6. Hukuk Dairesi
6. Hukuk Dairesi 2024/1658 E. , 2024/2466 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi
ŞİKAYET OLUNANLAR : 1-... vekili Avukat ...
2.Final Varlık Yönetim Anonim Şirketi vekili Avukat ... ŞİKAYET TARİHİ : 24.08.2015 HÜKÜM/KARAR : Onama KARAR DÜZELTME TALEP EDEN : Şikayet eden ... vekili - K A R A R - Şikayet eden vekilince açılan sıra cetveline şikayet istemi sonucunda mahkemece şikayetin reddine karar verilmiş olup, verilen kararın şikayet eden ... vekilince temyiz edilmesi üzerine Dairemizce 2022/1830 E, 2023/1355 K. sayılı ilamı ile yerel mahkeme kararının onanmasına karar verilmiştir. Bu kez Dairemiz kararına karşı şikayet eden ... vekilince karar düzeltme talebinde bulunulmuştur.
Dosyadaki yazılara, mahkeme kararında belirtilip Yargıtay ilamında benimsenen gerektirici sebeplere göre ve mahkemece bozmaya uyularak usuli kazanılmış hak oluşmuş olması da dikkate alınarak, HUMK’un 440. maddesinde sayılan nedenlerden hiçbirisine uymayan karar düzeltme isteğinin REDDİNE, alınması gereken karar düzeltme harcı peşin olarak yatırıldığından yeniden harç alınmasına yer olmadığına ve takdiren 2.320,00 TL para cezasının karar düzeltme isteyenden alınarak Hazineye gelir kaydedilmesine, 03.07.2024 gününde oy çokluğuyla karar verildi. (Muhalif) MUHALEFET ŞERHİ Dava, sıra cetvelinin şikayet yolu ile iptaline ilişkindir. Öncelikle İlk Derece Mahkemesi şikayetin kabulüne karar vermiş, bu karar Dairece bozulmuş, bozmaya uyularak bu kere şikayetin reddine karar verilmiştir.
Şikayetin reddine ilişkin bu karar onanmış, onamaya karşı karar düzeltme talebiyle dosya Daireye gelmiştir. Sayın çoğunluk ile aramızda oluşan uyuşmazlık, önceki bozmaya uyulmuş olmasının usulü kazanılmış hak oluşturup oluşturmayacağı ve şikayetin yerinde olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. Öncelikle çözümlenmesi gereken birinci usulü husus, bozmaya uyulmakla usulü kazanılmış hak oluşup oluşmayacağı konusudur.
Bilindiği üzere usulü kazanılmış hak müessesesi, yasayla düzenlenmemiş, Yargı uygulamalarıyla yerleşmiştir. Bu yerleşik uygulamadan sonra 6100 sayılı HMKnın 373/6.maddesi ile “Davanın esastan reddi veya kabulünü içeren bozmaya uyularak tesis olunan kararın önceki bozmayı ortadan kaldıracak şekilde yeniden bozulması üzerine alt mahkemece verilen kararın temyiz incelemesi, her halde Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca yapılır.” Şeklinde düzenlenmiştir. Yasa Koyucunun abesle iştigal etmeyeceği malumdur. Eğer bozmaya uyulmakla verilen karar bakımından usulü kazanılmış hak olsaydı, Yasa Koyucunun “bozmaya uyulmakla artık başka bir karar verilemez” şeklinde düzenleme yapması gerekirdi.
Diğer yandan Yargıtay Hukuk Genel Kurulu bir çok kararında ön sorun olarak bu hususu değerlendirmiş, 2021/843E, 2022/80K sayılı kararında “21. Öte yandan 17.04.2013 tarihli ve 6460 sayılı Kanun ile HUMK’nın 26.09.2004 tarihli ve 5236 sayılı Kanun ile değiştirilmeden önceki 429. maddesinin dördüncü fıkrasına eklenen hüküm ile Yargıtay Dairesinin iki bozma kararı arasındaki çelişkinin giderilmesi için temyiz inceleme yetkisi Hukuk Genel Kuruluna verilmiştir. Böylelikle Yargıtay Dairesinin birbiriyle çelişen kararlarının Hukuk Genel Kurulunda incelenerek giderilmesi amaçlanmıştır. Bu düzenleme birinci veya ikinci bozma kararı lehine bir doğruluk veya kesinlik karinesi ihdas etmemekte olup, düzenleme ile somut olay ekseninde iki zıt bozma kararından hangisinin uygun olduğuna yahut bunların dışında başka bir çözüm seçeneğinin bulunup bulunmadığına üçüncü defa Özel Daire değil de Yargıtay Hukuk Genel Kurulu karar verebilecektir. Bu düzenleme, üçüncü kararların türlerine bakılmaksızın temyizen incelenmesi yönünden direnme kararlarındaki rejimi bu kararlara da bir tür teşmil etmektedir. Bu itibarla HUMK’nın 26.09.2004 tarihli ve 5236 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun ile değiştirilmeden önceki 429. maddesinin dördüncü fıkrası olarak eklenen hüküm de esasında usulî müktesep hakkın istisnalarından birini oluşturmaktadır.
