdır. Resmi belge niteliği taşımaz.