13. Hukuk Dairesi
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
13. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2019/2061
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARI VEREN
MAHKEME: İSTANBUL 17. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
( Denizcilik İhtisas Mahkemesi Sıfatı İle )
TARİHİ: 11/04/2019
DOSYA NUMARASI: 2015/348 Esas - 2019/188 Karar
İlk Derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; konişmentoda belirtilen toplam 6.125,88 KG ağırlığındaki 84 top kumaşın denizyolu ile taşınarak alıcı ... Ltd firmasına teslim edilmesi hususunda anlaşıldığını, navlun ücretinin peşin olarak ödendiğini, sözleşme konusu malların tamamını 21/8/2013 tarihli ... numaralı konişmento ile taşıyan davalı firmaya telim edildiğini, navlun faturası gereğince davalının taşıyan sıfatını kazandığını, 23/08/2013 tarihli Srei ... numaları deniz navlunu faturası konişmento ile davalıya teslim edilen malların aynı şekilde fatura üzerinde de yer aldığını, malların limanda konteyner içerisinde gemiye yüklenmeye hazır durumda olmasına rağmen hem konteynerin hemde içerisindeki malların gemiye yüklenmediğini, tamamen davalının ihmalinin bulunduğunu, yüklenmediğinden dolayı taşıma işinin gerçekleşmediğini, davalının müvekkilini telafisi olmayan zarara uğrattığını, davalı tarafın müvekkili ile irtibata geçerek hatayı telfai etmeye hazır olduklarını tüm zararı da ödemeye hazır olduklarını bildirdiklerini, müvekkili firmanın bu gecikmeden dolayı müşteri firmanın zararını üstlenmek zorunda kaldığını, tutarın 44.571,32 USD olduğunu, bu faturayı müvekkilinin davalı tarfın yerine ödediğini, 14/04/2014 tarihli Seri ... sıra numaralı 44.571,32 USD tutarlı faturanın kesilerek davalıya tebliğ edildiğini, davalı tarafın faturayı iade ettiğini, fatura tutarı kadar alacak üzerinden icra takibi başlatıldığını, davalının takibe itiraz ederek itirazın durduğunu belirterek itirazın iptaline, takibin devamına, davalının asıl alacağın %40'ından az olmamak üzeer icra inkar tazminatına karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacı tarafa ait yükün hasarsız olarak taşındığını, 21/10/2013 tarihinde alıcısına teslim edildiğini, yükün belirlenen teslim süresinin bitimini müteakip 60 günlük süreyi geçmeden taşındığını, zayi edilmediğini, müvekkilinin emtiayı ... nolu konteyner ile deniz yoluyla taşımayı üstlenen akdi taşıyan olduğunu, taraflar arasında kararlaştırılan navlunun 55,50 USD olduğunu, müvekkilinin 23/08/2013 tarih ve Seri A ... nolu 55,50 USD miktarlı navlun faturasını düzenleyerek davacıya verdiğini, müvekkilinin yükün taşınmasını ... AŞ'den talep ettiğini, ... AŞ yükü ... Ltd şirketi tarafından işletilen ... gemisinin ... sayılı seferi ile taşınmak üzere 21/08/2013 günü yüklemeyi ve yükün 19/09/2013 tarihinde Shanghai Limanına tahliyesinin planlandığını, bu hususları müvekkilinin davacıya bildirdiğini, davacı tarafın yükü 14/08/2013 tarihinde gönderdiğini, yükün ... AŞ'nin kusurundan kaynaklanan nedenlerle planlanan gemiye yüklenemediğini, yeni tahliye planı yapıldığının davacıya bildirildiğini, ikinci gemi ile taşınan yükün 19/10/2013 tarihinde Shangai limanında tahliye edildiğini, alıcıya varma ihbarının yapıldığını, alıcı ... Ltd şirketi 21/10/2013 tarihinde ordinoyu alarak yükü tesellüm ettiğini, dava konusu taşımaya ilişkin yükün belirlenen teslim tarihinden 24 gün sonra 19/10/2013 tarihi itibariyle hasarsız olarak taşınarak alıcısına teslim edildiğini, davanın yasal hak düşürücü sürede açılmadığını, meydana gelen gecikmede müvekkilinin hiçbir kusur ve sorumluluğunun bulunmadığını, mamul ürünlerinin Çin'den 17 ülkeye dağıtımı ile ilgili hava nakliye ücretlerini ödemeyi kabul ettiğine dair hiçbir anlaşmanın olmadığını, davacı tarafın hile yaptığını, dava konusu taşımadaki gönderilenin ödediği hiçbir hava navlun faturası bulunmadığını, ibraz edilen hava navlun faturalarının gönderilen tarfından ödenmiş faturalar olmadığını, davanın ihbarını talep ettiklerini belirterek, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ: İlk Derece Mahkemesi 11/04/2019 tarih ve 2015/348 Esas - 2019/188 Karar sayılı kararı ile; "... 6.125,88 KG ağırlığındaki 84 top kumaş yükünün Kumport Limanı'ndan Shangai Limanı'na taşınması hususunda davacı ... A.Ş. ile davalı ... Hiz. Ltd. Şti. arasında navlun sözleşmesi akdedildiği, davacı ...
