Aramaya Dön

17. ASLİYE TİCARETMAHKEMESİ

Esas No
E. 2022/515
Karar No
K. 2024/207
Karar Tarihi
Karar Sonucu
REDDİNE
Hukuk Alanı
Ticaret Hukuku

T.C.

İSTANBUL

17. ASLİYE TİCARETMAHKEMESİ

(DENİZCİLİK İHTİSAS MAHKEMESİ SIFATIYLA)

ESAS NO: 2022/515 Esas
KARAR NO: 2024/207
DAVA: Fon Tesisi
DAVA TARİHİ: 12/12/2022
KARAR TARİHİ: 02/05/2024

Mahkememizde görülmekte olan Fon Tesisi davasının yapılan açık yargılaması sonunda,

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ

Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkilinin donatanı olduğu ... IMO numaralı ... ... isimli geminin karşı taraf şirkete ait ...... isimli limana yanaşık vaziyetteyken denge kaybetmesi sonucunda iskele tarafa doğru yatarak tumba olduğunu, olaydan sonra davalı şirket tarafından geminin ... Sigorta Muhabir’i ... Ltd Şti’ye ... Noterliğinden ihtarname gönderildiğini, ihtarnamede geminin üç numaralı rıhtımda tumba olması sebebiyle ...’ın uğramış olduğu zararların, tüm fer’ilerinin ve üçüncü kişilerin uğradığı zararların da dahil olmak üzere oluşabilecek sair tüm masraflar için 3.500.000-ABD Dolarının talep edildiğini, deniz alacaklarından doğan sorumluluğun 19/11/1976 tarihli Deniz Alacaklarına Karşı Mesuliyetin Sınırlanması Hakkında Milletlerarası Sözleşme (1976 Tarihli Protokol) ile Deniz Alacaklarına Karşı Mesuliyetin Sınırlandırılması Hakkında 1976 Tarihli Milletlerarası Sözleşmeyi Tadil eden 1996 Protokolü (1996 Tarihli Protokol) uyarınca ve bu sözleşmelerin çizdiği sınırlar çerçevesinde sınırlandırılabileceğini, sözleşmenin 6(1)(b) maddesinde ölüm ve yaralanma harici sorumluluklara ilişkin sınırlamanın düzenlendiğini, 1996 Tarihli Protokol ile ölüm ve yaralanma harici sorumluluklara getirilebilecek sınırlamanın belirtildiğini, Uluslararası Denizcilik Örgütü tarafından 1996 Sözleşmesinde belirlenen limitlerin 2012 yılında arttırılması öngörülmüş ise de, bu hususun Türkiye Cumhuriyeti tarafından Anayasa’nın 90/5.maddesi uyarınca henüz usulüne uygun yürürlüğe konmadığından ülkemiz açısından uygulanabilir hale gelmediğini, Türk Ticaret Kanununun 1328.maddesinde “1976 tarihli Deniz Alacaklarına Karşı Mesuliyetin Sınırlanması Hakkında Milletlerarası Sözleşmenin 20 ve 21 inci maddeleri ile 1996 tarihli Protokolün 8 inci maddesi uyarınca yapılacak değişikliklerin, Türkiye Cumhuriyeti bakımından yürürlüğe girdikleri tarihten başlayarak, bu madde, anılan değişiklikleri de içine alacak şekilde uygulanır.” hükmünün yer aldığını, buna göre 1996 Tarihli Protokol’de yapılacak değişikliklerin Türkiye Cumhuriyeti bakımından uygulanabilir olması için Türkiye Cumhuriyeti bakımından Anayasa 90/5 maddesindeki prosedürün tamamlanmış ve usulüne uygun olarak yürürlüğe girmiş olmasının lazım olduğunu, Türk Ticaret Kanunun 1328.maddesinin “Türkiye Cumhuriyeti bakımından yürürlüğe girdikleri tarihten başlayarak” hükmünü içerdiğini, bu sair düzenleme karşısında yeni limitlerin “otomatik” olarak yürürlüğe girmesinin mümkün olmadığını, Türk Hukuku tahtında uluslararası bir düzenlemenin, yasanın, sözleşmenin veya konvansiyonun Türkiye Cumhuriyeti kanunları çerçevesinde geçerli hale gelmesi gelebilmesi için TBMM tarafından uygun bulma kanunun çıkarılmış olması ve yürütme organı Cumhurbaşkanlığı tarafından da uygun bulma kanunu çerçevesinde katılma kararının alınmış olması gerektiğini, ancak 1996 Tarihli Sözleşmesindeki limitlerin 2012 tarihli değişikliğine ilişkin herhangi bir kanunu veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesi bulunmadığından sözkonusu 2012 tarihli limitlerin Türkiye Cumhuriyetinde uygulanma ihtimalinin bulunmadığını belirterek ... ... gemisi armatörü ve ... sigortacısı dahil olmak üzere tüm sigortacılarının sorumluluk 1.448.000- Özel Çekme Hakkı (SDR) ile sınırlanmak üzere fon tesisine, fonun kurulduğu tarihte ABD Doları karşılığının belirlenerek mahkemece geminin ... sigortacısı tarafından düzenlenecek kulüp teminat mektubunun fon olarak kabulüne, mahkemenin aksi görüşte olması halinde alınan bedelin depo edileceği hesabın tayinine ve TTK m.1347 uyarınca depo edilecek tutarın faiz getiren bir hesapta tutulmasına veya bu bedelin banka teminat mektubu alarak dosyaya sunulmasına, fon tesisine karar verilmesi ve fonun depo edilmesi ile birlikte konuya ilişkin tüm teminatların hükümsüzlüğüne karar verilmesine, yargılama masrafları ile vekalet ücretinin karşı tarafa tahmiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Davacı şirketin faaliyet merkezinin ... Adaları olması nedeniyle yabancılık teminatı ödemek zorunda olduğunu, 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanunu’un 48.maddesi ve devamı hükümleri tahtında Türk Mahkemesinde dava açan, davaya katılan ve icra takibinde bulunan yabancı gerçek ve tüzel kişilerin yabancılık teminatı yatırmak zorunda olduklarını, müvekkili şirketin ...’da bulunan ... Limanının işletmecisi ve idarecisi olduğunu, Liman işletmesine ilişkin iştigal konusu içinde Liman dahilinde rıhtıma yanaşan gemilere usul ve kurallara uymak suretiyle yük tahliye veya yükleme ve benzeri hizmetlerin verildiğini, müvekkili şirketin sağladığı hizmetler tahtında 18/09/2022 günü limanın üç numaralı rıhtımına yanaşık halde bulunan ve o esnada konteyner yüklemesi yapılmakta olan ... ... isimli yük gemisinin yapısındaki zafiyet ile ağırlık merkezi hesaplamalarının gemi kaptanı tarafından yanlış yapıldığını, bu nedenle geminin iskele tarafında tumba olmak suretiyle içindeki bir kısım yükler ile yan yattığını ve suya gömüldüğünü, müvekkili şirketin olay anında ve hemen akabinde gerekli önlemleri aldığını,

