T. C. ...
2. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2022/232 Esas - 2023/27
T.C.
...
2. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
GEREKÇELİ KARAR
TÜRK MİLLETİ ADINA
GEREKÇELİ KARARIN
Davacı vekili tarafından davalılar aleyhine açılan Marka YİDK Kararının İptali ile Marka Hükümsüzlüğü istemli davanın mahkememizde yapılan açık yargılaması sonunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
Davacı vekili dilekçeleriyle özetle, müvekkili şirketin akaryakıt sektöründe tanınmış bir şirket olduğunu, müvekkili firmaya ait “...” esas unsurlu markaların tanınmışlığa ilişkin tüm kriterlere sahip olduğunu, müvekkili firmanın uzun yıllar sonunda “...” ibaresini ihtiva eden markaları ile kendi mal ve hizmetini, diğer rakip mal ve hizmetlerden farklılaştırmış ve son derece yaygınlaştırmış olduğunu, dava konusu marka başvurusu ise 04 ve 37. Sınıfta tescil edilmek istenmekte olup bu sınıfların müvekkili şirketin tanınmış olduğu sınıfları ifade etmekte olduğunu, dava konusu marka başvurusunun müvekkiline ait markalar ile yüksek seviyede benzer ve davalının tescil için başvuruda bulunduğu tüm mal ve hizmetlerin müvekkili şirketin tescilli olduğu mal ve hizmetler ile ayniyet içermekte olduğu ve bu nedenle hem müvekkili firmaya hem de karşı tarafa ait mal ve hizmetlerin aynı sınıfları ihtiva ettiğinden tüketici nezdinde karıştırılmaya müsait olduklarını, müvekkili şirketin ... markalarının yanı sıra, şekil unsunu da içerdiği v... ... sayılı tasarım tescilinin sahibi olduğunu, ... isimli bu karakterin müvekkili şirketin tanınmış olduğu sarı ve mavi renkleri taşıyan bir karakter olup, müvekkili şirketin faaliyetlerinde sıklıkla kullanılan ve ... markaları kadar tanınmış bir marka olduğunu, dava konusu marka başvurusunun hiç şüphesiz müvekkili şirket tasarımını/markalarını çağrıştıracağını ve bununla birlikte sonraki markanın önceki markanın sahibiyle ilişkilendirilmesinin tüketicinin markaların sahiplerinin ekonomik olarak bağlantılı olduklarını düşünmesi tehlikesine yol açacağını, dava konusu marka başvurusunun bu derece benzer bir karakter ile tamamen müvekkili şirketin tanınmış olduğu sektöre ilişkin mal ve hizmetlerin yer aldığı 04. ve 37. Sınıfa ilişkin bir başvuru yapması hali hazırda iltibasa yol açacakken, bir de ... ibaresini kullanmasının iltibas ihtimalini kaçınılmaz kıldığını, bu derece benzerliğin tesadüf sayılamayacağı ve dava konusu markanın, aşikar bir şekilde müvekkili şirket markalarından yararlanma amaçlı bir başvuru olduğunun açık olduğunu beyan ederek TÜRKPATENT YİDK'nın ... sayılı kararının iptali ile ...sayısı ile tescil başvurusu yapılan ve tescil işlemleri devam eden “sf süper ...” ibareli markanın dava devam ederken tescil edilmesi halinde hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP
Davalı kurum vekili cevap dilekçesinde özetle; başvuru markasının asli unsurunun “şekil” unsuru olduğunu, mavi ve sarı renklerden oluşan figürün ön kısmında sarı renkte “sf süper ...” ibaresinin yer aldığını, itiraza mesnet davacı markalarında “...” ibaresinin yanı sıra ilave kelime unsurlarının yer aldığını, ayrıca renk ve şekil unsurları ihtiva ettiğini, yazım stillerinin de farklı olduğunu, taraf markaları arasında “...” ibaresi ortak olarak yer alsa da işbu ortak unsurun varlığının markaları benzer kılmaya yetmediğini, karşılaştırılan taraf markalarının görsel, işitsel ve kavramsal açıdan benzer olmadıklarını, başvuru markasının itiraza mesnet markalardan yeterli düzeyde ayırt edici niteliği haiz olduğunu, itiraza mesnet bazı davacı markaları ile başvuru markasının karşılaştırılması halinde markaların anlam, şekil, fonetik ve bıraktıkları genel izlenim yönünden benzer olmadığını, başvuru konusu marka ile itiraz konusu markaların tertip tarzı, yazım stilleri, ihtiva ettikleri farklı şekil, renk ve kelime unsurları, markalar arasında karıştırılma ihtimalini ortadan kaldırmakta olup, markaların bütünsel algılamada ortalama tüketici nezdinde görsel, işitsel ve kavramsal anlamda benzerlik taşımadıklarını, bir bütün olarak okunup algılanacak davalı markası ile davacı markalarının görsel, işitsel ya da kavramsal yönden ilişkilendirilme ihtimali dahil olmak üzere karıştırılma ihtimali olmadığı gibi; ilgili tüketicilerin markalar arasında ilişki kurması ve davalı markasının davacının seri markası olarak algılaması, aynı ticari işletmeye ait olduklarını ve/veya iktisadi ya da idari yönden bağlantılı işletmelere ait ürünler olduğunu sanmasının da söz konusu olmadığını, başvurunun kötü niyetli olarak gerçekleştirildiği yönünde davacı yanca itiraz aşamasında yeterli delil sunulmadığından kötü niyet iddiasının hukuki dayanaktan yoksun olduğunu ifade ederek davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Diğer davalı vekili dilekçeleriyle özetle; kurum kararının hukuka uygun olduğunu ifade ederek davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Davanın açılmasını müteakip davaya katılan tarafların dilekçeleri karşılıklı tebliğ olunmuş, sundukları deliller alınmış, tescil ve başvuru dosyaları ile alâkalı kayıtları getirtilmiş, dava şartları incelenmiş, ön inceleme duruşması yapılmış, taraflar sulhe teşvik olunmuş, sonuç alınamaması üzerine uyuşmazlık konuları tespit edilmiş, tahkikat icra olunmasını ve bilirkişi raporları alınmasını müteakip, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Yazı İşleri Yönetmeliği'nin 41/2. maddesi hükmü de gözetilerek taraf vekillerine tahkikat ve yargılamının geneliyle ilgili son sözleri de sorulmuş; sözlü iddia ve savunmada bulunma olanağı tanınmıştır.
