Aramaya Dön

4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

Esas No
E. 2023/144
Karar No
K. 2024/459
Karar Tarihi
Karar Sonucu
KABULÜNE
Hukuk Alanı
Ticaret Hukuku

T.C.

ANTALYA

4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

ESAS NO: 2023/144
KARAR NO: 2024/459
DAVA: Tazminat
DAVA TARİHİ: 01/03/2023
KARAR TARİHİ: 03/07/2024

Mahkememizde görülmekte olan Tazminat davasının yapılan açık yargılaması sonunda,

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ

Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; Davacı müvekkilinin, davalıdan ... tarihli satış ve tescil işlemi gereğince ... model sıfır araç satın aldığını, müvekkilinin ... Haziran ayı içerisinde ilgili aracı satmaya karar verdiğini ve bu nedenle araçta ekspertiz işlemi yapıldığını, yapılan ... tarihli ekspertiz işlemi neticesinde müvekkilinin hiç beklemediği bir sonuçla karşılaştığını; sıfır olarak bayiden satın aldığı ... Aralık ayından beri bifiil kullanılan ve herhangi bir kazaya ve olaya karışmayan aracın muhtelif yerlerinde lokal boyalar olduğu tespitinin yapıldığını, müvekkilinin ... tarihli eksper sonucuna istinaden satıcı ...'ya başvurduğunu ve araç üzerinde yetkili kişiler tarafından inceleme yapılmasını talep ettiğini, ... tarafından yapılan inceleme sonucu ... tarihinde müvekkile iletilmiş olup yapılan inceleme neticesinde aracın boyasının fabrika standartlarına uygun olduğu tespiti yapıldığını, müvekkilinin ...'dan aldığı cevap neticesinde tatmin olmadığını ve bu kez farklı bir ekspertiz firmasında inceleme yaptırdığını, ... tarihinde başka bir firmadan yaptırdığı ekspertiz incelemesi neticesinde de ne yazık ki aracın muhtelif yerlerinde lokal boyaların olduğu tespiti yapıldığını, aracın boyalı olduğunun kesin tespiti amacıyla bu kez Antalya ... Asliye Ticaret Mahkemesi .../... D.İş sayılı dosyasından delil tespiti yapılması talep edilmiş ve alınan bilirkişi raporunda da aracın lokal boyama işlemi olduğu tespit edildiğini, gelinen aşamada aracın lokal boyalı olarak kabul edildiğinde şüphe bulunmadığını, finansman sağlamak amacıyla ... plakalı aracı satmak isteyen müvekkilinin şirket aracın değerini düşüren ve ...'nun beyanlarının aksini belgeleyen tespitler neticesinde araçta meydana gelen değer kaybı bedelini talep etmeye karar verdiğini, çünkü reel piyasa şartlarına göre potansiyel alıcıların öncelikli olarak araç hakkında ekspertiz incelemesi yaptıracaklarını ve görüldüğü üzere araç hakkında lokal boyalı raporu düzenleyeceklerini, bu durumun, hiçbir kusur ve kabahati olmayan ve bu durumdan bugüne kadar haberi dahi olmayan müvekkil bakımdan aracın değerini düşüren bir durum olarak karşısına çıkacağını, satıcının, vaatlerine aykırı olacak şekilde müvekkile ayıplı ve farklı boya kalınlıklarına sahip aracı sattığını ve müvekkilin zarara uğramasına sebebiyet verdiğini, söz konusu aracın, reel piyasa şartlarına göre boyalı araç olarak kabul görecek ve ona göre değer biçileceğini, müvekkil şirketin, sıfır olarak bayiden satın aldığı aracın boyalı olduğunu bilmesine imkan bulunmadığını, somut olaydaki ayıbın, olağan bir gözden geçirmeyle ortaya çıkarılamayacak bir ayıp olduğunu, uzman tarafından cihaz ölçümü olmadan söz konusu tespiti yapması mümkün olmadığından araçtaki ayıbın gizli ayıp olarak kabul edilmesi gerektiğini, müvekkilin söz konusu ayıptan da yeni haberdar olduğu gerçeğinin atlanmaması gerektiğini beyan ederek, değer kaybı talebinde bulunmuştur.

Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; zaman aşımı def-inde bulunduklarını, davaya konu olan araç veya bayilerince satılan tüm araçların her türlü son kontrol ve yasal muayeneleri yapılarak müşterilere teslim edildiğini, dava dilekçesinde araçta lokal boya olduğu iddia edilmişse de konu ile ilgili müvekkil şirket servisi aracın Markası tarafından inceleme yaptırılmış ve '' boya mikron kalınlıklarının fabrika standartlarına uygun olduğu ''nun tespit edildiğini, tüm araçların kalitesinin, görünüm ve dayanıklılık performansı uluslararası kalite standartlarına uygun olup, Bağımsız Avrupa onay kuruluşları tarafından sürekli olarak denetlendiğini, ayrıca Tüm araçların; markanın normlarına göre tasarlanmış tesislerde ve şartnamelere uygun koşullarda yapılan üretimle, son derece titiz denetimlerle desteklenen kaliteye haiz olduklarını, dava dilekçesinde belirtilen Antalya ... Asliye Ticaret Mahkemesi .../... D.İş sayılı dosyadan alınan bilirkişi raporunun sonuç ve kanaat bölümünde de '' aracın lokal olarak tespit edilen boya kalınlık değerlerinin fabrikasyon ( ... ) boya kalınlık değerleri ile uyumlu olduğu, orjinalini olumsuz etkileyecek nitelikte olmadığı, boya kaynaklı üretim hatası bulunmadığı ''nın tespit edildiğini, davayı ithalatçı-distribütör” sıfatıyla ... ye ihbarını talep ettiklerini, husumet itirazından bulunduklarını, müvekkilinin sorumluluğunun olmadığını beyan ederek, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

Aşamalarda, talep gereği dosya ihbar edilmiştir. Dava, değer kaybı talebinden ibarettir. Davalının husumet itirazında bulunduğu görülmüştür.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2017/2-2727 esas, 2020/846 karar sayılı güncel emsal ilamında da belirtildiği üzere; Sıfat deyimi dava konusu sübjektif hak (dava hakkı) ile taraflar arasındaki ilişkidir. Taraf ehliyeti, dava ehliyeti ve davayı takip yetkisi, davanın taraflarının kişilikleriyle (usul hukuku sorunu) ilgili olduğu hâlde; taraf sıfatı, dava konusu sübjektif hakka (maddi hukuk sorunu) ilişkindir. Sübjektif bir hakkı dava etme yetkisi (davacı sıfatı-dava hakkı) o hakkın sahibine ait olup (aktif husumet); hakkını o hakka uymakla yükümlü kişiden (davalı sıfatı-pasif husumet) isteyebilecektir. Sübjektif hakkın sahibinin ve o hakka uymakla yükümlü olan kişinin kimler olduğu daha açık bir ifadeyle bir davada davacı ve davalı sıfatının kimlere ait olduğu usul hukuku sorunu olmayıp, dava konusu sübjektif hakkın özüne ilişkin olması nedeniyle maddi hukuk sorunudur. Sıfat yokluğu, bir def’i değil, davada taraf olarak gözüken kişiler arasında dava konusu hakkın doğumuna engel bir itirazdır. Hâkim somut olayda bir itiraz sebebinin varlığını öğrenirse bu yönün kamu düzenine ilişkin olması nedeniyle bu hususu kendiliğinden gözetmek zorundadır. Taraf sıfatının, dava şartı olmaması nedeniyle; hâkim, yaptığı inceleme sonunda taraflardan birinin o davada taraf sıfatının bulunmadığı kanaatine varırsa, dava şartı yokluğunun aksine davanın usulden değil, esastan reddine karar vermelidir (Prof. Dr. Baki Kuru, Medeni Usul Hukuku El Kitabı, Mart 2020, Cilt-1, s.332-334). Taraf sıfatı (husumet) hakkı özüne ilişkin bir maddi hukuk sorunu olduğundan, yargılamanın başlarında bu yöne ilişkin bir karar verilmemiştir.

