14. Hukuk Dairesi
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
14. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2024/693
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL ANADOLU 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 18.03.2024 tarihli ara karar.
NUMARASI: 2024/199 E.
DAVANIN KONUSU: Genel Kurul Kararının ve Hisse Devrinin İptali
Taraflar arasında görülen genel kurul kararının ve hisse devrinin yok hükmünde olduğunun tespiti ile aksi halde iptali talepli davada ilk derece mahkemesince yapılan yargılama sırasında ara kararda yazılı nedenlerle ihtiyati tedbir talebinin kısmen kabul-kısmen reddine dair verilen 18.03.2024 tarihli ara kararın ret kısmına karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi.
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ Davacı vekili, ihtiyati tedbir talepli dava dilekçesinde özetle; davacının davalı ... ile davalı şirketin %50'şer oranında hissedarı iken mezkur hissesinin tamamını aralarındaki inanç anlaşması uyarınca şirketin diğer hissedarı olan ...'nun eşi diğer davalı ...'na 10.09.2012 tarihinde devrettiğini, inanç anlaşması uyarınca müvekkilinin hisselerinin devrinden sonra dahi, tarafların davacının şirketin gerçekte yarı hissedarı olduğu bilinciyle hareket ettiğini, mezkur hisse devri hiç dikkate alınmaksızın şirketin mal varlıklarından elde edilen gelir ve giderlerin bu oran üzerinden yapıldığını, inanç anlaşması uyarınca yapılan hisse devrinden sonra dahi müvekkiline şirketin faaliyetleri, kira gelirleri ve bunun paylaşımı, ödenmesi gereken vergiler, yapılması gereken masraf ve harcamalar gibi şirket hissedarlığından kaynaklı konularda yazılı ve sözlü olarak bilgiler verildiğini, müvekkilinin şirketin gider ve harcamalarının tamamına da hissesine karşılık gelen % 50 nisbetinde katıldığı, hatta bu devirden sonra, davalı şirketin 15.05.2014 tarihinde sermaye artışına gidildiğini, bu artış sonucu ... adına artırılan payların da esasen davacıya ait olduğunu, öyle ki yapılan sermaye artışında arttırılan sermayenin 10.000 TL'sinin (tamamı) dağıtılmamış geçmiş yıl karlarından karşılandığını, ancak daha sonra davalı ...'nun müvekkili davacı ile arasındaki inanç anlaşması hilafına yeddinde bulundurduğu müvekkiline ait hisseleri, birçok kez talep edilmesine rağmen iade etmediğini, bunun üzerine müvekkili tarafından hisselerin iadesi için dava açıldığını, İstanbul Anadolu 5. Asliye Ticaret Mahkemesi 12.12.2018 tarihli, 2017/155 E. 2018/1210 K.sayılı kararı ile davanın kabulü ile 10.09.2012 tarihli limited şirket hisse devri sözleşmesi ile davacı tarafından davalı ...'ye devredilen şirket hisselerinin müvekkil davacıya ait olduğunun tespiti ile müvekkili davacıya iadesine karar verildiğini, kararın onanarak 01.11.2022 tarihinde Yargıtayda onanarak kesinleştiğini, ancak kesinleşmiş yargı kararına muhalif bir şekilde müvekkiline ait payların tamamının değil 100 paya karşılık kısmının devredildiğini, kalan 200 adet payının ise kendisine devredilmeyip davalı ... tarafından diğer davalı ...'a devredildiğini, bu devre ilişkin olarak davalı şirkette 28.02.2024 tarihinde genel kurul toplantısı yapıldığını, bu toplantının da davacının %50 hissedar olmasına rağmen onun yokluğunda yapıldığından