Liman Başkanlığına ve diğer yetkililere ihbarda bulunulduğunu, geminin bulunduğu pozisyon ve batma sebebiyle limandaki faaliyetleri engellemeye ve müvekkilinin ticari kayıplara uğramasına neden olunması sebebiyle geminin kaldırılması için çalışmalar yapılmaya başlandığını, öncesinde ... ... gemisinin operasyon gerçekleşmeden önce geminin halen batık halde olduğu yer ve pozisyonu, yatış açısı ile yatma esnasında oluşturduğu etki ve neticede tumba olma sebeplerinin araştırılması ve dalgıç marifetiyle geminin fiziksel durumunun incelenmesi için bilirkişiler vasıtasıyla ... Asliye Ticaret Mahkemesi nezdinde 2022/... D İş sayısı ile delil tespiti talebinde bulunulduğunu, somut olayın donatan, gemi kaptanı ve gemi adamlarının pervasızca davranışları sebebiyle meydana geldiğini, pervasızca hareket kavramının donatanın şahsi kusuru ve geminin denize elverişsizliği olduğunu, taşıyanın “Sorumluluğu sınırlandırma hakkının kaybının” TTK m 1187.maddesinde düzenlendiğini, buna göre taşıyan adamlarının kusurundan dolayı TTK m.1190/2’ye dayanarak sorumluluk sınırlamalarından faydalanamayacağını, Londra Konvansiyonu’nun 4.maddesine göre sorumluluğu sınırlandırma hakkının ortadan kalktığı hallerin düzenlendiğini, 1976 Londra Konvansiyonunun açıkça şahsi fiil veya ihmalinin sözkonusu olan sorumlu kişinin varlığının ispatlanması halinde sorumluluğu sınırlama hakkının kaybedilebileceğinin ifade edildiğini, Londra Konvansiyonunun 1.maddesinde yer alan sorumluluğu sınırlayabilecek kişiler arasında gemi sahibi, çarterer, işleten, yöneten, kurtaran veya geminin sorumluluk sigortacısı yada gemi sahibi yada kurtaranın fiili, hata, ihmallerinden sorumlu olan kişiler olarak belirlendiğini, gemi kaptanı tarafından yazılı, imzalı, mühürlü talimatı neticesinde zararın meydana geldiğini, bu nedenle davacı tarafın sorumluluğunun sınırlandırılması hükümlerinden faydalanamayacağını, tespit dosyasından temin edilen bilirkişi raporu doğrultusunda liman tarafından yüklemenin olması gerekenden sert ve hızlı bir şeklide yapıldığı iddiasının soyut ve mesnetsiz kaldığının teyit edildiğini, geminin tumba olmasının asıl nedeninin gemi kaptanının gerçek dışı beyan ve talimatları ile geminin denize ve yola elverişsizliğinin olduğunu, delil tespiti için alınan bilirkişi raporunda gemilerin yüzme kriterlerine ilişkin yapılan inceleme ile geminin stabilite dengesinin araştırıldığını, istatistiksel veriler ile geminin yapısındaki zafiyet ve ağırlık merkezi ve geminin sefere uygun olduğuna dair hesaplamaların gemi kaptanı tarafından yanlış yapılması sebebiyle meydana geldiği sonucuna ulaşıldığını, geminin batma hadisesinin henüz sefere başlamadan meydana geldiğini, geminin tumba olarak batması ile geminin vasfını yitirdiğini ve donatan tarafından terk edilmiş hurda halde olduğunu, yüzdürülmesini takiben çekilerek ... tarafında hurda olarak kesim işlemine tabi tutulduğunu belirterek, davacı tarafın sorumluluğu sınırlandırma hakkı olamayacağından fon tesisi talebinin ve dolayısıyla haksız, yasa ve usule aykırı davanın usuli ve esas dair sebepler ile reddine, aksi halde sorumluluk sınırının yapılan değişikliklere ve TTK hükümlerine göre en yüksek bedel üzerinden tesisine ve teminat için ... Sigortacılarının bir garantisi olmayan mektubu yerine, Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde anında tahsiline imkan tanıyan ve paraya çevrilmesi mümkün nakit, kesin ve süresiz ve şartsız Banka ... Mektubu yada Hazine Bonosu sunulmasına, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.

Dava; davacının donatanı olduğu ... IMO numaralı ... ... gemisinin, ... /...... Limanında 18/09/2022 günü tumba olması olayı nedeni ile ortaya çıkan zararlardan dolayı donatanın sorumluluğunun 19.11.1976 tarihli Deniz Alacaklarına Karşı Mesuliyetin Sınırlanması Hakkında Milletlerarası Sözleşmeyi değiştiren 2/5/1996 tarihli Protokol uyarınca fon tesis etmek suretiyle sorumluluğunun sınırlandırılması istemine ilişkindir. 1976 ve 1992 tarihli sözleşmeler uyarınca fon kurulması konusundaki görevli mahkemenin, "bir Türk Gemi Siciline kayıtlı olan gemilerde, o gemi sicilinin gözetimi altında tutulduğu mahkeme, sicile kayıtlı olmayan Türk gemilerinde malikin yerleşim yeri mahkemesi, yabancı gemilerde ise, deniz ticareti işlerine bakmakla görevli İstanbul Asliye Ticaret Mahkemesi yetkilidir.” demek suretiyle belirlenebileceğini zikretmiş olduğundan, mahkememiz iş bu davada bakımından görevli ve yetkilidir. 6102 sayılı TTK'nun 1328 ve devamı maddelerinde deniz alacaklarına karşı sorumluluğun sınırlandırılması düzenlenmiştir. Bu düzenleme ile iç hukukumuzda ilk kez sorumluluğun sınırlandırılması hükümleri sevk edilmiş olup, böylece 19/11/1976 tarihinde Londra'da kabul edilen "Deniz alacaklarına karşı mesuliyetin sınırlandırılması hakkında milletlerarası sözleşme" ile 02/05/1996 tarihinde Londra'da kabul edilen "1976 sözleşmesinin değiştirilmesi hakkındaki protokol" hükümleri ile sorumluluğun sınırlandırılmasına ilişkin milletlerarası sözleşmelerdeki düzenlemeler iç hukukumuzda uygulama alanı bulmuştur. TTK m. 1329'da düzenlenen "1328.madde, 27/11/2007 tarihli ve 5718 sayılı MÖHUK ve Usul Hukuku hakkındaki Özel Hukukun 1.maddesinin 1.fıkrası anlamında yabancılık unsuru taşımayan hallerde de uygulanır" hükmü ile de, 1976 tarihli sözleşmenin 1.maddesi kapsamına giren bir Türk vatandaşı, Türkiye'de meydana gelen bir deniz kazasından doğan tümü Türk vatandaşlarına ait taleplere karşı, bir Türk mahkemesi nezninde sorumluluğunu sınırlamak istediğinde dahi 1976 tarihli sözleşme hükümleri doğrudan uygulanacağı kabul edilmiştir. 1976 tarihli sözleşme uyarınca; sınırlı sorumluluğu ileri sürülebilecek olan her kişinin, sınırlamaya tabi alacaklardan ötürü ülkesinde “dava açılan” ve sözleşmede taraf olan devletin mahkemeleri veya yetkili mercileri nezdinde fon tesis edebileceği ifadesine yer verildiğinden (m. 11, p. 1), sorumluluğu sınırlama hakkının ancak sorumlu kişiye karşı bir talepte bulunulduğu durumlarda kullanılabileceği düşünülebilir. Ancak, sözleşmeye taraf çoğu devlet ulusal hukukunda sorumluluğun, sınırlamaya tabi alacağın esası hakkında dava açılmaksızın, bağımsız olarak, sınırlanabilmesine imkân tanınmıştır.