GEREKÇE
Taraflar arasındaki uyuşmazlık, davacının iddiaları karşısında, YİDK Kararının iptali ile davalı markasının hükümsüzlüğünün gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.
İşlem dosyasının tetkikinde; davalı tarafından, 25.08.2020 tarihli ...nolu marka tescil başvurusu ile “sf super ...” ibaresi 04. ve 37. sınıflarında kullanılmak üzere tescilinin talep edildiği, Markalar Dairesi Başkanlığınca başvurunun 14.12.2020 tarihli ve 362 sayılı Resmi Marka Bülteni'nde ilan edildiği, söz konusu yayına davacı tarafından itiraz edildiği, itirazın Markalar Dairesi Başkanlığı tarafından reddedildiği, davacı tarafından söz konusu itirazın reddi kararına Türk Patent ve Marka Kurumu YİDK nezdinde yapılan itirazın incelenerek Yeniden İnceleme Değerlendirme Kurulu tarafından... sayılı kararı ile nihai olarak reddedildiği, anılan kararın ilgililere tebliğ edildiği ve yasal süresi içerisinde işbu davanın açıldığı belirlenmiştir.
DEĞERLENDİRMELER
Taraf Markaları Arasında Karıştırılma İhtimali; 6769 sayılı SMK’nin 6/1 maddesi “Tescil başvurusu yapılan bir markanın, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile aynılığı ya da benzerliği ve kapsadığı mal veya hizmetlerin aynılığı ya da benzerliği nedeniyle, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile halk tarafından ilişkilendirilme ihtimali de dâhil karıştırılma ihtimali varsa itiraz üzerine başvuru reddedilir.” hükmüne amirdir. 6769 sayılı SMK’nin 6/1 maddesi anlamında benzerlik değerlendirmesinin ilk koşulu markaların tescilli oldukları sınıfların birbirine benzerliğidir. Markaların tescilli oldukları veya tescili talep edilen mal ve hizmetlerin benzerliğine kanaat getirilmesi halinde, ikinci şart olan markaların benzerliğine geçilir. Eğer her iki koşul da gerçekleşmiş ise markalar arasında iltibas olduğuna karar verilecektir. Markalar arasındaki benzerlik incelenirken, * Markanın esas unsurları ve tamamlayıcı unsurları * Görsel, biçimsel, anlamsal, işitsel benzerlik, * Çağrıştırma, * Bir bütün olarak markaların uyandırdığı toplu kanaat, * Malın veya hizmetin hitap ettiği alıcı grubunun toplumsal düzeyi ve durumu, * Markayı taşıyan mal veya hizmetin değeri ve alıcının bu mal ve hizmeti almaya ayırdığı zaman kriterleri ele alınmalıdır.
Yerleşik Yargıtay içtihatları ile sabit olduğu üzere; bir markanın bir başka marka ile benzer olup olmadığı müşterisi hafızasında bıraktığı imaja göre belirlenir. Bir marka, hizmet veya malın, diğer bir marka, hizmet veya malla karşılaştırılarak benzerliği tespit edilirken marka, mal veya hizmete bütünsel bir açıdan yaklaşılmalı ve müşterileri nezdinde bıraktıkları izlenim dikkate alınmalıdır. Nitekim Yargıtay 11. HD’nin 2004/14154 E. ve 2006/1555 K. sayılı kararında; “…556 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 8/1-b bendi uyarınca markaların iltibas yaratıp yaratmadıklarının belirlenmesinde, markaların kapsadıkları mal ve hizmet sınıflarının alıcısı olan ortalama düzeydeki halk nezdinde karıştırılma tehlikesi bulunup bulunmadığının tespiti gereklidir. Bunun için de işaretleri oluşturan harf, kelime, şekil gibi asıl ve yardımcı unsurların değerlendirilmesi zorunludur... Dairemizin bu konuda yerleşik içtihatları uyarınca asıl unsurun; bunların ayırt edici ve baskın unsurları unutulmaksızın markanın bütünü itibariyle bıraktığı izlenimin tümüne hâkim olan görünüş ve ayırt ediciliği vurgulayan imajda aranması gereklidir...” denmektedir.