yok hükmünde olduğunu, bu toplantıda davalı ...'nun şirkete müdürü olarak atanmasına da karar verildiğini, bu toplantının 01.03.2024 tarihinde Ticaret Sicil Gazetesinde yayımlandığını, davalıların kesinleşmiş yargı kararına ve hukuka aykırı, kötü niyetli ve ve kanunen yok hükmünde/batıl/iptale tabi işlemleri ile şirketin tek yetkili müdürü olarak davalı ...'nun hukuka aykırı olarak elde ettiği bu yetki ile şirket adına sınırsız işlem yaptığını, şirketin önemli bir malvarlığı olan Mecidiyeköy, Büyükdere caddesi üzerinde bulunan son derece değerli mülkü daha önceden satıldığını, bu satıştan hissesine isabet eden payın davacıya ödenmediğini, davalıların şirketi zarara uğratıcı eylemleri nedeniyle İstanbul Anadolu 5. Asliye Ticaret Mahkemesi'nde görülen davada da davalıların kötü niyetli bu davranışlarını önlemek amacıyla yargılama süresince kayyım atanmasına karar verildiğini de ileri sürerek, davalı ... tarafından davalı ...'a yapılan dava konusu şirket paylarının devri işleminin terditli olarak öncelikle yoklukla malul olduğunun tespitine, hükümsüzlüğüne, bunun kabul edilmemesi halinde butlanla batıl olduğunun tespitine veya iptaline, belirtilen payların müvekkiline iadesi ile müvekkil adına ticaret sicilinde tesciline, 28.02.2024 tarihli genel kurulun usulüne uygun davet edilmemesi, müvekkilinin yokluğunda yapılması, toplantı usul ve nisabına, keza kanuna ve kesinleşmiş yargı kararı hilafına yapılması nedeniyle ... İnşaat San. ve Tic. Ltd. Şti.'ne ait 28.02.2024 tarihli genel kurulunda yapılan işlemler ve alınan tüm kararların terditli olarak öncelikle yoklukla malul olduğunun tespitine, hükümsüzlüğüne, bunun kabul edilmemesi halinde butlanla batıl olduğunun tespitine veya iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiş; ayrıca, kesinleşmiş yargı kararı da dikkate alınarak öncelikle teminatsız, aksi halde uygun görülecek teminat karşılığında ve dava sonuçlanıncaya kadar geçecek süre zarfında olmak üzere yetkili müdürü olarak seçilen davalı ...'ın müvekkilinin rızası hilafına ve zararına olacak şekilde iş ve işlemlerde bulunması nedeniyle, davalının müdürlük görevlerinin tedbiren kaldırılarak davalı şirkete tedbiren yönetim kayyımı atanmasına, aksi halde denetim kayyımı atanmasına, davalılar uhdesindeki müvekkile ait şirket paylarının 3. kişilere devrinin önlenmesi amacıyla, Ticaret Sicil Müdürlüğüne müzekkere yazılarak davalı ... uhdesinde bulunan ve esasında müvekkilinin %50 hissesine dahil olan hisselerin diğer davalı ...'ın şirketteki %50'lik hissesinden arta kalan hisselerin 3. kişilere devrinin önlenmesi, davalıların, şirketin malvarlığına ilişkin davacının zararına olacak tasarruflarda bulunmasının önlenmesi amacıyla, davalı şirketin TAKBİS sorgusu yapılarak ve Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü'ne müzekkere yapılarak tespit edilecek taşınmazların 3.Kişilere devrinin önlenmesine, şayet davalı adına kayıtlı taşınmaz bulunmaz ise yapılacak pasif taşınmaz sorgusu neticesinde tespit edilecek taşınmazlar üzerine davalıdır şerhi konulmasına, ... Bankası A.Ş ve ... Bankası AŞ'ye müzekkere yazılarak davalı şirkete ait banka hesapları üzerinde tasarrufta bulunulmasının önlenmesine yönelik ihtiyati tedbir kararı verilmesini istemiştir.
