Danıştay 4. Daire Başkanlığı
Danıştay 4. Daire Başkanlığı 2023/11518 E. , 2024/619 K. "İçtihat Metni"T.C. D A N I Ş T A Y
DÖRDÜNCÜ DAİRE
DAVANIN KONUSU : 14/01/2020 tarih ve 31008 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan "Dip Tarama Malzemesinin Çevresel Yönetimi Yönetmeliği"nin; 8. maddesinin 6. fıkrasının son cümlesinin, eksik düzenleme nedeniyle 9. maddesinin ve 11. maddesinin 2. fıkrasının, 12. maddesinin 1. fıkrasında yer alan "veya Bakanlık tarafından yetki devri yapılan kurum ve kuruluşlarca" ibaresinin iptali istenilmektedir.
DAVACININ İDDİALARI : Davacı tarafından, Yönetmeliğin;
8.maddesinin 6. fıkrasının son cümlesinde yer alan atıkların taşınmasının hangi mevzuat hükmüne tabi olacağı hususunun belirsizlik içerdiği ve aynı maddenin 5. fıkrasında düzenlenen malzemenin işlenmesinin tabi olacağı mevzuattan ayrılmayı gerektiren bir durumun söz konusu olmadığı, 9. maddesinin ve 11. maddesinin 2. fıkrasının eksik düzenlendiği, 12. maddesinin 1. fıkrasında yer alan "veya Bakanlık tarafından yetki devri yapılan kurum ve kuruluşlarca" ibaresinin belirlilik ilkesine aykırı olduğu ileri sürülerek, söz konusu düzenlemelerin iptali ve yürütmesinin durdurulması istenilmektedir.
DAVALININ SAVUNMASI :
Davalı tarafından, usule ilişkin olarak, davacı Birliğin tüm üyeleri adına ve menfaat ihlali ortaya konulmaksızın açılan davanın ehliyet yönünden reddine karar verilmesi gerektiği; davanın süresinde açılıp açılmadığının re'sen araştırılarak süresinde açılmadığının anlaşılması halinde davanın süre aşımı nedeniyle reddine karar verilmesi gerektiği; esasa ilişkin olarak, düzenlemenin belirlilik ilkesine aykırı olmadığı, deniz çevresinin korunmasına dair herhangi bir eksiklik içermediği, kamu yararına ve hizmet gereklerine uygun olduğu belirtilerek, iptali istenilen düzenlemelerde hukuka aykırılık bulunmadığı savunulmaktadır. DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ : …
DÜŞÜNCESİ : Yönetmeliğin 8. maddesinin 6. fıkrasının son cümlesi yönünden; dip tarama malzemesinin Atık Yönetimi Yönetmeliği ekinde (M) işaretini taşıdığı halde, genel olarak yapılan analizlerden hareketle tehlikesiz olduğunun kabul edildiği, oysaki yapılan analizlerden tüm dip tarama malzemesinin tehlikesiz olduğu anlamının çıkarılamayacağı, dolayısıyla taşıma esnasında Atık Yönetimi Yönetmeliği hükümlerinin uygulanmamasının hukuka aykırı olduğu, 9. madde yönünden; toplam organik karbon seviyesinin Marmara Denizinin pek çok yerinde % 4,5'tan yüksek olduğunun davalı idare tarafından da kabul edildiği dikkate alındığında, Marmara Denizine yapılacak boşaltımlarda bu parametrenin dikkate alınmamasının, mevcut kirlilik yükünü daha da artıracağı sonucuna varıldığından, düzenlemenin hukuka aykırı olduğu, 11. maddenin 2. fıkrası yönünden; dip tarama faaliyeti sonucunda oluşan malzemenin boşaltıldığı deniz alanında oluşabilecek değişikliklerin tespiti bakımından sadece deniz yüzeyinden alınan numunenin, çevrenin korunması adına yapılan izleme ve raporlama çalışması bakımından yetersiz olacağı sonucuna varıldığından, düzenlemenin hukuka aykırı olduğu, 12. maddesinin 1. fıkrasında iptali istenilen ibare yönünden; denetim konusunda asıl yetkili olan Bakanlığın, denetim yetkisinin devri konusunda, 2872 sayılı Çevre Kanunu'nun 12. maddesinin 1. fıkrasındaki sınırlamalara tabi olduğu dikkate alındığında, düzenlemenin hukuka uygun olduğu sonucuna varıldığından, Yönetmeliğin 8. maddesinin 6. fıkrasının son cümlesinin, eksik düzenleme nedeniyle 9. maddesinin ve 11. maddesinin 2. fıkrasının iptali;
12.maddesinin 1. fıkrasında yer alan "veya Bakanlık tarafından yetki devri yapılan kurum ve kuruluşlarca" ibaresi yönünden ise davanın reddi gerektiği düşünülmektedir. DANIŞTAY SAVCISI : …
DÜŞÜNCESİ : Dava, 14/01/2020 tarih ve 31008 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Dip Tarama Malzemesinin Çevresel Yönetimi Yönetmeliğinin;
8.maddesinin 6. fıkrasının son cümlesinin, eksik düzenleme nedeniyle 9. maddesinin ve 11. maddesinin 2. fıkrasının, 12. maddesinin 1. fıkrasında yer alan "veya Bakanlık tarafından yetki devri yapılan kurum ve kuruluşlarca" ibaresinin iptali istemiyle açılmıştır. 14/01/2020 tarih ve 31008 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Dip Tarama Malzemesinin Çevresel Yönetimi Yönetmeliğinin 4. maddesinin 1. fıkrasının (ç) bendinde; "Boşaltım: Dip tarama malzemesinin deniz ortamına boşaltılmasını", (e) bendinde; "Dip tarama: Herhangi bir nedenle deniz ve kıyı tabanı ile nehir ağızlarında gerçekleştirilen kazı faaliyetini", (i) bendinde; "Faydalı kullanım: Dip tarama malzemesinin inşaat, karayolu, peyzaj, rekreasyonel alanlarının iyileştirilmesi, sahilin beslenmesi, ömrünü tamamlamış taş/maden ocaklarının rehabilitasyonu gibi faydalı amaçlar için kullanımı" olarak tanımlanmıştır.
Dip Tarama Malzemesinin Çevresel Yönetimi Yönetmeliğinin 8. maddesinin 5. fıkrasında; "Faydalı kullanım amacıyla karaya çıkarılan dip tarama malzemesi ile ilgili yapılması gereken atık işleme faaliyetleri Atık Yönetimi Yönetmeliği ve ilgili diğer mevzuat hükümlerine göre yapılır." kuralı getirilmiş, dava konusu 6. fıkrasında ise; "Denize boşaltımı uygun görülmeyen dip tarama malzemesi, atık işleme tesislerine çevre ve insan sağlığını tehdit etmeyecek şekilde sızdırmazlığı sağlanmış araçlarla taşınır. Dip tarama faaliyetleri sonucu oluşan tarama malzemesinin doğrudan atık işleme tesislerine taşınmasında Atık Yönetimi Yönetmeliği hükümleri uygulanmaz." şeklinde düzenleme yapılmıştır. 02/04/2015 tarih ve 29314 sayılı Atık Yönetimi Yönetmeliğinde, dip tarama çamurları ile ilgili olarak tehlikeli ve tehlikesiz olmak üzere iki ayrı atık kodu belirleyerek, dip tarama faaliyetleri neticesinde çıkarılan malzemelerin tehlikeli nitelikte de olabileceğinin belirlendiği, yukarıda anılan Yönetmeliğin 8. maddesinin 5. fıkrasında da, dip tarama malzemesi ile ilgili yapılması gereken atık işleme faaliyetleri Atık Yönetimi Yönetmeliği ve ilgili diğer mevzuat hükümlerine göre yapılacağı belirtilmesine rağmen, dip tarama faaliyetleri sonucu elde edilen ve tehlikeli nitelik arz edebilecek malzemenin, herhangi bir teste tabi tutulmaksızın, tehlikesiz atık olarak kabul edilerek, doğrudan atık işleme tesislerine taşınmasında Atık Yönetimi Yönetmeliği hükümlerinin uygulanmayacağına ilişkin olarak getirilen 8. maddesinin 6. fıkrasının 2. cümlesinde hukuka uygunluk bulunmamaktadır.