İltibas, kanunlarda tanımlanmamış olmakla birlikte öğretide “bir markanın aynen veya benzerinin kullanılması suretiyle, alıcı zihninde gerek emtiaların (veya hizmetlerin), gerekse müteşebbisin kaynağı açısından yanlış kanaatler uyandırılması ve bunların aynı yerden piyasaya sürüldüklerinin düşündürülmesi, bu yönden çağrışımlar yapması” olarak tanımlanmıştır. Sadece alıcıların belirli bir mal veya hizmet yerine başka mal veya hizmeti almak istemeleri halinde değil; alıcıların mal veya hizmetlerin birbirinden farklı olduklarını anlamalarına rağmen, bunların kaynağının aynı işletme olduğuna veya malları satan yahut hizmetleri sunanlar arasında idari veya ekonomik bağlılık olduğuna inanmaları halinde de iltibas ihtimali vardır. Dolayısıyla, iltibas bulunduğunun kabulü için işaretin marka ile bağlantı kurulmasına ve düşünsel olarak markayı çağrıştırmasına elverişli olması gerektiği anlaşılmaktadır.
Tam bu hususta değinilmesi gereken önemli nokta ise Türk Hukukunda karıştırılma ihtimalinin varlığı 6769 sayılı SMK’nın 6/1 maddesi uyarınca “halk” nezdinde olmalıdır. Bir markanın diğer marka ile karıştırılma ya da iki marka arasında ilişki bulunduğu ihtimali, malın hitap ettiği uzman ya da satıcı nezdinde değil, halk nezdinde araştırılmalıdır. Dolayısıyla, markaların hitap ettiği tüketici ya da kullanıcı dikkate alınmak suretiyle, markaların bu kişiler nezdinde karıştırılıp karıştırılmayacağının değerlendirilmesi gerekmektedir. Yasada geçen “halk” tabiri amaca uygun şekilde “markayı taşıyan ürünlerin nihai tüketici kitlesi” olarak anlaşılmalıdır. Benzerlikte görüşüne başvurulacak kişi markalı ürünün yöneldiği hedef kitleye mensup/makul derecede bilgilendirilmiş, makul derecede dikkatli ve makul derecede ihtiyatla değerlendirme yeteneğine sahip kişinin değerlendirmesidir. Karıştırılma ihtimaline ilişkin olarak EUIPO tarafından verilen çeşitli kararlarda yukarıda anılan ilkeleri de içerisine alacak şekilde ve somut olay da ışık tutacak mahiyette çeşitli açıklamalara yer verilmiştir. “Ortalama tüketici markayı bütün olarak algılar, markanın çeşitli unsurlarını detaylara girerek analiz etmez. Ayrıca, ortalama tüketicinin nadiren farklı markalar arasında doğrudan karşılaştırma yapma şansının olduğu fakat zihninde tuttuğu yetersiz görüntüleri yerleştirdiği de dikkate alınmalıdır. Ortalama tüketicinin dikkat düzeyinin mal veya hizmetlerin kategorisine göre çeşitlilik gösterdiği de akılda tutulmalıdır.” (C -251/95 Sabel v. Puma) “İlgili tüketici, söz konusu markalar arasındaki belirli farkları algılamaya muktedir olsa bile, yukarıda anılanlar ışığında ve markaların kapsamındaki malların ayniyeti karşısında, markalar arasında ciddi bir bağlantı kurma olasılığı bulunmaktadır…. Sonuçta, tüketici, markaların zihnindeki yetersiz anımsamalarına istinaden, malların aynı veya ekonomik olarak bağlantılı işletmelere ait olduğunu sanabilecektir.” (T-472/08 Companhia Muller de Bebidas v OHIM, [2010])
İltibas tehlikesinin bulunup bulunmadığının tespitinde, mal ve hizmetlerin aynı veya benzer alıcı çevresine hitap edip etmediklerine ve aynı veya benzer ihtiyaçları gidermede kullanılıp kullanılmadıklarına; markaların kullanıldığı mal veya hizmetin ekonomik değerine; bunların hitap ettiği alıcı grubunun sosyal ve ekonomik düzeyine ve orta yetenekteki alıcıların markanın kullanılacağı mal veya hizmetleri aldıkları sırada sarf edecekleri dikkat ve özene de bakılır. Emtiaların Aynı/Benzer/İlişkili Olup Olmadığı Dava konusu ...sayılı ve “SF Super ...+Şekil” ibareli markanın malları/hizmetleri ile davacıya ait redde mesnet markaların kapsamındaki mallar/hizmetlerin davacının redde gerekçe markalarının kapsamlarında aynı/aynı tür/benzer/ilişkili olarak yer aldığı,
Dava konusu markanın kapsamındaki “04. Sınıf: Sınai amaçlı yağlar, gresler (kesme sıvıları, toz emici-ıslatıcı ve bağlayıcı maddeler dahil). Katı yakıtlar (odun hariç). Sıvı ve gaz yakıtlar ile bunların katkıları.
