44. Hukuk Dairesi
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
44. HUKUK DAİRESİ
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F M A H K E M E S İ K A R A R I
DOSYA NO: 2022/123
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: Bakırköy 2. Fikri Ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi
TARİHİ: 22/09/2021
NUMARASI: 2021/318 E. - 2021/156 K.
DAVANIN KONUSU: Marka (Marka Hükümsüzlüğünden Kaynaklanan)
İSTİNAF KARAR TARİHİ: 26/09/2024
Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine yapılan inceleme sonucunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili tarafından Türk Patent ve Marka Kurumu Markalar Daire Başkanlığı'na ... başvuru numaralı ve “...” ibareli markanın tescil başvurusunda bulunduğunu, başvurunun reddine ilişkin karara itirazın TÜRKPATENT Yeniden İnceleme ve Değerlendirme Kurulu'nun 10/09/2019 tarih ve ... sayılı nihai kararıyla reddedildiğini, müvekkili ... Üniversitesi'nin 21/07/2010 tarihli ve 27648 Sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 6005 Sayılı Kanun ile kurulduğunu, üniversitenin isminin ... ÜNİVERSİTESİ ibareli marka olarak tescil edilmesi için ilk olarak 24/02/2012 tarihinde ... başvuru numarası ile Türk Patent ve Marka Kurumuna müracaat edildiğini, bu başvuru ile ilgili olarak 12/06/2012 tarihinde yayın kararı alındığını, bahse konu yayıma ... Ticaret A.Ş. tarafından itiraz edildiğini, bu itirazın Türk Patent ve Marka Kurumu tarafından kabul edildiğini, başvurunun işlemden kaldırıldığını, bu arada ... Ticaret A.Ş. tarafından 07/02/2013 tarihinde ... başvuru numarası ile ... Üniversitesi markasını kendi adına tescili için başvuru yaptığını ve 20/02/2014 tarihinde tescil işlemi yapıldığını, müvekkilinin ... Üniversitesi adına 01/07/2013 tarihinde yeniden ... başvuru numaralı ve "... Üniversitesi + şekil" ibareli markanın tescili için başvuruda bulunduğunu, başvurunun konusunun davalı şirketin ... başvurusuna konu olan "... Üniversitesi" ibaresiyle aynı veya ayırt edilemeyecek kadar benzer olduğu kanaatiyle 556 sayılı KHK m.7/1-b maddesine istinaden davalı Türk Patent ve Marka Kurumu tarafından reddedildiğini, başvurunun reddi işlemine karşı davalı Kuruma itiraz edildiğini, itirazın nihai olarak reddedilmesi nedeniyle Ankara 4, Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nde 2014/451 Esas sayılı dava açıldığını, mahkeme kararı gereğince 12/06/2018 tarihli 302 sayılı Resmi Marka Bülteninde marka tescil başvurusunun yeniden yayınlandığını, davalı ... Sanayi ve Ticaret A.Ş.'nin bu yayına karşı 25/07/2018 tarihinde itiraz ettiğini, yapılan itiraz doğrultusunda Markalar Dairesi Başkanlığı'nca başvurunun reddine karar verildiğini, bahse konu red kararına müvekkili tarafından 07.01.2019 tarihinde itiraz edildiğini, buna karşılık Türk Patent ve Marka Kurumu Yeniden İnceleme ve Değerlendirme Kurulunun 10/09/2019 tarihli ve ... sayılı kararıyla da bu itirazın reddedildiğini, bu itibarla müvekkili adına "Şekil+... ÜNİVERSİTESİ" ibareli markanın tescilini teminen iş bu davayı açtıklarını, davalı şirket her ne kadar "... Üniversitesi" ibaresini kendi adına tescil ettirmişse de bu ibareyi 5 yıllık sürede fiilen kullanmadığını, SMK m.9 koşullarının gerçekleştiğini belirterek davalı şirkete ait ... sayılı markanın iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP DİLEKÇESİ:
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının tescil talebinde bulunduğu markanın, müvekkili şirkete ait markalar ile iltibas oluşturacak bir marka tescil talebi olduğunu, "..." isminin müvekkili ile tanınır hale geldiğini, davacının gösterdiği Ankara 4. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 2014/451esas sayılı dosyası üzerinden açtığı davanın işbu davanın konusu ile bir ilgisinin bulunmadığını, "..." ibaresinin müvekkili şirket için bir kök marka niteliğinde olduğunu, davacının isminin kamuya mal olmadığını, davacının gerçek hak sahibi olmadığını, "..." ibaresini taşıyan başka marka başvurularının, markaların müvekkiline ait markalar ile iltibas oluşturabileceği gerekçesiyle Türk Patent ve Marka Kurumu tarafından reddedildiğini, davacının davasında kötüniyetli olduğunu, haksız olarak açılan davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: İlk Derece Mahkemesince;"Somut olayın değerlendirilmesinde, bilirkişi raporunda da belirlendiği üzere, davalının 07/01/2020 tarihli delil listesinde davaya konu markanın kullanıldığına ilişkin herhangi bir delil ibraz etmediği, incelemenin münhasıran davalının defterlerinde yapıldığı, bu incelemenin ise Yargıtay'ın yerleşik içtihatları ile yukarıda anılı ilkeler ışığında markanın tescilli olduğu mal ve hizmetler bakımından tüketici gözünde marka olarak algılanıp algılanmadığı, ürün ya da hizmet ile marka arasında fiili veya düşünsel bir bağ kurup kurmadığı gibi hususları aydınlatmadığı, defterlerdeki satış kodları ve faturaların, markasal ciddi kullanım yönünden başka delillerle desteklenmediği anlaşılmıştır. Yine davalı yanın defter kayıtlarına göre kullanımın markanın tescilli hali olan "..." şeklinde değil "..." şeklinde olduğu, bu kullanımın, davaya konu markanın "ayırt edici karakterini değiştirmeden farklı unsurlarla" kullanım olarak kabul edilemeyeceği, zira davalının ayrıca ... tescil numaralı "..." ibareli bir markasının daha olduğu ve tescilli birden fazla markalardan birinin kullanımının, bir diğeri için delil ve kullanım kabul edilemeyeceği kanaatiyle davacının davasının kabulü" şeklindeki gerekçeleri ile; "Davacının davasının KABULÜ ile,-Davalı yana ait ... tescil numaralı markanın kullanılmama sebebiyle iptaline," şeklinde hüküm kurulmuştur.
İSTİNAF:
Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Davacının, TPMK tarafından verilen 10.09.2019 tarihli ve ... sayılı kararın kaldırılması için Ankara 5. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 2019/224 Esasına kayden dava açtığını ve davanın tefrik edilerek istinaf mahkemesine gönderildiğini, ancak dava dilekçesi incelendiğinde davacının, hiçbir surette kullanmama nedeniyle iptale dayanmadığını, 10.09.2019 tarihli ve ... sayılı kararın iptali için dava açtığının görüleceğini, bu nedenlerle, davacının talepleri dışında karar verilmiş olduğundan, ... ibaresini taşıyan bir çok farklı marka tescil olunduğunu, markaların seri marka niteliğinde olduğunu, “müvekkilinin kendisiyle özdeşleşen ve içerisinde “...” ibaresini geçiren birden fazla markanın sahibi olduğunu, “...” ibaresi