Dava konusu hakkın ve buna karşı yapılan savunmanın dayandığı vakıaların var olup olmadıkları hakkında mahkemeye kanaat verilmesi işlemine ispat denir. İspat yükü ise,bir olayın gerçekleşmiş olup olmadığının anlaşılamaması, yani olayın ispatsız kalması yüzünden yargıcın aleyhte bir kararıyla karşılaşmak tehlikesidir(YILMAZ,Ejder; İspat Yükü, 1980, s. 3; KURU,Baki., Hukuk Muhakemeleri Usulu, İstanbul 1990, C. 2, s. 1356 vd.) Türk Medeni Kanunu m. 6 gereği taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür. İspat konusu, 6100 sayılı kanunun ise 187 vd. maddelerinde düzenlenmiştir. İspat konusunda yapılan bu genel açıklamalardan sonra dosyaya dönüldüğünde; davada ispat yükü davacıdadır.

Kural olarak belirtmek gerekir ki; Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 11. HD'nin 2018/2039 Esas, 2019/751 Karar sayılı, 26/02/2018 tarihli kararında da belirtildiği üzere; Taraflar tacir olup, uyuşmazlığın ticari nitelikteki satım sözleşmesinden kaynaklanması nedeniyle uyuşmazlıkta 6098 sayılı TBK ve 6102 sayılı TTK hükümlerinin uygulanması gerekir. Borçlar Kanunu’nun satım sözleşmesine dair hükümlerinin (TBK 'nun 207.maddesi) esasen tacirler arasında yapılan satım sözleşmelerine de uygulanması benimsenmiştir. Bununla birlikte satım sözleşmesinde malın ayıplı olması halinde özel hükümler öngörülmüştür (TTK'nun 23.maddesi). Dolayısıyla tacirler arası satım sözleşmelerine Borçlar Kanunu hükümleri ile birlikte TTK m. 23/1 ve 1-c hükmü de uygulanacaktır. Bu noktada uyuşmazlığın temelini oluşturan “ayıp ve ayıba karışı tekeffül” kavramları üzerinde durmakta yarar vardır:

Ayıba ilişkin hukuki düzenleme, dava konusu uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken 6098 sayılı Borçlar Kanununun 219. maddesinde yer almaktadır. Düzenlemede “Satıcı, alıcıya karşı herhangi bir surette bildirdiği niteliklerin satılanda bulunmaması sebebiyle sorumlu olduğu gibi, nitelik veya niteliği etkileyen niceliğine aykırı olan, kullanım amacı bakımından değerini ve alıcının ondan beklediği faydaları ortadan kaldıran veya önemli ölçüde azaltan maddi, hukuki ya da ekonomik ayıpların bulunmasından da sorumlu olur." denilmektedir.

Ayıba ilişkin diğer sınıflandırma, ayıbın açık ve gizli olup olmamasına göre yapılmaktadır. Açık ayıp hemen ilk bakışta ya da yüzeysel bir muayene ile tespit edilebilen ayıptır. Durumun gerekli kıldığı, muayene ile anlaşılamayan ayıplar, gizli ayıptır. Alıcı gizli ayıpları araştırmakla yükümlü değilse de ayıp meydana çıkar çıkmaz derhal ihbar etmelidir (Domaniç, H.: Türk Ticaret Kanunu Şerhi, C.I, İstanbul 1988, s.155; Yavuz, N.: Ayıplı İfa, 2.b., Ankara 2010, s. 107; Karakaş, C.F.: Ticari Satımda Ayıp İhbarının Süresi ve Şekli, XXII. Ticaret Hukuku ve Yargıtay Kararları Sempozyumu, Ankar 2006, s.172). Derhal kavramı, halin icabına uygun fazla vakit geçirmeden bildirim olarak anlamak gerekir. Eğer alıcı iğfal edilmiş, yani maldaki ayıp ondan bilerek saklanmış ise Kanunun öngördüğü çözüm satıcı bakımından ağırlaştırılmış bir sorumluluğu gerektirmektedir. Nitekim 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 225. maddesine göre alıcıyı iğfal etmiş olan satıcı, ayıbın kendisine vaktinde ihbar edilmemiş olduğunu ileri sürerek sorumluluktan kurtulamaz.