Dip Tarama Malzemesinin Çevresel Yönetimi Yönetmeliğinin dava konusu denizlerde boşaltım faaliyetlerine yönelik düzenlemeleri içeren 9. maddesine ilişkin olarak, davalı idarenin savunmasında, su değişim potansiyelinin düşük olması nedeniyle Marmara Denizinin derin koşullarında çözünmüş oksijen seviyesinin düşük olduğunun ve Marmara Denizinin bir çok noktasında yapılan analiz çalışmaları neticesinde organik karbon değerinin yüzde 4,5'ten yüksek olduğunun tespit edildiğinin belirtildiği halde, boşaltım faaliyetleri kapsamında, mevcut kirlilik yükünün atmasının önlenmesinin sağlanması amacıyla organik karbon parametresi analizinin de yapılmasına yönelik düzenlemeye yer verilmesi gerekirken, dava konusu maddede bu yönde bir düzenleme yapılmaması nedeniyle hukuka uygunluk görülmemiştir.
Dava Konusu Yönetmeliğin 11. maddesinin ikinci fıkrasında; "İzleme çalışmaları, en az 5 örnekleme noktasında deniz yüzeyinden numuneler alınıp ayrı ayrı analizleri yapılarak gerçekleştirilir. Numune alım noktaları, boşaltım alanının ortasından ve boşaltım faaliyetinin etkileyebileceği deniz alanının sınırlarında olacak şekilde belirlenir." kuralı getirilmiş, izleme çalışmalarında yalnızca deniz yüzeyinden numuneler alınacağı düzenlendiği anlaşılmakta olup, dip tarama faaliyeti sonucunda oluşan malzemenin boşaltıldığı deniz alanında oluşabilecek değişikliklerin tespit edilebilmesi için denizin çeşitli derinliklerinden numune alınması gerekirken, sadece deniz yüzeyinden alınan numunenin, çevrenin korunması adına yapılan izleme ve raporlama çalışması bakımından yetersiz olacağından eksik düzenleme nedeniyle dava konusu 11. maddenin ikinci fıkrasının hukuka aykırı olduğu sonucuna varılmıştır. Davanın Yönetmeliğin 12. maddesinin 1. fıkrasında yer alan "...veya Bakanlık tarafından yetki devri yapılan kurum ve kuruluşlarca..." ibaresine ilişkin kısmına gelince; 2872 sayılı Çevre Kanunu'nun 12. maddesinin birinci fıkrasının 26/04/2006 tarih ve 5491 sayılı Kanunun 9. maddesiyle değişik halinde, "Bu Kanun hükümlerine uyulup uyulmadığını denetleme yetkisi Bakanlığa aittir. Gerektiğinde bu yetki, Bakanlıkça; il özel idarelerine, çevre denetim birimlerini kuran belediye başkanlıklarına, Denizcilik Müsteşarlığına, Sahil Güvenlik Komutanlığına, 13/10/1983 tarihli ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununa göre belirlenen denetleme görevlilerine veya Bakanlıkça uygun görülen diğer kurum ve kuruluşlara devredilir. Denetimler, Bakanlığın belirlediği denetim usûl ve esasları çerçevesinde yapılır." hükmü yer almakta iken; anılan hükümde geçen "...veya Bakanlıkça uygun görülen diğer kurum ve kuruluşlara..." ibaresi, 08/07/2009 tarih ve 27282 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Anayasa Mahkemesinin 15/01/2009 tarih ve E:2006/99, K:2009/9 sayılı kararıyla, denetleme yetkisinin hangi kurum ve kuruluşa devredileceğinin Kanun'da açıkça belirtilmeksizin Bakanlığın takdirine bırakılmasının, Anayasa'nın 7. ve 123. maddelerine aykırı olduğu gerekçesiyle iptal edilmiştir.
Anayasa Mahkemesinin anılan iptal kararının gereği olarak, 2872 sayılı Çevre Kanunu ve alt düzenlemelerine uyulup uyulmadığının denetlenmesi konusunda asıl yetkili olan Bakanlığın, aynı Kanun'da yetki devri yapılabileceği düzenlenen il özel idareleri, çevre denetim birimlerini kuran belediye başkanlıkları, Denizcilik Müsteşarlığı, Sahil Güvenlik Komutanlığı ve 13/10/1983 tarihli ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'na göre belirlenen denetleme görevlileri dışında herhangi bir kurum ve kuruluşa, denetleme görevini devredemeyeceği açıktır. Başka bir deyişle, Bakanlığın denetleme yetkisini devredeceği kurum ve kuruluşlar, 2872 sayılı Kanun'un 12. maddesinin birinci fıkrasında sayılanlarla sınırlı olup, Bakanlıkça bu kurum ve kuruluşlar dışında herhangi bir kurum ve kuruluşa yetki devri yapılmasına hukuken olanak bulunmamaktadır. 2872 sayılı Çevre Kanunu'na dayanılarak çıkarılan dava konusu Dip Tarama Malzemesinin Çevresel Yönetimi Yönetmeliği'nin 12. maddesinin birinci fıkrasında ise, Yönetmelik kapsamında yapılacak denetimlerde asıl yetkili olarak Bakanlık ve taşra teşkilatı olan il müdürlüklerinin belirlendiği ve Bakanlık tarafından yetki devri yapılan kurum ve kuruluşlarca da denetim yapılabileceğinin düzenlenmiş olup, denetim konusunda yetki devri yapılabilecek kurum ve kuruluşların 2872 sayılı Kanun'un 12. maddesinin birinci fıkrasında sayılan kurum ve kuruluşlarla sınırlı olduğu gözetildiğinde, Yönetmelik'te geçen bu ibarenin, Bakanlığa, uygun göreceği kurum ve kuruluşlara denetim yetkisini devretme imkanı tanımadığı, dayanağı olan 2872 sayılı Kanun hükümlerinden bağımsız uygulanma kabiliyeti olmayan dava konusu Yönetmelik kapsamında denetim yetkisinin devri konusunda, 2872 sayılı Çevre Kanunu'nun 12. maddesinin birinci fıkrasındaki sınırlamalara tabi olduğu açık olduğundan, Yönetmelik'in dava konusu 12. maddesinin birinci fıkrasında geçen ve Bakanlıkça uygun görülen kurum ve kuruluşlara yetki devri yapılabileceği anlamına da gelmeyen "...Bakanlık tarafından yetki devri yapılan kurum ve kuruluşlarca..." ibaresinin bu haliyle belirsizlik içermediği ve üst hukuk normlarına uygun olduğu sonucuna varılmıştır.