TTK'nun 1061.maddesi, 1.fıkrasında donatanın gemi adamlarının kurusundan doğan sorumluluğuna ilişkin düzenleme yapılmıştır. Hükmün 2.fıkrasında yer alan "donatanın, Türkiye Cumhuriyeti'nin taraf olduğu sorumluluğun sınırlandırılmasına ilişkin Milletlerarası Sözleşmelerden doğan sorumluluğunu sınırlandırma hakkı saklıdır" ifadesi ile, donatanın sorumluluğunun sınırlandırılmasına ilişkin Milletlerarası Sözleşmelere atıf yapılmış olup, sorumluluğun sınırlandırılmasına ilişkin sözleşmeye ilişkin özel hükümler de TTK 1328 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir.

TTK 1328.maddesinde; "Deniz alacaklarından doğan sorumluluk, 04/06/1980 tarihli ve ... sayılı resmi gazetede yayımlanan 19.11.1976 tarihli deniz alacaklarına karşı mesuliyetin sınırlandırılması hakkındaki milletlerarası sözleşme ile, bu sözleşmeyi değiştiren 02/05/1996 tarihli protokol veya onun yerine geçmek üzere hazırlanarak Türkiye Cumhuriyeti tarafından kabul edilen milletlerarası sözleşmelere göre sınırlanabilir" denilmektedir. Deniz alacaklarına karşı mesuliyetin sınırlandırılması hakkında 1976 tarihli sözleşmenin 1.maddesinde, gemi maliki (carterer, donatan, işletici, yardımda bulunan) kişilerin sözleşmenin 2.maddesine göre sınırlandırma hakkına sahip oldukları kabul edilmiştir. Eldeki dosyada, davacı ... LTD'nin ... IMO nolu ... ... gemisinin sicil kaydında malik olarak kayıtlı olduğu görülmektedir. O halde davacı şirket TTK m.1328 hükmünün atfıyla uygulanabilecek 1976 tarihli Uluslararası sözleşme (m.1 ve2) uyarınca deniz alacaklarına karşı sorumluluğunu sınırlandırma hakkını haiz kişilerdendir.

Sözleşmenin 2.maddesinin 1/a bendinde; "Gemide veya geminin işletilmesi yahut kurtarma ve yardım faaliyetleri ile doğrudan vuku bulan ölüm yaralanma (liman tesisleri, havuzlar, seyrüsefere el verişli su yolları ve seyir yardımcı tesislerinin maruz kaldıkları zararlar dahil olmak üzere), her türlü eşya ziya veya hasarı vs bütün zararlardan doğan alacaklar mesuliyetin temeli ne olursa olsun, mesuliyet sınırlamasına tabi olduğu" düzenlenmiştir. Somut olayda, ... ... gemisinin 18/09/2022 tarihinde tumba olması nedeniyle bulunduğu pozisyon ve batma sebebiyle davalının işlettiği limandaki faaliyetlerin engellenmesi sonucu doğan ticari kayıplar sebebiyle ortaya çıkan zararlar bu bent kapsamında kaldığından, sınırlandırmaya tabi alacaklardandır.

Dava konusu fon tesisi talebi nedeniyle ... IMO nolu ... ... gemisinin ... /...... Limanında 18/09/2022 günü tumba olması olayına ilişkin tüm alacaklıların veya zarara uğrayanların mahkememizin işbu dava dosyasına yazılı olarak başvuruda bulunmaları hususunda Türkiye Ticaret Sicil Gazetesinde ve Basın İlan Kurumunda 3 kez birer hafta ara ile ilan yapılmasına karar verilmiş olup, sözkonusu ilanlar 27/12/2022, 10/03/2023 ve 20/03/2023 tarihlerinde Türkiye Ticaret Sicil Gazetesinde, 03/01/2023, 10/01/2023 ve 17/01/2023 tarihlerinde ise Basın İlan Kurumunda (Korkusuz Gazetesinde) yapılarak ilanlara ilişkin gazete suretleri dosyaya ibraz edilmiştir.

Taşıyıcının sorumluluğu sınırlandırılırken, ortaya çıkan zararda ağır kusurlu bulduğu durumlarda, sınırlandırma hükümlerinin uygulanma kabiliyeti ortadan kalkacaktır. Nitekim 1976 tarihli sözleşmenin 4.maddesinde "Şahsi fiil veya ihmalden ileri gelen zarara kasten yahut cürretkarane bir şekilde ve muhtemelen böyle bir zarar meydana geleceği şuuru ile sebebiyet vermiş olduğu ispat olunan sorumlu kişinin mesuliyetin sınırlandırılma hakkına sahip olmadığı" belirterek, sorumluluğu sınırlandırma hakkının ortadan kalktığı haller düzenlenmiştir. Böylece anılan hükümde sorumluluğu ortadan kaldıran haller kasıt, cürretkarane hareket ve muhtemelen böyle bir zarar meydana geleceği şuuru ile hareket olarak sayılmıştır. Bu kavramlardan "kasıt", hukukumuzda düzenlenmiş olup, unsurları açıktır. Gerek doğrudan gerekse dolaylı kast bu kapsamdadır. Ancak "cürretkarane bir şekilde ve muhtemelen böyle bir zarar meydana geleceği şuuru ile hareket" kavramı ile ilk kez karşılaşıldığından, öncelikle sınırlı sorumluluktan yararlanma hakkının kaybına ilişkin bu kavramların nasıl yorumlanması gerektiği değerlendirilmelidir.

Taşıyanın sınırlı sorumluluktan yararlanma hakkının kaybı Uluslararası Sözleşmelerden ilk olarak 1968 tarihli LVK m.4/f.4-5’de düzenlenmiş, Hamburg Kurallarında da benzer şekilde kabul edilmiştir(m.8). Kaynağını 1976 tarihli Sözleşmenin 4.maddesi ve 1992 tarihli Sorumluluk Sözleşmesinin V.maddesinden alan TTK'nun 1343. maddesinde tayin edilen kusur iki kademelidir. Birincisi, Türk Hukuku bakımından "kast" derecesindeki kusurdur. İkinci kademe ise, hava yolu taşımalarına ilişkin Varşova sözleşmesinin 25.maddesinden Türk Hukukuna giren bir kusur derecesidir. 2009/20 sayılı Türk Sivil havacılık Kanunu 126.maddesine iktibas edilen bu kusur ölçütü, kısaca "pervasız davranış" olarak nitelendirilmektedir.