Ticaret A.Ş.'nin taşıtan sıfatına, davalı ... Hiz. Ltd. Şti.'nin eşya taşıma taahhüdünde bulunduğu için taşıyan sıfatına, kumaş yükünü varma limanında teslim alan ... Ltd. şirketinin gönderilen sıfatına sahip olduğu,
... A.Ş.'nin ... Ltd. şirketini temsilen davalı-... şirketi ile 84 top kumaş yükünün Shangai Limanı'na taşınması hususunda bir başka navlun sözleşmesi akdettiği, kumaş yükünün ... Ltd. şirketi tarafından taşındığından ... Ltd. şirketinin fiili taşıyan sıfatına sahip olduğu anlaşılmıştır. Kumaş emtialarının planlanan tarihe göre geç teslim edilmesinin sebebi davalı tarafın da cevap dilekçesinde belirttiği gibi yukarıdaki tespitlere göre fiili taşıyan ... Ltd. Şirketinin hatası nedeniyle limanda unutularak bir sonraki gemi ile taşınması olduğu dosyada tartışmasızdır. Eldeki dosya bakımından esas uyuşmazlık bu hatanın TTK 1186/6 maddesi kapsamında mı,
TTK 1187 maddesi kapsamında mı değerlendirilmesi gerektiği noktasında toplanmaktadır. Yerleşik Yargıtay uygulamaları gereği TTK 1187 maddesinin uygulanması bir diğer deyişli sorumluluk sınırının olayda uygulanmaması için taşıyanın eyleminin kasten yapılması yahut geç teslim olasılığını hiçe sayan, bu olasılığı düşüncesizce göze alan pervasız bir davranış niteliğinde olması ve bu davranış neticesinde eşyanın geç teslim edilme olasılığının yüksek olduğunun bilinmesi gereklidir. Ayrıca taşıyanın kendi şahsi kastı veya pervasızca hareketinin gecikmeye neden olmuş olması gerekli olmakla bu itibarla, taşıyanın adamlarının yahut fiili taşıyanın ya da onun acentesinin kasten veya pervasızca davranışlarının gecikmeye veya zarara sebebiyet vermesi taşıyanın sınırlı sorumluluktan yararlanma hakkını kaybetmesine neden olmayacaktır. Ayrıca taşıyanın sınırlı sorumluluktan yararlanma hakkının kaybına neden olabilecek derecede kasti veya pervasızca bir davranışının olduğu hususunun bunu iddia eden tarafça ispatı gerekmektedir. Eldeki dosyada davalının gecikme nedeniyle kanunda aranan şekilde bir kastı yahut sonuçlarını öngörür şekilde bir eyleminin olduğu kanaati mahkemede oluşmamıştır. Öte yandan davacı taraf her ne kadar davalı tarafın mali yazışmalarında kusuru ve zararı karşılamayı kabul ettiğini beyan etmişse de, dosyaya sunulan mail yazışmaları incelendiğinde davacı tarafın zararı karşılamayı kabule yönelik açık ve anlaşılır bir kabulü görülememiştir. Mail yazışmalarında dava dışı şirket tarafından kesilecek faturanın davalı sigorta şirketince karşılanabilmesi amacıyla gerekli düzenlemelerin yapılmasından bahsedilmiştir ancak davalı tarafça bizzat zararın ödeneceğine ilişkin bir beyan bulunmamaktadır. Sigorta şirketince dava konusu faturanın ödenebilmesi için yapıldığı anlaşılan yazışmalar mahkemece davacının zararı karşılamayı taahhüt ve kabulü şeklinde değerlendirilmemiştir. TTK m. 1186/6 hükmünde gecikme zararları bakımından taşıyanın sorumluluğunun üst sınırı belirlenmiş olup hükme göre, taşıyanın, navlun sözleşmesine konu eşyanın geç tesliminden doğan sorumluluğu, geciken eşya için ödenecek navlunun iki buçuk katı ile sınırlıdır ancak bu tutar, navlun sözleşmesi uyarınca ödenecek toplam navlun miktarından fazla olamayacaktır.Açıklanan nedenlerle; dava dosyasında yapılan incelemelerde; 84 top kumaş yükünün taşınması için taşıyana ödenen toplam navlun bedeli 55,50 USD olduğundan taşıyan ve fiili taşıyan, TTK m. 1186/6 hükmü