Açıklanan nedenlerle, davanın 14/01/2020 tarih ve 31008 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Dip Tarama Malzemesinin Çevresel Yönetimi Yönetmeliğinin;
8.maddesinin 6. fıkrasının son cümlesi, eksik düzenleme nedeniyle 9. maddesi ve 11. maddesinin 2 fıkrasının iptaline, davanın 12. maddesinin 1. fıkrasında yer alan "veya Bakanlık tarafından yetki devri yapılan kurum ve kuruluşlarca" ibaresine ilişkin kısmının reddine karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Dördüncü Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: MADDİ OLAY VE HUKUKİ SÜREÇ : Davalı idare tarafından savunma dilekçesinde, yoğunlaşan limancılık faaliyetlerine bağlı olarak limanlarda zamanla sediman birikimi olduğu ve gemilerin limanlara giriş ve çıkışlarında sorun olduğu, bu nedenle biriken sedimanın belirli aralıklarla taranarak alınması gerektiği belirtilmiştir.
Deniz ve kıyı alanları ile nehir ağızlarında gerçekleştirilen dip tarama faaliyetlerinin çevresel yönetimi, bu faaliyetler sonucunda ortaya çıkan tarama malzemelerinin faydalı kullanımı ile çevre ve insan sağlığına zarar vermeyecek şekilde deniz ortamına boşaltılması veya bertarafına dair usul ve esasları belirlemek amacıyla "Dip Tarama Malzemesinin Çevresel Yönetimi Yönetmeliği" hazırlanmış, 14/01/2020 tarih ve 31008 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Bakılan dava, anılan Yönetmeliğin;
8.maddesinin 6. fıkrasının son cümlesinin, eksik düzenleme nedeniyle 9. maddesinin ve 11. maddesinin 2. fıkrasının, 12. maddesinin 1. fıkrasında yer alan "veya Bakanlık tarafından yetki devri yapılan kurum ve kuruluşlarca" ibaresinin iptali istemiyle açılmıştır.
İNCELEME VE GEREKÇE
İlgili Mevzuat : 2872 sayılı Çevre Kanunu'nun "Kirletme yasağı" başlıklı 8. maddesinde; "Her türlü atık ve artığı, çevreye zarar verecek şekilde, ilgili yönetmeliklerde belirlenen standartlara ve yöntemlere aykırı olarak doğrudan ve dolaylı biçimde alıcı ortama vermek, depolamak, taşımak, uzaklaştırmak ve benzeri faaliyetlerde bulunmak yasaktır. Kirlenme ihtimalinin bulunduğu durumlarda ilgililer kirlenmeyi önlemekle; kirlenmenin meydana geldiği hallerde kirleten, kirlenmeyi durdurmak, kirlenmenin etkilerini gidermek veya azaltmak için gerekli tedbirleri almakla yükümlüdürler." hükmüne, "Çevrenin korunması" başlıklı 9. maddesinde; "Çevrenin korunması amacıyla; a) Doğal çevreyi oluşturan biyolojik çeşitlilik ile bu çeşitliliği barındıran ekosistemin korunması esastır. Biyolojik çeşitliliği koruma ve kullanım esasları, yerel yönetimlerin, üniversitelerin, sivil toplum kuruluşlarının ve ilgili diğer kuruluşların görüşleri alınarak belirlenir. ... f) Biyolojik çeşitliliğin sürdürülebilirliğinin sağlanması bakımından nesli tehdit veya tehlike altında olanlar ile nadir bitki ve hayvan türlerinin korunması esas olup, mevzuata aykırı biçimde ticarete konu edilmeleri yasaktır. g) Doğal kaynakların ve varlıkların korunması, kirliliğinin ve tahribatının önlenmesi ve kalitesinin iyileştirilmesi için gerekli idarî, hukukî ve teknik esaslar Bakanlık tarafından belirlenir. h) Ülkenin deniz, yeraltı ve yerüstü su kaynaklarının ve su ürünleri istihsal alanlarının korunarak kullanılmasının sağlanması ve kirlenmeye karşı korunması esastır. Atıksu yönetimi ile ilgili politikaların oluşturulması ve koordinasyonunun sağlanması Bakanlığın sorumluluğundadır. Su ürünleri istihsal alanları ile ilgili alıcı ortam standartları Tarım ve Köyişleri Bakanlığınca belirlenir. ...
j)Çevre ile ilgili olarak toplanan her türlü kaynak ve gelir, tahsisi mahiyette olup, öncelikle çevrenin korunması, geliştirilmesi, ıslahı ve kirliliğin önlenmesi için kullanılır." hükmüne yer verilmiştir. 2872 sayılı Çevre Kanunu'nun 8. ile 9. dayanılarak çıkarılan ve 14/01/2020 tarih ve 31008 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan "Dip Tarama Malzemesinin Çevresel Yönetimi Yönetmeliği"nin "Tanımlar" başlıklı 4. maddesinde; "... c) Bertaraf: Dip tarama malzemesinin, 2/4/2015 tarihli ve 29314 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Atık Yönetimi Yönetmeliği ve 26/3/2010 tarihli ve 27533 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Atıkların Düzenli Depolanmasına Dair Yönetmelik hükümleri doğrultusunda düzenli depolanmasını, ç) Boşaltım: Dip tarama malzemesinin deniz ortamına boşaltılmasını, d) Boşaltım alanı: Bu Yönetmelikte yer alan kriterlere uygun olarak belirlenen, İdarece izin verilen dip tarama malzemesinin boşaltılacağı deniz alanını, e) Dip tarama: Herhangi bir nedenle deniz ve kıyı tabanı ile nehir ağızlarında gerçekleştirilen kazı faaliyetini, ... g) Dip tarama malzemesi: Dip tarama faaliyeti sonucunda ortaya çıkan malzemeyi, ... i) Faydalı kullanım: Dip tarama malzemesinin inşaat, karayolu, peyzaj, rekreasyonel alanlarının iyileştirilmesi, sahilin beslenmesi, ömrünü tamamlamış taş/maden ocaklarının rehabilitasyonu gibi faydalı amaçlar için kullanımı, ... ifade eder." olarak tanımlanmış, "Dip tarama malzemesinin faydalı kullanımı ve bertarafı" başlıklı 8. maddesinde; "(1) Dip tarama faaliyeti sonucunda ortaya çıkan malzemenin deniz çevresinde oluşturabileceği etkilerin önlenmesi veya en aza indirilmesi amacıyla öncelikle karada veya kıyısal alanda faydalı kullanım olanakları araştırılır. (2) Faydalı kullanım seçenekleri, dip tarama malzemesinin kompozisyonu, kimyasal ve diğer fiziksel özellikleri göz önünde bulundurularak Ek-1’de yer alan Tablo 3’te belirtilen hususlara göre belirlenir. (3) Dip tarama malzemesinin faydalı kullanımının planlanması durumunda, yüksek ayrımlı sığ sismik veriler kullanılarak deniz tabanı yüzey sedimanı ile altındaki sedimanın kalınlığı tespit edilir. Ayrıca, en az Ek-1’de yer alan Tablo 1’de belirtilen sayıda alınacak sondaj numunesinin fiziksel kompozisyonu belirlenir. Bu maksatla yapılacak sondajın derinliği tarama derinliğinden az olmamalıdır. (4) Karaya çıkartılmaksızın habitat kazanımı, yapay ada oluşturulması, sahilin beslenmesi, rekreasyonel veya endüstriyel amaçlı kıyı dolgusu gibi deniz veya kıyı ortamlarında faydalı kullanımı gerçekleştirilecek dip tarama malzemesinin 9 uncu maddenin birinci ve ikinci fıkralarında belirtilen denize boşaltım kriterlerine uygun olması gerekmektedir. Bu uygulamaların deniz çevresine olan etkilerinin en aza indirilmesi amacıyla, uygun dönem ve teknik yöntemler belirlenerek Dip Tarama Çevresel Yönetim Planına ilave edilir. (5) Faydalı kullanım amacıyla karaya çıkarılan dip tarama malzemesi ile ilgili yapılması gereken atık işleme faaliyetleri Atık Yönetimi Yönetmeliği ve ilgili diğer mevzuat hükümlerine göre yapılır. (6) Denize boşaltımı uygun görülmeyen dip tarama malzemesi, atık işleme tesislerine çevre ve insan sağlığını tehdit etmeyecek şekilde sızdırmazlığı sağlanmış araçlarla taşınır. Dip tarama faaliyetleri sonucu oluşan tarama malzemesinin doğrudan atık işleme tesislerine taşınmasında Atık Yönetimi Yönetmeliği hükümleri uygulanmaz. (7) Dip tarama malzemesinin bertarafı Atıkların Düzenli Depolanmasına Dair Yönetmelik hükümlerine göre yapılır. (8) Dip tarama malzemesinin karaya çıkartılarak faydalı kullanımı veya bertarafı söz