TTK'nun 1187.maddesinde taşıyanın sınırlı sorumluluktan yararlanma hakkına ilişkin düzenlemelerde de pervasızca hareket kavramı mevcut olup, bu kavramla ilgili öğretide çeşitli tanımlamalar yapılmıştır.

TTK’nın 1187. maddesi anlamında pervasızca hareket, bu davranışının sonucunda zarar meydana geleceği ihtimalini bilerek, umursamazca ve sonucuna aldırmaksızın hareket etmesidir. Bir başka deyişle, zarara neden olabilecek sonucu öngörmesine rağmen, bu sonuca götürecek eylem ya da eylemsizliği umursamazca sürdürmesidir. Pervasızca harekette kasttan farklı olarak, zarar ya da gecikmeye neden olacak sonuç öngörülmekle birlikte, böyle bir sonucun gerçekleşmesi arzu edilmemektedir. Zarara neden olan bir davranışın pervasızca hareket sayılabilmesi için zarar meydana gelebileceği ihtimaline ilişkin bilincin varsayımsal olarak değil, gerçekten mevcut olması şartı aranmalıdır. Dolayısıyla fiilinin neticesinde bir zarar veya gecikmenin meydana gelebileceği konusunda sübjektif bilgi sahibi olunması şartı aranmalıdır.

TTK'nun 1343.maddesinin gerekçesi ve öğretideki görüşler dikkate alındığında cürretkarane bir şeklide ve muhtemelen böyle bir zarar meydana geleceği şuuru ile hareket,

Mahkememizce "makul ve tedbirli bir gemi malikinin ve yardımda bulunanların (sözleşmenin 1.maddesi gereğince mesuliyetini sınırlandırmaya hakkı olan şahıslar) cürretkarane bir hareket yada muhtemel bir zarar meydana gelmesi ihtimaline ilişkin bilinç ve böyle bir kişinin farkında olacağı ve önemseyeceği gerçek bir zarar riski oluşturan davranış" olarak yorumlanmıştır.

TTK m.1187’nin uygulanması bakımından taşıyanın gerçek kişi olması halinde, kendi kastı ya da pervasızca hareketinin sınırlı sorumluluktan yararlanma hakkının kaybına yol açacağı kesindir. Taşıyanın tüzel kişi olması halinde, o tüzel kişinin organı ve bağımsız karar alma yetkisinin verildiği kişilerin hükümde öngörüldüğü şekilde kusurlu olup olmadığına bakılmalıdır.TTK m. 1343'de, 1976 tarihli Sözleşmenin 4.maddesinin ve 1992 tarihli Sorumluluk Sözleşmesinin V.maddesinin 2.fıkrasının uygulanmasında kusuru dikkate alınacak kişiler beş bent halinde sayılmıştır. Anılan hükme göre, gerçek kişilerde her bir gerçek kişinin kendi kusuru, tüzel kişiler bakımından tüzel kişi taşıyanın/donatanın organlarının kusuru taşıyana izafe edilebilecektir.

Dava dosyasında, olaya sebebiyet veren ... ... gemisinin kasten yahut cüretkarane bir şekilde ve muhtemelen böyle bir zarar meydana geleceği şuuru ile hareket ettiği ileri sürülmüş olduğundan, somut olayda donatanın sorumluluğunu sınırlandırma hakkını ortadan kaldıran bu hususun mevcut olup olmadığı öncelikle tespit edilmelidir. ... Asliye Ticaret Mahkemesinin 2022/...

D. İş, sayılı tespit raporunda, "Tespite konu ...

Bayraklı ‘... ...’ isimli geminin 18.09.2022 tarihinde yan yatması/tumba olmasının geminin yapısındaki zafiyet ile ağırlık merkezi hesaplamalarının Gemi Kaptanı tarafından yanlış yapılması sebebiyle meydana geldiği, geminin bu hali ile tamirinin ve kurtarılmasının ekonomik olmayacağı ve bu sebeple enkaz/hurda olarak dikkate alınması ile enkaz kaldırma işlemine tabi tutulmasının en doğru yol olacağı, geminin batması tarihi ile fiilen limandan çıkartılarak götürülmesi tarihine kadar geçecek sürede tespit isteyen tarafın yukarıda sıralanan zarar ve ziyanının oluşabileceği” yönünde kanaatlerine bildirilmiştir.

Yargılama sürecinde ... ... gemisinin 18.09.2022 tarihinde ... Limanı rıhtımında ... olması olayı nedeni ile ... Liman Başkanlığı tarafından yürütülen idari soruşturma dosyası örneği ile Liman İşletmeleri tarafından tutulan tüm tutanak ve kayıtların birer örneği dosyaya celb edilmiştir. Her iki kurumdan getirtilen kayıt ve belgeler, geminin elverişliliğine ilişkin makina ve ekipman kas sertifikası, Uluslararası ... Sertifikası, Yük Gemisi İnşa Emniyet Sertifikası, Yük Gemisi Güvenlik Donanımı Sertifikası, Tehlikeli Yüklerin Taşınması için Uygunluk Sertifikası, Ulusrarası Gemi Güvenlik Sertifikası, Emniyetli Yönetim Sertifikası, Denizcilik İşçilik Sertifikası, Deniz İş Sözleşmesi, Kalıcı Sicil Sertifikası ve ... Asliye Ticaret Mahkemesinin 2022/...

D. İş, sayılı tespit dosyası üzerinde inceleme yapıldıktan sonra düzenlenen 05/12/2023 tarihli bilirkişi raporunda;

... Bayraklı ‘... ...’ isimli geminin 18.09.2022 tarihinde yan yatması/tumba olmasının geminin ağırlık merkezi hesaplamalarının Gemi Kaptanı tarafından yanlış yapılması sebebiyle meydana geldiği şeklindeki tespit raporuna tamamen iştirak ettiklerini, gemi tarafının sert yükleme nedeniyle geminin battığı ve bu nedenle olayan ... Limanının yükleme hatasından kaynaklandığı ileri sürülmüş olsa da, ... Limanına atfedilebilecek bir kusurun bulunmadığı, sert yüklemenin söz konusu olmadığı, gemi kaptanı tarafından yapılan yükleme hatası nedeniyle geminin negatif GM’e sahip olmak ve neticesinde dengesini kaybederek tumba olduğu kanaatine varıldığı; gemiye ait sertifikalar incelendiğinde, hepsinin geçerli olduğu, geminin yıllık kontrollerin zamanında ve eksiksiz yapıldığının görüldüğü, bir önceki limandan geçerli bir “... clearance ile (liman kalkış izni) ayrılıp, olayın yaşandığı dava konusu limana yanaşıp operasyona başlayan gemi açısından, sertifikalar ve gemiadamları bakımından bir elverişsizlikten bahsetmenin mümkün olmadığı, dava konusu geminin bir kuru yük gemisi olarak inşaa edilmiş olduğu, ancak sonrasında yapılan bir takım yapısal modifikasyonlar ile konteyner gemisi olarak ticari hayatına devam ettiğinin anlaşıldığı, bu yapısal değişikliklerin, geminin klası tarafından onaylanması ve buna değişikliklere göre stabilite kriterlerini içeren “stabilite el kitabının (stability booklet)” da hazırlanarak onaylanması gerektiği, dosya kapsamında bunun aksini gösterir bir durumun mevcut olmadığı, aksi halde geminin ticari hayatına konteyner gemisi olarak devam etmesinin mümkün görülmediği, yetkili klas kuruluşu tarafından onaylanmış stabilite kitapçığına göre konteyner yüklemesi yapılması durumunda herhangi bir zafiyetten söz edilemeyeceği, örneğin konteyner gemisi olarak inşaa edilen gemilerde ambar kapakları üzerine üst üste bir kaç sıra konteyner yüklenebilmekte iken, dava konusu gemide ambar kapakları üzerinde henüz bir sıra konteyner mevcut iken gemi negatif denge nedeniyle tumba olduğunun anlaşıldığı, dolayısıyla Stabilite kitabında mevcut ve yer verilmiş olan denge durumunun gemi kaptanı tarafından dikkate alınmadığı, bir başka deyişle gemi kaptanı tarafından yapılan yanlış hesaplama ve yükleme nedeniyle geminin tumba olarak battığı kanaatine ulaşıldığı belirtilmiştir. İtirazların değerlendirildiği 05/03/2024 tarihli ek raporda da benzer yönde görüş ve kanaat bildirilmiştir.