müvekkilinin markalarının “...” unsurunun, müvekkil şirket tarafından tescil edilen markalar seri marka niteliğinde olduğunu, müvekkilinin markasının iptal edilmesinin hem hukuka hem de hakkaniyete aykırılık teşkil ettiğini, seri markaların öneminin, marka sahibinin kendisine kök bir marka belirleyerek, bu markayı genişletmesi ve üzerine yatırımlar yaparak markanın pekiştirilmesi olduğunu, bunun bir sonucu olarak da müvekkilinin “...” ibaresini taşıyan birden fazla marka tescil ettirdiğini, bu markaların zamanla çoğalacağının da ortada olduğunu, davacının defeatle belirttiği gibi, müvekkil şirketin kötüniyetli tescilinin söz konusu olmadığını, müvekkilinin verdiği eğitim alanlarını için markasını genişlettiğini ve kendisine bu ismi seçtiği için de hep bu isim adı altında marka aldığını tüm bu hususlar göz önüne alındığında verilen yerel mahkeme kararın kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
İSTİNAFA CEVAP:
Davacı vekili istinafa cevap dilekçesinde özetle;
Davalı tarafın dilekçesinde ... ibaresinin asıl ve gerçek hak sahibi olduklarını, ... ibaresinin markalarındaki ayırt edici unsur olduğunu, bu markaların seri marka niteliğinde olduğunu, buna karşılık müvekkili idare tarafından yapılan üç adet marka başvurusunun davalının markalarıyla iltibas oluşturduğunu iddia ettiğini, müvekkilinin ... Üniversitesi'nin 2809 sayılı Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununa 21 Temmuz 2010 tarihli ve 27648 Sayılı Resmi Gazetede yayınlanan 6005 Kanun'un eklenen 127.maddesiyle kurulmuş bir devlet üniversitesi olduğunu, müvekkilinin kurulduğu tarihte davalı şirketin yalnızca ... sayılı “... Koleji” (Tescil tarihi:05.05.2008) markası mevcut olduğunu, ancak müvekkilinin 2010 yılında kurulup kamuoyunda tanınmasından sonra davalı şirketin müvekkilin isminin tanınırlığından istifade ederek süratle yeni marka başvurularında bulunmuş ve “...” ibaresini kendi tekeline almak üzere ve objektif iyiniyete aykırı olarak seri markalar üretmeye çalıştığını, davalının objektif iyiniyete aykırı olan davranışının hukuken himaye edilmemesi gerektiğini, bu itibarla davalının yedekleme ve marka ticareti yapma gibi normal marka işlevine uygun olmayan bir amaç için kullanmak üzere tescil edilmiş olan dava konusu tüm markalarının kötüniyetli tescil oldukları gözetilerek, bilirkişi raporunda davalı Şirket tarafından ciddi bir biçimde kullanılmadığının açıkça tespit edilen ... markasının iptaline karar verilmesi gerektiğini, ayrıca okul ile üniversite kavramları da hem kelime olarak hem de nitelik olarak birbirlerinden farklı olduğunu, kamuoyu da bu farklılığı yeterince algıladığını, dolayısıyla davalının faturalarında geçen ... ibaresinin, ...'ni de kapsadığının düşünülemeyeceğini, bu iki marka arasında gerek kavramsal olarak, gerekse işlevsel olarak hiçbir benzerlik olmadığı gibi hitap ettiği kitleler de birbirinden çok farklı olduğunu, bu yönden de davalı şirketin faturalarında kullanmış olduğu ... markasının, davalıya ait olan ... markasının da kullanımı olarak yorumlanması mümkün olmadığını, davalı tarafın itirazlarının mesnedinin olmadığını, itibar olunamayacağından bahisle, davalı tarafın istinaf başvurusunun reddine karar verilmesine talep etmiştir.