konusu olduğunda; faaliyet sahibi atık beyan formunu bir önceki yıla ait bilgileri içerecek şekilde her yıl ocak ayından mart ayı sonuna kadar İdarece hazırlanan çevrimiçi uygulamaları kullanarak doldurmak, onaylamak, bir örneğini almak ve beş yıl boyunca bir nüshasını saklamakla yükümlüdür." kuralına, "Denizlerde boşaltım faaliyetleri" başlıklı 9. maddesinde; "(1) İdarece, yapılan analiz sonucunda Ek-1’de yer alan Tablo 2’de belirtilen; a) Sınır değerleri aşmayan dip tarama malzemesinin uygun deniz alanlarına boşaltımına izin verilebilir. b) Parametrelerden herhangi birinin üst sınır değeri aşması durumunda dip tarama malzemelerinin deniz ortamına boşaltılmasına izin verilmez. c) Parametrelerden herhangi birinin sınır değeri aşıp üst sınır değeri aşmaması durumunda, boşaltım faaliyetinin deniz çevresine olabilecek etkilerinin detaylı olarak araştırılması amacıyla ekotoksikolojik analizler yapılarak sonuçları Dip Tarama Çevresel Yönetim Planı ekinde İdareye sunulur. Ekotoksikolojik analizler sonucunda EC50 değerinin sağlandığı konsantrasyon seviyesi, dip tarama malzemesinde ölçülen konsantrasyonun % 40 ve üzerinde olduğu durumlarda, yani toksik nitelik taşımaması halinde dip tarama malzemesinin uygun deniz alanlarına boşaltımına izin verilebilir. (2) Ek-1’de yer alan Tablo 2’de belirtilen kriterlere göre denize boşaltımı uygun olmayan dip tarama malzemesinin bulunduğu alanın yatay ve dikey yöndeki sınırlarının belirlenmesi amacıyla, ilave olarak alınacak yüzey sedimanı ve sondaj numunelerinde gerekli analizler yapılır. Sınırları belirlenen bu alan tarama planından çıkarılır veya dip tarama yapılacak ise oluşacak malzeme karada bertaraf edilir. (3) Akıntı rejiminin olumsuz etkilenmemesi için dip tarama malzemesi boşaltım alanına eşit ve homojen şekilde dağıtılır. (4) Dip tarama malzemesinin boşaltılacağı deniz alanının faaliyet öncesinde ve sonrasında batimetrik ölçümleri yapılıp en az 1/1000 ölçekli batimetri haritası hazırlanarak İdareye sunulur. (5) Boşaltım faaliyetlerinin deniz suyuna ve bentik bölgeye oluşturabileceği olumsuz çevresel etkilerinin önlenmesi veya en aza indirilmesi amacıyla Türkiye’nin tüm denizleri için uygun boşaltım dönemi ve yöntemi ilgili kurum ve kuruluşların görüşü alınarak, Bakanlıkça belirlenir. Ayrıca, Marmara Denizi için dip tarama malzemesinin kompozisyonu dikkate alınarak Bakanlıkça ek tedbirler uygulanabilir. (6) Bakanlık tarafından, Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı, Milli Savunma Bakanlığı, Tarım ve Orman Bakanlığı, Kültür ve Turizm Bakanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı ile diğer ilgili kurum ve kuruluşların görüşleri alınarak uygun boşaltım alanları belirlenir ve ilan edilir. Bakanlıkça boşaltım alanının belirlenmediği bölgelerde, Marmara Denizi hariç olmak üzere, faaliyet sahibi tarafından Ek-1’de yer alan Tablo 4’te belirtilen kriterleri sağlayan ve ilgili kurum ve kuruluşlarca uygun görülen deniz alanı boşaltım alanı olarak önerilebilir. (7) Dip tarama malzemesinin boşaltılacağı deniz alanı, heyelan veya kaymaların oluşmayacağı eğime sahip olmalıdır. (8) Bakanlık tarafından belirlenip ilan edilen veya faaliyet sahibince önerilerek İdarece boşaltım izni verilen alanlar; seyir haritalarına işlenmek ve denizcilere duyurulmak üzere İdarece Seyir, Hidrografi ve Oşinografi Dairesi Başkanlığına bildirilir. (9) İdare, Bakanlıkça boşaltım alanlarının belirlendiği denizlerde, deniz alanının genel kirlilik durumu, akıntı rejimi ve diğer oşinografik özelliklerini dikkate alarak belirlenen deniz alanlarının dışında boşaltıma sınırlama getirebilir. (10) Dip tarama malzemesinin; deniz çayırı, diğer korunan türler, deşarj ve boru hatları ile bu alanları etkileyebilecek deniz alanlarına, kentsel, tarihi ve arkeolojik sit alanlarına, dalışa yasak alanlara, taşınmaz kültür varlıklarının koruma alanlarına boşaltılması yasaktır. (11) Boşaltım faaliyeti sonucunda deniz ortamında oluşabilecek bulanıklığın en aza indirilmesi ve bentik bölgedeki birikimin öngörülen sınırlar içerisinde kalmasının sağlanması amacıyla akıntı hızı da dikkate alınarak boşaltım esnasında gemi hızı 0,3-0,7 mil/saat aralığında tutulur. (12) İdare, gerekli gördüğü takdirde boşaltım yöntemini, tekniğini ve boşaltım alanlarını değiştirebilir veya çevresel açıdan oluşabilecek olumsuz etkileri dikkate alarak boşaltım faaliyetini durdurabilir. (13) Dip tarama malzemesinin Bakanlıkça belirlenen alanlar dışına boşaltılmasının öngörülmesi durumunda deniz alanının ekolojik raporu hazırlanarak Dip Tarama Çevresel Yönetim Planı ekinde İdareye sunulur." kuralına, "İzleme ve raporlama" başlıklı 11. maddesinde; "(1) Faaliyet sahibince dip tarama faaliyeti sonucunda oluşan malzemenin boşaltıldığı deniz alanında oluşabilecek değişikliklerin tespit edilmesi amacıyla Ek-1’de yer alan Tablo 5’te belirtilen parametreler dahilinde izleme çalışmaları yapılır. (2) İzleme çalışmaları, en az 5 örnekleme noktasında deniz yüzeyinden numuneler alınıp ayrı ayrı analizleri yapılarak gerçekleştirilir. Numune alım noktaları, boşaltım alanının ortasından ve boşaltım faaliyetinin etkileyebileceği deniz alanının sınırlarında olacak şekilde belirlenir. (3) Boşaltım faaliyeti öncesinde deniz ortamının mevcut durumunu tespit etmek amacıyla yapılacak ilk izleme çalışması Dip Tarama Çevresel Yönetim Planına ilave edilir. (4) Boşaltım faaliyetinin sona ermesinden 6 ay sonra son izleme çalışması yapılarak, ilk izleme çalışması sonuçları ile karşılaştırmalı olarak 1 ay içerisinde İdareye sunulur. (5) İzleme raporları Çevre Yönetimi Hizmetleri Hakkında Yönetmelik kapsamında yetkilendirilmiş ve dip tarama ve boşaltım konularında Bakanlık veya Bakanlıkça görevlendirilen bilimsel kurum/kuruluşlarca düzenlenecek eğitimi almış çevre görevlileri veya bu personeli bulunduran çevre danışmanlık firmaları tarafından hazırlanır. (6) Numune alma ve analiz çalışmaları Bakanlıkça yetkilendirilmiş laboratuvarlarca, yetkilendirilmiş laboratuvarların bulunmaması durumunda akredite laboratuvarlarca yapılır. (7) İdare, boşaltım malzemesinin toplam miktarı ve boşaltım alanının büyüklüğünü dikkate alarak izleme sıklığını, parametrelerini, numune alım noktalarını, sayısını ve süresini değiştirebilir. (8) Dip tarama faaliyeti sırasında çevresel açıdan olumsuzlukların tespiti durumunda İdarece boşaltım faaliyeti süreli ya da tamamen durdurulabilir. (9) Aynı alana birden fazla boşaltım faaliyetinin yapılması hâlinde, faaliyet sahipleri ortak bir izleme çalışması yapabilir. (10) Dip tarama ve boşaltım faaliyetlerine ilişkin olarak İdareye sunulacak olan her türlü bilgi ve belge yazılı olarak ve elektronik ortamda sunulur." kuralına, "Denetim ve idarî yaptırım" başlıklı 12. maddesinde; "(1) Dip tarama ve boşaltım faaliyetlerinin bu Yönetmelikte yer alan hükümlere uygun bir şekilde gerçekleştirilmesi Bakanlık, il müdürlükleri veya Bakanlık tarafından yetki devri yapılan kurum ve kuruluşlarca denetlenir. (2) Bu Yönetmelik hükümlerine aykırı faaliyette bulunanlar hakkında, Çevre Kanununun ilgili maddeleri uyarınca idarî yaptırım uygulanır." kuralına yer verilmiştir.
