13. Hukuk Dairesi
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
13. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO:2022/638 Esas
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL 6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
NUMARASI: 2018/1064 Esas- 2021/553Karar
TARİH:13/07/2021
İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; ... A.Ş. ile davalı arasında, İstanbul ili, Büyükçekmece ilçesi, ... ada, ... parselde kaim olan ve ekteki sözleşmede numaraları belirtilen 21 adet bağımsız bölümün satışı konusunda taşınmaz satış sözleşmesi düzenlendiğini, ardından ... A.Ş. ile davacı ... A.Ş.'nin birleştiğini, sözleşmede satışın ve ödemelerin ne şekilde ve hangi şartlarda yapılacağının ayrıntılı şekilde belirlendiğini ve söz konusu bağımsız bölümlerin 31.12.2016 tarihinde teknik şartnameye uygun şekilde fiilen teslim edileceğinin kararlaştırıldığını, ... A.Ş. ile davalı arasında, yine İstanbul ili, Büyükçekmece ilçesi, ... ada, ... parselde kaim olan ve ekteki sözleşmede numaraları belirtilen 16 adet bağımsız bölümün satışı konusunda Taşınmaz Satış Sözleşmesi düzenlendiğini ve ardından ... A.Ş. ile davacı .... A.Ş.'nin birleştiğini, davacı ...'in, diğer davacı şirketlerin yetkilisi olduğunu, bu sözleşmede davalı tarafa verilen çeklerin gerek avalisti olup gerekse ciro ederek kefil olduğunu, bu nedenle bu bu davacının da icra tehditi altında bulunduğunu, satış sözleşmelerinden sonra müvekkili şirketlerin davalı şirket ile yapmış olduğu sözleşme çerçevesinde Büyükçekmece Tapu Müdürlüğü'ne giderek gayrimenkullerin sözleşme çerçevesinde belirtilen kişilere devrinin sağlandığını, burada müvekkili şirketler yetkilisi ...'in, çek bedellerine denk gelen para miktarını nakit olarak davalı şirkete elden ödediğini, satış bedelinin nakden ve tamamen alındığı hususunun, resmi memurlar önünde düzenlenen satış sözleşmelerine de işlenerek imza altına alındığını, temel ilişkiden doğan bir borç bulunmadığını, resmi senet niteliğinde olan Tapu müdürlüğündeki satış sözleşmelerinde yer alan hususların taraflar için bağlayıcı olduğunu, davalının müvekkillerinden herhangi bir alacağı bulunmadığını ve dolayısıyla davanın konusunu oluşturan çeklerin bedelsiz olduğunun açıkça anlaşıldığını, müvekkili yükümlülüklerini yerine getirmesine rağmen davalı şirketin, her iki sözleşme ile de kararlaştırılan 31.12.2016 tarihinde gayrimenkulleri eksiksiz, teknik şartnameye uygun, faturaların 2.kaleminde belirtilen işlerin de yapılmış olması kaydıyla teslim etmesi gerekirken bu yükümlülüklerini yerine getirmediğini, aradan geçen 2 yıla yakın süredir de halen teslimlerin gerçekleşmediğini, davalıya Beyoğlu ... Noterliği'nin... Yevmiye nolu ve 12.12.2017 tarihli ihtarnamesi keşide edilerek söz konusu gayrimenkullerin sözleşmeye uygun olarak eksiksiz şekilde tesliminin ayrıca teslim edilmeyen her ay için kira ödenmesinin, aksi halde yasal yollara başvurulacağının ihtaren bildirildiğini, davalı bu iharnameye herhangi bir cevap vermediği gibi, ihtarnamede belirtilen yukarıda bahsedilen eksiksiklikleri de gidermediğini, müvekkillerinin söz konusu gayrimenkullerden faydalanamadıklarından dolayı ayrıca kazanç kaybına da uğradıklarını, davalı tarafın söz konusu sözleşmeye istinaden yapılan ancak bitmemiş olan dairelerin satışına ilişkin faturalara yine müvekkilince ortak kararlaştırılan işler için belirlenen miktarlar ilave edilerek 35 adet fatura düzenlediğini, davalının üzerine düşen hiçbir yükümlülüğü yerine getirmediğini, davalı yerine getirmediği bu yükümlülüklerine rağmen müvekkiline tevdi etmesi gereken çekleri müvekkile iade etmediği gibi çekleri ciro ederek piyasaya sürdüğünü, müvekkilleri hakkında bu güne kadar bu nedenle birden çok icra takibi başlatıldığını ve halen devam ettiğini, dolayısıyla faturada yer alan kalemlerin hiçbiri için borçlu olmadıklarını, bugüne kadar davalı tarafa şifaen verilen çeklerin bedelsiz kaldığından dolayı davacı tarafa iadesinin istenilmiş olmasına karşın davalı tarafın elinde tutmuş olduğu tüm çeklerin sözleşmeye istinaden satış bedeli ve dekorasyon işleri için verildiğini, çekleri iade etmekten kaçındığını beyanla davalıya borçlu olmadıklarının tespitine, dilekçede belirtmiş oldukları 4 adet çekin taraflarına iadesine, bu süreçte 3.kişilere karşı ödeme yapmak zorunda kalınması halinde 3.kişilere yapılacak olan çek bedellerine ilişkin ödemelerin, bu çekler hakkında ödenecek cezaların, mahkeme masrafı, avukatlık ücreti, takip masrafları gibi tüm ferilerinin hepsinin faizleri ile birlikte diğer bütün zararların davalı tarafından taraflarına ödenmesine ve fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydıyla, yoksun kalınan kira bedellerinin her bir şirket için ayrı ayrı tespiti ile ...A.