uyarınca, geciken yük için ödenen toplam navlun bedeli ile sınırlı olarak yükle ilgilinin gecikmeden kaynaklanan zararlarından sorumlu olacağı kanaati ile ve icra takibine başlandığı tarih kuru üzerinden hesaplama yapılarak aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. " gerekçeleri ile; " 1-Davanın KISMEN KABULÜ ile İstanbul .. İcra Müdürlüğünün ... esas sayılı icra dosyasına yapılan itirazın kısmen iptaline, 121.00 TL asıl alacak bakımından takibin devamına, asıl alacağa takip tarihi itibariyle yasal faiz uygluanmasına, fazlaya dair talebin reddine, Borç miktarı yargılama neticesinde anlaşılmakla icra inkar tazminatı taleplerinin reddine, ... " karar verilmiş ve verilen karara karşı, davacı vekili ile davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle;
TTK'nın 1191 madde hükmünde, taşıyanın adamları veya fiili taşıyanın kusur ve ihmalinden kaynaklanan zararlarda taşıyanın kusursuz. sorumluluğunun öngörüldüğünü, dava konusu olayda da taşıyanın (davalının), tedbirli bir taşıyanın göstermesi gereken özen ve dikkat yükümlülüğünü yerine getirmediğini, TTK m.1178'e göre gönderilene usulüne uygun teslim yapılmadığını, TTK m.1179'a göre taşıyanın ve onun adına hareket edeni adamlarının somut olaydaki fiili taşıyanın, ağır bir kusurunun pervasızca bir davranışının bu zarara sebebiyet verdiğini, bu nedenle davalı taşıyanın TTK m.1187'e göre sınırsız sorumlu olduğunu,Müvekkili şirket ile davalı ... şirketi arasında navlun sözleşmesi akdedildiğini; ... A.Ş ile de davalı ... şirketi arasında bir başka navlun sözleşmesi akdedildiğini, akti ilişki nedeniyle müvekkili şirketin muhatabının sadece davalı olduğunu, ... şirketini davalının bulup seçtiğini, müvekkili şirketin fiili taşıyanı tanımadığını, bilmediğini, bu şartlar ve genel hukuk prensipleri altında müvekkili şirketin aralarında hukuki ilişki bulunan davalı ... şirketi dururken hukuki ilişkisi bulunmayan ve olayda kusur atfedilen ...'e doğrudan başvurmasının beklenemeyeceğini, yüklerin gemiye yüklenmesinin unutulmasının da kanunun tanımladığı pervasızca davranış tanımına girdiğini, ... için geçerli olan pervasızca davranışın, davalı ... şirketi için de pervasızca davranış anlamına geldiğini, Davalı ... firması, taşıma işini verdiği şirket çalışanlarını takip edip yükün yüklenip yüklenmediğini kontrol etseydi böyle bir unutma hadisesinin yaşanmayacağını, davalının kendi personeli ile gerekli kontrolleri yapmayarak edimin gereği gibi ifa edilmeme riskini aldığını ve riskin gerçekleştiğini, davalı şirketin basiretli bir tacir, tedbirli bir taşıyan gibi özen yükümlülüğünü yerine getirmeyip işini takip etmeyerek ve kanunun tanımladığı şekilde pervasızca davranarak zarara sebebiyet verdiğini, Davalının ağır ihmalinin başka bir ispatının da yükün belirlenen tarihten 24 gün sonra teslim edilmesi olduğunu, davalının da beyanına göre 21.08.2013 günü yüklenmesi gereken eşyanın ancak 17.09.2013 tarihinde yüklenmiş olduğunu, yaklaşık 1 ay boyunca ihmalin fark edilmediğini ve yükün öylece bekletildiğini, davalı yükün gemiye yüklenmesinin unutulmasını hemen fark edebilseydi, hemen bir sonraki gemi ile gönderebileceğini ve 24 günlük gecikmeye sebebiyet verilmeyeceğini, davalının özen yükümlülüğünü yerine getirmeyerek edimini takip etmediğini, eğer davalı takibini iyi yapsaydı yükü hemen bir sonraki gemi ile gönderebileceğini, bu