Diğer taraftan, 02/04/2015 tarih ve 29314 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren "Atık Yönetimi Yönetmeliği"nin "Kapsam" başlıklı 2. maddesinde; "a) Ek-4 atık listesinde verilen atıkları, b) Genişletilmiş üretici sorumluluğu çerçevesinde yönetimi sağlanan elektrikli ve elektronik eşya, ambalaj, araç, pil ve akümülatör ürünlerini, kapsar. ..." kuralına, "Atıflar" başlıklı 26. maddesinde; "(1) Bu Yönetmelik ile yürürlükten kaldırılan 14/3/1991 tarihli ve 20814 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Katı Atıkların Kontrolü Yönetmeliği ile 5/7/2008 tarihli ve 26927 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Atık Yönetimi Genel Esaslarına İlişkin Yönetmeliğe yapılan atıflar bu Yönetmeliğe yapılmış sayılır." kuralına, Ek-1 listesi "II. Atık Kodu Açıklamaları" kısmında; "Ek-4 atık listesinde altı haneli atık kodlarının yanında yer alan işaretlerin açıklamaları aşağıdaki şekildedir; Yıldız (*) işareti: Altı haneli atık kodunun yanında yıldız (*) işareti bulunan atıklar tehlikeli atıklardır. (A) işareti: Altı haneli atık kodu hizasında “Açıklama” sütununda yer alan işaret atığın kesin tehlikeli atık olduğunu belirtir. Bu şekilde işaretlenmiş olan atıklar analiz yapılmaksızın kesin tehlikeli olarak sınıflandırılır. (M) işareti: Altı haneli atık kodu hizasında “Açıklama” sütununda yer alan işaret atığın muhtemel tehlikeli atık olduğunu belirtir. Bu şekilde işaretlenmiş olan atıkların tehlikeli olup olmadığının belirlenmesi için bu Yönetmeliğin 11 inci maddesinde öngörülen atığın tehlikelilik özelliklerinin belirlenmesine yönelik çalışma yapılır." kuralına, Ek-4 atık listesinde; "17 05 05* Tehlikeli maddeler içeren dip tarama çamuru M" "17 05 06, 17 05 05 dışındaki dip tarama çamuru" koduyla yer almıştır. 20/03/2015 tarih ve 29301 sayılı "Atıkların Karayolunda Taşınmasına İlişkin Tebliğ"in "Amaç" başlıklı 1. maddesinde; "(1) Bu Tebliğin amacı; 5/7/2008 tarihli ve 26927 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Atık Yönetimi Genel Esaslarına İlişkin Yönetmeliğin ek-IV atık listesinde yer alan atıkların karayolu ile taşınmasına dair esasların belirlenmesidir." kuralı, "Kapsam" başlıklı 2. maddesinde; "(1) Bu Tebliğ, Atık Yönetimi Genel Esaslarına İlişkin Yönetmelik ek-IV atık listesindeki yıldız (*) işaretli atık kodları ile bu Tebliğin ek-1’inde belirtilen atıkların karayolunda taşınmasına ilişkin esasları kapsar." kuralı yer almıştır. Dava konusu Yönetmeliğin iptali istenilen 8. maddesinin 6. fıkrasının son cümlesinin incelenmesi:
Dava konusu Yönetmeliğin 8. maddesinin 5. fıkrasında; faydalı kullanım amacıyla karaya çıkarılan dip tarama malzemesi ile ilgili yapılması gereken atık işleme faaliyetlerinin Atık Yönetimi Yönetmeliği ve ilgili diğer mevzuat hükümlerine göre yapılacağı düzenlenmiş iken, 8. maddesinin 6. fıkrasının son cümlesinde; dip tarama faaliyetleri sonucu oluşan tarama malzemesinin doğrudan atık işleme tesislerine taşınmasında Atık Yönetimi Yönetmeliği hükümlerinin uygulanmayacağı düzenlenmiştir.
Davacı tarafından, Yönetmeliğin 8. maddesinin 5. fıkrası ile 6. fıkrasında yer alan düzenlemelerin kendi içinde çelişki oluşturduğu, nitekim dip tarama malzemesi taşınması sırasında hangi Yönetmelik hükümlerinin uygulanacağı hususunda belirsizliğin söz konusu olduğu ve ayrıca 6. fıkra kapsamında dip tarama malzemesinin taşınmasında, Atık Yönetimi Yönetmeliği hükümlerinden ayrılmayı gerektiren bir hususun da bulunmadığı ileri sürülmüştür.