Dosya kapsamından;18.09.2022 günü saat 01:00 civarında ... Limanının 3 nolu rıhtımına yanaşık vaziyette bulunan ... Bayraklı '... ...” isimli gemiye konteyner yüklemesi yapılmaya başlandıktan sonra geminin önce sancak tarafına yatarak rıhtıma /usturmaçalara yaslandığı, daha sonra da iskele tarafına yatarak tumba olup battığı anlaşılmaktadır. Davacı vekili tarafından sunulan belgeler ile ... Liman Başkanlığı ve Liman İşletmelerinden celb edilen ... ... gemisine ait tüm kayıt ve belgeler, geminin olay tarihinde denize ve yola elverişli olduğunu ortaya koymaktadır. Ayrıca, geminin bir önceki limandan geçerli bir “... clearance" (liman kalkış izni) ile ayrılıp, ... ... Limanına gelmiş olması da bu durumu teyit etmektedir. ... Asliye Ticaret Mahkemesinin 2022/...

D. İş, sayılı tespit raporu ve Mahkememiz tarafından alınan teknik bilirkişi raporlarından analaşıldığı üzere;

... ... gemisinin batması, yükleme yapılırken ağırlık merkezi hesaplamasının yanlış yapılması, buna bağlı olarak da geminin metasentır yüksekliğinin (GM) negatif olmasından kaynaklanmıştır. Gemi kaptanının Stabilite kitabındaki denge durumunu dikkate almayarak yükleme yaptırmış olması sonucunda, gemi önce dengesini kaybedip, daha sonra yan yatmak suretiyle batmıştır. Kaptanın gemide mevcut olan Stabilite kitabına aykırı şekilde hatalı yükleme talimatı vererek geminin batmasına sebebiyet vermesi 1976 tarihli sözleşme 4.maddesinde tanımlanan," cürretkarane bir şekilde ve muhtemelen böyle bir zarar meydana geleceği şuuru ile" yapılan bir hareket sayılabilir ise de, bunun davacı donatanın sorumluluğunun sınırlandırılmasını ortadan kaldırmayacağı değerlendirilmiştir. Zira yukarıda da değinildiği üzere, TTK m.1343’e göre, kaptanın kusuru donatana izafe edilebilecek "şahsi kusur" niteliğinde değildir. Sonuç itibariyle, TTK m.1328 hükmünün atfıyla 1976 tarihli sözleşmenin m. 2, p.1, (a) alt paragrafı uyarınca davalı ve fer'i müdahillerin alacağının sınırlamaya tabi alacaklardan olduğu, kaptanın kusurunun davacı donatanın sorumluluğunun sınırlandırmasına (fon tesisine) engel teşkil etmediği kanaatine varılmıştır. 1976 tarihli sözleşmenin 6. maddesinde; aynı olaydan doğan ölüm ve yaralanmadan ileri gelenler dışında ve ayrıca 7.maddesinde yazılı olanlar dışında kalan alacaklar hakkında öngördüğü genel sınırlar şu şekildedir. (i) 500 tonilatoyu geçmeyen bir gemi için 167.000 hesap birimi; (ii) Tonilatosu yukarıdaki rakamı aşan bir gemi için ise, (i)’de yazılı meblağa ilave olarak ayrıca: 501 tonilatodan 30.000 tonilatoya kadar beher tonilato için 167 hesap birimi; 30.001 tonilatodan 70.000 tonilatoya kadar beher tonilato için 125 hesap birimi ve 70.000 tonilatodan yukarı beher tonilato için 83 hesap birimi olarak kabul edilmiştir. Bu sınırlar 1996 Protokolü ile tadil olup bu değişiklik ile (m. 3, (b) alt paragrafı): (i) 2000 tonilatoyu geçmeyen bir gemi için 1 milyon hesap birimi; (ii) Tonilatosu yukarıdaki rakamı aşan bir gemi için ise, (i)’de yazılı meblağa ilave olarak ayrıca:

2.001 tonilatodan 30.000 tonilatoya kadar beher tonilato için 400 hesap birimi;

30.001 tonilatodan 70.000 tonilatoya kadar beher tonilato için 300 hesap birimi ve 70.000 tonilatodan yukarı beher tonilato için 200 hesap birimi olarak yeniden belirlenmiştir. Milletlerarası Denizcilik Örgütü (IMO) tarafından alınan 19.04.2012 tarihli karar ile sorumluluk sınırı %51 oranında artırılarak buna göre 1996 Protokolü ile kabul edilen sınırlar, (i) 2000 tonilatoyu geçmeyen bir gemi için 1.52 milyon hesap birimi; (ii) Tonilatosu yukarıdaki rakamı aşan bir gemi için ise, (i)’de yazılı meblağa ilave olarak ayrıca:

2.001 tonilatodan 30.000 tonilatoya kadar beher tonilato için 604 hesap birimi;

30.001 tonilatodan 70.000 tonilatoya kadar beher tonilato için 453 hesap birimi ve 70.000 tonilatodan yukarı beher tonilato için 302 hesap birimi olarak kabul edilmiştir.

Bu konuda TTK'nun 1328. Maddesinde yapılan düzenleme; "Deniz alacaklılarından doğan sorumluluk, 04/06/1980 ve 17007 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 19/11/1976 tarihli Deniz Alacaklılarına Karşı Mesuliyetin Sınırlandırılması Hakkında Milletlerarası Sözleşme ile bu sözleşmeyi değiştiren 02/05/1996 tarihli Protokol veya onun yerine geçmek üzere hazırlanan Türkiye Cumhuriyeti tarafından kabul edilen milletlerarası sözleşmelere göre sınırlandırılabilir(1).1976 tarihli Deniz Alacaklılarına Karşı Mesuliyetin Sınırlandırılması Hakkında Milletlerarası Sözleşmenin 20 ve 21. Maddeleri ile1996 tarihli Protokolün 8. maddesi uyarınca yapılacak değişikliklerin, Türkiye Cumhuriyeti bakıntından yürürlüğe girdikleri tarihten başlayarak, bu madde, anılan değişiklikleri de içine alacak şekilde uygulanır(2)." şeklindedir.