Davalılar vekili, savunmasında özetle; kesinleşen kararın infazına ilişkin olarak, müvekkillerinden ... ile davacı arasında, ayrıca zaman zaman davacı asilin vekillerinin de dahil olduğu e-posta ve whatsapp yazışmaları yapıldığını, ayrıca hisselerini almasının ihtarname ile istendiğini, hatta şirketin sözkonusu işlemlerin yapılmaması nedeniyle İstanbul Ticaret Sicili Müdürlüğünün 04.04.2023 tarihli ihtar yazısıyla uyarıldığının da bildirildiğini, ancak davacının müvekkili ile alacak verecek pazarlığına giriştiğini, sonuçta İstanbul Anadolu 5.Asliye Ticaret Mahkemesinin 2017/155 E., 2018/1210 K. sayılı kararının, davacı yanın tamamen asılsız iddialarının aksine, eksiksiz şekilde yerine getirildiğini, ve davacı tarafın açmış olduğu davada verilen karar uyarınca, müvekkili ... adına tescilli olan 100 hissenin davacıya tescil edildiğini, kesinleşmiş olan mahkeme kararının infaz edilmesinden sonra, şirketin yasal yükümlülüklerini yerine getirilebilmesi için gerekli diğer işlemlere geçildiğini, öncelikle 10.10.2018 tarih ve 9678 sayılı Ticaret Sicil Gazetesinde yapılmış ilanla şirket müdürü olan ... tarafından genel kurul yapılması kararı alındığını, bu kararın 12.02.2024 tarih ve 11020 sayılı Ticaret Sicil Gazetesinde, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu m.414' e uygun şekilde ilan olunduğunu, davacıya da yurt dışı adresine, iadeli taaahütlü mektupla genel kurul tarihi, toplantı gündemi ve diğer belge ve bildirimler gönderildiğini, dolayısıyla davacı tarafın kendilerinin genel kuruldan habersiz oldukları yönündeki iddialarının yasal ve fiili dayanaktan yoksun olduğunu, kesinleşen mahkeme kararında davacıya iadesine karar verilen hisse miktarının açıkça ve net olarak 100 adet olarak belirlendiğini,davacının kesin hükme aykırı nitelikteki diğer 200 hissenin de kendi adına tescili talebinin kesinleşen karar karşısında kabul edilebilirliği bulunmadığını, davacının hisselerin kendi adına tesciline ilişkin talebinin, kesin hükümden kaynaklı dava şartı eksikliği nedeniyle reddi gerektiğini, 2014 yılındaki sermaye artışından haberdar olan davacının, 2017 yılında açtığı davada devretmiş olduğu hisselerin aynen kendisine iadesini talep etmek suretiyle, talebini net şekilde ortaya koyduğunu, davacının talebine uygun olarak verilen yargı kararının, farklı şekilde infaz edilmesinin mümkün olmadığını, talebin zamanaşımına uğradığını, öte yandan, dava konusu edilen genel kurul çağrısının usulüne uygun şekilde gönderildiğini, gerekli ilanların süresinde Ticaret Sicil Gazetesinde yapıldığını, davacının, ihtiyati tedbire yönelik tüm taleplerinin davacı tarafın asıl ve tek amacının müvekkil şirketi işleyemez hale getirmek suretiyle menfaat temin etmeye yönelik olduğunu ortaya koyduğunu, dava açmak suretiyle şirket hisselerinin adına tescilini talep eden, bu talebi kabul edilmesine rağmen kararın infazına yönelik hiçbir işlem yapmayan, şirket iş ve işlemlerinin aksamasına yönelik özel bir çaba gösteren davacının, bu kez de mahkemeden şirkete kayyım atanmasını, banka hesapları vs üzerine ihtiyati tedbir konulmasını talep etmek suretiyle, müvekkili şirketin adeta son bulmasını amaçladığını, kaldı ki, whatsapp mesajlarında da görüldüğü ve farklı defalar ifade ettiği üzere, davacı asilin müvekkillerden 1 milyon dolar talep ettiğini, aksi takdirde şirketi adeta kilitleyip, tasfiyeye sürükleyeceğini ifade ettiğini, davalı ... tarafından diğer davalı ...'na devredilen 200 adet payın üçüncü kişilere devrinin önlenmesine yönelik ihtiyati tedbir kararı verildiğini, mahkemece, takdiren teminat alınmaksızın bu karar verilmiş ise de, davacının kesin hükme aykırı nitelikteki taleplerinin, davalı müvekkillere zarar verebileceğinin ortada olduğunu, öncelikle ihtiyati tedbir kararının kaldırılması gerektiğini, ya da uygun nitelikte bir teminat alınmasına karar verilmesi gerektiğini, davanın açıldığı tarih itibariyle, davalı ...'nun, müvekkili şirkette herhangi bir ortaklığı bulunmadığından, davada taraf sıfatının da olmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ ARA KARARI ÖZETİ İlk Derece Mahkemesince 18.03.2024 tarihli tensip zaptının 14 no'lu ara kararında özetle; "...