Ticari satımlarda muayene ve ihbar külfeti TTK 21/1-c. maddede düzenlenmiştir. Bu hükme göre “ Malın ayıplı olduğu teslim sırasında açıkça belli ise alıcı iki gün içinde durumu satıcıya bildirmeye mecburdur. Açıkça belli değilse alıcı malı teslim aldıktan sonra sekiz gün içinde muayene etmeye veya ettirmeye ve bu muayene neticesinde malın ayıplı olduğu ortaya çıkarsa, haklarını korumak için bu durumu bu süre içerisinde satıcıya bildirmeye mecburdur.” Ancak ayıp ihbarının bu süre içinde satıcıya ulaşması şart değildir. Bu süre içinde satıcıya ulaşmasa bile alıcı haklarını korumuş olur.

TTK 21/1-c. maddede gizli ayıbın sonradan ortaya çıkması halinde Borçlar Kanunun 223. maddesinin uygulanacağı belirtilmiştir. Borçlar Kanunun 223. maddesinde ayıbın sonradan ortaya çıkması halinde bildirimin derhal yapılması aksi halde alıcı malı ayıp ile beraber kabul edilmiş sayılacaktır. Alıcının muayene süresini kaçırdıktan sonra yapacağı ayıp ihbarı hukuken sonuç doğurmayacağı gibi, alıcı ayıba karşı tekeffül hükümlerinden faydalanamaz.(Yargıtay 19.H.D.nin 2015/17709 E, 2016/8206 K, 19.H.D.nin 2016/5159 E, 2017/915 K, 19.H.D.nin 2012/9334 E,2012/18827 K, 19.H.D.nin 2015/12062 E,2016/5585 K, 19.H.D.nin 2012/13847 E.2013/982 K sayılı ilamları).

Alıcı ihbar külfetini yerine getirmiş ise zamanaşımı süresi içinde Borçlar Kanununun 227. maddesinde kendisine tanınan hakları dava yoluyla talep edebileceği gibi zamanaşımı süresi dolsa bile kendisine karşı açılan davada ayıptan doğan defi hakkını ve seçimlik haklarını ileri sürebilir. Bu halde artık alıcının ayıpları bildiği ya da bilmesi gerektiği konusunda ispat yükü satıcıya aittir. Zira bu suretle satıcı yasal olarak kendisine düşen bir sorumluluğu reddetmektedir.

TBK'nun 231.maddesine göre, satıcı daha uzun süre için kefalet etmemiş ise, satılanı ayıba karşı tekeffülden kaynaklanan her türlü dava, satılandaki ayıp daha sonra ortaya çıksa bile alıcıya teslimin gerçekleşmesinden itibaren iki yıl geçmekle zamanaşımına uğrar(Benzer yönde; Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 11. HD'nin 2019/267 E., 2019/2132 K. sayılı ilamı) TBK'nun 227.maddesinde satılanın ayıplı olması halinde alıcının seçimlik hakları düzenlenmiş olup, davacı, seçimlik haklarından satılanı iade ile sözleşmeden dönme ve satış bedelinin iadesini seçmiştir. TBK m. 231/2 gereği; Satıcı, satılanı ayıplı olarak devretmekte ağır kusurlu ise, iki yıllık zamanaşımı süresinden yararlanamaz.

Mahkememizce aşamalarda taraf delilleri toplanmış, değişik iş dosyası dosya arasına alınmış ve araç başında keşif icra edilmiştir. 11/08/2023 tarihli heyet bilirkişi raporunda özetle; ... plakalı dava konusu aracın kaportasında boya kalınlık değerlerinin bazı bölgelerde farklı olduğu, Boya kalınlık değerlerinin fabrikasyon ve imalat kalınlık değerlerinin değer aralıkları arasında olduğu, Boya kalınlık değerlerinin farkının ülkemiz piyasa şartlarında aracın ikinci el satışında lokal boyalı olarak değerlendirileceği, Bütün lokal boyalı araçlarda olduğu gibi dava konusu araçta da değer kaybı yaratacağı, değer kaybının ...-TL olacağı bildirilmiştir.