GEREKÇE
İnceleme, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 355. maddesi hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Davanın konusu davalı tarafa ait ait ... sayılı "..." markanın kullanılmama nedeni ile iptali davasıdır. 6769 sayılı SMK'nın 26.maddesi, "(1)Aşağıdaki hâllerde talep üzerine Kurum tarafından markanın iptaline karar verilir: a)9 uncu maddenin birinci fıkrasında belirtilen hâllerin mevcut olması. b)Marka sahibinin fiillerinin veya gerekli önlemleri almamasının sonucu olarak markanın, tescilli olduğu mal veya hizmetler için yaygın bir ad hâline gelmesi. c)Marka sahibi tarafından veya marka sahibinin izniyle gerçekleştirilen kullanım sonucunda markanın, tescilli olduğu mal veya hizmetlerin özellikle niteliği, kalitesi veya coğrafi kaynağı konusunda halkı yanıltması. ç)32 nci maddeye aykırı kullanımın olması. (2)İlgili kişiler, Kurumdan markanın iptalini isteyebilir. (3)Marka iptal talepleri, talep tarihinde sicilde marka sahibi olarak kayıtlı kişilere veya hukuki haleflerine karşı ileri sürülür. (4)Markanın, beş yıllık sürenin dolması ile iptal talebinin Kuruma sunulduğu tarih arasında tescil edildiği mal veya hizmetler bakımından ciddi biçimde kullanılmış olması hâlinde, birinci fıkranın (a) bendine ilişkin iptal talepleri reddedilir. İptal talebinde bulunulacağı düşünülerek kullanım gerçekleşmişse talebin Kuruma sunulmasından önceki üç ay içinde gerçekleşen kullanım dikkate alınmaz. (5)İptal hâlleri, markanın tescil edildiği bir kısım mal veya hizmete ilişkin bulunuyorsa, sadece o mal veya hizmet yönünden kısmi iptale karar verilir. Marka örneğini değiştirecek biçimde iptal kararı verilemez. (6)İptal incelemesi sırasında hak sahibinin değişmesi hâlinde, sicilde hak sahibi olarak görünen kişiye karşı işlemlere devam edilir. (7)İptal talepleri, iptali istenen markanın sahibine tebliğ edilir. Marka sahibi bir ay içinde talebe ilişkin delillerini ve cevaplarını Kuruma sunar. Söz konusu bir aylık süre içinde talep edilmesi hâlinde Kurum bir aya kadar ek süre verir. Kurum gerekli gördüğü takdirde ek bilgi ve belge sunulmasını isteyebilir. Kurum, iddia ve savunmalar ile sunulan deliller çerçevesinde dosya üzerinden kararını verir." şeklinde düzenlenmiştir. 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu (SMK) ‘nın 9/1.maddesinde yer alan “Tescil tarihinden itibaren beş yıl içinde haklı bir sebep olmadan tescil edildiği mal veya hizmetler bakımından marka sahibi tarafından Türkiye’de ciddi biçimde kullanılmayan ya da kullanımına beş yıl kesintisiz ara verilen markanın iptaline karar verilir 2-Aşağıda belirtilen durumlar da birinci fikra anlamında markayı kullanma kabul edilir: a)Markanın ayırt edici karakteri değiştirilmeden farklı unsurlarla kullanılması. b)Markanın sadece ihracat amacıyla mal veya ambalajlarında kullanılması.3- Markanın, marka sahibinin izni ile kullanılması da marka sahibi tarafından kullanım olarak kabul edilir." şeklindeki düzenleme ile kanun koyucunun Markalar Sicilini kullanılmayan markalardan arındırma amacını güttüğü anlaşılmaktadır. Aynı şekilde SMK m.26/I-a) hükmü de SMK m.9/I'de belirtilen hallerin bir iptal sebebi olduğunu ortaya koymaktadır.Marka üzerindeki hakkın kazanılması için sicile tescil edilmesi yeterli olsa da kanun koyucu tescil edilmiş marka ile marka hakkı sahibine sağlanan korumanın devam edebilmesini bazı şartlara bağlamıştır. Bunun arkasında; tescil edilen bir markanın haksız yere sahibinin tekelinde kalmasının engellenmesi, marka sicilinin kullanılmayan markalarla dolu bir 'çöplük' haline gelmesini önlemek veya kullanılmayan bir markadan onu kullanmak ve bir değer yaratmak isteyen bir başka kişinin yararlanmasının önünü açmak gibi pek çok ekonomik