durumda müvekkili şirketin de Çin'deki müşterisine, Çin'deki müşterisinin de kumaşları konfeksiyon haline getirip yolladığı kendi müşterilerine karşı sorumluluk altına girmeyeceğini, buradan hareketle de dava konusu uyuşmazlığın sonucunun öngörülebilir bir eylem sonucu oluşan pervasızca davranış tanımına girdiğinin açık olduğunu, Davalı firma yetkililerinin olay üzerine müvekkili şirket ile irtibata geçerek hatanın tamamen kendilerinden kaynaklandığını, hatayı telafi etmeye ve sebep oldukları tüm zararı da ödemeye hazır olduklarını bildirdiklerini, hatta müvekkili şirket yetkililerinin zararın tazmini konusunda davalı firmadan tekrar teyit aldığını, yazışmalarda faturanın nasıl düzenleneceğine dair detaylar üzerinde dahi anlaşma sağladıklarını, davalı şirket yetkilisi ...'in 15.01.2014 tarihli maili ile zararın ödemesini kabul edip düzenlenecek faturanın detaylarını kabul ettiğine dair mail yazısının da sunulduğunu, ...'in, “aşağıdaki şekilde kesilse daha iyi olur” deyip metni yazdığını, şirket çalışanlarının “aşağıdaki açıklama ok mi?” diye sorduğunu ve kendisinin “ok ... hanım teşekkürler” dediğini, dikkat edildiğinde şirket yetkilisi ...'in mailinde yazdığı fatura açıklaması ile faturanın da birebir aynı olduğunu, bu şartlar altında, mahkeme'nin bu yazışmaların zararın karşılanmasının taahhüdü ve kabulü şeklinde değerlendirilemeyeceği yorumunu kabul etmediklerini, bu mail ve sundukları diğer maillerin, şirketin kusurunun kendilerinde olduğunu, gecikmeden kaynaklı faturayı ödeyeceğini kabul ettikleri anlamını içerdiğini, mahkeme'nin, davalının sigortasından karşılanması için yazışmaların yapıldığı anlaşılmaktadır açıklamasının ise hukuk mantığına aykırı olduğunu, maillerin hiçbir yerinde sigorta lafı geçmediğini, öyle bir durum olsa her şeyin yazıldığı gibi bunun da yazılması gerektiğini, bunun yerel mahkemenin kendi çıkarımı olduğunu, davalının dahi böyle bir savunması olmadığını, kaldı ki davalının sigortacısının müvekkili şirkete ödeme yapmasının bir anlamda davalının ödeme yapması demek olduğunu, oysa ne davalının sigortacısının ödeme yaptığını, ne de davalının kendisinin yaptığını, Bilirkişi kurulunun da hatalı şekilde teşkil ettiğini,
HMK'nın 266.maddesine göre hâkimlik mesleğinin gerektirdiği genel ve hukuki bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişinin görüşüne başvurulamayacağını, dosyaya sunulan hem kök rapor hem de ek raporda, bilirkişinin adeta hakimin yerine geçerek hukuki tespitte bulunup değerlendirmeler yaptığını, yerel mahkemenin de aynı doğrultuda hüküm kurduğunu, karara dayanak olan bilirkişi heyetinde iki kişi bulunduğunu, bu hususun HMK'nın 267. maddesine aykırılık teşkil ettiğini, Hukuk bilirkişisine ihtiyaç duyulmadan defter incelemesi için alınan bilirkişi raporunun yeterli olduğunu, defter incelemesini yapan 12.03.2018 tarihli bilirkişi raporunda da müvekkilinin davalıdan 94.388,68 TL tutarında alacaklı olduğunun tespit edildiğini, bu nedenle hüküm kurmaya elverişsiz yok hükmündeki bilirkişi raporuna istinaden verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Davanın kabul edilen 121,00 TL tutarı yönünden katılma yoluyla kısmi istinaf taleplerine ilişkin olarak; Yükün alıcısı tarafından, taşıyana gecikme ile ilgili hiçbir ihbar yapılmadığını, bu nedenle taşıyanlardan gecikme zararı talep edilemeyeceğini, bu itibarla davanın tümüyle