7. Hukuk Dairesi
T.C.
SAKARYA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
7. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO : 2023/139
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : GEBZE ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 12/10/2022
NUMARASI : 2022/492 Esas - 2022/740 Karar
İstinaf incelemesi için dairemize gönderilen dosyanın ilk incelemesi tamamlanmış olmakla HMK'nın 353. ve 356. maddeleri gereğince; dosya içeriğine ve kararın niteliğine göre sonuca etkili olmadığından duruşma yapılmasına gerek görülmeden dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili şirkette ... nolu kasko sigorta poliçesi ile sigortalı ... plakalı yarı römork tipi ticari aracın 29/06/2019 tarihinde davalı tarafa ait III adlı Çağrı TC:... olarak belirtilen gemi ile Yalova Topçular iskelesinden kalkış yaparak Gebze Eskihisar İskelesine varış sonrası araç tahliyesi sırasında sigortalı yarı römork dorseyi çeken çekicinin karaya çıkması akabinde gemi ile kara arasındaki kot farkından dolayı sigortalı yarı römork dorsenin yükselmesi sonucu aracın tavan kısmının sol ön tarafının garaj tüneline çarpması sonucunda geminin taşımaya uygun olmamasından kaynaklı davalının %100 kusuru ile sigortalı aracın hasara uğradığını ve tamamen zayi (pert total) olduğunu, yapılan araştırmaya ve ekspertiz raporuna göre hasara uğrayan ... plakalı kasko sigortalı aracın pert total olduğunu, bu doğrultuda müvekkili şirket nezdinde açılan ... hasar nolu dosyanın açılarak araç maliki sigortalı ile mutabık kalınan hasar tazmin bedeli olarak belirlenen 59.000,00.-TL pert rayiç bedelinin 20/03/2020 tarihinde sigortalı Orkun Uluslararası Nak. İhr. Ve İth. Ve Tic. Ltd. Şti.'ne kasko poliçesi teminatından ödendiğini, aracın hurdasının satışı sonucunda 36.580,00.-TL hurda kazanımı sağlandığını, müvekkili şirket tarafından kasko poliçesi teminatından sigortalısına ödenen araç rayiç değeri 59.000,00.-TL'den aracın hurdasının satımı sonucunda kazanılan 36.580,00.-TL sovtaj kazanımının mahsup edildikten sonra kalan bakiye 22.420,00.-TL müvekkil şirket giderilmeyen zararının işbu davanın konusu yapıldığını, müvekkili şirketin sigortalısına yaptığı ödeme ile TTK 1472 ve devamı maddeleri ile sigorta genel şartları uyarınca sigortalısının haklarına kanuni halef olduğunu ve işbu rücuen tazminat davasını açtığını, müvekkiline kasko sigortalı ... plakalı aracın ruhsatında belirtildiği üzere ticari kullanım şekline tabi olması ve davalı tarafın şirket olması sebebiyle halefiyete dayalı işbu davalarda kaskolu aracın ticari olması nedeniyle Asliye Ticaret Mahkemesinin görevli olduğundan mahkememizde açtıklarını, dava açılmadan önce 27/04/2022 tarihinde zorunlu arabuluculuğa başvurulduğunu, tarafların anlaşamadıklarını, açıklanan nedenlerden dolayı fazlaya ilişkin dava ve talep hakları saklı kalmak kaydı ile davanın kabulüne, 22.420,00.