Bilirkişi raporu taraflara tebliğ edilmiş, itirazlar/beyanlar alınmıştır.

Söylemek gerekir ki; Değer kaybı taleplerinde, Yargı kararlarında, öncelikle dava konusu aracın hasar geçmişine ilişkin tüm bilgi ve belgeler (tramer kaydı, sigorta şirketlerinde oluşturulan hasar dosyası, servis belgeleri, trafik denetleme şube müdürlüklerince tanzim edilen tutanaklar ve fotoğraflar vs) ilgili yerlerden getirtilip konusunda uzman ayrı bir bilirkişiye tevdi edilerek aracın markası, modeli,yaşı, kilometresi ve değere etki eden diğer özellikleri de dikkate alınarak dava konusu aracın kaza öncesi serbest piyasa koşullarındaki 2. el değeri ile aracın onarım sonrası serbest piyasa koşullarındaki 2. el değeri (kaza sonrası onarımla değişen orijinal parçalar varsa bunların araca kattığı değer de dikkate alınarak) arasındaki farkın belirlenmesi yöntemiyle değer kaybının tespiti gerektiği belirtilmektedir. İtirazların değerlendirilmesi amacıyla bilirkişilerden ek rapor alınmıştır.

Bilirkişi heyeti ek raporunda itirazlar değerlendirilmiş ve özetle; ... plakalı dava konusu aracın kaportasında boya kalınlık değerlerinin bazı bölgelerde farklı olduğu, Boya kalınlık değerlerinin fabrikasyon ve imalat kalınlık değerlerinin değer aralıkları arasında olduğu, Boya kalınlık değerlerinin farkının ülkemiz piyasa şartlarında aracın ikinci el satışında lokal boyalı olarak değerlendirileceği, Bütün lokal boyalı araçlarda olduğu gibi dava konusu araçta da değer kaybı yaratacağı hususları belirtilmiştir.

Bilirkişi raporu taraflara tebliğ edilmiş, itirazlar/beyanlar alınmıştır.

Davacı vekili, dava değerini ek rapora göre artırmıştır ve dilekçe davalıya, ihbar olunana tebliğ edilmiştir.

Bilirkişi raporunu hakim denetlemelidir. Öğretide Akyol, bilirkişi raporunun denetimi sadece hâkime ait bir görev değil; aynı zamanda taraflara ait bir haktır demektedir(AKYOL, Şener :Hukuk Usulünde Bilirkişilerle İlgili Bazı Problemler, Mukayeseli Hukukta Bilirkişilik Ve Sorunları, Yargıtay 125.Yıl Dönümü, s. 72 naklen). Hâkimin bilirkişinin uzmanlığı nedeniyle taşıdığı egemenliği kıracak araçları olduğu, bir yanlışın mutlaka geri döneceği ve özellikle böyle bir yanlışın müeyyidelendirileceği konularında bilirkişi inandırılmalı; böyle bir bilinç oluşturulmalıdır.“Hâkim kesinlikle ve mutlak olarak usulün egemeni olmalı; dosyaya, kendi sorumluluğunda girecek olan tanık beyanı gibi bilirkişi raporu gibi hususların adaleti saptıracak biçimlerde tezahürünü önleyecek tedbirleri almalı ve bu egemenliğini davanın sonuna kadar sürdürmelidir.” (Akyol s. 64-65 naklen). Bu hususlar doğrultusunda, bilirkişi ek raporunun, hükme ve denetime elverişli, dosya kapsamına, yargı kararlarına uygun olduğu kanaatine varılmıştır.