TTK'nın 630/2. maddesi uyarınca her ortak, haklı nedenlerin varlığı halinde limited şirket yöneticilerinin yönetim hakkının ve temsil yetkilerinin kaldırılmasını mahkemeden talep edebilirler. Aynı maddenin 3. fıkrasında yöneticinin, özen ve bağlılık yükümü ile diğer kanunlardan ve şirket sözleşmesinden doğan yükümlülüklerini ağır bir şekilde ihlal etmesi veya şirketin iyi yönetimi için gerekli yeteneği kaybetmesi haklı sebep olarak kabul olunacağı hükmü düzenlenmiştir. 6100 sayılı HMK'nın 389. maddesine göre mevcut durumda meydana gelecek bir değişme nedeniyle gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hallerinde, uyuşmazlık konusu hakkında tedbir kararı verilebilir. 6100 sayılı HMK'nın 390. maddesine göre de: Tedbir talep eden taraf, dilekçesinde dayandığı ihtiyati tedbir sebebini ve türünü açıkça belirtmek ve davanın esası yönünden kendisinin haklılığını yaklaşık olarak ispat etmek zorundadır. Somut davada; davacı taraf hisselerini inançlı işlemle devrettiğini, daha sonra mahkeme kararıyla geri aldığını, davalıların payını eksik verdiklerinden bahisle devir işleminin ve genel kurul kararının yokluğunu talep etmektedir. TMK'nın 427/4. Maddesi uyarınca bir tüzel kişinin gerekli organlarından yoksun kalması ve yönetiminin başka yoldan sağlanamaması durumunda yönetim kayyımı atanacağı düzenlenmiştir. Davalı şirkette organ boşluğu olduğu iddia ve ispat edilmemiştir. Bu sebeple davalı şirkete yönetim kayyımı atanması şartları bu aşamada oluşmamıştır. Ortaklar arasında ihtilaf bulunması yönetim kayyumu atanmasını gerektirmemektedir. Şirketin aktif bir faaliyeti bulunmadığından denetim kayyumu atanmasını gerektirir de bir durum bulunmamaktadır. İstanbul Anadolu 5. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 12/12/2018 tarih ve 2017/155 Esas - 2018/1210 Karar sayılı 01/11/2022 tarihinde kesinleşen kararı göz önünde bulundurulduğunda, davalı ... tarafından diğer davalı ...'na devrolunan 200 adet payın üçüncü kişilere devrinin önlenmesine yönelik İHTİYATİ TEDBİR KARARI VERİLMESİNE, durum ve koşullar göz önünde bulundurulduğunda teminat alınmasına yer olmadığına, bu konuda ticaret sicil müdürlüğüne yazı yazılmasına karar verilmiştir. Davalı şirket taşınmaz ve banka hesaplarının doğrudan davanın konusunu oluşturmadığı, yöneticinin zararlandırıcı işlemi bulunması halinde sorumluluk davası açılabileceği ... " gerekçesiyle, davalı ... tarafından diğer davalı ...'na devredilen 200 adet payın üçüncü kişilere devrini önleyici ihtiyati tedbir kararı verilmesine, şirkete kayyım atanması ve şirketin mallarının devrinin önlenmesi yönündeki ihtiyati tedbir taleplerinin reddine karar verilmiştir. Bu ara karara karşı, davacı vekilince istinaf başvurusunda bulunmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ Davacı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; davalı şirketin %50 oranında hissedarı olan müvekkilinin hisselerinin tamamının inanç anlaşması kapsamında 10.09.2012 tarihli hisse devri sözleşmesi ile davalı ...'ye devrettiğini, davacının sermaye artışına da katılmak sureti ile şirketteki %50 hissenin ihtilafsız sahibi olduğunu, kesinleşen yargı kararı ile bu hisselerin davacıya ait olduğunun açık olduğunu, ancak davalı ...'nin, elinde bulundurduğu (esasında müvekkiline ait olan) şirketin %50 hissesine karşılık gelen 300 adet payın 100 adetinin müvekkil adına tescilini sağlayıp geri kalan 200 adet payını ise davalı olan eşi ...'na devrettiğini, davalıların "müvekkiline ait olduğu kesinleşmiş yargı kararı ile sabit ve ihtilafsız olan" payları kendi aralarında devredebilmesinin mümkün olmadığını, yapılan pay devrinin kanunen yok hükmünde olduğunu, davalıların yok hükmündeki işlemleri ile davalı ...'