-TL maddi tazminatın ödeme tarihi olan 20/03/2020 tarihinden itibaren işleyecek ticari avans faizi ile davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili dava dilekçesinde özetle; deniz ticaretine ilişkin ihtilaflara bakmakla denizcilik ihtisas mahkemesinin görevli olduğunu, huzurdaki ihtilafın deniz taşıma işi ile ilgili olduğunu, HEREKE III isimli gemide taşınan yarı römork tipi aracın Topçular-Eskihisar seferi sonrasında araç tahliyesi sırasında hasar aldığı iddiasına dayandığını, söz konusu uyuşmazlığa bakmakla görevli mahkemenin deniz ihtisas mahkemeleri olduğunu, davacı tarafından Mahkememiz nezdinde denizcilik ihtisas mahkemesi sıfatı belirtilmeksizin huzurdaki davanın ikame edildiğini, bu durumun usule aykırı olduğunu,
Mahkememizce denizcilik ihtisas mahkemesi sıfatıyla yargılamaya devam edilmesini talep ettiklerini, Türk Ticaret Kanunu'nun 1472. maddesi uyarınca sigorta şirketi tarafından sigortalısına ödeme yapıldığında sigortacının, hukuken sigortalının yerine geçtiğini, somut olayda hasar iddiasının haksız fiilden kaynaklandığını, sigortacının açtığı huzurdaki davanın da haksız fiil hükümlerine göre incelenmesi gerektiğini, haksız fiil dolayısıyla tazminat isteminin zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten itibaren iki yıl olduğunu, somut olayda iddia edilen kaza tarihi (29.06.2019) itibariyle zamanaşımı süresinin başladığını ve 29.06.2021 itibariyle sona erdiğini, davacının 27.04.2022 tarihinde arabuluculuk başvurusunda bulunduğu dikkate alındığında, talep anında zamanaşımı süresinin dolduğunu ve her halükarda zamanaşımı def'i uyarınca davanın reddine karar verilmesi gerektiğini, bu nedenle, Başkanlığımızdan derdest davanın zamanaşımı itirazları doğrultusunda reddine karar verilmesini talep ettiklerini, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun ("HMK") 121. maddesi uyarınca Davacı tarafın davasına dayanak yaptığı belgelerin, davalı sayısından bir fazla olarak dosyaya sunmasının ve davalı tarafa tebliğ ettirmesi gerektiğini, ancak müvekkili Şirket'e dava dilekçesi ekleri tebliğ edilmediğini, Uyap sisteminden bir kısım ekler temin edilmişse de görüntülerin net olmadığından taraflarına davacının iddiasına ilişkin delillerinin tam olarak incelenmesinin mümkün olmadığını, bu nedenle davacı tarafın davasını dayandırdığı belgeleri incelenmeksizin cevap dilekçesi sunulmak zorunda kalındığından dava dilekçesi eklerinin taraflarına tebliğ edilerek incelemeleri sağlanana kadar işbu dilekçelerinde yer alan savunmalarını genişletme, değiştirme ve belge ve delillerin incelenmesi ile beraber anlaşılacak ilk itirazların da dahil tüm itirazlarını sunma haklarını saklı tuttuklarını, müvekkilinin İDO İstanbul Deniz Otobüsleri San. ve Tic. A.Ş.'nin uzun yıllardır deniz yoluyla yolcu ve araç taşımacılığı alanında hizmet veren bir şirket olduğunu, davaya konu kazanın üzerinde meydana geldiği iddia edilen Hereke III isimli geminin de denize ve yüke elverişli olduğu gibi yolcu ve araç taşımak için gerekli fiziki ve teknik altyapıya da sahip olduğunu, zaten kamu hizmeti görevini yerine getirmede kullanılan söz konusu geminin taşımaya uygun olmaması ihtimalinde idare tarafından gerekli izinlerin verilmeyeceğini ve geminin seferine müsaade edilmeyeceğinin açık olduğunu, ek olarak somut olayda Müvekkili Şirketin basiretli bir taşıyan gibi davrandığını, taşıma esnasında meydana gelebilecek risklere karşı yolcu ve araçların güvenliği için gerekli her türlü önlemi aldığını, üzerine düşen bütün yükümlülükleri yerine getirdiğini, davacının dava dilekçesinde yer alan kusura ilişkin açıklamalarının iddiasını ispat etmekten uzak olduğunu, yalnızca soyut beyanlardan ibaret olduğunu, Hereke III isimli geminin her gün onlarca araç ve yolcu taşıdığını, geminin taşımaya uygun olmaması ihtimalinde Gemide taşınan pek çok aracın da davacının iddia ettiği şekilde bir hasar meydana gelmesinin bekleneceğini, ancak yalnızca davacının sigortalısının aracının hasar gördüğü iddiasında bulunulmuş olmasının davacının iddiasının yersiz ve soyut beyanlardan ibaret olduğunu ve Davacının sigortalısının aracında meydana gelen hasarın olsa olsa kendi sigortalısının ihmalinden kaynaklandığını gösterdiğini, açıklandığı üzere Hereke III isimli geminin yolcu ve araç taşımaya elverişli olduğunu, idareden aldığı izinle kamu hizmeti gerçekleştirdiğini, dolayısıyla davacının iddia ettiği şekilde geminin taşımaya uygun olmamasının mümkün olmadığını, geminin taşımaya uygun olarak yıllardır aynı hatta düzenli olarak sefer icra ettiğini, somut olayda davacı iddialarından anlaşılan hasarlandığı iddia edilen araç ve dorsenin gemiye sorunsuz bir şekilde bindiğini, sorunsuz bir şekilde seferi tamamladığını ve gemiden indiği esnada hasarlandığını, yolculuk süresi içerisinde geminin boyunda bir kısalmanın meydana gelmesinin mümkün olmadığından araç sürücüsünün dorsenin boyu hususunda kendisine yapılan uyarılara uymadığınını ve hadisenin gerçekleşmesinde araç ilgilerinin kusurlu olduğununun kanıtladığını, öte yandan davacının yalnızca geminin taşımaya uygun olmaması nedeniyle İDOnun %100 kusurlu olduğu iddiasında bulunduğunu ancak bu iddiasına ilişkin hiçbir açıklamada bulunmadığı gibi delil de sunmadığını, davacının bunun dışında hasarın meydana gelme sebebi hakkında farklı bir iddiası da bulunduğunu, açıklamaları ışığında geminin taşımaya uygun olduğunun hiçbir tereddüde mahal kalmayacak şekilde açık olduğunu, aksini iddia eden davacının iddiasını ispat edemediğini, iddia edilen kaza sonrasında çekilen ve dosyaya sunulan bir fotoğraf dahi olmadığını, dosyada eksper raporu ekinde yer alan hasarlı aracı gösteren fotoğrafların kaza tarihinden 4 ay sonra eksper tarafından çekildiğinin anlaşıldığını, tamamen zayi olacak derecede hasar alan aracın kaza anından hemen sonra olay yerinde çekilmiş fotoğrafının bulunmamasının veya buna ilişkin bir delilin olmamasının hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, bu nedenle dava dışı sigortalı nezdinde oluşan hasarın geminin kusuru ile oluştuğunun ispat edilemediğini, geminin kaza tarihine ait jurnal kayıtlarında da meydana geldiği iddia edilen kazaya ilişkin herhangi bir bilgi bulunmadığını, bu nedenlerle iddia edilen hasara ilişkin taraflarınca hiçbir sorumluluk kabul edilmediğini, iddia edilen hasara ilişkin bizzat sigorta şirketi tarafından atanan eksper tarafından hazırlanan ve dava dilekçesinin ekinde sunulan ekspertiz raporunun 2. sayfasında hasar rücu imkanının bulunmadığının tespit edildiğini, yine ekspertiz raporunda da tespit edildiği üzere hasar iddiasına konu araç şoförünün alkol durumunun tespit edilmediğini, bu nedenlerle davacının sigortalısına yaptığı ödemenin iddia edilen kazada hiçbir sorumluluğu bulunmayan müvekkili şirketten talep edilmesinin mümkün olmadığını, bu hususlara ek olarak Ekspertiz Raporu ekinde yer alan araç muayene raporundan anlaşıldığı üzere kaza tarihinde aracın muayenesinin geçerliliği dahi bulunmadığını, nitekim dava dilekçesi ekinde bizzat davacı tarafından dosyaya sunulan Araç Muayene Raporu'nun geçerlilik tarihinin 20.08.2018 olduğunu, aracın başkaca muayene raporunun mevcut olmaması durumunda aracın standart yükseklikte olduğunun tespitinin dahi yapılamayacağını, karine olarak hasara konu aracın standartları sağlamadığını ve hasarın bu nedenle meydana geldiğinin kabul edilmesi gerektiğini, tüm bu açıklamalar çerçevesinde sigortacı davacının sigortalısına sigorta tazminatı ödemesi yapmasının hukuken zorunlu olmadığını, davacının yaptığı ödemenin yalnızca kendi aralarındaki ilişki uyarınca bir iyi niyet göstergesi olarak yorumlanabileceğini, hukuken zorunlu olmamasına rağmen sigortalısına ödenen sigorta tazminatının davacı sigortacı tarafından müvekkiline rücu edilmesinin mümkün olmadığını, davacı vekilinin arabuluculuk sürecine katıldığından dolayı vekalet ücreti talebinin de hukuki dayanağı bulunmadığını, kabul anlamına gelmemek üzere davanın kabulüne karar verilse dahi davacı vekilinin arabuluculuk vekalet ücreti talebinin reddine karar verilmesi gerektiğini, davanın öncelikle usulden, her halükarda esastan reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI ÖZETİ:
İlk derece mahkemesince; "... -Davanın ZAMANAŞIMI NEDENİ İLE REDDİNE ..." şeklinde hüküm kurulmuştur.
İlk derece mahkemesince verilen karara karşı davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; "Yerel Mahkeme, hem TTK madde 1188 de taşıyanın sorumluluğuna ilişkin olarak düzenlenen 1 yıllık hak düşürücü süreye, hem de TBK madde 72'de haksız fiil sorumluluğuna ilişkin olarak düzenlenen 2 yıllık zamanaşımı süresine değinmiş; davaya konu olayda müvekkilimiz sigorta şirketinin sigortalısına 20.03.2020 tarihinde poliçeye istinaden ödeme yapmış olması, 27.04.2022 tarihinde davalı tarafa karşı arabuluculuk için başvuruda bulunmuş olması ve işbu davayı 21.06.2022 tarihinde ikame etmiş olması dolayısıyla arabuluculuk için başvuru tarihinde her iki sürenin de dolmuş olması sebebiyle davanın zamanaşımı nedeniyle reddi yönünde hatalı olarak hüküm kurmuştur ancak Yerel Mahkeme bu kararı verirken Covid-19 pandemisi sebebiyle duran ve daha sonra dava açma sürelerine eklenen süreleri dikkate almamıştır. 7226 sayılı Kanun’un geçici 1. maddesi ile dava açma süreleri 13.03.2020 (bu tarih dahil) tarihinden önce 30.04.2020 tarihine kadar daha sonra yeniden yapılan düzenleme ile 15.06.2020 (bu tarih dahil) tarihine kadar durdurulmuş ve durdurulan bu yaklaşık olarak 3 aylık süre zamanaşımı ve hak düşürücü sürelere eklenmiştir. Dolayısıyla Yerel Mahkemenin zamanaşımı nedeniyle red kararı vermesi eksik incelemeye dayanmaktadır" beyanı ile yerel mahkeme kararının kaldırılması, davanın kabulüne karar verilmesi talebiyle istinaf yoluna başvurmuştur.