37.Sınıf: İnşaat hizmetleri, inşaat araç-gereçlerinin ve iş makinelerinin kiralanması hizmetleri. Temizlik hizmetleri; dezenfeksiyon hizmetleri; haşere ilaçlama hizmetleri; temizlik araçları ve makinelerinin kiralanması hizmetleri. Kara araçları servis istasyonu hizmetleri (bakım, tamir ve yakıt dolumu). Deniz araçlarının bakımı ve tamiri hizmetleri; gemi inşaatı hizmetleri. Hava taşıtlarının bakım ve tamiri hizmetleri. Mobilyalara ilişkin döşeme, tamir, restorasyon hizmetleri. Isıtma, havalandırma ve su tesisatının kurulması (tesis edilmesi), bakımı ve tamiri hizmetleri. Sınai makinelerin ve cihazların, büro makinelerinin ve cihazlarının, haberleşme cihazlarının, elektrikli ve elektronik cihazların tesisi, bakımı ve tamiri hizmetleri. Saat tamiri hizmetleri. Madencilik, maden çıkarma hizmetleri.” Malları/hizmetlerinin tüketici kitlesinin bilinç düzeyinin yüksek olduğu, “04. Sınıf: Aydınlanma amaçlı mumlar, fitiller, yarı mamül vakslar, balmumları (vakslar), parafinler.
37.Sınıf: Giysilerin temizliği, bakımı ve tamiri hizmetleri. Ayakkabı, çanta, kemer tamiri hizmetleri.” Malları/hizmetlerinin tüketici kitlesinin ortalama olduğu, Marka İşaretlerinin Benzer Olup Olmadığı
Markalar arasında benzerlik incelemesinde temel ilke, her iki markanın ortalama tüketici üzerinde bıraktığı genel intibaa göre tüm faktörler bir arada gözetilerek “global değerlendirme” yapılması gerekmektedir. Global değerlendirme gereği, markaların unsurları bölünerek, unsurlarına göre ayrı değerlendirme yapılması hatalı olacaktır. Bununla birlikte, inceleme sırasında markayı oluşturan jenerik, tanımlayıcı unsurların değerlendirme dışı bırakılmasına engel değildir. Dolayısıyla aslolan markaların bir bütün halinde bıraktıkları genel intibaa göre değerlendirme yapılmasıdır. ... kararlarından da izlenebileceği gibi, karıştırma olasılığının değerlendirmesi, aslında ileriye dönük bir tetkiktir. Bu tetkikte; “Markalar arasındaki görsel, işitsel veya kavramsal benzerlikler bütün olarak karşılaştırılmalıdır. Karşılaştırma, genel izlenim esas alınarak, özellikle markaların ayırt edici ve baskın unsurları” ve “davanın koşullarıyla ilgili tüm faktörleri dikkate alarak, global olarak yapılmalıdır”.
Bununla birlikte markalar esas ve yardımcı unsur olmak üzere iki unsurdan meydana geldiği asla göz ardı edilmemelidir. Markayı benzerlerinden ayırt etmeye yarayan markada diğer unsurlara göre daha ön planda olan unsur esas unsur iken; esas unsura göre nispeten arka planda olan, malın ve hizmetin temel özelliklerini veya sair özelliklerini belirten ve esas unsura bağlı ve onunla ilişki içinde bulunanlar yardımcı unsurdur. Markaları benzerlerinden ayıran en önemli unsur esas unsurlardır. Markanın ayırt ediciliği ve iltibasa sebebiyet verip vermediği gibi hususlar esas unsur nazara alınarak tespit edilir.
Benzerlik değerlendirmesine ilişkin bu genel tespitler çerçevesinde yapılması gereken temel değerlendirme, dava konusu marka ile davacı yanın redde gerekçe gösterdiği markalar arasında SMK md. 6/1 uyarınca karıştırılmaya yol açabilecek düzeyde bir benzerliğin mevcut olup olmadığı ile ilgili olacaktır. Dava konusu markanın mavi renkte oluşturulmuş robot tarzında bir karakterin üzerinde sarı renkte “SF Super ...” ibaresinin yer aldığı karma bir markadır. Davacının redde gerekçe markalarından yine şekil unsur bir marka olup, mavi renkte oluşturulmuş robot tarzında bir karakter ile “...” ibaresinin yer aldığı karma markadır.
Dava konusu marka ile redde gerekçe markalardan şekil unsurlu marka arasında, dava konusu markanın kelime unsuru “sf super ...”, davacının söz konusu markasının esas unsurunun “...” olduğu, ayrıca markalarda yer alan şekil unsurlarının ayırt edici niteliği düşük basit robot tarzında bir karakter ve bu karakterler arasında belirgin şekilde farklılıklar olduğu hususları birlikte dikkate alındığında, marka işaretleri bakımından görsel, işitsel ve kavramsal olarak benzerlik bulunmadığı,
Davacının redde gerekçe diğer markaları, “...” ibaresi ve bu ibarenin yanına veya bitişik olarak “force”, “euro diesel”, “max”, “trac”, “master”, “moto”, “pro”, “life”, “tech”, “board”, “gear”, “mono”, “market”, “check”, “mesaj”, “match” ibarelerinin yer aldığı, bunların bazılarında “opet” ibaresinin yer aldığı kelime veya karma markalardır. Dava konusu markada yer alan “...” ibaresinin davacının redde gerekçe markalarındaki “...” ibaresi ile marka işaretleri bakımından karıştırılma ihtimaline yol açıp açmayacağının değerlendirilmesi gerekmektedir.
