10. Hukuk Dairesi
10. Hukuk Dairesi 2024/6757 E. , 2024/8548 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ : Trabzon Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi
İLK DERECE MAHKEMESİ : Trabzon 6. İş Mahkemesi
Taraflar arasındaki hizmet tespiti davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne dair karar verilmiştir. Kararın, davacı, davalılar ve fer'i müdahil Kurum vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesi, kararın kaldırılmasına ve davanın kısmen kabulüne dair karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davacı, davalılar ve fer'i müdahil Kurum vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA
Davacı vekili özetle; davacının ... ’a ait 01- ....61 iş yeri sicil numarasında tescil edilmiş iş yerinde 06.09.1991 ile 20.11.1996 ve 10.09.1997 ile 30.09.1997 tarihleri arasında işçi olarak çalıştığını, sigortalılığının eksik olarak bildirildiğini belirterek bildirim yapılmayan bu dönemlere ait hizmetlerin tespitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
II. CEVAP
1.Davalı vekili; davanın hak düşürücü süre geçtikten sonra açıldığını, davacının çalışma süresinin kuruma bildirilen süreler olduğunu, dava konusu kamu düzenini ilgilendirdiğinden davacının işe giriş bildirgelerindeki imzanın araştırılması gerektiğini belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
2.Fer'i müdahil vekili; davacının, ...’a ait işyerinde 10.06.1995 - 20.08.1995 ve 01.10.1997 - 05.11.1997 tarihleri arasında sigortalı olarak bildiriminin yapıldığını, davanın 5 yıllık hak düşürücü süre geçirildikten sonra açılması nedeniyle davanın esastan reddi gerektiğini, davacının işyerinde devamlı olarak hizmet akdiyle çalışmış olduğu hususunun tanık beyanları dışında, resmi, yazılı ve deliller ile ispatlanması ve bu hususun araştırılması, çalışma olgusunun varlığı için inandırıcı ve yeterli kanıt aranması, gerektiğini belirterek davanın reddini talep etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesince, davacının davanın kısmen kabulü ile davacının ... 'a ait iş yerinde; 16.09.1991 ile 31.7.1995 tarihleri arasında 1395 gün süreyle, 01.11.1995 ile 31.12.1995 tarihleri arasında 60 gün süreyle, 01.07.1996 ile 20.11.1996 tarihleri arasında 140 gün süreyle, 10.09.1997 ile 30.09.1997 tarihleri arasında 21 gün süreyle, asgari ücretle sigortalı çalıştığının tespitine, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde, davacı, davalılar ve fer'i müdahil Kurum vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
1.Davacı vekili; davacının dava konusu tarihlerin tamamında 16.09.1991-20.11.1996, 10.02.1997-30.09.1997 tarihleri arasında sürekli olarak davalı iş yerinde hizmet akdiyle çalıştığını, isteğe bağlı sigorta yapmak zorunda kaldığı dönemlerde de davalı iş yerinde hizmet akdi ile çalışmaya devam ettiğinden talep edilen sürelerin tamamı için davanın kabulüne karar verilmesi gerektiğini belirterek ;davanın reddini talep etmiştir.
2.Davalılar vekili; davacının, 10.06.1995-20.08.1995 ve 01.10.1997-05.11.1997 tarihleri arası çalıştığı günlerin kuruma bildirildiğini, davacının iş yerine işe giriş tarihi olan 10.06.1995 tarihinden önceki 16.9.1991-20.11.1996 dönemi bakımından 30.1.1997 tarihinde işten çıktığı ve takvim yılı başından itibaren beş yıl geçtiği için, 10.09.1997-30.9.1997 dönemi bakımından ise 5.11.1997 tarihinde işten çıktığı ve takvim yılı başından itibaren beş yıl geçtiği için hak düşürücü süre yönünden davanın reddine karar verilmesi gerektiğini, işverenin vergi kaydının 1993-1995 ve 1995-1996 yıllarını kapsadığını, işverenin vergi kaydı olmadığı dönemlerde iş yeri faaliyeti olmadığına göre bu günlerin dışında gün verilmesinin mümkün olmadığını, davacının 1986/12. ay ile 1997/8. aylar arası sürekli yetim aylığı aldığını, babadan aylık alması nedeni ile çalışmaması gerekirken, çalışması sonucu kurumu yanıltıp kurumdan dul aylığı alarak zarara soktuğunu, Yargıtay kararlarında dul aylığı alan kişinin hizmet akdi ile çalışamayacağının belirtildiğini, davacının 01.12.1996-30.01.1997 tarihleri arası başka bir firmada işe girdiğini ve o iş yerinden ayrıldıktan sonra davacıların murisine ait 1.002561.061 nolu iş yerinde 01.10.1997 tarihinde işe girdiği, 05.11.1997 tarihinde iş yerinden ayrıldığı gözönüne alındığında davacının iddialarının yersiz olduğunu, davacının, 1986/12.aydan itibaren sürekli yetim aylığı aldığının müvekkilinin murisi tarafından anlaşılması üzerine 2 ay sonra 20.08.1995 tarihinde çıkışının verildiğini, daha sonra 1997/8. ayda yetim aylığı kesildikten sonra 01.10.1997-05.11.1997 tarihler arası kısa bir müddet daha çalıştığını, mahkemenin dul aylığı yönünden gerekli inceleme yapmadığını belirterek; davanın reddini talep etmişlerdir.