Tüm dosya kapsamı, bilirkişi ek raporu, yargı kararlarındaki değer kaybı hesaplama yöntemi dikkate alınarak, davalının malı teslim etmekte ağır kusurlu olduğunun ve bu nedenle zaman aşımı def-inin yerinde olmadığının kabulü ile; boya kalınlık değerlerinin farkının ülkemiz piyasa şartlarında aracın ikinci el satışında lokal boyalı olarak değerlendirileceği, bütün lokal boyalı araçlarda olduğu gibi dava konusu araçta da değer kaybı yaratacağı, bunda davalının sorumluluğunun olduğu anlaşlımakla; davanın kabulüne karar vermek gerekmiştir. HÜKÜM/Ayrıntısı gerekçeli kararda açıklandığı üzere;

1.Davanın KABULÜ İLE; ...-TL Değer kaybı tazminatının dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine,

2.Davacı tarafça yatırılan ... TL başvurma harcının mahsubu ile hazineye gelir kaydına,

3.Davacı tarafça başlangıçta yatırılan ... TL peşin harç ve aşamalarda yatan ... TL tamamlama harcı toplamı ... TL'nin mahsubu ile hazineye gelir kaydına, hüküm gereği alınması gerekli bakiye kalan ... TL'nin (... TL - ... TL = ... TL) davalıdan alınarak hazineye gelir kaydına,

4.492 sayılı Harçlar Kanunu'nun 28. maddesi gereğince; bakiye harcın, kararın tebliğinden itibaren bir ay içinde ödenmesi gerektiğinden, kararın tebliğinden itibaren bir ay içinde ödenmeyen harç için -kanunen belirlenen sınır göz önünde tutularak- "harç tahsil müzekkeresi" yazılmasına, bakiye karar ve ilam harcının ödenmemiş olmasının, hükmün tebliğe çıkarılmasına, takibe konulmasına ve kanun yollarına başvurulmasına engel teşkil etmeyeceğinin bu şekilde hükümde belirtilmesine,

5.Davacı tarafça yatırılan ve yukarıda (2) ve (3) numaralı hüküm fıkraları ile mahsubuna karar verilen toplamda ... TL'nin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,

6.Davacı tarafça dosyada yapılan ve mahkememizce uyap sisteminden kontrol edilen (denetime elverişlilik açısından, uyap ekranında harç-masraf bölümü altında tahsilat reddiyat bilgileri başlığının içeriğinde masraflar açıkça yazmaktadır) posta-tebligat-bilirkişi ücreti gideri toplamı ... TL'nin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,

7.6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu 18/13 ve Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği 26/2. Maddeleri, 6100 sayılı HMK 297/1-ç, 326.maddeleri uyarınca, arabuluculuk faaliyeti sonunda tarafların anlaşamamaları halinde iki saatlik ücret tutarı tarifenin birinci kısmına göre ileride haksız çıkan taraftan tahsil olunmak üzere Adalet Bakanlığı bütçesinden ödeneceği öngörüldüğünden; ... TL'nin davalıdan alınarak hazineye gelir kaydına,

8.Davacı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden; ... TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,

9.Davacı tarafça yatan gider avansından harcanmayan kısmın hüküm kesinleştiğinde UYAP üzerinden kontrolü de sağlanarak davacı tarafa iadesine, karardan sonra tebligat ve benzeri masraflar için gider avansının kullanılması davacı tarafından istenirse tebligat ve benzeri için yapılacak masraflar düşüldükten sonra arta kalan miktarının UYAP üzerinden kontrolü sağlanarak karar kesinleştiğinde davacı tarafa iadesine, (6100 sayılı HMK m. 333) ;12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu gereğince dava açılırken mahkeme veznesine yatırılacak olan gider avansının miktarı ile avansın ödenmesine ilişkin usul ve esasları belirten, "Hukuk Muhakemeleri Kanunu Gider Avansı Tarifesi" göz önünde tutularak; her hangi bir bankaya ait hesap numarası ve/veya herhangi bir banka hesabına ait IBAN numarası verilmesi halinde taraflara ait artan gider avansının bildirdikleri hesaba aktarılmasına, davalı tarafından yatırılan gider avansının aynı şekilde istek halinde iadesine, Dair, davacı vekili ... ile davalı vekili ... yüzüne karşı kesin olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.03/07/2024 Katip ...

(e-imzalıdır)

Hakim ...

(e-imzalıdır)

© 2026 İçtihat Pro — ictihatpro.com  |  Bu belge bilgilendirme amaçlıdır. Resmi belge niteliği taşımaz.

İçtihat Pro Blog