Davalı idare tarafından, Atık Yönetimi Yönetmeliğine dayanılarak çıkarılan 20/03/2015 tarih ve 29301 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan "Atıkların Karayolunda Taşınmasına İlişkin Tebliğ"in; Atık Yönetimi Yönetmeliğinin Ek-4'te yer alan "yıldız" (*) işaretli atıklar ile Tebliğin Ek-1'de yer alan bitkisel atık yağlar ve tıbbi atıkları kapsadığı, tehlikesiz atıklar için Tebliğ hükümlerinin uygulanmadığı, Atık Yönetimi Yönetmeliğinin Ek-4 atık listesinde, yanında (*) işareti olan atıklar tehlikeli atık olup (A) işareti bulunanların kesin tehlikeli atık, (M) işareti bulunanlar ise muhtemel tehlikeli atık, (*) işaretsiz atıkların tehlikesiz atık olduğu, dip tarama malzemesine ilişkin iki adet atık kodunun bulunduğu, bunlardan birinin "17 05 05 *" kodlu tehlikeli madde içeren dip tarama çamuru atıkları olup bunun yanında (M) işaretinin bulunduğu, dolayısıyla atıkların tehlikeli olup olmadığının anlaşılması için analiz yapılması gerektiği, diğerinin ise 17 05 06 koduyla 17 05 05 dışındaki dip tarama çamurları olduğu ve bunların yanında herhangi bir işaret olmadığı için tehlikesiz atık olarak kabul edildiği, bu çerçevede, TÜBİTAK ile gerçekleştirilen DİPTAR projesinde dip tarama malzemesinin özelliklerinin belirlenmesi amacıyla ülkenin genelini temsil edecek şekilde sanayi yoğunluklu bölgeler de dahil pilot alanların belirlendiği ve bu bölgelerden alınan dip tarama malzemesinin analizine göre tehlikesiz atık niteliğinde olduğu, dolayısıyla taşınması için de çok özel donanımlı tehlikeli atık taşıma lisanslı araçlara ihtiyaç olmadığı, diğer taraftan, denizlerde yapılan yıllık dip tarama malzemesi miktarının 5-8 milyon ton civarında olduğu ve bir aracın 20 ton taşıdığı varsayılırsa bu kadar miktarı taşıyacak 250.000-400.000 tehlikeli atık taşıma aracına ihtiyaç olacağı, oysaki halihazırda tehlikeli atık taşıma lisanslı aracının 2856 olduğu, dolayısıyla gerek malzemenin niteliği, gerekse fiili durum dikkate alındığında, dip tarama malzemesinin taşınmasında tehlikeli atık taşıma lisanslı araçlarının kullanılmadığı savunulmuştur.
Uyuşmazlıkta; Atık Yönetimi Yönetmeliğine göre dip tarama çamuru için öngörülen iki koddan birine göre dip tarama malzemesinin muhtemel tehlikeli atık kabul edildiği açık olup, her ne kadar davalı idare tarafından, TÜBİTAK ile gerçekleştirilen DİPTAR projesinde sanayi yoğunluklu bölgelerden alınan dip tarama malzemesinin analizine göre tehlikesiz atık niteliğinde olduğunun anlaşılması nedeniyle dava konusu fıkrada dip tarama malzemesinin taşınmasında Atık Yönetimi Yönetmeliği hükümlerinin uygulanmayacağı yönünde düzenleme yapıldığı ileri sürülmüş ise de, Atık Yönetimi Yönetmeliğine göre (M) işareti bulunan muhtemel tehlikeli atıklar için analizin yapılması gerektiği, yapılan analiz sonucunda tehlikesiz olduğunun anlaşılması durumunda "Atıkların Karayolunda Taşınmasına İlişkin Tebliğ" kapsamında olmayacağı dikkate alındığında, sadece bir projede yapılan analizlerden hareketle, (M) işareti nedeniyle tehlikeli olması mümkün olan dip tarama malzemesinin, hiçbir analiz yapılmadan tehlikesiz atık kabul edilmek suretiyle bu atıkların atık işleme tesislerine taşıma faaliyetinin Atık Yönetimi Yönetmeliği kapsamı dışında bırakılamayacağı sonucuna varılmıştır. Bu itibarla, dava konusu düzenlemede, 2872 sayılı Kanunun, bütün canlıların ortak varlığı olan çevrenin, sürdürülebilir çevre ve sürdürülebilir kalkınma ilkeleri doğrultusunda korunmasını sağlama amacına, hukuka ve kamu yararına uyarlık görülmemiştir. Dava konusu Yönetmeliğin iptali istenilen 9. maddesinin incelenmesi: Dava konusu Yönetmeliğin 9. maddesinde, yapılan analiz sonucu Yönetmeliğin Ek-1'de yer alan Tablo 2'de belirtilen parametrelerdeki sınır değerler dikkate alınarak denizlerde boşaltım faaliyetlerine ilişkin düzenleme yapılmıştır.
Davacı tarafından, 9. maddesinin 2. fıkrasının taslak metninde Marmara Denizine yapılması öngörülen boşaltım faaliyetleri için Yönetmeliğin Ek-1'de yer alan Tablo 2'de belirtilen parametrelere ilave olarak organik karbon parametresinin de analizinin yapılacağı düzenlenmişken, 9. maddenin yürürlükte olan şeklinde dip tarama malzemesinin Marmara Denizine boşaltılmasında Yönetmeliğin Ek-1'de yer alan Tablo 2'de belirtilen parametrelerin yeterli olacağının düzenlendiği, oysaki Marmara Deniz dibinin oksijensiz olması, ek bir organik madde yükünü kaldıramayacak olması gibi öznel koşullar nedeniyle mutlaka toplam organik karbon parametresinin de değerlendirmeye alınması gerektiği, zira yüksek karbon içerikli dip tarama malzemesinin, Marmara Denizine boşaltılmasının mevcut durumu daha da olumsuz etkileyeceği, dolayısıyla yapılacak analizlerde organik karbon parametresi aranmaması yönüyle 9. maddenin eksik düzenlendiği ileri sürülmüştür.
Davalı idare tarafından, denize yapılacak boşaltımlarda Yönetmeliğin Ek-1'de yer alan Tablo 2'de her bir deniz için uygulanacak sınır değerlerin belirlendiği ve buna göre Marmara Denizinin çevresel hassasiyetleri dikkate alınarak, yapılacak boşaltımlar için uygulanacak sınır değerlerin diğer denizlere göre kısıtlayıcı seviyede olduğu, ayrıca Tablo-4 göre Marmara Denizinin derin kısımlarına boşaltımın yasaklandığı, aynı şekilde Bakanlıkça belirlenen alanlar dışında da boşaltımın yasak olduğu ve Marmara Denizi için yeni boşaltım alanı önerilemeyeceği, taslak Yönetmeliğin 9. maddesinde yer alan "toplam organik karbonun %4,5'tan yüksek olması durumunda bu malzemenin Marmara Denizine boşaltımına izin verilmez" şeklindeki düzenlemenin, Marmara Denizi dibi doğal yapısında toplam organik karbon seviyesinin pek çok yerinde %4,5'tan yüksek olmasından dolayı uygulama imkanının bulunmaması nedeniyle mevcut Yönetmelikten çıkartıldığı, bunun yerine Marmara Denizinin korunmasına dair önlemlerin alındığı, Marmara Denizi için toplam 6 boşatım alanı belirlendiği, ayrıca Marmara Denizinde belirlenen boşaltım alanları çevresel kalite durumunun izlenmesi amacıyla Bakanlıkça her yıl düzenli olarak gerçekleştirilen Denizlerde Bütünleşik Kirlilik İzleme Programına dahil edilerek bu alanlardaki su ve sediman kalitesindeki değişimlerin izlenmesinin sağlandığı, sonuç olarak, söz konusu maddenin deniz çevresinin korunmasına dair herhangi bir eksiklik içermediği savunulmuştur.