ı müdür atamalarının da yoklukla malul olduğunu, dava konusu şirkete tedbiren kayyum atanması gerektiğini, müvekkiline ait %50 hisse olmadan salt çoğunluğun sağlanamayacağını, davalılar ise müvekkile ait hisselere müvekkile devretmek yerine, sanki müvekkil davacıya ait hisseler davalılara aitmiş gibi hareket ederek; müvekkilinin haberi ve katılımı olmaksızın ve müvekkilinin iradesi hilafına, genel kurul toplayarak karar aldıklarını, alınan kararın da yok hükmünde olduğunu, kayyum atanması şeklindeki tedbir taleplerinin gerekçesinin müvekkilin %50 hissesi olmaksızın şirkete yönetici atanamayacağı ortada iken, müvekkilinin haberi ve katılımı dahi olmaksızın ve müvekkile devredilmesi gereken hisseler haksız şekilde kullanılmak suretiyle alınan kararlar davalı ...'ın şirkete Müdür atanması işleminin de yok hükmünde olması nedenine dayandığını, davalı yanın hukuka aykırı olarak elde ettiği bu yetki ile şirket adına ve müvekkil zararına olacak şekilde sınırsız işlem yapma yetkisine haiz olduğunu, müvekkilinin şirketin faaliyetlerine ve yönetimine müdahale etme imkanı kalmadığını, şirketin önemli bir malvarlığı olan Mecidiyeköy, Büyükdere caddesi üzerinde bulunan son derece değerli mülkün daha önceden davalı tarafından satıldığını, müvekkilin bu satıştan hissesine isabet eden payı kendisine ödenmediğini ve zarara uğratıldığını, davalıların öteden beri kötü niyetli tutum içinde olduklarını, işbu kere kesinleşmiş yargı kararına da aykırı ve yok hükmündeki işlemleri ile ve kötü niyetle şirketin mevcut bütün menkul ve gayrimenkul mal varlıklarını elden çıkartmak veya şirketin fiktif olarak borçlanmasını sağlayarak kendileri lehine ve müvekkil aleyhine işlemler yapmak, bu şekilde müvekkili haklarından mahrum bırakmak imkanına sahip olduğunu, şirketin menkul ve gayrimenkul olmak üzere çeşitli malvarlıkları olduğunu, yok hükmündeki hukuka aykırı işlemler ile müdür atanan davalının şirketin bu malvarlıkları üzerinde serbestçe tasarrufta bulunmasını önlemek maksadıyla, bunun denetlenmesi için denetim kayyumu da atanması gerektiği gibi tasarruflarının önlenmesi için de ihtiyati tedbir kararı verilmesi gerektiğini, bu sebeple ihtiyati tedbir talebinin reddine dair kararın istinaf incelemesi neticesinde kaldırılması ile davalının müdürlük görevlerinin tedbiren kaldırılması ile davalı şirkete tedbiren yönetim kayyımı atanması, aksi halde denetim kayyımı atanması, davalı şirketin tespit edilecek taşınmazlarının 3. kişilere devrinin önlenmesi, şayet davalı şirket adına kayıtlı taşınmazlar satılmış ise yapılacak pasif taşınmaz sorgusu neticesinde tespit edilecek taşınmazlar üzerine davalıdır şerhi konulması, ... Bankası A.Ş ve ... Bankası AŞ'ye müzekkere yazılarak davalı şirkete ait banka hesapları üzerinde tasarrufta bulunulmasının önlenmesine, yönelik ihtiyati tedbir kararı verilmesi gerektiğini, bu nedenlerle, ilk derece mahkemesinin istinafa konu ara kararının ret kısmının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına karar verilmesini istemiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE Dava, davalı gerçek kişiler arasında yapılan hisse devrinin yokluğunun tespiti, mümkün olmazsa iptali ve devre konu payların davacı adına tescili, ayrıca davalı şirketin 28.02.2024 tarihli genel kurul kararının yokluğunun tespiti, mümkün olmazsa iptali istemine; istinaf ise, dava sırasında verilen ihtiyati tedbir talebinin kısmen kabul- kısmen reddi ara kararında tedbir talebinin reddedilen kısmına ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sırasında ihtiyati tedbir talebinin kısmen kabul-kısmen reddine dair 18.03.2024 tarihli ara karar verilmiş; bu ara kararın redde ilişkin kısmına karşı davacı vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülen istinaf başvuru nedenleriyle ve kamu düzenine aykırılık yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır. Davacı, davalı ... ile davalı şirkette %50'şer oranında ortak olduklarını, %50 oranındaki bu hissesini inançlı işlemle davalı ...'