Ş. için 5000,00TL ve ... A.Ş. için 5000,00TL olmak üzere şimdilik 10.000,00 TL nin ihtarnamenin tebliğ tarihinden itibaren faizi ile birlikte taraflarına ödenmesine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalıya yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; öncelikle eldeki davanın yetkisiz yer mahkemesinde açıldığını, dava dilekçesinde belirtilen adresin müvekkilinin yıllar önce kullandığı adres olduğunu, müvekkilinin adresinin ... Seyhan/Adana olduğunu, dolayısı ile eldeki davada yetkili yer mahkemelerinin Adana mahkemeleri olduğunu, eldeki davanın açıldığı tarihte müvekkili Adana’da mukim olduğundan dolayı eldeki davanın yetkisiz yer mahkemesinde açıldığını, bu sebeplerle öncelikle yetkisizlik kararı verilmesini ve dosyanın yetkili Adana mahkemelerine gönderilmesini talep ettiklerini, davacı yanın daha önceden de aynı konuya ilişkin Adana 3. Asliye Ticaret Mahkemesi’nde dava açtığını, söz konusu davanın hala derdest olduğunu, söz konusu davadan daha sonra açılan eldeki davanın Adana 3. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2017/2737 Esas sayılı dosyası ile birleştirilmesine karar verilmesi gerektiğini, davacılar hakkında açılmış birçok icra takibi mevcut olup malvarlıkları üzerinde de yine çok sayıda haciz ve ipotek olduğunu, davacı ... 'in, imzaladığı çekleri ödememek gayesiyle suç teşkil edecek bir çok yola başvurduğunu, bu davanın da, aynı mahiyette olduğunu, borç ödememeyi itiyat haline getiren davacıların bu dava ile de aynı çaba içerisine girdiklerini, iş bu davanın konusu olmamasına karşılık davacı yan tarafından anlaşılamayan bir şekilde, dava dışı dört adet çekin sahteliği ve imzaların şirket yetkilisi tarafından atılmadığı iddialarında bulunulduğunu, her ne kadar davanın konusu olmasa da çeklerin davacı şirket yetkililerince imzalanmadığı iddiasının gerçek dışı olduğunu, bahsi geçen çeklerin müvekkili şirkete ... tarafından imzalanarak verildiğini ve bu kişi tarafından kendisine ait imza sirkülerinin de gönderildiğini, ancak sahteliği iddia edilen bu çeklerin vadeli düzenlenmiş olması sebebiyle o dönemde yetkili olan ve çekleri imzalayan ... 'in çekleri imzaladıktan sonra borç ödemekten kaçmak gayesi ile imza yetkilisinin değiştirilerek ... haline getirildiğini, bu cürüm mahiyetindeki eylemler sebebiyle muhatap bankanın da yanıltıldığını ve çeklerin arkasına çekler karşılıksız değil imzalar tutmuyor yazıldığını, ancak bu çeklerin İstanbul İcra Dairesinden icraya konulduğunu, bu durum icra mahkemesine belgeler ile izah edilince davacıların tüm tedbir taleplerinin İcra Mahkemelerince de reddolduğunu, davacı yanın üzerine düşen tüm yükümlülükleri yerine getirmiş gibi müvekkilinden eksik teslim sebebi ile yoksun kaldığı kazanç kaybını talep ettiğini, bu hususun usul ve yasaya aykırı olduğunu, davacı yanın gayrimenkul satış bedelleri karşılığı olarak müvekkiline çekler verdiğini ve söz konusu çeklere istinaden borçlarını ödemediğini, Borçlar Kanunu’nun ilgili hükümlerine göre kendi edimini yerine getirmeyen iş sahibi, işi yükümlenenden işi yapmasını talep edemeyeceği gibi işin yapılmaması durumunda da müteahhitten tazminat talep edemeyeceğini, aksine hem sözleşme ile hem de anılan kanunlardan dolayı kendilerinin edimini yerine getirmeyen davacıdan tazminat ve cezai şart talep etme hakkı olduğunu, şimdilik bu hakkımızı saklı tutmakla birlikte borcunu yerine getirmeyen davacı yanın müvekkilinden herhangi bir tazminat talep etme hakkı bulunmadığını beyanla haksız ve hukuka aykırı davanın reddine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ:İlk Derece Mahkemesi'nin 13/07/2021 Tarih 2018/1064 Esas- 2021/553Karar sayılı kararında; "Dava; İcra İflas Yasasının 72.maddesine dayanan davaya konu 4 adet çek nedeniyle davacıların davalıya borçlu olmadığının tespiti, davaya konu çekler nedeniyle ödeme yapılması halinde çek bedelleri ile her türlü masraf ve diğer ferilerin ve zararların davalıdan istirdadı, taşınmazların geç teslimi nedeniyle yoksun kalınan kira kaybının tazmini istemine ilişkindir.Taraflar arasındaki uyuşmazlığın; Davalı... Şirketi ile ... Şirketi arasında düzenlenen taşınmaz satış sözleşmesinin konusunu oluşturan İstanbul İli, Büyükçekmece İlçesi ... ada ... parsel sayılı taşınmazda ki 7, 8, 9, 10, 11, 12, 13, 14, 15, 17, 18, 19, 27, 31, 32, 33, 37, 38, 40, 43, 44 numaralı bağımsız bölümlerin, davalı ... Şirketi ile ... Şirketi arasında düzenlenen taşınmaz satış sözleşmesinin konusunu oluşturan İstanbul İli, Büyükçekmece İlçesi 470 ada 12 parsel sayılı taşınmazda ki 1, 6, 16, 21, 22, 23, 24, 25, 26, 29, 34, 35, 36, 39, 41, 42 numaralı bağımsız bölümlerin sözleşme ve teknik şartnameye uygun davalı tarafından davacıya tesliminin gerekip gerekmediği, sözleşme ve teknik şartnameye uygun olarak gayrimenkullerin tesliminin gerekmesi halinde, davalının teslimi sözleşme ve teknik şartnameye uygun yerine getirip getirmediği, davacının teslimin sözleşme ve teknik şartnameye uygun yapılmadığı, kararlaştırılan ve faturalarada geçen işlerin yapılmadığı, teslimin yapılmadığı ve ayıplı olduğu iddiasının yerinde olup olmadığı, davaya konu ...Şirketi tarafından keşide edilip davacı ... tarafından ciro edildiği iddia edilen 1.419.000 er TL iki adet çek, ... Şirketi tarafından keşide edilip davacı ... tarafından ciro edildiği iddia edilen 1.081.000 er TL iki adet çekin bedelsiz olup olmadığı, davacıların çekler nedeniyle davalıya borçlu olup olmadığı, davacıların yoksun kalınan kira geliri ve diğer zararların tazmini isteminin yerinde olup olmadığı ve genel olarak davacının iddiasına, davalının savunmasına ilişkin koşulların somut olayda gerçekleşip gerçekleşmediği noktalarında toplandığı tespit edilmiştir.
Davacılardan ... şirketi ile birleştiği anlaşılan .. Şirketi ile davalı arasında, davacı ... Şerketi ile birleştiği anlaşılan ... Şirketi ile davalı arasında yapılan taşınmaz satış sözleşmesi başlıklı anlaşmanın 6.maddesi ile yetki sözleşmesi yapılarak İstanbul Mahkeme ve icra dairelerinin yetkili kılındığı göz önüne alındığında, anılan sözleşmenin 6.maddesi, Hukuk Muhakemeleri Yasasının 17.maddesi birlikte değerlendirildiğinde yetki itirazı yerinde olmadığından, itirazın reddine oy birliğiyle karar verilmiştir.
Taraflarca gösterilen deliler toplanmış, taşınmaz satış sözleşmelerinin asılları, konut teslim teknik şartnamesi örnekleri, şirketlerin birleşmesine ilişkin kayıt ve belgeler, ihtarnamenin örneği, fatura örnekleri, şirketlerin sicil kayıtlarının, tapu kayıtları, Adana 3.Asliye Ticaret Mahkemesinin Adana 3 ATM'nin 2017/2737, 2739, 2688 esas sayılı dosyalarının birer örneği, dava konusu çeklere ilişkin ibraz ve ödeme bilgilerini gösterir muhatap ... A.Ş.'nin cevabı yazısı, davacı vekilince sunulan hukuki mütalaa dosya arasına alınmıştır.Adana 3 ATM'nin 2017/2737, 2739, 2688 esas sayılı dosyaları incelendiğinde; davamızın da dayanağını teşkil eden sözleşmelere konu başkaca çekler nedeniyle açılmış menfi tespit davaları olduğu tespit edilmiştir.... A.Ş'ye yazılan yazıya cevabı ile dava konusu dört adet çekin ibraz anındaki önlü arkalı görüntülerinin gönderildiği anlaşılmış, anılan çek görüntüleri incelendiğinde, davalının çek üzerinde lehdar veya ciranta olarak görünmediği tespit olunmuştur. Dava, davacı şirketler ile davalı arasında yapılan taşınmaz satış sözleşmelerine konu bağımsız bölümlerde yer alan villaların sözleşmelere ve eki teknik şartnamelere uygun olarak ve zamanında teslim edilmediği iddiası ile dava konusu dört adet çekin bedelsiz kaldığının ve bu çeklerden ötürü davacıların davalıya borçlu olmadıklarının tespiti, gecikme nedeniyle mahrum kalınan kira bedelleri(kazanç kaybı) nedeniyle tazminatın davalıdan tahsili ile davacı şirketlere verilmesi istemlerine ilişkindir. Davalı ile davacı ... A.Ş.(Birleşme öncesi ...A.Ş.) arasında yapılan bila tarihli sözleşme incelendiğinde, sözleşmenin İstanbul İli, Büyükçekmece İlçesi ... ada ... parsel sayılı taşınmazda ki 7, 8, 9, 10, 11, 12, 13, 14, 15, 17, 18, 19, 27, 31, 32, 33, 37, 38, 40, 43, 44 numaralı bağımsız bölümlerin ... tarafından ... şirketine satışına dair adi yazılı taşınmaz satış sözleşmesi olduğu, satış bedelinin 95.782.855,00-TL lik kısmının .. nin keşidecisi, ...'in avalisti olduğu ve dava konusu iki adet çekin de içerisinde bulunduğu bir kısım çekler ile ödeneceğinin kararlaştırıldığı anlaşılmıştır.Davalı ile davacı ... A.Ş.(Birleşme öncesi ... A.Ş.) arasında yapılan bila tarihli sözleşme incelendiğinde, sözleşmenin İstanbul İli, Büyükçekmece İlçesi ... ada ... parsel sayılı taşınmazda ki 1, 6, 16, 21, 22, 23, 24, 25, 26, 29, 34, 35, 36, 39, 41, 42 numaralı bağımsız bölümlerin sözleşme ... tarafından ... şirketine satışına dair adi yazılı taşınmaz satış sözleşmesi olduğu, satış bedelinin 77.767.145,00-TL lik kısmının ...'in keşidecisi, ...'in avalisti olduğu ve dava konusu iki adet çekin de içerisinde bulunduğu bir kısım çekler ile ödeneceğinin kararlaştırıldığı anlaşılmıştır. Her iki sözleşmeye konu konu taşınmazların tapu kayıtları incelendiğinde, taşınmazların devrine yönelik resmi şekilde yapılmış taşınmaz satış sözleşmelerinin dava dışı ...A.Ş. Arasında yapıldığı, her iki sözleşmeye konu taşınmazların... ve ... şirketlerine ... İnşaat tarafından satılarak devredildiği tespit edilmiştir.
Davacının dava konusu ettiği dört adet çek incelendiğinde; ..., ... çek numaralı çeklerin keşidecisinin ... şirketi, lehdarının ... oldukları; ..., ... çek numaralı çeklerin keşidecisinin ... şirketi, lehdarının ... w oldukları, tamamının ..tarafından bankaya ibraz edildikleri ve karşılıksız çıktıkları, tamamının ciro silsilesi incelendiğinde, çeklerin ... tarafından ... tarafından .... A.Ş'ye, bu şirket tarafından ... isimli şirkete ciro edildikleri, dört çekin son hamilinin de ... olduğu, çekler üzerinde davalı ... şirketinin lehdar veya ciranta olarak görünmediği, anılan çeklere dayalı kambiyo alacaklısı veya borçlusu sıfatının bulunmadığı anlaşılmıştır.Yukarıda yapılan tespitler çerçevesinde; davacılar ile davalı arasında yapılan ve 6098 Sayılı TBK'nun 237/1 fıkrası uyarınca resmi şekilde yapılmadıkları için kesin hükümsüzlükle malul taşınmaz satış sözleşmelerine konu edilen ve davanın da konusu teşkil eden dört adet çekin davalıya verilmedikleri, muhatap bankaya ibraz edilerek karşılıksız çıkan çeklerin ciro silsilelerinde davalının herhangi bir sıfatla yer almadığı, bu haliyle davacıların bu çeklerden ötürü borçlu bulunmadıklarının tespiti talebi yönünden husumetin davalıya yöneltilemeyeceği, zira davalının bu çeklere dayalı olarak davacılara kambiyo alacaklısı sıfatıyla başvuramayacağı anlaşıldığından, davacıların dava konusu çeklerden ötürü davalıya borçlu olmadıklarının tespitine yönelik taleplerinin pasif husumet yokluğundan reddine karar verilmiştir.
Davacılar tarafından, her iki sözleşmeye konu taşınmazların tapuda devirleri yapılmasına rağmen fiilen teslimde yaşanan gecikmeden ötürü mahrum kalınan kira bedelleri(kazanç kaybı) nedeniyle ortaya çıkan zararın davalıdan tazminine karar verilmesi talep edilmiştir. Yukarıda açıklandığı üzere taraflar arasında yapılan her iki taşınmaz satış sözleşmesi de resmi şekilde yapılmadıklarından kesin hükümsüzdür. Tarafların geçersiz sözleşmeye dayalı olarak birbirlerine karşı yükümlülükleri, geçersiz sözleşmeye dayalı yerine getirilen edimler mevcut ise bunların sebepsiz zenginleşme hükümleri çerçevesinde iadesinden ibarettir. Yoksa geçersiz sözleşmeye dayalı edimlerin yerine getirilmesi, ceza-i şart, borca aykırılık nedeniyle tazminat(müspet zarar) gibi taleplerin ileri sürülmesi imkanı yoktur. Şu halde davalının davacılara karşı geçersiz satış sözleşmelerine dayalı(aslında doğamayan) teslim borcunun geç yerine getirilmesi nedeniyle tazminat talep hakkı da bulunmamaktadır. İzah edilen bu gerekçelerle davacıların tazminat taleplerinin ayrı ayrı esastan reddine karar verilmiştir.
Davacılar arasında zorunlu dava arkadaşlığı bulunmadığı, Her bir davacının menfi tespit ve tazminat taleplerinin ayrı birer dava mahiyetinde bulundukları nazara alınarak her bir davacının menfi tespit ve tazminat talepleri yönünden davalı lehine ayrı vekalet ücretine hükmedilmiştir..."gerekçesi ile ''1-Davacıların dava konusu çeklerden ötürü borçlu olmadıklarının tespitine yönelik taleplerinin pasif husumet yokluğundan REDDİNE,2-Davacıların tazminat taleplerinin ayrı ayrı esastan REDDİNE,'' karar verilmiş ve karara karşı davacılar vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:
Davacılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; mahkeme tarafından 17.11.2020 tarihli celsenin 6 nolu ara kararında "İddia ve savunmaların değerlendirilmesi, davacı şirketler ile davalı arasında yapılan taşınmaz satış sözleşmelerine göre davalının teslim borcunun kapsamının ne olduğu, sözleşmelere konu bağımsız bölümlerde yer alan villaların sözleşmelere ve eki teknik şartnamelere uygun olarak ve zamanında teslim edilip edilmediği, dava konusu dört adet çekin bedelsiz kaldığının ve bu çeklerden ötürü davacıların davalıya borçlu olmadıklarının tespiti iddiasının yerinde olup olmadığı, davacının geç ve eksik teslim iddiasına dayalı kazanç kaybı(kira bedeli) alacağının varlığı ve miktarı hususlarının tespiti için taşınmazlar başında ve tarafların ait ticari defter ve kayıtları ile tüm dosya kapsamı üzerinde keşif ve bilirkişi incelemesi yapılıp yapılmayacağının, yukarıdaki ara kararlar yerine getirildikten sonra gerekirse celse arası değerlendirilmesine" dair karar oluşturduğunu, söz konusu celsenin ara kararları yerine getirildikten sonra mahkemece burada bahsedilen hususlar konusunda bir değerlendirme yapılmadan yazılı yargılama safhasının bitirildiğini, bu husus HMK açısından yasaya aykırılık teşkil etmekte olup kararın bozulmasını gerektiğini;Mahkemece menfi tespit yönündeki davanın; taraflar arasında yapılan sözleşmenin yasının uygun gördüğü şekil şartlarına uyularak yapılmadığı için kesin hükümsüz olduğu, dava konusu yapılan çeklerin davalıya verilmediği, çekler üzerinde yer alan ciro silsilesinde davalının bulunmadığı belirtilerek pasif husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verildiğini, Mahkemenin vermiş olduğu bu kararın yasaya uygun olmadığını;Mahkemece yapılan incelemede davalının çek üzerinde lehtar veya ciranta olarak görülmediği hususu tespit edilmiş ise de, söz konusu çeklerin davalıya verildiği, davalının bu çekleri teslim aldığının mahkemeye sunulan Taşınmaz Satış Sözleşmeleri ile sabit olduğunu, yine davalı tarafından mahkemeye sunulan cevap dilekçelerinde de bu çeklerin davalıya verildiğinin açık ve net olduğunu, söz konusu çek fotokopileri incelendiğinde çeklerin müvekkili firmalarca, müvekkili ... adına keşide edildikten sonra müvekkili ... tarafından ciro edilerek davalı tarafa verildiğinin gerek ıslak imzalı sözleşmenin içinde yer alan hükümler, gerekse davalı tarafın davaya verdiği cevaplardaki beyanlarla sabit olduğunu, davalı tarafın davanın hiç bir aşamasında husumet yokluğu iddiasında bulunmadığını;Her ne kadar davalının unvanı çekin arkasında yer almamış ise de davalının yönetim kurulu üyesi ... ile davalının dilekçesinde belirtmiş olduğu davalı şirketin grup şirketi bünyesinde olan .... A.Ş.'nin cirolarının yer aldığını, dosyaya sunulan Ticaret Sicil gazetelerinden de anlaşıldığı üzere çekte cirosu bulunan ...'ın her iki firmanın da yönetim kurulu üyesi olduğunu, kısacası davalı tarafın müvekkillerinden çekleri teslim aldıktan sonra çekleri ciro etmeden direk yetkilisine devrettiğini, TTK'ye göre beyaz ciro veya hamiline yazılı çeklerin ciro edilmeden devredilmesinin mümkün olduğunu, bu durumda çek hamilinin çekin zilyetliğini devrederek çeki yasaya uygun olarak devretmiş olduğunu, (TTK m.647/1) davalının bu şekilde ticari kayıtlarına aykırı olarak çekleri kardeş firmaya devredip, bu çekleri kardeş firmaya cirolatıp piyasaya sürmüş olmasının onu, müvekkiline karşı olan sorumluluğundan kurtarmaması gerekirken mahkemenin aksi kanaate bir karar vererek hataya düştüğünü, zira yukarıda bahsedildiği üzere dava konusu çeklerin davalıya teslim edildiği hususunun sabit olduğunu, dava konusu yapılan çeklerin arka yüzünde müvekkili ...'den sonra gelen cironun, davalının Yönetim Kurulu üyesi ...'a ait olduğunu, müvekkillerinin bu şahıs ile herhangi bir ticari alışverişinin söz konusu olmadığını, tek alışverişin bu şahsın Yönetim Kurulu üyesi olduğu davalı firma ile akdedilen Taşınmaz Satım Sözleşmesi'nden kaynaklandığını, dolayısıyla davalı firmanın çekin arkasında herhangi bir cirosunun olmamış olmasının, müvekkili ile davalı arasındaki hukuki ilişkiyi ve bu ilişkiye dayalı yükümlülükleri ortadan kaldırmadığını, bu nedenlerle sayın Mahkemenin pasif husumet yokluğu nedeniyle davanın reddine yönelik kararı yasaya uygun olmayıp bozmayı gerektirdiğini;Davanın konularından birisinin de, davalının sözleşme uyarınca eksiksiz bir şekilde müvekkiline 31.12.2016 tarihine kadar teslim etmesi gereken gayrimenkulleri dava tarihine kadar, hatta bugüne kadar teslim etmemesi nedeniyle edimini yerine getirmediğinden dolayı müvekkillerinin borçlu olmadığının tespitine ilişkin olduğunu, nitekim mahkeme dosyasına da sunulduğu üzere bu konuda Büyükçekmece Sulh Hukuk Mahkemesinin 2018/137 D.İ. Sayılı dosyasında yapılan tespitte söz konusu villaların natamam bir şekilde durduğunun açıkça tespit edildiğini, dolayısıyla edimini yerine getirmeyen davalıya karşı müvekkilinin borçlu olmasının sözleşmeye ve yasaya aykırı olduğu yönündeki talebinin de, Mahkeme tarafından sözleşmelerin yasaya uygun yapılmaması nedeniyle kesin hükümsüz olmalarından bahisle bu yöndeki taleplerin dikkate alınmayacağını belirtilerek reddedildiğini, Mahkemenin sözleşmenin geçersiz olduğuna ilişkin değerlendirmesinin hatalı olduğunu, Her ne kadar 6098 sayılı TBK'nın 237/1 fıkrası uyarınca gayrimenkullerin satımına ilişkin sözleşmelerin nasıl yapılacağı, bu şekilde yapılmayan sözleşmelerin geçersiz olacağı belirtilmiş ise de yüksek mahkemenin bu konuda vermiş olduğu içtihatlar ile bazı istisnaların olduğu hususunun açıkça belirtildiğini, örneğin Yargıtay 19. Hukuk Dairesi'nin Esas No : 2017/2351 Karar No : 2019/609 Tarih: 05.02.2019 kararında ".. Taraflar arasında imzalanan adi yazılı şekildeki Gayrimenkul Satış Vaadi Sözleşmesinde davalı tarafından davacıya satışı vaat edilen taşınmaz davalının tapu sicilinde kendi adına kayıtlı bir taşınmaz olmadığı, davalının dava dışı arsa sahibi kişiyle usulüne uygun şekilde noterde düzenleme şeklinde yapılan kat karşılığı inşaat sözleşmesi ile yapacağı inşaat nedeniyle kendine düşecek bağımsız bölümlerden biri olduğu anlaşılmaktadır. Bu durumda davalı tarafından davacıya gayrimenkul satış vaadinde bulunulmamakta ancak davalının sahip olduğu devir ve tescil etme hakkı bir şahsi hak olarak alacağın temliki yoluyla davacıya devredilmektedir. Böyle bir devir sözleşmesi şekil şartına bağlı olmadığından taraflar arasındaki yazılı sözleşme geçerlidir. Mahkemece davanın bu yönü üzerinde durulup davacının taleplerinin değerlendirilmesi gerekirken yazılı şekilde davanın reddine karar verilmesi doğru olmamıştır.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün BOZULMASINA..." şeklinde karar verdiğini; Diğer yandan YARGITAY İBBGK tarafından verilen 1987/2 E. 1988/2 K, tarihli kararda tarafların edimlerini yerine getirmesi halinde Medeni Kanun'un 2. maddesinin gözetilerek karar verilmesi gerektiği yönünde karar verildiğini, söz konusu kararda bu durumun; “Tapuda kayıtlı bir taşınmazın mülkiyetini devir borcu doğuran ve ancak yasanın öngördüğü biçim koşullarına uygun olarak yapılmadığından geçersiz bulunan sözleşmeye dayanılarak açılan bir cebri tescil davasının kural olarak kabul edilemeyeceği, bununla beraber Kat Mülkiyeti Kanununa tabi olmak üzere yapımına başlanılan taşınmazdan bağımsız bölüm satımına ilişkin geçerli bir sözleşme olmadan tarafların bağımsız bölüm satımında anlaşarak alıcının tüm borçlarını eda etmesi ve satıcının da bağımsız bölümü teslim ederek alıcının onu malik gibi kullanmasına rağmen satıcının tapuda mülkiyetin devrine yanaşmaması hallerinde; olayın özelliğine göre Medeni Kanunun 2. maddesi gözetilerek açılan tescil davasını kabul edilebileceği” şeklinde hüküm altına alındığını;Dolayısıyla sözleşmenin taraflarının, sözleşmeden kaynaklanan edimlerini yerine getirdiği hâllerde, şekle aykırılığı ileri sürmenin hakkın kötüye kullanımı niteliğinde olduğunu, hakkın kötüye kullanılması yasağının ihlali durumunda şekle aykırılığın dinlenmeyeceği, şekle aykırılığın olumsuz sonuçlarının ortadan kalkacağı ve sözleşmenin geçerli bir sözleşme gibi hüküm ve sonuçlarını doğuracağını, her ne kadar sözleşmeler adi yazılı şekilde yapılmış ise de davalı tarafın bu sözleşme çerçevesinde gayrimenkulleri tapuda devrettiğini, dolayısıyla başta var olması gereken şekil şartının sonradan yerine getirildiğini ve sözleşmenin geçerli bir sözleşme gibi hüküm ve sonuç doğurduğunu, dolayısıyla Mahkemenin sözleşmenin hükümsüz olduğu yönündeki tespitleri yerinde olmadığından bu yönde verilen kararın bozulması gerektiğini;Mahkemede açılan davanın bir diğer konusunun ise davalının 31.12.2016 tarihinde teknik şartnameye uygun olarak teslim etmesi gereken villaların henüz natamam şekilde bırakılarak teslim edilmemesi nedeniyle uğranılan kazanç/kira kaybının tespiti ile birlikte bu bedelin hüküm altına alınarak davalı taraftan tahsili yönündeki talep olduğunu, bu konuda Mahkemenin 17.11.2020 tarihli celsenin 6 nolu ara kararında bilirkişi vasıtasıyla incelemenin yapılarak kira kaybının tespit edilmesi yönünde karar aldığını ancak daha sonra doğrudan davayı reddettiğini, bu hususun usul hukukuna aykırı olduğunu;Mahkemenin, yapılan sözleşmenin "kesin hükümsüz olduğunu" belirterek sözleşmeye dayalı edimlerin yerine getirilmesi, cezai şart, borca aykırılık nedeniyle tazminat gibi taleplerin ileri sürülmesinin imkanının olmadığından bahisle bu yöndeki davanın reddine karar verdiğini, Mahkemece verilen bu kararın hatalı olduğunu, zira yukarıda Yargıtay'ın bu konudaki içtihadlarına yer verdiklerini, işbu içtihadlar göz önüne alındığında Mahkemenin vermiş olduğu kararın haksız ve yasal mevzuat hükümlerine aykırılığının bir kez daha ortaya çıktığını, bu nedenle bu Yargıtay kararları doğrultusunda Mahkemenin bilirkişi incelemesi yaptırıp kira kaybına ilişkin talepleri hüküm altına alması gerekirken, aksi yönde karar vermiş olmasının yasaya aykırı olup bozmayı gerektirdiğini;Öte yandan Mahkemenin vermiş olduğu kararın sonundaki müvekkilleri arasında zorunlu dava arkadaşlığı bulunmadığından bahisle davalı lehine maddi tazminat yönünden ayrı ayrı 3 adet ve menfi tespit yönünden de yine ayrı ayrı 3 adet vekalet ücreti olmak üzere toplam 6 adet vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiği yönündeki kararının ise net bir şekilde yerinde olmayıp kararın bu yönüyle de bozmayı gerektirdiğini, zira söz konusu dava, taraflar arasında akdedilen sözleşme uyarınca açılmış olup, aynı sözleşme hükümleri için 6 adet vekalet ücretine hükmedilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu beyanla İstanbul 6. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2018/1064 E.- 2021/553 K. Sayılı 13.07.2021 tarihli ilamında verilen kararın kaldırılarak yeniden yargılama yapılmak sureti ile talepleri doğrultusunda davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ:HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava, çek nedeniyle borçlu olmadığının tespiti, çek nedeniyle yapılmış/yapılacak ödemelerin istirdadı ve adi yazılı taşınmaz satış sözleşmesi uyarınca taşınmazların usulüne uygun şekilde ve taahhüt edilen tarihte teslim edilmemeleri nedeniyle uğranılan kira kaybının tespiti ile tazmini taleplerine ilişkindir.Davacılar, davalı ile davacı şirketler arasında taşınmaz satış sözleşmelerinin imzalandığını, sözleşme bedellerinin nakden ve peşin olarak ödendiğini, bu hususun tapuda yapılmış resmi sözleşmelerde de imza altına alındığını, davalının taşınmazları sözleşmede belirlenen tarihte ve şartnameye uygun şekilde teslim etmediğini, bu nedenlerle davalı tarafa sözleşme gereği verilen çeklerin iadesinin gerektiğini, ayrıca taşınmazların kullanılmadığı süre için kira kaybının oluştuğunu beyan ederek çekler nedeniyle borçlu olmadıklarının tespitine, davalıya ödeme yapılması halinde istirdadına, davalının taşınmaz teslim edimini süresinde ve usulüne gereği gibi ifa etmemesinden kaynaklanan kira kaybının tespiti ile davalıdan tazminine karar verilmesini talep etmiş, davalı taraf, davacıların taşınmazların devrine rağmen bedellerini ödemekten kaçınmak üzere bir çok dava açtıklarınıı, çek bedellerinin ödenmediğini, çekin sebepten mücerret olduğunu, davacıların taşınmaz bedellerini ödemedikleri halde teslimin süresinde ve gereği gibi yapılmadığından bahisle kira kaybı talep edemeyeceklerini beyan ederek davanın reddini savunmuş, Mahkemece yukarıda açıklanan gerekçe ile davanın reddine karar verilmiş ve karara karşı davacılar vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. Davacılar vekilince ileri sürülen istinaf sebepleri; Mahkemece taşınmazlar başında keşif ve bilirkişi incelemesi yapılması yönünde karar verilmesine rağmen bu hususlar yerine getirilmeden hüküm verilmesinin usule aykırı olduğu, her ne kadar dava konusu çeklerde davalının cirosu yok ise de, çeklerin davalıya tesliminden sonra beyaz ciro ile şirket yönetim kurulu başkanına teslim edildikleri, zira çeklerde cirosu bulunan ...'ın davalı şirketin yönetim kurulu başkanı olduğu, davacılar tarafından çeklerin davalıya verildiğinin sözleşme ile de sabit olduğu, davalının da bu durumu kabul ettiği, bu nedenlerle davalının sorumluluktan kurtulamayacağı, Mahkemenin pasif husumet nedeniyle menfi tespit talebinin reddi kararının hatalı olduğu, her ne kadar taşınmaz satış sözleşmesi adi yazılı şekilde yapılmış ise de, Yargıtay kararları ile bazı durumlarda bu tür sözleşmelerin geçerli kabul edildiği, sözleşmedeki edimler ifa edildikten sonra geçersizliğin ileri sürülmesinin dürüstlük kuralına aykırı olduğu, bu nedenle Mahkemenin kira kaybı talebini reddetmesinin de hatalı olduğu, taraflar arasındaki uyuşmazlığın aynı sözleşmelerden kaynaklanması karşısında Mahkemece altı ayrı vekalet ücretine hükmedilemeyeceği ve bu sebeplerle kararın kaldırılması gerektiğine ilişkindir. Dosyadaki belgelere, duruşma sürecini yansıtan tutanaklar ve gerekçe içeriğine göre; Mahkemece 5 nolu duruşmanın 6 nolu ara kararı ile aynı duruşmada taraf delillerinin toplanması yönünde verilen kararların yerine getirilmesinden sonra keşif ve bilirkişi incelemesi hususunun değerlendirilmesine karar verildiği, HMK'nın 146. maddesi uyarınca Mahkemece, taraflarca gösterilmiş olan delillerin incelenmesinden sonra, davanın muhakeme ve hüküm için yeterli derecede aydınlandığının anlaşılması halinde tahkikatın bittiğinin taraflara bildirilebileceği, bu minvalde İlk derece mahkemesince keşif ve bilirkişi incelemesi yapılmaksızın toplanan delillerin uyuşmazlığın çözümü için yeterli görülmesi ile 6 nolu duruşmada tahkikatın tamamlandığının taraflara bildirilmesinde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı, davacıların İİK'nın 72. maddesi uyarınca çek nedeniyle borçlu olmadıklarının tespitine karar verilmesini talep ettikleri, davalının çeklerde ciranta veya hamil olmadığı, söz konusu çeklere dayalı olarak kambiyo hukukundan kaynaklanan bir talepte bulunamayacağı, çekte cirosu bulunan ...'ın davalı şirketin yönetim kurulu başkanı olmasının sonuca bir etkisinin olmadığı, çeklerdeki anılan kişiye ait cirolarının davalı şirket adına değil kendisi adına atıldığ, bu nedenlerle davalıya karşı menfi tespit talep edilemeyeceği ve Mahkemece verilen pasif husumet nedeniyle red kararının yerinde olduğu, tapulu taşınmazlarda mülkiyetin devrini öngören her türlü sözleşmenin resmi şekilde yapılmasının zorunlu olduğu, (TMK madde 706), 2644 sayılı Tapu Kanunu’nun 26. maddesine göre taşınmaz satışları için tapu sicil müdürü veya tapu sicil görevlilerinin yetkili oldukları, dava konusu taşınmaz satış sözleşmeleri resmi şekilde yapılmadıklarından geçersiz oldukları, geçersiz bir sözleşmeye dayalı olarak tarafların ancak sözleşmenin ifasını yahut ifa karşılığını isteyebilecekleri, taraflar geçersiz sözleşmeye dayalı hak ve borç iddiasında bulunamayacağından sözleşmedeki cezai şart veya sözleşmeye bağlı fer'i taleplerin de kabul edilemeyeceği, davacıların taleplerinin kira kaybından doğan gecikme tazminatı yani müspet zarar olduğu, müspet zararın, alacaklının malvarlığının temerrüde düşülmeden borcun ifa edilmesi halinde içinde bulunacağı durumla, gecikmeli ifa sonucunda içinde bulunduğu durum arasındaki farkı ifade ettiği, geçersiz bir sözleşmede temerrütten bahsedilemeyeceğinden müspet zararın tazmininin de talep edilemeyeceği, taraflar arasındaki sözleşmelerde davalının yüklenici değil satıcı olduğu, kat karşılığı inşaat sözleşmesinde yükleniciye (davalıya) ait olacağı kararlaştırılan bağımsız bölümlerin, yüklenici (davalı) tarafından adi yazılı sözleşmeyle davacılara satılmasının söz konusu olmadığı, bu nedenle istinaf dilekçesinde dayanılan Yargıtay içtihadının somut olaya uygulanamayacağı, davacının davalı tarafın sözleşmeden kaynaklı edimlerini ifa etmediğini beyan etmekle birlikte bir yandan da sözleşme konusu edimlerin ifa edilmiş olması nedeniyle sözleşmelerin geçersizliğinin ileri sürülmesinin dürüstlük kuralına aykırı olduğu iddiasında bulunmasının çelişkili davranış yasağına aykırı olduğu, karşılıklı edimlerin ifa edilmemiş olması nedeniyle sözleşmenin geçersizliğinin dürüstlük kuralına aykırı olmayacağı, bu sebeplerle Mahkemece kira kaybı taleplerinin reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığı, davacı şirketler tarafından dava konusu edilen taşınmaz satış sözleşmelerinin ayrı sözleşmeler olduğu, yine davacıların her birinin menfi tespit talebine konu ettikleri çeklerin de ayrı çekler olduğu, Mahkemece de kabul edildiği üzere davacılar arasında zorunlu dava arkadaşlığının bulunmadığı, benzer vakıa ve hukuki sebeplere dayandıkları, her bir davacı ile davalı arasındaki davaların ayrı davalar ve menfi tespit ve tazminat taleplerinin ayrı talepler olduğu, bu sebeple Mahkemece davalı aleyhine açılmış üç ayrı davanın varlığı kabul edilerek harç alınması ile her bir dava ve bu davalardaki menfi tespit ve tazminat talepleri yönünden ayrı vekalet ücretine hükmedilmesinin usul ve yasaya uygun olduğu anlaşılmış, davacıların istinaf başvurusu haksız bulunmuştur.Sonuç olarak, dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere göre, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı gibi kamu düzenine aykırılık da görülmediğinden, davacıların istinaf başvurusunun HMK 353/1-b-1 maddesi gereğince ayrı ayrı esastan reddine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.