reddi gerekirken 121,00 TL. yönünden takibin devamına karar verilmesinin hatalı olduğunu, davacı tarafın kötü niyetli olup hile yaptığını, kendi ticari defterlerini de yaptığı hileye göre tuttuğunu, taşıma akdinin alıcısı olan ... Ltd şirketinin gecikme zararı olmadığını, davacı taşıtanın, yükün alıcısı ... Ltd şirketine hiçbir tazminat ödemesi yapmadığını belirterek, kısmi istinaf taleplerinin kabulü ile, İlk Derece Mahkemesi kararının kabul edilen 121,00 TL ve buna bağlı fer'iler yönünden kaldırılarak davanın tümüyle reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ:
HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava, deniz yolu ile taşıması sırasında gecikme nedeniyle uğranıldığı ileri sürülen zararın tahsili için başlatılan icra takibine yapılan itirazın iptali istemine ilişkindir. Mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, karara karşı taraflarca istinaf başvurusunda bulunulmuştur. Davalının İstinaf Başvurusu Yönünden; 29906 Sayılı Resmi Gazetede yayınlanarak 02/12/2016 tarihinde yürürlüğe giren 6763 sayılı kanunun 41.maddesi ile değişik HMK'nın 341/2madde hükmü uyarınca miktar ve değeri 3.000,00-TL'yi geçmeyen mal varlığına ilişkin davalar kesin olup, yeniden değerleme oranındaki artış sonucu yerel mahkeme hükmünün verildiği 2019 yılı için HMK'nun 341/2. maddesindeki kesinlik sınırı 4.400,00-TL olmuştur. Bu hali ile, istinafa konu miktar davalı aleyhine hükmedilen 121,00 TL ve fer'ilerine ilişkin olup, ilk derece mahkemesince verilen karar davalı yönünden kesin niteliktedir. Miktar olarak kesin nitelikteki karar ile ilgili olarak yerel mahkemece karara karşı kanun yolunun açık olduğunun belirtilmesinin de sonuca bir etkisi bulunmamaktadır. Bu nedenle, davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 352. maddesi gereğince usulden reddine karar verilmesi gerektiği kanaatine varılmıştır.
Davacının İstinaf Başvurusu Yönünden; 6.125,88 KG ağırlığındaki 84 top kumaş yükünün Kumport Limanı'ndan Shangai Limanı'na taşınması hususunda davacı ... A.Ş. ile davalı ... Hiz. Ltd. Şti. arasında navlun sözleşmesi akdedildiği, davacı ...
Ticaret A.Ş.'nin taşıtan, dava dışı ... Ltd. şirketinin gönderilen, davalı ... Hiz. Ltd. Şti.'nin akdi taşıyan, dava dışı ... Ltd. Şirketinin ise fiili taşıyan olduğu, taraflar arasında söz konusu taşımaya ilişkin navlun ücretinin 55,50 USD olarak belirlendiği, navlun sözleşmesi ile yükün varma limanına 19/09/2013 tarihinde ulaşacağı kararlaştırılmasına rağmen, fiili taşıyanın yükü limanda taşıyacak gemiye yüklemeyi unutması nedeniyle, daha sonra başka bir gemi ile 19/10/2013 tarihinde varma limanına ulaşarak 21/1/2013 tarihinde gönderilen ... Ltd. şirketi tarafından teslim alındığı anlaşılmaktadır. Taraflar arasındaki uyuşmazlık, yükün geç teslimi nedeniyle davacının bir zararının oluşup oluşmadığı, oluşmuş ise sorumluluğun TTK 1186/6 maddesi kapsamında mı, yoksa TTK 1187 maddesi kapsamında mı değerlendirilmesi gerektiği noktasında toplanmaktadır.
TTK 1178/(2) hükmü "Taşıyan, eşyanın zıyaı veya hasarından yahut geç tesliminden doğan zararlardan, zıya, hasar veya teslimde gecikmenin, eşyanın taşıyanın hâkimiyetinde bulunduğu sırada meydana gelmiş olması şartıyla sorumludur" şeklindedir. Bu hükme göre davacının tazminat talep edebilmesi için, yükün geç teslimi nedeniyle bir zararının oluştuğunu ispatlaması gerekmektedir.