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; "Bu bağlamda, bizzat Davacı tarafın sunmuş olduğu ekspertiz raporunda yer alan rapor tarihi olan 11.02.2020 tarihi bile, davacının dava konusu olayı öğrenmiş olabileceği en geç tarih olarak dikkate alınacak olsa dahi davacının olayı öğrenme tarihi 11.02.2020,, davacı davasını ikame etmeden önce dava şartı arabuluculuk başvurusunu dahi 27.04.2022 tarihinde gerçekleştirerek her ihtimalde dava ikame etme süresini kaçırmış; Davacının öne sürebileceği tüm iddia ve taleplerin sunumu için zamanaşımı gerçekleşmiştir. Davacının dava konusu olayı dava dışı sigortalıya ödeme yaptığı tarih olan 20.03.2020 tarihinde öğrenmediği, COVID 19 tedbirleri kapsamında kanun ile durdurulan sürelerden önce davasını ikame etmesi gerektiği; olayın akışı incelendiğinde COVID 19 kapsamında durdurulan sürelerden faydalanamayacağı izahtan varestedir. Olayın meydana gelmesinde müvekkil şirketin kusuru bulunmamaktadır. müvekkil şirket üzerine düşen tüm yükümlülükleri gereği gibi yerine getirmiş olup davacı tarafından bu hususun aksini ispatlar hiçbir delil ileri sürülememiştir" beyanı ile yerel mahkeme kararının onanmasına, davacının istinaf taleplerinin reddine karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLER
Gebze Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 12/10/2022 tarih, 2022/492 Esas - 2022/740 Karar sayılı kararı ve tüm dosya kapsamı.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE
Dava; sigortalıya ait araçta meydana gelen zarar nedeni ile sigortalıya yapılan ödemenin rücuen tazmini talebine ilişkindir.
İlk derece mahkemesince davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiş karara karşı davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur. İnceleme; 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca, istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.
Dosyanın incelemesinde; davacı şirket nezdinde ... nolu kasko sigorta poliçesi ile sigortalı ... plakalı yarı römork tipi ticari aracın 29/06/2019 tarihinde davalı tarafa ait gemi ile Yalova Topçular iskelesinden kalkış yaparak Gebze Eskihisar İskelesine varış sonrası araç tahliyesi sırasında sigortalı yarı römork dorseyi çeken çekicinin karaya çıkması akabinde gemi ile kara arasındaki kot farkından dolayı sigortalı yarı römork dorsenin yükselmesi sonucu aracın tavan kısmının sol ön tarafının garaj tüneline çarpması sonucunda sigortalı aracın hasara uğradığı, hasar sonrası davacı sigorta şirketince sigortalısına hasar bedeli adı altında bir miktar ödeme yapıldığı, yapılan ödemenin davalıdan tahsili için davacı tarafından eldeki davanın açıldığı, davalı tarafından açılan davanın reddinin talep edildiği, ilk derece mahkemesince açılan davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verildiği, verilen karara karşı davacı vekilince istinaf kanun yoluna başvurulduğu anlaşılmıştır.
1.Kamu düzeni yönünden yapılan incelemede;
Bilindiği üzere görevle ilgili düzenlemeler kamu düzenine ilişkin olup, taraflar ileri sürmese dahi yargılamanın her aşamasında resen gözetilir. Görevle ilgili hususlarda kazanılmış hak söz konusu olmaz. Mahkeme duruşma yapmadan, yani taraflara tebligat yapıp onları dinlemeden dosya üzerinden de görevsizlik kararı verebilir. Taraflar da yargılama bitinceye kadar görev itirazında bulunabilirler. Görev itirazı yapılmış ise veya yapılmamış olsa bile resen mahkeme, ilk önce görevli olup, olmadığını inceleyip, karara bağlamalıdır. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun, görev hususunu düzenleyen 5. maddesinin ikinci fıkrasında "Bir yerde asliye ticaret mahkemesi varsa, asliye hukuk mahkemesinin görevi içinde bulunan ve 4. madde hükmünce ticari sayılan davalarla özel hükümler uyarınca ticaret mahkemesinde görülecek diğer işlere asliye ticaret mahkemesinde bakılır.
Bir yerde ticaret davalarına bakan birden çok asliye ticaret mahkemesi varsa, iş durumunun gerekli kıldığı yerlerde Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca, asliye ticaret mahkemelerinden biri veya birkaçı münhasıran bu Kanundan ve diğer kanunlardan doğan deniz ticaretine ve deniz sigortalarına ilişkin hukuk davalarına bakmakla görevlendirilebilir." hükmü getirilmiştir. HSYK'nın 24.03.2005 gün 188 sayılı kararında Denizcilik İhtisas Mahkemesi kurulmayan yerlerde, ticaret mahkemesi bulunması halinde bu mahkemenin, ticaret mahkemesi bulunmayan yerlerde 1 numaralı asliye hukuk mahkemesinin görevli olacağı hususu karar altına alınmıştır. "6762 sayılı Türk Ticaret Yasası’nın 4. maddesine eklenen fıkrada, iş durumunun gerekli kıldığı yerlerde Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun olumlu görüşü ile Adalet Bakanlığı'nca, bu Yasa'nın dördüncü kitabında yer alan deniz ticaretine ilişkin ihtilaflara bakmak ve asliye derecesinde olmak üzere denizcilik ihtisas mahkemeleri kurulacağı, bu mahkemelerin yargı çevresinin Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu tarafından belirleneceği düzenlenmiştir. 6102 sayılı Yeni Türk Ticaret Yasası’nın 5/2. maddesi de bir yerde asliye ticaret mahkemesi varsa, asliye hukuk mahkemesinin görevi içinde bulunan ve 4. madde hükmünce ticari sayılan davalarla özel hükümler uyarınca ticaret mahkemesinde görülecek diğer işlere asliye ticaret mahkemesinde bakılacağı, bir yerde ticaret davalarına bakan birden çok asliye ticaret mahkemesi varsa, iş durumunun gerekli kıldığı yerlerde Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nca, asliye ticaret mahkemelerinden biri veya birkaçı münhasıran bu kanundan ve diğer kanunlardan doğan deniz ticaretine ve deniz sigortalarına ilişkin hukuk davalarına bakmakla görevlendirilebileceği hüküm altına alınmış olup 6762 sayılı Yasa'nın 4. maddesine eklenen fıkra ile aynı mahiyettedir. Bu durumda 6762 sayılı Yasa zamanında anılan yasal düzenleme doğrultusunda alınan Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun 24.03.2005 tarih ve 188 sayılı kararı geçerli olup bu tür davalara denizcilik ihtisas mahkemesi bulunmayan yerlerde ticaret mahkemesi varsa 1 numaralı ticaret mahkemesi, ticaret mahkemesi yok ise 1 numaralı asliye hukuk mahkemesi'nin denizcilik ihtisas mahkemesi olarak görevlendirildiği bu kararda belirlenmiştir. Denizcilik ihtisas mahkemesi sıfatlı ticaret mahkemesi ile diğer mahkemeler arasındaki ilişki görev ilişkisidir. Denizcilik ihtisas mahkemesinin görev alanın tayininde davanın değeri önemli olmayıp, uyuşmazlığın deniz ticaretinden kaynaklanıp kaynaklanmadığı esas alınır." (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 20.04.2015 tarih, 2015/ 326 Esas-2015 / 5496 Karar)
Somut olayda; davalı deniz yoluyla taşıyan olup, deniz yolu ile taşıma işine dayalı oluşan hasar bedelinin davalıdan tahsili istemine ilişkin olup, hasarın taşımanın deniz yolu taşıması sırasında/sonrasında oluştuğu iddia edilmekle, 6102 sayılı TTK.nun “Deniz Ticareti” başlıklı 5. kitabında düzenlenen 931 vd. madde hükümlerinin de uygulanması gerektiğinden, bu iddiayı içeren davanın görülüp sonuçlandırılmasının öncelikle denizcilik ihtisas mahkemesinin görevine girdiğinin kabulü gerekmektedir. Nitekim,
TTK.nun 1472. madde hükmü Altıncı Kitap içerisinde kalsa da, davacı taşıma sigortacısı, selefinin Dördüncü Kitap hükümlerine dayalı haklarına halef olmuştur. (Benzer yönde Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2015/9942 esas 2015/10368 karar sayılı ilamı, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2009/13248 esas 2011/6064 karar sayılı ilamı) Bu durumda eldeki davanın denizcilik ihtisas mahkemesinin görev alanına girdiği anlaşıldığından, talep hakkında denizcilik ihtisas mahkemesi sıfatıyla karar verilmesi gerekmekte olup, Asliye Ticaret Mahkemesi Sıfatıyla hüküm verilmesi yasaya ve usule aykırıdır.
2.Kabule göre de;
Her ne kadar ilk derece mahkemesince; somut olayda gemi ile Yalova Topçular iskelesinden kalkış yaparak Gebze Eskihisar İskelesine varış sonrası araç tahliyesi sırasında sigortalı yarı römorkun hasar gördüğü, mevcut zararın taşıma eyleminin sonlandığı sırada, ancak henüz tahliye işleminin sonlanmadığı bir aşamada gerçekleşmiş olduğu, bu nedenle esasen her iki hukuki sorumluluk halinin söz konusu olabileceği değerlendirildiğinden, dosya kapsamındaki poliçe, ödeme dekontu, arabuluculuk son tutanağı ve diğer belgeler ile davacı sigortacının sigortalısına 20.03.2020 tarihinde poliçeye istinaden ödeme yaptığı, 27.04.2022 tarihinde davalı taraf ile arabuluculuk için başvuruda bulunduğu, eldeki davanın 21.06.2022 tarihinde açılmış olduğu anlaşılmakla; davacının arabuluculuk için başvurduğu tarih itibarıyla TTK'nın 1188 maddesi uyarınca hak düşüm süresinin ve ayrıca TBK'nın 72 maddesi uyarınca zamanaşımı süresinin dolmuş olduğu kanaatiyle davanın zamanaşımı nedeniyle reddine şeklinde karar verilmiş ise de, 6235 sayılı Arabuluculuk kanununun 16/2 maddesi hükmü gereğince somut olayda davanın zamanaşımına uğramadığı ve fakat mahkemece yanılgılı kanaatle sanki zamanaşımına uğramış gibi davanın reddine şeklinde karar verilmesi de isabetli görülmemiş ve bu nedenle de kararın kaldırılması gerektiği anlaşılmıştır. Gerekçeli karar başlığında; taraflar ve vekillerinin adreslerinin yazılmaması 6100 sayılı HMK'nın 297. maddesine aykırı ise de, bu eksiklik mahallinde her zaman düzeltilebileceğinden eleştirilmekle yetinilmiştir.
Açıklanan tüm bu gerekçelerle; davacı vekilinin istinaf başvurusunun yukarıda açıklanan nedenlerle kabulüne, diğer istinaf nedenlerinin bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, kararın açıklanan gerekçeler doğrultusunda kaldırılmasına ve davanın yeniden görülmesi için 6100 sayılı HMK'nın 353/1-a. 3 ve 6 maddesi gereğince; dosyanın mahkemesine gönderilmesine karar vermek gerekmiştir. H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1.Davacının ilk derece mahkemesinin kararına ilişkin istinaf başvurularının 6100 sayılı HMK'nın 353/1-a. 3 ve 6 maddesi gereğince; yukarıda açılanan hususlara ilişkin olmak üzere ESASTAN KABULÜNE,
2.GEBZE ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ'nin 12/10/2022 tarih, 2022/492 Esas ve 2022/740 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA,
3.Dosyanın açıklanan eksikliklerin giderilmesi için mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,
4.İstinaf eden tarafından yatırılan istinaf karar harcının talebi halinde ve ilk derece mahkemesi tarafından istinaf edene iadesine,
5.İstinaf eden tarafından istinaf başvurusu için yapılan giderlerin, esas hükümle birlikte ilk derece mahkemesi tarafından yargılama giderleri içinde değerlendirilmesine,
6.Kararın 6100 sayılı HMK'nın 359/4 maddesi uyarınca; ilk derece mahkemesi tarafından taraflara tebliğine,
7.İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, İlişkin; 6100 sayılı HMK'nın 362/1-g maddesi gereğince dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliği ile KESİN olarak karar verildi. 29/03/2024 ... Başkan ...
(e-imzalıdır)
...
Üye ...
(e-imzalıdır)
...
Üye ...
(e-imzalıdır)
...
Katip ...
(e-imzalıdır)
* Bu belge, 5070 sayılı Kanun hükümlerine uygun olarak elektronik imza ile imzalanmıştır.*