22.Nitekim aynı ilkelere Hukuk Genel Kurulunun 08.04.2021 tarihli ve 2017/1-2620 E., 2021/445 K.; Hukuk Genel Kurulunun 18.03.2021 tarihli ve 2017/(13)3-704 E., 2021/303 K.; Hukuk Genel Kurulunun 25.11.2020 tarihli ve 2017/11-2474 E., 2020/944 K.; Hukuk Genel Kurulunun 13.10.2020 tarihli ve 2017/15-430 E., 2020/744 K. sayılı kararlarında da değinilmiştir.” Diyerek bozmaya uymakla usulü kazanılmış hak oluşmayacağı sonucuna varmıştır. Bozma ilamına uymanın usulü kazanılmış hak oluşturmayacağını belirledikten sonra işin esasına gelince; Şikayetçi, kendi ihtiyati haczinin önce kesinleşmesine rağmen, şikayet edilenin daha sonra aldığı ihtiyati haczin, önce kesinleştiğinin kabulü ile sıra cetvelinde bu şikayetlinin alacağının 1. sıraya, kendi alacağının ise 14. sıraya yazılmasının doğru olmadığını iddia etmiştir. Çözümlenmesi gereken husus, hangi alacaklının ihtiyati haczinin önce kesinleştiğinin tespitine ilişkindir.
Davalı (şikayetli)nın yapmış olduğu icra takibinde borçluya çıkarılan tebligat bilatebliğ iade edilmiştir. Ne var ki takip borçlusu tarafından ilgili takibin iptali yoluna gidilmiştir. Ortada bir tebligat bulunmamasına rağmen, borçlu tarafından takibin iptali yoluna gidilmesi halinde Tebligat Kanunu 32. m.gereğince borçluya yapılmış geçerli bir tebligatın varlığının kabulü mümkün olacak mıdır? Bu sorunun çözümü somut uyuşmazlığı doğrudan etkileyecektir.
Bilindiği üzere, tebligat hukuku şekli bir hukuktur. Bu nedenle sıkı şekil kurallarına tabi tutulmuştur. Usulsüz tebligat ile tebligat yokluğu halleri birbirinden tamamen farklıdır. Tebligatın geçersizliği veya yokluğu halinde baştan yeni bir tebligat çıkarılmalıdır. Tebligat yapılmasına rağmen usulsüz yapılmışsa, bu durumda muhatabın öğrendiğini kabul ettiği tarih tebliğ tarihi sayılacaktır. (Doç.Dr.Evren KOÇ Tebligat Hukuku)
Somut uyuşmazlıkta dosya kapsamı ile şikayet edilene çıkarılan ödeme emrine ilişkin tebligat bilatebliğ iade edilmiştir. Bu nedenle (hiç tebligat bulunmadığından) Tebligat K.
32.m.de bahsedilen usulsüz tebligattan da bahsetmek mümkün olmayacaktır. Şikayet edilen tarafından yapılan icra takibinde ödeme emri tebliğ edilmediği için alınan ihtiyati haczin kesinleşmesinden de bahsedilemez. Hal böyle olunca şikayet edenin aldığı ihtiyati haczin daha önce kesinleştiği sonucuna varılmaktadır. Önce kesinleşen haczin sıra cetvelinde önceliği bulunduğuna göre şikayetin de kabulü gerekecektir.
Hiç tebligat yapılmamasına rağmen öğrenme halinde Teb.K. 32. Maddesinin uygulanmamasının TMK 2. m.de tarifini bulan objektif iyi niyet kaidesiyle bağdaşmayacağı düşünülebilirse de, yukarıda da açıklandığı üzere şekil kurallarına sıkı sıkıya bağlı tebligat hukukunda genel kural olan TMK.2.m.nin uygulanması mümkün olmasa gerektir.