Davacı tarafça, yükün geç teslim edilmiş olması nedeniyle, yükün alıcısı ... Ltd. Şirketinin, taşınan yükleri farklı lokasyonlara hava yolu ile dağıtımını yapması nedeniyle tarafları aleyhine tanzim edilen 20/01/2014 tarihli faturadan kaynaklanan zararlarının bulunduğu ileri sürülmüş, başkaca bir zarar iddiasında bulunulmamıştır. İcra takibine dayanak davalı aleyhine düzenlenen 14/04/2014 tarihli faturanın dayanağını da işbu 20/01/2014 tarihli fatura teşkil etmektedir. ... Ltd. Şirketi tarafından davacıya düzenlenen ve dosyaya tercümesi ibraz edilen 20/01/2014 tarihli faturada " Çeşitli noktalara hava taşımacılığı farklı maliyetlerde olduğundan ...-8 numaralı konteynerın başka bir hava yolu ile gönderilmesi unutulmuştur. Sevkiyatçı ile alakalı bu hava navlun bedelinin satıcı fatura numarası 674727 14.08.2013 tarihli" şeklinde açıklama bulunduğu, banka ve adres bilgilerine yer verildiği ve "... Ltd.adına " yazdığı görülmektedir. Mahkemece, yükün geç teslimi nedeniyle davacı zararı oluştuğu kabul edilmekle birlikte, somut olarak zararın nasıl ve ne şekilde gerçekleştiği açıklanmamıştır.
Davacı tarafça, ... Ltd. Şirketi tarafından tanzim edilen fatura karşılığında alıcı ... Ltd. Şirketine 10/04/2014, 14/04/2014 ve 13/05/2014 tarihli faturalara konu malları göndererek ödeme yapıldığı beyan edilmiştir. Sözkonusu faturalar incelendiğinde; her üçünün de mal satışına ilişkin olduğu, 20/01/2014 tarihli faturaya konu borcun ödemesi olarak tanzim edildikleri şeklinde bir açıklamanın yer almadığı, incelenen davacı ticari defterlerinde de bu yönde bir bilirkişi tespiti bulunmadığı anlaşılmaktadır. İcra takibine dayanak fatura davalı tarafça davacıya iade edilmiştir. Yapılan açıklamalardan anlaşılacağı üzere, icra takibine dayanak faturanın tanzimine esas teşkil ettiği belirtilen 20/01/2014 tarihli faturanın dava konusu taşımaya taraf olmayan 3. kişi durumunda bulunan bir şirket tarafından tanzim edildiği, sırf fatura tanzimi ya da fatura içeriğindeki açıklamalar alacağı ispatlamak için yeterli olmadığı gibi, faturanın yük alıcısı ile ... Ltd. Şirketi arasında dava konusu taşımanın gecikmesi nedeniyle yapılan anlaşmaya binaen düzenlendiği ve fatura konusu edimin yerine getirilip getirilmediği de ispatlanmamıştır. Ayrıca davacı tarafça söz konusu fatura bedelinin mal teslimi ile ödendiği yönündeki savunması da dosya kapsamı ile ispatlanamamıştır.
Davacı tarafça mail yazışmaları ile davalının zararı ve ödemeyi kabul ettiği ileri sürülmüş ise de, davalı vekilinin, davalı şirket adına mail yazışması yaptığı belirtilen ...'in ibraz edilen imza sirkülerine göre davalı şirket temsilcisi olmayıp şirket çalışanı olduğu yönündeki beyanına göre ... tarafından gönderilen mailler davalıyı bağlamayacağı gibi mahkemece de belirtildiği üzere davalı tarafça bizzat zararın ödeneceğine ilişkin bir beyan bulunmadığı, sigorta şirketince dava konusu faturanın ödenebilmesi için söz konusu yazışmaların yapıldığı; bilirkişi heyeti HMK 266. maddesine uygun olarak teşekkül ettirilmemiş ise de, bilirkişilerin uzmanlık alanlarının farklı olduğu nazara alındığında, bu hususun sonuca etkili olmadığı kanaatine varılmıştır. Bu hali ile mahkemece davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçe ile kısmen kabul kararı verilmesi usul ve yasaya aykırı olmakla birlikte, aleyhe bozma yasağı ilkesi gereğince aleyhe bozma yapılamayacağından, davacının istinaf başvurusunun reddine karar vermek gerekmiştir. Açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 352. maddesi uyarınca usulden reddine, davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b1 maddesi uyarınca esastan reddine karar verilerek, aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.