Bu açıklamalar kapsamında; dava konusu marka ile davacının “...” ibaresini içeren markaları görsel, işitsel ve kavramsal olarak incelendiğinde; davalının “SF Super ...” ibaresini içeren markasıyla davacıların “...” ibaresini içeren markaları arasında görsel, işitsel ve kavramsal olarak benzerlik bulunduğu, şöyle ki; başvuru görselindeki “...” ibaresinin davalının “...” ibaresini içeren markaları ile çok yakın düzeyde birbirine benzer ve bağlantılı bir marka olduğunun görüleceği, tüketicilerin yargılama konusu mallar/hizmetler için ayırdığı satın alma süresi içinde, davalının “...” ibaresini içeren başvuru markasını gördüğünde, derhâl ve hiç düşünmeden bunun davacıların “...” ibaresini içeren seri markalarından farklı bir marka olduğunu algılamayacağı, markaların aynı işletmenin markası veya idari-mali anlamda bağlantılı işletme markaları olarak algılayabileceği, dava konusu markada yer alan “sf”, “super” ibareleri ve “şekil” unsurunun bu keyfiyeti değiştirmeyeceği, zira tüketici algısının marka işaretinde yer alan aklında daha kolay kalacak kelime unsuruna odaklanacağı, “super” ibaresinin “...” ibaresini niteleyen ayırt edici niteliği oldukça düşük bir ibare olması nedeniyle tüketicilerin “...” ibaresini markasal bir ibare olarak algılayacağı, dolayısıyla dava konusu markada yer alan diğer unsurların, markaları farklılaştırmaya yeterli olmadığı hususları birlikte değerlendirildiğinde, dava konusu marka ile davacının “...” ibaresini içeren markaları arasında marka işaretleri bakımından işitsel, görsel ve kavramsal olarak karıştırılmaya yol açacak düzeyde bir benzerlik bulunduğu ,
Güncel mevzuat gereğince iltibastan söz edilebilmesi için işaret aynılığı / benzerliği ile mal veya hizmet aynılığı / benzerliği bir arada bulunmak zorundadır. Bunun yanı sıra halk (ilgili tüketici kitlesi) tarafından markaların karıştırılma ihtimali ve karıştırılma ihtimalinin markalar arasında ilişki olduğu ihtimalini kapsaması gerekmektedir. Halkın, karşılaştırılan işaretler arasında herhangi bir şekilde “bağlantı” kurabilmesi, karıştırılma ihtimali bulunduğunu kabul etmek için yeterli olacaktır. “Karıştırılma ihtimalinde önemli olan husus, halkın iki işaret arasında herhangi bir şekilde herhangi bir sebeple bağlantı kurmasıdır. Burada işitsel veya görsel bir benzerlik ve hatta çağrıştırması dahi karıştırılma ihtimali için yeterli bir ölçü olarak kabul edilmelidir.”
Elbette bu değerlendirme yapılırken markaların tescilli oldukları sınıflar da göz önünde bulundurulmalıdır. Markaları oluşturan işaretler arasındaki benzerlik, alıcıları satın almayı düşündükleri mal ve hizmet yerine, bir başka mal ve hizmeti almak durumunda bırakması kadar, alıcıların iki farklı mal veya hizmet karşısında olduklarını bilmelerine rağmen bu markaların aynı kişiye ait olduğunu sanmaları ya da bu malları üreten işletmeler arasındaki idari - ekonomik anlamda bir bağlılığın bulunduğu düşüncesine kapılmaları da iltibas tehlikeleri içinde ele alınmalıdır.
Doktrinde kabul edildiği üzere iki marka arasında karıştırılma ihtimali, iki şekilde ortaya çıkabilecektir. Bunlardan birincisi, tescil talebine konu markanın tescilli veya tescili için daha önce başvurulmuş markaya benzerliği nedeniyle önceki markanın aynısı ya da benzeri marka zannedilmesi ve bu sebeple satın alınmak istenen ürün dışında bir ürünün satın alınmasına sebebiyet verilmesidir.