ve toplumsal nedenler yatmaktadır. Zira marka hakkı sahibine inhisari bir yetki veren ve herkese karşı ileri sürülebilir nitelikte olduğundan kanun koyucu, bu geniş hakkın yanı sıra marka sahibine hakkaniyet ölçüsünde birtakım sorumluluklar da yüklemiştir. Markanın usulünce kullanılması zorunluluğu da bunlardan bir tanesidir. SMK madde 9'da marka kullanılmama sebebiyle iptali edilebilmesi için haklı bir sebep olmaksızın tescil edildiği mal ve hizmetler bakımından tescil tarihinden itibaren 5 yıl boyunca Türkiye'de ciddi biçimde kullanılmamış veya kullanımına beş yıl ara verilmiş olması gerektiği düzenlenmiştir. Ciddi biçimde kullanımdan bahsedebilmek için en öncelikli kriter markanın kullanım yoğunluğu ve markadan elde edilen ekonomik yarardır. Markanın sadece birkaç defa ambalajlara basılması veya az sayıda bastırılan broşürlerde kullanılması gibi kullanım süresi ve etkisi sınırlı, hatta göstermelik denebilecek kullanımlar SMK md.9 anlamında ciddi kullanım teşkil etmez. Markanın ciddi kullanımı belirlenirken markanın kullanım şekli, kapsamı, süresi gibi objektif kriterlerden hareket edilmelidir. Marka sahibi markasını aynı mal veya hizmeti üreten teşebbüslerin oluşturduğu piyasada farklı bir yer edinmek veya yeni bir mal veya hizmet piyasası oluşturmak biçimde kullanmışsa ciddi bir kullanımdan söz edilebilir.Mahkemece bilirkişi incelemesi yaptırıldığı, Fikri Mülkiyet Uzmanı Ve Mali Bilirkişilere ait 23/06/2021 tarihli bilirkişi heyet raporunda özetle; "davalı tarafın markasal kullanımlarının ... tescil numaralı markasında tescilli olduğu şekilde ... şeklinde olmadığı, rapor içerisinde ve ekte sundukları fatura görsellerinde de görüldüğü üzere ... şeklinde olduğu, davalı tarafın ticari defter ve kayıtlarında görülen markasal kullanımlarının, dava konusu markanın tescili kapsamında kabul etmesi halinde, ... şeklinde kullanımların, dava tarihinden önceki 5 yıllık süre içerisinde, 41.Nice Hizmet Sınıfındaki Eğitim ve Öğretim Hizmetleri yönünden ciddi şekilde kullanıldığı, aksi halde davalı tarafın ... ibaresi ile markasal kullanımının bulunmadığı, davalı adına tescilli dava konusu markanın 41 nice hizmet sınıfı üzerinde SMK m.26/1-a ve SMK m.9'a uygun kullanıldığına dair bir delil sunulmadığı ve bahsedilen bu hizmetlerde davalının kullanımına dair herhangi bir delil/belgeye ulaşılamadığı"belirtilmiştir.Somut olayda.
Davacı tarafından davalı adına tescili markanın kullanılmama sebebi ile iptali talep ve dava edilmiş olup,bilirkişi heyet raporunda davalının ticaret defter ve belgelerinin incelendiği, davalı adına tescilli markanın "..." şeklinde olduğu davalı kullanımının bilirkişi raporunda belirtilen faturada da görüldüğü üzere "..." şeklinde olduğu birebir tescilli marka şeklinde kullanımının bulunmadığı ve ayrıca davalı adına "..." şeklinde tescilli markası bulunduğundan bu kullanımın markasal kullanma olarak kabul edilemeyeceği davalı tarafından dava tarihinden geriye doğru 5 yıllık süre içinde markasını ciddi bir biçimde kullandığı ispat edilemediğinden mahkemece davanın kabulüne dair verilen karar hukuken yerindedir.Saptanan ve hukuksal durum bu olunca; tarafların dayandıkları belgelere, hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dosyadaki tespitlere ve uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kurallarına göre, 6100 Sayılı HMK'nın 355. maddesi gereğince istinaf sebepleriyle sınırlı olarak yapılan inceleme sonucunda ilk derece mahkemesi kararında usul ve esas yönünden hukuka aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla yapılan inceleme neticesinde davalı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerektiği kanaat ve sonucuna varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur.