43. Hukuk Dairesi
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
43. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2021/149
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL 9. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 20/10/2020
NUMARASI: 2017/691 Esas - 2020/598 Karar
Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün davacı ve davalı vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü; TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ
DAVA:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkili şirketin davalıdan muhtelif faturaya dayanan cari hesap nedeniyle alacaklı olduğunu, davaya konu edilen alacağın, taraflar arasındaki ticari ilişkinden doğan mal alım satımına dayanan cari hesap alacağından kaynaklandığını, müvekkilinin cari hesap kayıtlarında açıkça görülmekte olan ve dolayısıyla takibe konu edilmiş cari hesap alacaklarının usulüne uygun olarak tutulduğunu, bu nedenle ödenmeyen cari hesap alacağının tahsili amacıyla taraflarınca iş bu davanın ikame edildiğini, 674 Sayılı KHK'nın 13. Ve 19. Maddeleri uyarınca davalı şirketin de aralarında olduğu ... Grubu şirketlerine Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu'nun (TMSF) kayyum olarak atandığını, müvekkili şirket tarafından 670 Sayılı KHK'ya istinaden takibe konu alacaklarının ödenmesi için izmir Defterdarlığı-Ohal Bürosuna başvuru yapılmış olup; başvurularının, ilgisi üzerine Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu'na gönderildiğini, TMSF tarafından bu başvuruya 01/03/2017 tarih, ... Sayılı yazı ile cevap verildiğini, ilgili cevap yazısında davalı şirkete kayyum atanmışsa da davalı şirketin TMSF'den bağımsız tüzel kişiliğinin devam etmekte olduğunu, şirket muhatapları ile yapılmış ve yapılacak işlemlerden adı geçen şirketin sorumlu olduğunu, söz konusu alacaklarla alakalı olarak davalı şirkete başvurulması gerektiğinin bildirildiğini iddia ederek davanın kabulüne, müvekkilinin davalıdan alacaklı olduğunun tespiti ile cari hesaptan kaynaklanan 6.140,65 € para alacağının TBK madde 99 düzenlenen seçimlik hak gereğince davalıdan fiili ödeme tarihindeki TCMB döviz kuru üzerinden mevduata uygulanan en yüksek faiziyle birlikte tahsiline, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesi talebi ile dava ettikleri anlaşıldı.
CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle;
Davacı tarafından, huzurdaki dava açılmadan evvel uyuşmazlığa konu edilen alacak tutarının tahsili amacıyla müvekkili şirket aleyhine öncelikle İstanbul ... İcra Müdürlüğü nün ... Esas sayılı dosyası ile ilamsız icra takibi başlatıldığını, işbu icra takibi üzerine yapılan inceleme ve araştırmalar neticesinde; tarafların, huzurdaki dava ile birlikte icra takibine konu edilen alacak konusunda mutabakat sağlayamadıkları ve likit bir alacağın bulunmadığının anlaşıldığını, bu nedenle, aleyhe başlatılan takibe itiraz etme zaruretinin hâsıl olduğunu, bahse konu icra takibinin itirazları neticesinde durması üzerine davacı tarafından huzurdaki alacak davasının açıldığını, ancak; müvekkili tarafından davacıya verilen ... Bankası A.Ş.'ye ait ... numaralı 14/09/2016 keşide tarihli 5.699,41 € bedelli çek için banka tarafından davacıya ödenmiş 1.290,00 TL' lik tutarın davacı tarafından kayıtlarına alınmaması, tarafların, 5.699,41 €' luk çek yönünden kuru 3.2077 ile sabitlenmişken ve bu husus İlgili çek için davacıya kesilen makbuz ile kayıt altına alınmışken davacının, alacağın hesabında 3.9856 kur oranını esas almış olması, vs. nedenlerle kayıtsal TL değerlerde mutabakat sağlanamadığını ve alacağın varlığı ve miktarı hususunda taraflar arasındaki ihtilafların giderilemediğini. davacı şirketle mutabakata varabilmek ve taraflar arasındaki ihtilafları çözüme kavuşturmak amacıyla firma yetkilileri ve ilgili birimleri ile defaatle iletişime geçilmiş ve konu paylaşılmışsa da ne yazık ki müspet bir sonuç alınamadığını, bu kapsamda, davacının alacaklarının ödenmediği yönündeki iddialarının haksız ve mesnetsiz olduğunu, davacının TBK'nun 99. Maddesi uyarınca, davaya konu ettiği alacak tutarının fiili ödeme tarihindeki TCMB döviz kuru üzerinden mevduata uygulanan en yüksek faiz ile birlikte tahsilini talep etmişse de bu talebinin de yasal dayanağının bulunmadığını, döviz cinsinden alacaklar yönünden davacı ile müvekkili şirket arasındaki kurun sabitlenmiş olup sabitlenen kurun üzerindeki rakamlardan yapılan taleplerin haksız ve hukuka aykırı olduğunu, bu nedenle, davacının, fiili ödeme tarihindeki TCMB döviz kurunun esas alınması yönündeki talebinin hukuki mesnetten yoksun olduğunu, ayrıca, döviz cinsinden alacaklar için talep edilebilecek faizin, kamu bankalarının döviz cinsine göre (Euro, dolar) 1 yıllık mevduata uyguladıkları en yüksek faiz oranı olduğunu, nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun bu husustaki kararlarının da bu yönde olduğunu, bu nedenle, davacının dava dilekçesindeki "...mevduata uygulanan en yüksek faiz... " ifadesinden kastının ne olduğunun anlaşılmamakla birlikte davacının, faize ilişkin fazlaya dair ve yasal dayanaktan yoksun istemlerinin de reddi gerektiğini belirterek davanın reddini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesi talebi ile cevap verdikleri anlaşıldı.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, "...taraflar arasındaki uyuşmazlık, cari hesap alacağının tahsili yolunda başlatılan icra takibi sonrasında açılan alacak davasıdır. Dosyanın incelenmesinde; İstanbul ... İcra Müdürlüğünün ... esas sayılı icra dosyası ile davacı-alacaklı tarafça, davalı-borçlu aleyhine, 06.03.2017 tarihli takip talebi ile toplam 6.140,65-Euro alacağın tahsili için genel haciz yoluyla ilamsız icra takibi yapıldığı, 07.03.2017 dilekçe tarihli itiraz dilekçesi ile yetkiye, borca ve ferilere itiraz edilmesi üzerine icra takibinin durduğu, 27.07.2017 tarihinde de Mahkememizdeki iş bu davanın açıldığı anlaşılmaktadır. Yargılama aşamasında taraflarca usulüne uygun olarak sunulan bilgi ve belgeler toplanarak dava dosyamız bilirkişiye tevdii edilmiş olup farklı bilirkişilerden alınan 17.04.2016, 11.09.2019 ve 20.03.2020 tarihli bilirkişi raporları, dosyamız arasına alınmıştır. Dosyadaki tüm bilgi ve belgeler, Yasal mevzuat ve dosya kapsamına uygun denetime elverişle bilirkişi raporu bir arada değerlendirildiğinde; davalı tüzel kişilik hakkında İstanbul Anadolu 1. Sulh Ceza Hakimliğinin 22.09.2016 tarih ve 2016/4135 Değişik İş sayılı kararı ile 674 Sayılı KHK Md:13-19 gereğince, kayyım atandığı, icra dosyasında itirazda bulunan vekilin kayyım tarafından görevlendirilen vekil olduğu, icra dosyasına yapılan itirazın görev kapsamında yapıldığının kabulünün gerekeceği, denetime elverişli ve dosya kapsamına uygun 20.03.2020 tarihli bilirkişi raporunda da belirtildiği üzere, davacı tarafça tanzim olunan e-faturaların, Maliye Bakanlığının e-fatura sistemi üzerinden teknik bir sorun olmadığı sürece davalıya ulaşması gerektiği, davalı tarafça fatura iadesinin yapıldığına ilişkin bir kayda rastlanılmadığı, takip tarihinden sonra yapılan 1.290,00-TL'lik zorunlu banka ödemesinin ardından davacının talep edebileceği alacak miktarı tespit edildiğinden bu tutar üzerinden alacak davasının kısmen kabulüne karar verilmesi gerekirken, Dünya genelinde yaşanan pandemi sebebiyle duruşmalara zorunlu olarak ara verilmesi, akabindeyse, duruşma öncesi ve sonrası oluşan yoğun iş yükü ile duruşmalar sebebiyle dava türünün sehven itirazın iptali olarak nitelendirilmesi, bu durumun da gerekçe ile birlikte düzeltilmesinin mümkün olmaması karşısında, kısa karar ile çelişkiye düşmemek adına aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. davanın kısmen kabulüne," karar verilmiştir.
Bu karara karşı davacı ve davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Davalı aleyhine alacak davası ikame edilmiş olduğunu, davacı müvekkilin davalıdan alacaklı olduğunun tespiti ile müvekkilin cari hesaptan kaynaklanan 6.140,65 Euro para alacağının dava tarihinden itibaren 3095 Sayılı yasanın 4/A maddesi uyarınca devlet bankalarınca bir yıl vadeli Euro mevzuat hesabına uygulanan en yüksek ve değişen oranlarda faizi talep edildiğini, haklı davanın 5.810,74 Euro üzerinden kısmen kabulüne ilişkin karar yerinde olmakla birlikte huzurdaki davanın itirazın iptali davası olarak nitelendirilmesi hatalı olduğunu, mahkemeden HMK 304 maddesi gereğince dosya üzerinden yapılacak inceleme ile hükümdeki maddi hatanın tashihi ile anılan kararda "davanın kısmen kabulüne 5.810,74 Euro asıl alacak üzerinden ve asıl alacağa dava tarihinden itibaren 3095 Sayılı yasanın 4/A maddesi uyarınca devlet bankalarınca bir yıl vadeli Euro mevzuat hesabına uygulanan en yüksek ve değişen oranlarda faiz uygulanarak davalıdan tahsiline" şeklinde düzeltilmesi talep edildiğini, mahkemece yapılan incelemede dünya genelinde yaşanan pandemi sebebiyle duruşmalara zorunlu olarak ara verilmesi akabindeyse duruşma öncesi ve sonrası oluşan yoğun iş yükü nedeniyle dava türünün alacak davası olmasına rağmen itirazın iptali olarak nitelendirildiğini, bu durumun gerekçe yazımı sırasında anlaşıldığını gerekçe yazımı ile veya tashih yoluyla da bu hatanın düzeltilmesinin yasal olarak mümkün olmadığını belirterek tashih talebini reddettiğini, tarafa mahkeme kısa ve gerekçeli kararında dava türünün alacak davası olmasına rağmen itirazın iptali olarak nitelendirildiğinden bahisle istinaf incelemesi neticesinde kaldırılarak" davanın kısmen kabulüne 5.810,74 Euro asıl alacak üzerinden ve asıl alacağa dava tarihinden itibaren 3095 Sayılı yasanın 4/A maddesi uyarınca devlet bankalarınca bir yıl vadeli Euro mevzuat hesabına uygulanan en yüksek ve değişen oranlarda faiz uygulanarak davalıdan tahsiline" şeklinde düzeltilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Davacının davasının konusu alacaklı olunduğunun tespiti ve cari hesaptan kaynaklanan alacağın tahsili olduğunu, dava dilekçesinde açıkça belirtildiği üzere davanın konusu alacak davası olup mahkemece davanın itirazın iptali davası olarak değerlendirilerek "İstanbul ...İcra Müdürlüğü'nün ... E.sayılı icra dosyasında davalı-borçlunun yaptığı itirazların kısmen iptaline" karar verilmiş olması hatalı olduğunu, davacı tarafından huzurdaki dava açılmadan evvel uyuşmazlığa konu edilen alacak tutarının tahsili amacıyla müvekkil şirket aleyhine İstanbul Anadolu ... İcra Müdürlüğü'nün ... E. sayılı dosyası ile ilamsız icra takibi başlatıldığını, işbu icra takibi üzerine yapılan inceleme ve araştırmalar neticesinde tarafların huzurdaki dava ile birlikte icra takibine konu edilen alacak konusunda mutabakat sağlayamadıkları ve likit bir alacağın bulunmadığı anlaşılmış olup, icra takibine itiraz etme zorunluluğu hasıl olduğunu, bahse konu icra takibinin itirazlar neticesinde durması üzerine davacı tarafından huzurdaki alacak davası açıldığını, müvekkil şirket tarafından davacıya verilen ... Bankası A.Ş.'ye ait ... numaralı 14/09/2016 keşide tarihli 5.699,41€ bedelli çek için banka tarafından davacıya ödenmiş olan 1.290TL'lik tutarın davacı tarafından kayıtlara alınmamasını, tarafların 5.699,41€ 'luk çek yönünden kuru 3.2077 ile sabitlenmişken, bu husus ilgili çek için davacıya kesilen ve dosyaya ibraz edilmiş olan makbuz ile kayıt altına alınmış iken davacının hesabında 3.9856 kur oranını esas almış olması gibi nedenlerle kayıtlardaki TL değerlerde mutabakat sağlanamadığını, alacağın varlığı ve miktarı hususunda taraflar arasındaki ihtilaflar giderilemediğini, döviz cinsi alacaklar yönünden davacı ile müvekkil şirket arasındaki kur sabitlenmiş olduğundan sabitlenen kurun üzerindeki rakamlardan yapılan talepler haksız ve hukuka aykırı olduğunu, bu nedenle davacının TCMB döviz kurunun esas alınması yönündeki taleplerinin reddi gerektiğini, davacı çek güvence bedelini tahsil etmeksizin icra takibi başlatmış ve tahsil edilen iş bu güvence bedelini ticari defterlerine işlememiş olup, bu durum davacının kötü niyetli hareket ettiğini ortaya koyduğunu, davacının istinaf talebi dosya kapsamında alınmış olan bilirkişi raporlarına dayandığını, bilirkişi raporları tarafların kurun sabitlenmesi yönünden anlaşmaya varmış olduğu hususu dikkate alınmaksızın düzenlenmiş olup, müvekkil şirketin yapmış olduğu ödeme eksik hesaplandığını, davacının eksik inceleme neticesinde düzenlenmiş bilirkişi raporlarına dayalı istinaf taleplerinin reddi gerektiğini, davacı tarafından talep edilen faiz miktarı da fahiş olup davacının faize ilişkin istinaf taleplerinin de reddi gerekiğini, açıklanan nedenlerle İstanbul 9. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 20.10.2020 tarih 2017/691 Esas ve 2020/598 Karar sayılı kararının istinaf incelemesi neticesinde müvekkil şirketin aleyhine olan kısımları yönünden kaldırılarak yeniden yargılama yapılarak talebimiz doğrultusunda davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
GEREKÇE
Dava; ticari satım sözleşmesinden kaynaklanan açık hesap alacağının tahsili istemli alacak davasıdır.
İlk derece mahkemesince dosyaya toplanan deliller ile davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, karara karşı davacı ve davalı vekili tarafından yukarda yazılı sebepler ile istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İstinafa gelen uyuşmazlık temelde; davacının dava konusu açık hesaptan kaynaklı hüküm altına alınan miktar kadar alacağı bulunup bulunmadığı noktasındadır.Davacı alacaklı tarafından davalı hakkında, İstanbul Anadolu ... İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı takip dosyası ile "cari hesap" borcun sebebi gösterilerek 6.140,00 Euro asıl alacağın tahsili istemiyle takip başlatıldığı, borçlunun borca itirazı üzerine takibin durduğu, davacı tarafça itirazın iptali davası açılmayıp iş bu alacak davasın açıldığı görülmektedir.
Davalı vekilince harçtan muaf olduklarından bahisle başlangıçta istinaf harcı yatırılmamış ise de inceleme aşamasında istinaf başvuru ve karar harcının yatırıldığı belirlenmiştir. Kural olarak salt faturanın düzenlenmiş olması, dayanağı kanıtlanamayan faturaların düzenleyenin defterlerinde kayıtlı olması ve faturaya itiraz edilmemiş olması tek başına akdi ilişkinin kanıtı olamaz. (Yargıtay HGK'nun 19/09/2018 Tarih, 2017/19-915 Esas ve 2018/1338 Karar Sayılı İlamı). Başka bir ifadeyle dava konusu faturaya konu sözleşmesel ilişkinin varlığı ile edimin ifa edildiğinin HMK'nın 200 ve devamı maddeleri uyarınca yazılı delillerle ispatlanması gereklidir. Zira fatura, sözleşmenin infaz aşamasına ilişkin vesikalardan olup sözleşmesel ilişkinin ve edimin ifasının ispatında başkaca delillerle desteklenmediği sürece delil niteliğini haiz olmaz. Türk Medeni Kanunu’nun 6. Maddesi; “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür” hükmünü içermektedir. Yine HMK’nın 190/1. maddesine göre ise, ispat yükü, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Öte yandan ispat yüküyle ilgili kanunda açık bir hüküm bulunması halinde öncelikle ona bakılmalıdır. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu(HMK)'nun 222. maddesine göre, Ticari defterlerin, ticari davalarda delil olarak kabul edilebilmesi için, kanuna göre eksiksiz ve usulüne uygun olarak tutulmuş, açılış ve kapanış onayları yaptırılmış ve defter kayıtlarının birbirini doğrulamış olması şarttır. Ayrıca ticari defter kayıtlarının sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabul edilebilmesi için, diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması veya diğer tarafın ticari defterlerini ibraz etmemesi yahut defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerekir. Diğer tarafın 2.fıkra hükmüne uygun olarak tutulan ticari defterlerinin ilgili hususta hiç bir kayıt içermemesi halinde ticari defterler sahibi leline delil olarak kullanılamaz. Maddede sayılan şartların birlikte bulunması halinde ticari defterler kesin delillerdendir ve aksi ancak senet veya diğer kesin deliller ile ispatlanabilir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu(TTK)'nun 21/2. maddesinde, bir fatura alan kişinin aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde, faturanın içeriği hakkında bir itirazda bulunmamışsa bu içeriği kabul etmiş sayılacağı düzenlenmiştir. Faturaya sekiz günlük süre içinde itiraz edilmemişse, TTK. m 21/2'ye göre, itiraz etmeyen kimse, fatura içeriğini kabul etmiş sayılır. Ancak sekiz gün içinde itiraza uğramayan fatura, taraflar arasında, aksi iddia ve ispat edilemeyen bir delil, geçici bir zaman için de olsa borçluyu sorumlu kılan bir ödeme emri de sayılmaz. İtiraza uğramayan fatura, içeriğinin aksi ispat edilebilir ticari bir belgedir. Ayrıca adına fatura düzenlenen, bu faturayı ticari defterlerine itirazsız olarak kaydetmişse, bu kayıt, fatura konusu sözleşmenin ve bu sözleşmedeki işin yapıldığı anlamına gelir. Borçlu taraf, faturaları ticari defterine işlemişse, borcun doğmadığını veya borcu ödediğini ispatlamak zorundadır. Zira, davalının kendi ticari defterlerindeki kayıtlar aleyhine delil teşkil eder. Taraflar arasında yazılı bir sözleşme bulunmamakla birlikte davacı ve davalı beyanlarından, dosyaya sunulan fatura ve ticari defter kayıtlarından taraflar arasında uzun süredir devem eden alım-satım ilişkisinin bulunduğu anlaşılmaktadır.
Davalı taraf davacıya verilen ... Bankasına ait 5.699,41 Euro bedelli çek için banka tarafından davacıya ödenen 1.290 TL'lik çek garanti tutarının davacı tarafça kayıtlara alınmadığını, tarafların 5.699,41 çek yönünden kuru 3.2077 ile sabitlemişken ve bu husus ilgili çek için davacıya kesilen ve dosyaya sunulan makbuz ile kayıt altına alınması sebebiyle borca itiraz ettiklerini beyan etmektedir. Cevap dilekçesinde malların teslim edilmediğine yönelik bir itiraz bulunmamaktadır.Davalının savunmasında bahsedilen davacı tarafça düzenlenmiş ... numaralı 06/06/2016 tarihli çek tahsil makbuzunda döviz kurunun sabitlendiğine dair herhangi bir kayıt bulunmadığı görülmektedir. Sadece makbuzun üst kısmında =3.2077= şeklinde bir rakam yazılı olup döviz kurunun sabitlendiğine dair bir ifade yer almamaktadır.
Davalı taraf mahkemece verilen kesin süreye rağmen ticari defterlerini incelemeye sunmammış, 3 ayrı bilirkişi tarafından yapılan incelemelerin hiçbirine ticari defterlerini ibraz etmemiştir.
Davacı tarafça davalı adına kesilen faturaların "temel e -fatura" senaryosuna göre tanzim edildiği, bu senaryoda faturanın davalı uhdesine otomotik olarak geçip ayrıca tebliğe gerek bulunmadığı, davalı tarafça da temel e-faturalara itiraz edildiğine dair, yada iade faturası kesildiğine dair bir iddiada ileri sürülmemiş ve delil de bildirilmemiştir. Davacın usulüne uygun tutulan ticari defterleri üzerinde yapılan inceleme sonucu davacının alacak miktarı belirlenmiş, davalının davacıya vermiş olduğu çek nedeniyle bankaca ödenen garanti tutarının davacı kayıtlarına işlenmediğinin belirlenmesi üzerine bu miktar davacı alacağından düşüldükten sonra davacının alacak miktarı 5.810,74 Euro olarak belirlenmiş ve hüküm altına alınmıştır. Davalının taraflar arasında kurun sabitlendiğine dair iddiası da ispat olmadığından ilk derece mahkemesince hüküm altına alınan miktar yönünden bir isabetsizlik yoktur. İcra takibi davalıya yapılan ödeme ihtarı yerine geçmekle hüküm altına alınan alacağa takip tarihinden itibaren faiz yürütülmesinde de bir isabetsizlik bulunmamakla davalın tüm istinaf istemlerin reddine karar vermek gerekmiştir. Davacının istinaf istemi yönünden ise; eldeki davanın alacak davası olarak açılmasına rağmen itirazın iptali davası olarak hüküm tesis edilmesi doğru olmamıştır.
HMK'nın 355. Maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçelerinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; davalı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf isteminin reddine, davacı vekilinin istinaf isteminin kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden yargılama yapılmasına gerek bulunmadığından Dairemizce esas hakkında yeniden karar verilmek suretiyle davanın kısmen kabulüne karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.