İkinci ihtimal ise, tüketicinin iki marka arasındaki farklılıklar nedeniyle her iki markanın aynı marka olmadığını anlamasına rağmen, iki markanın aynı işletmeye, başka bir ifadeyle aynı iktisadi – idari kaynağa ait olduğunu sanmasına sebebiyet verilmesidir. Bu durumda da tüketici, gerçekte almak istemeyebileceği bir ürünü, salt güvendiği önceki markayla irtibatlı sandığı için sonraki markayı alabilecektir. Böylece, önceki tescilli veya tescil talebine konu edilmiş markayı taşıyan ürünler için tüketici nezdinde tesis edilen güvenden haksız olarak yararlanma sonucu doğabileceğinden, karıştırılma ihtimali gerçekleşmiş olacaktır. Nitekim tüketiciler daha önce gördükleri, satın aldıkları mal veya hizmetin markasının, göz ve kulağında kalan izine, hatırlayabildikleri kadarıyla hafızalarında kalan özelliklerine dayanarak sonraki alışverişlerinde aynı veya benzer markayı taşıyan ürünü/hizmeti satın almayı tercih ederler. Dolayısıyla, benzer işareti gören ve duyan tüketiciler daha önce tanıdıkları markaların bıraktığı intibaı hatırlayarak, yeni markanın daha önce görmüş oldukları markanın bir başka versiyonu, serisi, uzantısı olduğunu veyahut da bildikleri marka sahibi tarafından verilmiş bir lisans ile söz konusu ürünün üretildiğini düşünürler. Marka hukuku anlamında “imaj transferi” kavramının karşılığı olan bu durum sonraki markanın, önceki markanın ticaret sahasında sahip olduğu avantajdan yararlanması sonucunu da beraberinde getirmektedir.
Bunun yanı sıra markalar arasındaki karıştırılma ihtimalinin tespitinde kural olarak orta seviyedeki tüketiciler dikkate alınacak olup; doktrinde kabul edilen kritere göre malın hitap ettiği ortalama bilgi ve dikkate sahip tüketicilerin tamamının ya da büyük bir bölümünün karışıklık yaşaması değil, bu tüketicilerin bir kısmının karışıklık yaşama ihtimali bulunması, benzerlik ve iltibas bulunduğunun kabulü için yeterli bulunmaktadır. Avrupa Topluluğu Adalet Divanı iltibas ihtimalinin belirlenmesinde, ortalama tüketici testinin uygulanmasını isteyerek değerlendirmeye konu ürünün ortalama tüketicisini de makul düzeyde bilgili, dikkatli ve tedbirli olarak tanımlamıştır. Yine ... kararlarında belirtildiği üzere; “ortalama alıcılar/kişiler”, çabuk aldanabilen kişiler olmadığı gibi aptal ya da budala da değildir. Mal/hizmetin alıcısı olarak dikkate alınacak olan bu kişiler; orta düzeyde zekâ ve dikkate sahip olan, işareti/markayı anımsaması da sıradan olan kişilerdir. ... uygulamasına göre, ortalama tüketicinin somut bir olayda göstermesi beklenen dikkat ve algılama düzeyi, malın veya hizmetin hitap ettiği hedef tüketici kitlesinin kim olduğuna göre de farklı olabilmektedir. Her somut davada markanın hitap ettiği tüketici kesiminin genel dikkat ve algı düzeyi de göz önünde bulundurulması gereken hususlardandır.
Sonuç olarak, hem dava konusu malların/hizmetlerin tamamının redde gerekçe markaların kapsamında aynı/aynı tür/benzer olarak yer alması, hem de dava konusu marka ile redde gerekçe markalar arasında işitsel, görsel ve kavramsal olarak iltibas oluşturacak düzeyde benzerlik bulunması nedeniyle tüketicinin, davalının “sf super ...” ibareli başvuru markasını gördüğünde davacı şirkete ait “...” ibareli markalarından farklı bir marka olduğunu algılayamayacağı, yanılgı yaşayabileceği, dava konusu mallar/hizmetler yönünden markaların aynı işletmenin markası ve idari-ekonomik anlamda bağlantılı bir işletme markaları olarak algılanabileceği hususları birlikte değerlendirildiğinde dava konusu marka ile redde gerekçe markalar arasında dava konusu mallar/hizmetler bakımından karıştırılma ihtimalinin söz konusu olduğu, Tanınmışlık İddiaları Bakımından İnceleme 6769 sayılı SMK’nın 6/4 maddesinde “Paris Sözleşmesinin 1 inci mükerrer 6 ncı maddesi bağlamındaki tanınmış markalar ile aynı veya benzer nitelikteki marka başvuruları, aynı veya benzer mal veya hizmetler bakımından itiraz üzerine reddedilir.” ve 6/5 maddesinde “Tescil edilmiş veya tescil başvurusu daha önce yapılmış bir markanın, Türkiye’de ulaştığı tanınmışlık düzeyi nedeniyle haksız bir yararın sağlanabileceği, markanın itibarının zarar görebileceği veya ayırt edici karakterinin zedelenebileceği hallerde, aynı veya benzer markanın başvurusu, haklı bir sebebe dayanma hali saklı kalmak kaydıyla, başvurunun aynı, benzer veya farklı mal veya hizmetlerde yapılmış olmasına bakılmaksızın önceki tarihli marka sahibinin itirazı üzerine reddedilir.” denilmektedir. 6769 s. SMK’nın 6. maddesinde “tanınmış marka”lara yer vererek onların diğer markalara göre daha yoğun korunmalarının koşullarını oluşturmuştur. Madde bu korumayı SMK md. 6/4 ve 5 olmak üzere iki ayrı fıkrada düzenlemiştir. Belirtilmelidir ki, SMK md. 6/4’de Paris Sözleşmesi kapsamında bir markanın aynı veya benzer olması ve ayrıca mal/hizmetlerin de aynı/benzer olması şartı aranırken, md. 6/5’te Türkiye’de tanınmışlık düzeyine ulaşan markalar için mal/hizmet sınıflarının aynı/benzer ya da benzer olmasına bakılmayacağı ifade edilmiş ve bu bağlamda SMK md. 6/5’in koruma kapsamı, hükümde anılan hallerden birinin gerçekleşmesi durumunda daha geniş tutulmuştur. Bununla birlikte, md. 6/5 hükmünden yararlanabilmek için Türkiye’de tanınmışlık düzeyine ulaşmış markanın tescil edilmesi şartı aranırken, SMK md. 6/4 hükmünden yararlanacak olan Paris Sözleşmesi kapsamında Türkiye’de tanınmış markanın tescil edilme şartı aranmamaktadır.