Uyuşmazlıkta, her ne kadar davacı tarafından, Marmara Deniz dibinin oksijensiz olması, ek bir organik madde yükünü kaldıramayacak olması gibi öznel koşullar nedeniyle mutlaka toplam organik karbon parametresinin de değerlendirmeye alınmasının gerektiği ileri sürülmüş ise de, davalı idarece Marmara Denizi dibi doğal yapısında toplam organik karbon seviyesinin pek çok yerinde % 4,5'tan yüksek olmasından dolayı uygulama imkanının bulunmaması nedeniyle bu parametrenin mevcut Yönetmelikten çıkartıldığı anlaşılmış olup, bunun yerine Marmara Denizinin öznel koşulları dikkate alınmak suretiyle Yönetmeliğin Ek-1'de yer alan Tablo 2'de parametrelerin sınır değerlerinin Marmara Denizi için daha kısıtlayıcı belirlendiği, Tablo 4'te de boşaltımın Marmara Denizi için sadece 50-450 m derinlikler arasında yapılmasının öngörüldüğü ve bu denizde Bakanlığın belirlendiği alanlar dışında yeni boşaltım alanlarının önerilmesinin yasaklandığı, başka bir ifadeyle, Marmara Denizine özgü koruyucu düzenlemelerin yapıldığı görülmüştür. Bu itibarla, dava konusu düzenlemede, 2872 sayılı Kanun'un, bütün canlıların ortak varlığı olan çevrenin, sürdürülebilir çevre ve sürdürülebilir kalkınma ilkeleri doğrultusunda korunmasını sağlama amacına, hukuka ve kamu yararına aykırılık görülmemiştir. Dava konusu Yönetmeliğin iptali istenilen 11. maddesinin 2. fıkrasının incelenmesi:
Dava konusu Yönetmeliğin 11. maddesinde izleme çalışmalarına ve raporlamaya ilişkin kurallar getirilmiş olup, faaliyet sahibince malzemenin boşaltıldığı deniz alanında oluşabilecek değişikliklerin tespit edilmesi amacıyla izleme çalışmalarının yapılması ve bu amaçla yapılacak analiz için numunelerin deniz yüzeyinden alınması öngörülmüştür.
Davacı tarafından, izleme çalışmaları kapsamında sadece deniz yüzeyinden numune alınmasının, dip tarama malzemesinin boşaltıldığı deniz alanında oluşacak değişikliklerin tespiti için yeterli olmadığı, denizin ortasından ve dibinden de numune alınarak izleme faaliyetlerinin gerçekleştirilmesi gerektiği, bu yönüyle fıkranın eksik düzenlendiği ileri sürülmüştür.
Davalı idare tarafından, Bakanlıkça boşaltım alanlarının birçok faaliyet tarafından ortak kullanılması amacıyla belirlendiği, bu alanların özellikleri dikkate alındığında, derin deniz izleme çalışmalarının özel donanıma sahip bilimsel araştırma gemileriyle yapılabildiği, bu nedenle su kalitesi ve sedimanda yapılacak detaylı izleme çalışmasının bir bütün olarak Bakanlıkça yapılmasının planlandığı, aynı boşaltım alanının pek çok faaliyet için kullanılacağı ve eş zamanlı farklı boşaltımların da olabileceği, her bir faaliyet için detaylı bir izleme çalışmasının yapılmasının uygulama güçlüğüne ve kaynak israfına sebep olacağı, dolayısıyla, Yönetmelikte öngörülen ve faaliyet sahibi tarafından yapılacak izleme çalışmasının boşaltım alanının su kalitesinde oluşabilecek kısa süreli değişimlerin takip edilmesi amacını taşıdığı, Bakanlıkça kendi bünyesinde gerçekleştirdiği bilimsel araştırmalar ile boşaltım alanlarına yönelik değerlendirme yapıldığı, düzenlemenin teknik esaslara uygun olduğu belirtilerek, düzenlemede eksiklik bulunmadığı savunulmuştur.
Uyuşmazlıkta; davacı tarafından sadece deniz yüzeyinden numune alınmasının, izleme ve raporlama çalışmaları bakımından yetersiz olduğu ileri sürülmüş ise de, analiz yapılması amacıyla sadece deniz yüzeyinden numune alınması, boşaltım alanının su kalitesinde oluşabilecek kısa süreli değişimlerin takip edilmesi amacıyla faaliyet sahibi için öngörülmüş bir düzenleme olup, davalı idarenin denetim yetkisinin bir parçası olan izleme çalışmaları kapsamında uzun vadeli ve denizin diğer kısımlarından da numune alınması suretiyle detaylı analizler yapılabilmesi her zaman mümkün olduğundan, düzenlemenin bu yönüyle bir eksiklik içermediği sonucuna varılmıştır. Bu itibarla, dava konusu düzenlemede, 2872 sayılı Kanun'un, bütün canlıların ortak varlığı olan çevrenin, sürdürülebilir çevre ve sürdürülebilir kalkınma ilkeleri doğrultusunda korunmasını sağlama amacına, hukuka ve kamu yararına aykırılık görülmemiştir. Dava konusu Yönetmeliğin iptali istenilen 12. maddesinin 1. fıkrasında yer alan "veya Bakanlık tarafından yetki devri yapılan kurum ve kuruluşlarca" ibaresinin incelenmesi: Dava konusu Yönetmeliğin 12. maddesinde, denetim yapma ve idari yaptırım kararı verme yetkisi düzenlenmişir.
Davacı tarafından, Anayasa Mahkemesinin 15/01/2009 tarih ve E:2006/99, K:2009/9 sayılı kararı dikkate alındığında, Bakanlığın hangi kurum ve kuruluşlara yetki devredebileceğinin belirsiz olmasının hukuk devleti ilkesine aykırı olduğu ve bu yönüyle keyfiyete yol açacağı ileri sürülmüştür.
Davalı idare tarafından, denetim ve idari yaptırım yetkisinin, 2020/4 sayılı Genelge kapsamında Sahil Güvenlik Komutanlığı, Bölge Komutanlığı bağlısı gemi/bot komutanlıklarına devredildiği, bu yönüyle yapılan yetki devrenin 2872 sayılı Çevre Kanunu'nun 12. maddesine uygun olduğu, iptali istenilen düzenlemelerde hukuka aykırılık bulunmadığı savunulmaktadır.
Uyuşmazlıkta; 2872 sayılı Kanun'un 12. maddesinin 1. fıkrasında geçen ve Anayasa Mahkemesinin anılan kararıyla iptal edilen "...veya Bakanlıkça uygun görülen diğer kurum ve kuruluşlara..." ibaresi ile Yönetmelik'in dava konusu 12. maddesinin birinci fıkrasında geçen "...Bakanlık tarafından yetki devri yapılan kurum ve kuruluşlarca..." ibaresinin aynı anlamlara gelmediği, denetim konusunda yetki devri yapılabilecek kurum ve kuruluşların 2872 sayılı Kanun'un 12. maddesinin 1. fıkrasında sayılan kurum ve kuruluşlarla sınırlı olduğu dikkate alındığında, Yönetmelikte geçen bu ibarenin, Bakanlığa, uygun göreceği kurum ve kuruluşlara denetim yetkisini devretme imkanı tanımadığı, başka bir ifadeyle, dayanağı olan 2872 sayılı Kanun hükümlerinden bağımsız uygulanma kabiliyeti olmadığı sonucuna varıldığından, dava konusu Yönetmelik kapsamında denetim yetkisi devrinin, Bakanlıkça, sadece anılan Kanun'un 12. maddesinin 1. fıkrasında sayılan kurum ve kuruşlara yapılabileceğinin kabulü gerekmektedir.
Nitekim, davalı Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca yayımlanan 20/02/2020 tarih ve 2020/04 sayılı Dip Taraması ve Boşaltım Faaliyetleri Uygulama ve Yetki Devri Genelgesi'nin 12. maddesinin 1. fıkrasıyla, Türkiye'nin yargılama yetkisine tabi olan deniz yetki alanlarında 2872 sayılı Çevre Kanunu hükümlerine uyulup uyulmadığının denetlenmesi ve aynı Kanun'un 24. maddesi hükmüne göre idari yaptırım kararı verme yetkisi, 2872 sayılı Kanun'un 12. maddesinin 1. fıkrasındaki düzenlemeye uygun şekilde, Sahil Güvenlik Komutanlığı, Bölge Komutanlığı bağlısı Gemi/Bot Komutanlıklarına verilmiştir.
Bu itibarla, boşaltım ve dip tarama faaliyetlerinin Yönetmelik'te yer alan hükümlere uygun şekilde gerçekleşip gerçekleşmediğinin denetimi konusunda asıl yetkili olan Bakanlığın, denetim yetkisinin devri konusunda, 2872 sayılı Çevre Kanunu'nun 12. maddesinin 1. fıkrasındaki sınırlamalara tabi olduğu dikkate alındığında, Yönetmeliğin dava konusu 12. maddesinin 1. fıkrasında geçen ve Bakanlıkça uygun görülen kurum ve kuruluşlara yetki devri yapılabileceği anlamına da gelmeyen "...Bakanlık tarafından yetki devri yapılan kurum ve kuruluşlarca..." ibaresinin bu haliyle belirsizlik içermediği sonucuna varıldığından, Anayasa'ya ve Çevre Kanunu'na aykırılık görülmemiştir. KARAR SONUCU : Açıklanan nedenlerle;
1.14/01/2020 tarih ve 31008 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan "Dip Tarama Malzemesinin Çevresel Yönetimi Yönetmeliği"nin 8. maddesinin 6. fıkrasının son cümlesinin Üye ... ve Üye ...'in karşı oyları ve oyçokluğuyla İPTALİNE,
2.14/01/2020 tarih ve 31008 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan "Dip Tarama Malzemesinin Çevresel Yönetimi Yönetmeliği"nin; eksik düzenleme nedeniyle 9. maddesi ile 11. maddesinin 2. fıkrası yönünden Üye … ve Üye …'ın karşı oyları ve oyçokluğuyla;
12.maddesinin 1. fıkrasında yer alan "veya Bakanlık tarafından yetki devri yapılan kurum ve kuruluşlarca" ibaresi yönünden ise oybirliğiyle DAVANIN REDDİNE,
3.Ayrıntısı aşağıda gösterilen ve davacı tarafından yapılan toplam …-TL yargılama giderinin; haklılık durumu dikkate alınarak takdir edilen …-TL'sinin davalı idare tarafından davacıya verilmesine, …-TL'sinin ise davacı üzerinde bırakılmasına; davalı idare tarafından yapılan toplam …-TL yargılama giderinin; …-TL'sinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine, ...-TL'sinin ise davalı idare üzerinde bırakılmasına,
4.Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca belirlenen …-TL vekâlet ücretinin davalı idareden alınarak davacıya, …-TL vekâlet ücretinin ise davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine,
5.Davacı tarafından fazladan yatırılan …-TL YD itiraz harcının isteği halinde davacıya iadesine,
6.Posta giderleri avansından artan tutarın kararın kesinleşmesinden sonra taraflara iadesine,
7.Bu kararın tebliğ tarihini izleyen otuz (30) gün içinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu nezdinde temyiz yolu açık olmak üzere, 25/01/2024 tarihinde karar verildi. (XX) KARŞI OY :
1.Dava konusu Yönetmeliğin 9. maddesi yönünden;
Dava konusu Yönetmelik'in hazırlanmasında önemli veri teşkil ettiği anlaşılan TÜBİTAK destekli "Deniz Dip Tarama Uygulamaları ve Tarama Malzemesinin Çevresel Yönetimi Projesi" (DİPTAR) kapsamında, dip tarama ve denize boşaltım faaliyetlerinin deniz ekosistemine etkileri üzerine risk değerlendirmelerinin yapıldığı ve söz konusu araştırma projesinin sonuçlarında, Marmara Denizi boşaltım seçeneği için yer, miktar, organik karbon ve kirletici içerik açısından sınırlamalar getirilmesi hususunun vurgulandığı, ayrıca davalı idarenin savunma dilekçesinde su değişim potansiyelinin düşük olması nedeniyle Marmara Denizinin derin koşullarında çözünmüş oksijen seviyesinin düşük olduğunun ve Marmara Denizinin bir çok noktasında yapılan analiz çalışmaları neticesinde organik karbon değerinin yüzde 4,5'ten yüksek olduğunun tespit edildiği hususunun ifade edildiği dikkate alındığında, söz konusu maddede Marmara Denizinde Bakanlıkça belirlenen boşaltım alanları dışında boşaltım faaliyetlerine izin verilmemesi ve belli bir derinlikten sonra bu denize boşaltım yapılmasının yasaklanması gibi tedbirlere yer verilmiş ise de, bu tedbirlerin deniz ekosisteminin korunması açısından yetersiz olup, ek bir organik madde yükünü kaldırıp kaldıramayacağı şüpheli olan Marmara Denizinin ekosistemi üzerinde, boşaltım faaliyetlerinin oluşturacağı risklerin en aza indirilmesi amacıyla boşaltım faaliyetleri kapsamında, organik karbon parametresi analizinin de yapılmasına yönelik düzenlemeye yer verilmesi gerekirken, bu yönde bir düzenleme içermemesi nedeniyle anılan maddenin eksik düzenlendiği sonucuna varılmıştır. Bu itibarla, dava konusu düzenlemede, 2872 sayılı Kanunun, bütün canlıların ortak varlığı olan çevrenin, sürdürülebilir çevre ve sürdürülebilir kalkınma ilkeleri doğrultusunda korunmasını sağlama amacına, hukuka ve kamu yararına uyarlık görülmemiştir.
2.Dava konusu Yönetmeliğin 11. maddesinin 2. fıkrası yönünden;
Dava Konusu Yönetmeliğin 11. maddesinin ikinci fıkrasında; izleme çalışmaları kapsamında yapılacak analizler için numunelerin yalnızca deniz yüzeyinden alınacağı düzenlenmiş olup, dip tarama faaliyeti sonucunda oluşan malzemenin boşaltıldığı deniz alanında oluşabilecek değişikliklerin tespit edilebilmesi için denizin çeşitli derinliklerinden numune alınması gerekirken, sadece deniz yüzeyinden alınan numunenin, çevrenin korunması adına yapılan izleme ve raporlama çalışması bakımından yetersiz olacağı sonucuna varılmıştır. Bu itibarla, dava konusu düzenlemede, 2872 sayılı Kanunun, bütün canlıların ortak varlığı olan çevrenin, sürdürülebilir çevre ve sürdürülebilir kalkınma ilkeleri doğrultusunda korunmasını sağlama amacına, hukuka ve kamu yararına uyarlık görülmemiştir. (X) KARŞI OY : Dava konusu Yönetmeliğin 8. maddesinin 6. fıkrasının son cümlesi yönünden;
Uyuşmazlıkta; TÜBİTAK ile gerçekleştirilen DİPTAR projesinde sanayi yoğunluklu bölgelerden alınan dip tarama malzemesinin analizine göre tehlikesiz atık niteliğinde olduğu ve denizlerde yapılan yıllık 5-8 milyon ton civarındaki dip tarama malzemesini taşımak için 250.000-400.000 tehlikeli atık taşıma aracına ihtiyaç olacağı anlaşılmış olup, gerek malzemenin niteliği, gerekse fiili durum dikkate alındığında, düzenlemede hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Bu itibarla, dava konusu Yönetmeliğin 8. maddesinin 6. fıkrasının son cümlesi yönünden davanın reddine karar verilmesi gerektiği oyu ile çoğunluk kararına katılmıyoruz.