ın eşi diğer davalı ...'ye 2012 yılında devrettiğini, bunun gerçek bir devir olmadığını, daha sonra açtığı davada İstanbul Anadolu 5. Asliye Ticaret Mahkemesi 12.12.2018 tarihli, 2017/155 E. 2018/1210 K.sayılı kararı ile davanın kabulüne ve 10.09.2012 tarihli limited şirket hisse devri sözleşmesi ile davalı ...'ye devrettiği şirket hisselerinin kendisine ait olduğunun tespiti ile iadesine karar verildiğini, ancak davalı ...'nin sadece 100 adet payın devrini yaptığını, kalan 200 adet payı uhdesinde tuttuğunu, daha sonra da bu 200 adet payı diğer davalı ...'A devrettiğini, bu devre ilişkin davalı şirketin 28.02.2024 tarihli genel kurulunda karar alındığını ve davalı ...'ın şirket müdürü seçildiğini ileri sürerek, davalılar arasındaki devrin yokluğuna, mümkün olmazsa iptaline, davalı ...'nin davalı ...'a devrettiği bu 200 adet payın kendisine iadesine ve tesciline, ayrıca 28.02.2024 tarihli davalı şirket genel kurul kararının yokluğuna, butlana, mümkün olmazsa iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davacı ayrıca, davalı ... uhdesindeki 200 hissenin devrini önleyici ihtiyati tedbir kararı verilmesi ile; davalı şirkete yönetim kayyımı, mümkün olmazsa denetim kayyımı atanması, bunun yanında davalı şirketin taşınmazlarının devrinin ve banka hesaplarında tasarruf işlemi yapılmasının önlenmesi için ihtiyati tedbir kararı verilmesini istemiştir. Mahkemece, hisselerin 3.kişilere devrinin önlenmesi yönündeki ihtiyati tedbir isteminin kabulüne, diğer taleplerin ise şirketin organsız kalmadığı, taşınmazların ve diğer banka hesaplarının dava konusu olmadığı gerekçesiyle reddine karar verilmiştir. HMK'nın 389/1.maddesi ''Mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkânsız hâle geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hâllerinde, uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilir. '' hükmünü, 390/3.maddesi "Tedbir talep eden taraf, dilekçesinde dayandığı ihtiyati tedbir sebebini ve türünü açıkça belirtmek ve davanın esası yönünden kendisinin haklılığını yaklaşık olarak ispat etmek zorundadır'' hükmünü, 391/1.maddesi ise '' Mahkeme, tedbire konu olan mal veya hakkın muhafaza altına alınması veya bir yediemine tevdii ya da bir şeyin yapılması veya yapılmaması gibi, sakıncayı ortadan kaldıracak veya zararı engelleyecek her türlü tedbire karar verebilir" hükmünü içermektedir. Tüzel kişilerde asıl olan, tüzel kişiliğin seçilmiş yöneticileri tarafından, şirket ana sözleşmesi ve ticari hayatın gereklerine göre yönetilmesidir. Herhangi bir organ boşluğu bulunmadığı gibi, tüzel kişinin mal varlığının davalı yönetici tarafından azaltıldığına, yöneticinin şirkete zarar verici eylemlerde bulunduğunu ilişkin davacı iddialarının, mahkemece talebin değerlendirildiği tarih itibariyle yaklaşık ispat ölçüsünde ispatlandığından söz edilemez. Yine ihtiyati tedbir uyuşmazlık konusu hakkında verilebilecek olup somut olayda, davalı şirket taşınmazları veya bankada bulunan parasının uyuşmazlık konusu olmadığı görülmektedir. Bu nedenle mahkemece, davacının kayyım atanması ve tasarruf yetkisinin kısıtlanması yönündeki ihtiyati tedbir taleplerinin reddinde bir isabetsizlik görülmemiştir. Açıklanan bu gerekçelerle, HMK'nın 353/1.b.1 ve 391/3. maddeleri uyarınca dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, ilk derece mahkemesince verilen istinafa konu 18.03.2024 tarihli ara karar usul ve yasaya uygun olup, davacı vekilinin istinaf sebepleri yerinde görülmediğinden, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine dair aşağıdaki karar verilmiştir.
KARAR; Yukarıda açıklanan gerekçelerle;
1.HMK'nın 353/1.b.1 ve 391/3. maddeleri uyarınca, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, 2-Davacı tarafından yatırılan istinaf harçlarının Hazineye gelir kaydına, 3-Davacı tarafından istinaf kanun yoluna başvuru için yapılan masrafların kendi üzerinde bırakılmasına, 4-Gerekçeli kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine, 5-Dosyanın, kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair; HMK'nın 353/1.b.1. ve 391/3. maddeleri uyarınca dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, oybirliğiyle ve kesin olarak karar verildi.16.05.2024 KANUN YOLU:HMK'nın 362/1.f ve 391/3. maddeleri gereğince karar kesindir.