Markanın tanınmışlığı nedeniyle haksız yarar sağlanmasının esasen, tanınmış markanın sahip olduğu imajın devri suretiyle gerçekleşebileceği kabul edilmektedir. Bu şekilde imaj devrinden söz edilebilmesi için haksız yarar sağladığı iddia edilen marka ile tanınmış markanın tescil edildiği mal veya hizmetler arasında bir bağlantı kurulması ihtimali aranmaktadır.
Markanın itibarına zarar verilmesi kavramı markanın tanınmışlığından haksız yararlanılması kavramı ile yakın bağlantılı olup bu iki şartın çoğu kez örtüştüğü kabul edilmektedir. Genel ayrım olarak, tanınmış markadan haksız yararlanmanın, kullanan açısından ekonomik açıdan bir artışı ifade etmesine rağmen, itibarına zarar vermenin marka sahibinin ekonomik açıdan zarar görmesini ifade ettiği hususu vurgulanmaktadır. Markanın itibarına zarar verilmesi genellikle tanınmış markanın olumsuz imaj yükletilmesi tehlikesiyle karşılaştığı durumlara ilişkin olup bu hususun tanınmış marka sahibi tarafından ispatlanması gerekir.
Markanın ayırt edici karakterinin zedelenmesinin (sulandırılma) tanınmış markanın aynısının veya benzerinin kullanıldığı her durumda söz konusu olacağı sonucuna varılması mümkün değildir. Ayırt edici karakterin zedelenmesinin, sonraki tarihli marka ile tanınmış marka arasında düşünsel bir bağın mevcut olması ve bu durumun tanınmış markanın reklam değerini tehlikeye düşürmesi halinde söz konusu olabileceği kabul edilmektedir. Ayrıca markaların ilgili olduğu mal ve hizmetler birbirine ne kadar yakınsa ayırt edici karakterin zedelenmesinin de o kadar olası olduğu vurgulanmaktadır. Davacı, tanınmışlık iddiası sebebi ile davalının, kendisine ait markalarının itibarının zarar göreceğini, davalının müvekkiline ait markanın itibarından yararlanarak haksız kazanç elde edeceğini belirtmiştir.
Davacı vekili tarafından ileri sürülen tanınmışlık iddiasının dava dosyası kapsamında sunulan tüm bilgi ve belgeler çerçevesinde incelenmesi neticesinde, davacıya ait “...” ibareli markaların TÜRKPATENT nezdinde tanınmışlık kararı olmadığı gibi tanınmış olduğuna dair mahkememizce bir kanaat oluşmamış, öte yandan 6769 s. SMK'nın 6/5 maddesinin uygulanabilmesi için bir markanın tanınmışlığının tek başına yeterli olmadığı, aynı zamanda dava konusu edilen markanın tanınmış markanın ayırt edicilik karakterini zedelemesi, tanınmış markanın itibarına zarar vermesi veya tanınmışlığından haksız yarar sağlanması ihtimallerinden birinin gerçekleşmesinin gerekli olduğu, somut olayda bu şartların gerçekleştiğine dair veya gerçekleşmesi ihtimali olduğunun dosya kapsamında herhangi bir delil ya da belge ile ispat edilemediği hususları birlikte değerlendirildiğinde davacının tanınmışlık gerekçeli itirazının yerinde olmadığı, 6769 Sayılı SMK’nın 6/6 Bendi Kapsamında Değerlendirme 6769 s. SMK’nın 6. Maddesinde sınırlı sayıda düzenlenen nispi ret nedenlerinden biri olan 6/6 bendinde “Tescil başvurusu yapılan markanın başkasına ait kişi ismini, ticaret unvanını, fotoğrafını, telif hakkını veya herhangi bir fikri mülkiyet hakkını içermesi hâlinde hak sahibinin itirazı üzerine başvuru reddedilir.” düzenlemesine yer verilmiştir.