Davacı donatan vekili,

TTK'nın 1328. Maddesi uyarınca1996 Tarihli Protokol'de yapılacak değişikliklerin Türkiye Cumhuriyeti bakımından uygulanabilir olması için Anayasa 90/5 maddesindeki prosedürün tamamlanmış ve usulüne uygun şekilde yürürlüğe konmuş olması gerektiğini, zira anılan düzenlemenin “Türkiye Cumhuriyeti bakımından yürürlüğe girdikleri tarihten başlayarak” hükmünü içerdiğini, dolayısıyla bu düzenleme karşısında yeni limitlerin “otomatik” olarak yürürlüğe girmesi mümkün olmadığından, ülkemiz açısından uygulanabilir hale gelmediğini, bu doğrultuda Fon tesisinde 1996 tarihli sözleşmesinde kabul edilen limitlerin uygulanması gerektiğini ileri sürerken, buna karşın davalı taraf ile fer'i müdahiller vekilleri de, Fon tesisinde 2012 tarihinde kabul edilip 2015 tarihinde yürürlüğe giren sınırların dikkate alınmasını talep etmişlerdir.

Bu konuda, 6102 sayılı TTK'nın kanun tasarısı çalışmalarına katılan Prof Dr. ... ile Doç. Dr. ... tarafından yazılan makalede "1996 Tarihli Londra Protokolünün Öngördüğü Zımnı Kabul Usulünün Türkiye'de İşletilmesi" başlıklı Makalede, "TTK m. 1328 kaleme alınırken üç fıkralı bir düzenleme öngörüldüğü, birinci fıkrada, bir milletlerarası sözleşmeye taraf olunurken izlenecek usul dikkate alınarak, “Türkiye Cumhuriyeti tarafından kabul edilen milletlerarası sözleşmeler” ibaresine yer verildiği, ardından yeni ikinci fıkranın tasarlanmış olduğu, TTK m. 1328’in ikinci fıkrası kaleme alınmadan önce 1996 tarihli Protokolün Zımni Kabul Usulünü öngören 8. maddesinin dikkatle incelendiği, bu madde uyarınca yapılacak değişikliklerin Protokole taraf olan Devletler bakımından kendiliğinden yürürlüğe gireceğinin belirlendiği, bu sebeple 1328 inci maddenin birinci fıkrasında “Türkiye Cumhuriyeti tarafından kabul edilen milletlerarası sözleşmeler” ibaresi kullanılmışken, ikinci fıkrada bilinçli bir tercih doğrultusunda “Türkiye Cumhuriyeti bakımından yürürlüğe girdikleri tarihten başlayarak” ibaresine yer verilmiş olduğu, böylece, birinci fıkra kapsamında bir milletlerarası sözleşmeye taraf olunurken “onay kanunu / bakanlar kurulu kararnamesi (günümüzde: Cumhurbaşkanı kararı) / katılma belgesinin tevdii” sürecinin geçerli iken, buna karşılık ikinci fıkra uyarınca yalnızca yürürlüğün yeterli olduğunun bildirildiği, bu kanun, Türk Ticaret Kanunu olduğu için, birinci fıkrada olduğu gibi ikinci fıkrada da “Türkiye Cumhuriyeti bakımından” ibaresinin kullanılmış olduğu, bu ibarenin kullanılmış olmasının, hiçbir şekilde, bir milletlerarası sözleşmeye taraf olma prosedürünün işletilmesi gerektiği anlamına gelmediği, böyle bir amacın asla güdülmediği." belirtilmektedir( Piri Reis Üniversitesi, Deniz Hukuku Dergisi, Yıl: 2023, Cilt: 2, Sayı: 2, Sayfa: 195-218).

Nitekim,1328 inci maddenin hazırlık sürecine ilişkin bu açıklamalardan anlaşıldığı gibi, kanun koyucunun amacı, zımni kabul usulü kapsamında kabul edilen değişikliklerin 1996 tarihli Protokolün 8 inci maddesinde açıkça öngörülen şekilde Türkiye Cumhuriyeti bakımından kendiliğinden ve doğrudan uygulanması yönündedir. Zımni Kabul Usulüne dayanılarak kabul edilen IMO Kararları için de herhangi bir katılma belgesi tevdi olanağı bulunmamaktadır. Zira bu Kararlar kendiliğinden tüm üye Devletler (ve bu kapsamda Türkiye Cumhuriyeti) bakımından yürürlüğe girmektedir. 1996 tarihli Protokol'de değişikliklerin uygulanması bakımından iki ayrı 18 aylık süre işlemektedir (m.8). Birinci süre, taraf devletlerin 1/4’ünün ret beyanı için öngörülen 18 aylık süre; ikincisi ise, ilk sürenin dolmasından itibaren işleyecek olan yürürlüğe giriş süresidir. ikinci 18 aylık sürenin sonunda yürürlüğe giren değişiklik, tüm taraf devletler (ve bu kapsamda Türkiye Cumhuriyeti) için bağlayıcıdır (m. 8 f. 9). Ancak, değişiklik ile bağlı olmak istemeyen taraf devletler için de açıkça bir olanak öngörülmüştür: buna göre, değişikliği benimsemeyen taraf devletler (ve bu kapsamda Türkiye Cumhuriyeti), değişikliğin yürürlüğe girmesinden (yani ikinci 18 aylık sürenin dolmasından) en geç 6 ay önce 1996 tarihli Protokolden çekilmek zorundadır (m. 8 f. 9). IMO tarafından 19/4/2012 tarihli Kararı alınırken de aynen bu hükümler işletilmiştir. Dolayısıyla IMO üyesi ve taraf devlet olarak Türkiye Cumhuriyeti, tüm süreçlerin içinde resmî olarak yer almıştır. İkinci 18 aylık sürenin dolmasıyla birlikte de, Karar, 8/6/2015 tarihinde tüm taraf devletler ve bu kapsamda Türkiye Cumhuriyeti bakımından yürürlüğe girmiş olacaktır. Böylece 1996 tarihli Protokol’ün Türkiye açısından bağlayıcı hâle geldiği tarih itibarıyla, bu Protokole istinaden ileride sorumluluk sınırlarında değişiklik yapılması yetkisine de Türkiye başlangıçta onay ve kabul vermiş olacaktır. Şu halde açıklanan sebeplerle 2012 tarihli değişiklik Kararı, diğer tüm taraf devletler gibi Türkiye açısından da bağlayıcı ve Ulusal Hukuk normu hâline gelmiş olmakla, T.

C. Anayasası 90.

madde ve bağlantılı olarak 104. maddesi kapsamında usulüne uygun olarak yürürlüğe girmiş olduğundan, 2012 tarihli değişiklik hakkında tekrar kabul/onaya gerek bulunmadığı mahkememizce değerlendirilmiştir.

Diğer yandan1976 tarihli Sözleşme ve 1996 tarihli Protokol, deniz alacakları bakımından gemi maliklerini ve onların sorumluluk sigortacılarını (... ) korumaktadır. Böylece bir dengenin kurulması amaçlanmaktadır. Ancak milletlerarası alanda denizciliğin üst kuruluşu olan IMO tarafından, 1976 ve 1996 tarihli sözleşmelerdeki sorumluluk sınırları yükselttiğinde, bilinçli bir tercih doğrultusunda, zarar gören kişilerin daha etkin bir korumaya kavuşturulması sağlanmaktadır. Üstelik bu sınırların yükseltilmesi, devletlerin taraf olacağı yeni bir milletlerarası sözleşme vasıtasıyla değil, Protokole taraf olan tüm devletler bakımından kendiliğinden yürürlük kazanacak bir usule göre yapılmaktadır. Böylece, sorumluluk sınırlarının Zımni Kabul Usulü uyarınca yükseltilmesi, gemilerin işletilmesinden ötürü zarar gören alacaklıların korunmasını, bir başka deyişle daha yüksek tazminatlara kavuşmasını sağlanmaktadır. Dolayısıyla 2012 yılında kabul edilen sınırların uygulanmasında, Türkiye’de zarar gören alacaklılar bakımından bu çıkarlar dengesinin de göz önünde tutulması gerekmektedir. Aksinin kabulü, normun koruma amacına ve çıkarlar dengesine aykırı olacağından, eldeki dosyada 2012 yılında kabul idilip, 2015 tarihinde yürürlüğe girin sınırlar üzerinden Fon tesis edilmesi gerektiği kanaatine varılmıştır. Nitekim mahkememizin daha önceki uygulaması da bu yönde olmuştur. (2018/148 E., 2019/232 K. sayılı Kararı)

Tüm bu değerlendirmelerin sonucunda, somut olayda 2012 yılında yeniden belirlenen sınırların esas alınarak buna göre Fon tesis edilmesi gerektiği kanaatine varılmıştır. Dava konusu gemi 3.120 tonilato ağırlığındadır. 1996 Protokol ile kabul edilen sınırlarda 2012 yılında yapılan değişiklik uyarınca davacı donatanın sorumluluk sınırı, dava konusu geminin ilk 2.000 tonilatosu için 1.520.000 hesap birimi ile aşan 1.120 tonilatonun 604 hesap birimi çarpımı ile elde edilecek olan 1.220x604= 676.480'nin toplamından oluşan 2.196.480 Özel Çekme Hakkı (bundan böyle kısaca “ÖÇH” olarak adlandırılacaktır) kadar olacaktır.

Dosyadaki bir başka uyuşmazlık konusu ise, ... Teminat mektubunun Fon olarak kabul edilip edilmeyeceği husuna ilişkindir. Davacı donatan vekilleri tarafından ... ... gemisinin ... sigortacısı tarafından düzenlenecek kulüp teminat mektubunun fon olarak kabulü talebinde bulunurken, davalı vekili ile fer'i müdahiller vekilleri ise bu konuda nakit ya da Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde anında tahsiline imkan tanıyan ve paraya çevrilmesi mümkün nakit, kesin ve süresiz ve şartsız Banka Garanti Mektubunun kabulünü talep etmişlerdir.

Türk hukukunda geminin ... kulübü tarafından düzenlenecek teminat mektubunun fon tesisi açısından mevzuata uygun olup olmadığına dair açık bir hüküm bulunmamaktadır.1976 tarihli sözleşme m.11, p.2'de, "bir fonun, tespit olunan fon miktarının yatırılması veya tesis olunacağı taraf devletin mevzuatı bakımından geçerli kabul edilen ve mahkeme veya sair mercilerce yeterli sayılan teminatın gösterilmesi ile tesis olunabileceği" düzenlenmiş olduğundan, anılan hüküm teminat mektubunun fon tesisinde kullanılabilmesine cevaz verilmektedir. Zira, sözleşmenin açık hükmü “fon miktarının yatırılması veya …” demek suretiyle, fon miktarının nakdi olarak depo edilmesinin tek yol olarak benimsenmediğini, alternatif depo yöntemlerinin de kullanılabileceğini ifade etmektedir.

Deniz alacaklarına karşı sınırlı sorumluluk fonu tesisinde yürütülecek faizi düzenleyen TTK m.1347 hükmünün gerekçesinde “faiz, paylaştırma sonuna kadar işler, ancak ödemeler yapılırken önce asıl alacaklar ödenir, sonra faiz için fonun kalanı kullanılır. Fonun bir banka teminat mektubu yoluyla tesis edildiği hallerde, teminat mektubunda, paylaştırma sonuna kadar faiz yürütüleceğine dair bir taahhüt bulunmalıdır; aksi halde mahkemeler teminat mektuplarını geri çevirmelidir” demek suretiyle fonun bir teminat mektubu yoluyla tesis edilebileceği açıkça belirtilmektedir. Somut olay açısından bu teminat mektubunun ... Kulüp teminat mektubu olup olamayacağı hususu değerlendirilmelidir. Bu noktada deniz alacaklarına karşı sorumluluğun sınırlandırılmasına ilişkin hükümler içerisinde açık bir düzenleme bulunmamakla birlikte, TTK m.1372'nin gerekçesinde “... teminat mektuplarının mahkemelerce dikkate alınması gereği” zikredilmiştir . İlgili hükümde “…verilecek teminatın tür ve miktarı alacaklı ile geminin maliki veya maliki olmayan donatanı arasında serbestçe kararlaştırılabilir” denilmekte, maddenin gerekçesinde ise “Uygulamada, gemilerin sorumluluk rizikolarını temin eden sigortacılar ( ... Kulüpleri) bu tür güvenceleri bir taahhüt mektubu olarak sunmaktadır. Birçok alacaklı, böyle bir güvenceyi yeterli görmektedir. Bu hallerde mahkeme, kararlaştırılan teminatın verilmesini kabul edecektir” denilmektedir. Hem kanunun açık hüküm lafzının, hem de gerekçesinde zikredilen amacının bir yorum yöntemi olarak kullanılması ile, taraflar arasında karşılıklı kabul edilen teminat mektupları ( ... teminat mektupları da dahil) mahkemeler tarafından geçerli/muteber bir teminat olarak kabul edilmelidir. Eldeki dosyada geminin ... Sigortası tarafından düzenlenen teminat mektubunun Fon olarak kabul edilmesi talebi davalı vekili ve fer'i müdahiller vekili tarafından kabul edilmemiştir. Bu durumda ... teminat mektubu konusunda tarafların karşılıklı olarak kabulü söz konusu olmadığından, fon'un nakit veya muteber bir banka teminat mektubu suretiyle tesisine karar vermek gerekmiştir. 1976 tarihli sözleşmenin 8.maddesinin 1.fıkrasında "sözleşmenin 6 ve 7.maddelerinde yazılı hesap biriminin milletlerarası para fonu tarafından tarif edilen özel çekme hakkı olduğu ve meblağların sınırlı mesuliyetin ileri sürüldüğü devletin milli parasına çevrilerek mesuliyet fonunun tesis olunacağı" düzenlenmiş olduğundan Fon, milli para birimimiz olan TL üzerinden tesis edilmelidir. Davacı donatanın sorumluluk sınırı yukarıda 2.196.480 ÖÇH olarak tespit edilmiştir.

Öyleyse Fon miktarı, bu meblağın karar tarihindeki TL karşılığı kadar olacaktır. Karar tarihinde 1 ÖÇH= 42.6104TL olduğundan, buna göre donatanın sorumluluk sınırı 93.592.891,39TL kadardır. 1976 tarihli sözleşme ve 1996 tarihli protokolün 11.maddesinde "fonun, sözleşmenin 6 ve 7.maddelerinin sorumlu tutulabileceği alacaklara tatbiki kabil olan hükümleri uyarınca hesaplanan meblağ ile mesuliyetin doğumuna yol açan olay gününden fonun tesisi tarihine kadar işlemiş olan faizlerin toplamından oluşacağı ve bu suretle tesis olunan fonun ancak haklarında sınırlı mesuliyet dermeyan edilebilecek olan alacakların tediyesinde kullanabileceği" hükmü sevkedilmiştir. Bu düzenlemeler doğrultusunda dava konusu olayda davacının sorumluluğunun sınırı, fonun tesis edildiği (karar tarihi) 02/05/2024 tarihindeki 2.196.480 ÖÇH karşılığı 93.592.891,39TL olarak belirlenmiştir. TTK'da ve 1976 tarihli sözleşme ile 1996 tarihli protokolde faize ilişkin bir düzenleme yer almadığından mahkememizce sorumluluk miktarı tespit edilirken yasal faiz işletilmesi uygun görülmüştür. Buna göre olay tarihi olan 18.09.2022 tarihinden fon tesisi tarihine (karar tarihine) kadar işleyen yasal faiz 19.483.353,58 TL olarak tespit edildiğinden, 2.196.480 ÖÇH karşılığı olan 93.592.891,39 TL ile 19.483.353,58 TLTL yasal faizden oluşan toplam 113.076.244,97 TL ile sorumluluğun sınırlandırılmasına (fon tesisine) karar vermek gerekmiştir. HÜKÜM/Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere,

1.Davacının Fon Tesisi talebinin KABULÜ ile ... IMO Nolu ... Bayraklı ... ... gemisinin ... ... A.Ş'nin işletiminde ki ... ... Limanında 18.09.2022 tarihinde yapılan yükleme operasyonu sırasında iskele tarafa doğru yatarak tumba olması olayı nedeniyle meydana gelen zararlardan dolayı donatanın sorumluluğunun 2.196.480 SDR/ÖÇH (Özel Çekme Hakkı) karşılığı 93.592.891,39 TL ve bu tutara olay tarihinden karar tarihine kadar işletilen 19.483.353,58 TL yasal faizi ile birlikte toplam 113.076.244,97 TL ile SINIRLANDIRILMASINA (FON TESİSİNE),

2.Kabul edilen fon miktarının nakit veya muteber bir banka teminat mektubu şeklinde yatırılmasına, bu kapsamda sunulanacak banka teminat mektubunun kesin, süresiz ve "fonun tesis tarihinden paylaştırma sonuna kadar faiz yürütülmesi " taahhüdünü içerir şekilde düzenlenmesine, -Fon miktarının nakit olarak yatırılması halinde; toplam fon tutarı olan 113.076.244,97 TL ve 93.592.891,39 TL ana paraya karar tarihinden hesap açma tarihine kadar işleyen faizinin davacı tarafından mahkememiz adına ... Bankasında açılacak hesaba yatırılmasına, bu şekilde bankaya yatırılacak toplam tutarın 3 er aylık vadelerde en yüksek faiz işletilerek nemalandırılmasına,

3.Karar tarihinde yürürlükte bulunan Harç tarifesi uyarınca 427,60 TL karar harcından 80,70 TL peşin harcın mahsubu ile bakiye 346,90 TL harcın davacıdan tahsili ile hazineye irad kaydına,

4.Davanın mahiyeti icabı davacı vekili yararına ücreti vekalet tayinine yer olmadığına,

5.Davalı vekil ile temsil olunduğundan karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince tayin olunan 17.900 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,

6.Taraflarca yatırılan gider avansı bakiyesinin karar kesinleştiğinde yatıran tarafa iadesine,

Dair, Davacı vekilleri, davalı vekilleri, Fer-i Müdahil ... ,..., ... vekili, Fer-i Müdahil ... vekili, Fer-i Müdahil ... vekilinin yüzlerine karşı diğer Fer-i Müdahil ... Gıdanın yokluğunda, kararın taraflara tebliğinden itibaren 2 haftalık süre içerisinde istinaf yolu (İstanbul Bölge Adliye Mahkemesine başvuru yolu) açık olmak üzere oy birliği ile verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 02/05/2024 Başkan ...

(e-imzalıdır)

Üye ...

(e-imzalıdır)

Üye ...

(e-imzalıdır)

Katip ...

(e-imzalıdır)

Karar Etiketleri
REDDİNE YERELHUKUK DIGER Ticaret Hukuku 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu 6102 sayılı TTK'nın kanun tasarısı çalışmalarına katılan Prof Dr. ... ile Doç. Dr. ... tarafından yazılan makalede "1996 Tarihli Londra Protokolünün Öngördüğü Zımnı Kabul Usulünün Türkiye'de İşletilmesi" başlıklı Makalede, "TTK m. 1328 kaleme alınırken üç fıkralı bir düzenleme öngörüldüğü, birinci fıkrada, bir milletlerarası sözleşmeye taraf olunurken izlenecek usul dikkate alınarak, “Türkiye Cumhuriyeti tarafından kabul edilen milletlerarası sözleşmeler” ibaresine yer verildiği, ardından yeni ikinci fıkranın tasarlanmış olduğu, TTK m. 1328’in ikinci fıkrası kaleme alınmadan önce 1996 tarihli Protokolün Zımni Kabul Usulünü öngören 8. maddesinin dikkatle incelendiği, bu madde uyarınca yapılacak değişikliklerin Protokole taraf olan Devletler bakımından kendiliğinden yürürlüğe gireceğinin belirlendiği, bu sebeple 1328 inci maddenin birinci fıkrasında “Türkiye Cumhuriyeti tarafından kabul edilen milletlerarası sözleşmeler” ibaresi kullanılmışken, ikinci fıkrada bilinçli bir tercih doğrultusunda “Türkiye Cumhuriyeti bakımından yürürlüğe girdikleri tarihten başlayarak” ibaresine yer verilmiş olduğu, böylece, birinci fıkra kapsamında bir milletlerarası sözleşmeye taraf olunurken “onay Kanunu 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanunu K17007 md.21 TTK md.1061 K6102 md.1328 K5718 md.48 K5718 md.1 K6102 md.8 TTK md.1328 TTK md.1187 TTK md.1343
© 2026 İçtihat Pro — ictihatpro.com  |  Bu belge bilgilendirme amaçlıdır. Resmi belge niteliği taşımaz.