Dava konusu markada yer alan şekil unsuru ile davacının redde gerekçe tasarımların, ayırt edici niteliği düşük basit robot tarzında bir karakter içermeleri ve bu şekiller arasında belirgin şekilde farklılıklar olduğu, dolayısıyla aralarında karıştırılma ihtimali bulunmadığı hususları dikkate alındığında, davacının SMK 6/6 kapsamındaki itirazının yerinde olmadığı, Kötü Niyet İddiaları Bakımından Değerlendirme
Marka sahibinin, markasını tescil ederken, markanın kullanılış amacı ve fonksiyonlarına aykırı bir şekilde, iyi niyetli üçüncü kişileri baskı altında tutma, onlara şantaj yapma veya engelleme amacı gütmesi gibi hallerde, kötü niyetli marka tescilinden bahsedilir. Tescil başvurusunda bulunan kişinin kötü niyetli olduğuna emare teşkil edebilecek olgu ve olayların varlığı, kötü niyetli marka başvurusunun kabulü için yeterli sayılmaktadır. Buna karşılık başvuru sahibinin, hakkını kötüye kullanma niyeti taşıması veya başkalarını engelleme amacına sahip olması gibi sübjektif durumlar kural olarak tespit edilmeye çalışılmamalıdır. Zaten kişinin içsel durumunu ifade eden sübjektif unsurlara doğrudan ulaşmak veya nüfuz etmek mümkün de değildir. Ancak, somut olayda başvuru sahibinin içsel durumunu ifade eden, kast, niyet gibi hususların anlaşılabileceği veya ortaya çıkarılabileceğine dair ciddi belirtilerin varlığı halinde, bunlar araştırılarak, kötü niyetli tescilin varlığı sonucuna ulaşmada yardımcı unsur olarak kullanılabilir.
Bu değerlendirmede, markanın aynısının veya benzerinin bir başkası tarafından kullanıldığının bilinmesi halinde marka tescil başvurusunda bulunulması, markanın köken gösterme amacı dışında bir amaçla tescil edilmesi, örneğin esasen kullanılması planlanmayan bir markanın sırf bir başka işletmenin piyasaya girmesinin engellenmesi amacıyla tescil ettirilmesi ya da tescil başvurusunda bulunanın rakipleri ile haksız rekabete girişme amacı gibi kriterler dikkate alınabilir.
Marka tescil başvurusunun kötü niyetli olup olmadığı hususunun belirlenmesinde genel geçer kriterler bulunmamakta, konunun her somut olay bazında değerlendirilmesi gerekmektedir. Doktrine ve yerleşik içtihatlara göre; kötü niyetli tescilden söz edilebilmesi için başkasının markasından haksız olarak yararlanmak veya gerçekte kullanmayıp, yedekleme, marka ticareti yapmak amacına yönelik bir davranışta bulunmak kötü niyet göstergesi kabul edilebilir. Somut olayda; yukarıda detaylarıyla açıklanan dosya kapsamındaki belgelerin incelenmesi neticesinde, dava konusu kötü niyetli olarak yapıldığına ilişkin bir kanaatin oluşmadığı, Netice itibariyle,
Dava konusu markanın kapsamında yer alan dava konusu mallar/hizmetlerinin davacının redde gerekçe markaların kapsamlarında aynı/aynı tür/benzer olarak yer aldığı ancak dava konusu marka ile davacının “...” ibaresini içeren markaları arasında işitsel, görsel ve kavramsal benzerlik bulunduğu, markalar arasında karıştırılma ihtimali bulunduğu, davacının tanınmışlık gerekçeli itirazının yerinde olmadığı, davacının tescilli tasarıma dayalı itirazının yerinde olmadığı, davalının kötü niyetli olmadığı, dava konusu markanın 13.12.2022 tarihi itibariyle tescilinin sağlandığı, TÜRKPATENT ... Sayılı YİDK Kararı’nın iptali ile davaya konu ...sayılı markanın hükümsüzlüğü koşullarının oluştuğu sonuçlarına ulaşılmış açılan davanın kabulüne karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
H Ü K Ü M : Davanın kabulüne, TÜRKPATENT YİDK'nın ...sayılı kararının tüm mal ve hizmetler yönünden iptaline, Davaya konu markanın tüm mal ve hizmetler yönünden hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine, 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nun 51/4.maddesi uyarınca kararın kesinleşmesini müteakip resen Türk Patent’e gönderilmesine, Alınması gereken 179,90.-TL harçtan peşin alınan 80,70.-TL harcın mahsubu ile eksik kalan 99,20.-TL maktu ilam harcının davalılardan alınarak hazineye irat kaydına, Davacı kendisini vekille temsil ettirmesi sebebiyle Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre hesap olunan takdiren 15.000,00.-TL maktu ücreti vekâletin davalılardan alınarak davacıya verilmesine, Davacının yapmış olduğu ve aşağıda dökümü yazılı 2.988,90.-TL yargılama giderinin davalılardan alınarak davacıya verilmesine, Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen davacıya iadesine (HMK m.333), Dair, davacı vekili ve davalı kurum vekilinin yüzüne karşı, diğer davalının yokluğunda, tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde ... Bölge Adliye Mahkemeleri'nde istinaf yolu açık olmak üzere verilen karar, açıkça okunup usulen anlatıldı.26.01.2023 Kâtip Hâkim ... ✍e-imzalıdır ✍e-imzalıdır MASRAF DÖKÜMÜ İlk Masraf : 172,90.-TL Bilirkişi Ücreti :2.600,00.-TL