3.Fer'i müdahil vekili; davacının 10.06.1995-20.08.1995 ile 01.10.1997-05.11.1997 dönemlerinde ... sicil numaralı iş yerinde çalıştığının tespit edildiğini, diğer davalı işverene ait iş yerinde 506 sayılı Kanun'a tabii çalışmaları olduğunun görüldüğünü ayrıca kurum kayıtlarında ... 061 01 46 sicil sayılı dosyada adına işlem gören ... ünvanlı mutfak gereçleri satışı iş yeri dosyası, işverenin vermiş olduğu iş yeri bildirgesine istinaden 22.09.1993 tarihinde 506 sayılı Kanun kapsamına alınarak iş yerinin kapatılması üzerine 05.11.1997 tarihinde kanun kapsamından çıkartıldığını ve 10 yıllık zamanaşımı süresinin dolması üzerine iş yeri dosyasının imha edildiğini, mahkemece davacının göstereceği tanık beyanları ile yetinilmeyerek ilgili tarihlerde adı geçen iş yerinde bordrolu çalışanlar, komşu iş yeri çalışanları, komşu işverenler araştırılarak bunlardan re'sen seçilecek kişilerin bilgilerine başvurulması gerektiğini, davanın reddine karar verilmesi gerektiğini belirterek istinaf talebinde bulunmuştur.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile Mahkeme kararının ortadan kaldırılmasına ve davanın kısmen kabulüne, davacının 05.12.1993 ile 20.11.1996 ve 10.09.1997 ile 30.09.1997 tarihleri arasında; 506 sayılı Kanun'un 85 inci madde kapsamında bildirimi yapılan isteğe bağlı sigorta hizmetleri haricinde kalan sürelerle davalılar murisi ... 'a ait ... sicil numaralı iş yerinde çalıştığının tespitine, fazlaya ilişkin istemin reddine dair karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde, davacı, davalılar ve fer'i müdahil Kurum vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri Temyiz eden taraf vekilleri özetle, istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü hususları tekrar etmekle birlikte kararın bozulmasını talep etmişlerdir. C. Gerekçe
1.Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, hizmet tespiti istemine ilişkindir.
2.İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 506 sayılı Kanun'un 79 uncu maddesi.
3.Değerlendirme
1.Davanın yasal dayanağı 506 sayılı Kanun'un 79/10 ve 5510 sayılı Kanun'un 86/9 ncu maddesi olup bu tür sigortalı hizmetlerin tespitine ilişkin davaların, kamu düzeniyle ilgili olduğu ve bu nedenle de özel bir duyarlılıkla ve özenle yürütülmesinin zorunlu ve gerekli bulunduğu açıktır. Bu çerçevede, hak kayıplarının ve gerçeğe aykırı sigortalılık süresi edinme durumlarının önlenmesi, temel insan haklarından olan sosyal güvenlik hakkının korunabilmesi için, bu tür davalarda tarafların gösterdiği kanıtlarla yetinilmeyip, gerek görüldüğünde resen araştırma yapılarak kanıt toplanabileceği de göz önünde bulundurulmalıdır.
2.506 sayılı Kanun'un 79/10 uncu maddesi hükmüne göre; Kuruma bildirilmeyen hizmetlerin sigortalı hizmet olarak değerlendirilmesine ilişkin davanın, tespiti istenen hizmetin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl içinde açılması gerekir. Çalışmanın tespiti istemiyle hak arama yönünden kanun ile getirilen süre, doğrudan doğruya hakkın özünü etkileyen hak düşürücü niteliktedir ve dolması ile hakkın özü bir daha canlanmamak üzere ortadan kalkmaktadır. 506 sayılı Kanun'un kabul edilip yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla beş yıl olarak öngörülen süre, 09.07.1987 tarihinde yürürlüğe giren 3395 sayılı Kanun'un 5 inci maddesiyle on yıla çıkarılmış, daha sonra 07.06.1994 tarihinde yürürlüğe giren 3995 sayılı Kanunun 3 üncü maddesiyle yeniden beş yıl olarak belirlenmiştir. Bu yönde, anılan madde hükmünde yer alan hak düşürücü süre; yönetmelikle tespit edilen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalışmaları Kurumca tespit edilemeyen sigortalılar için geçerlidir. Bir başka anlatımla; sigortalıya ilişkin olarak işe giriş bildirgesi, dönem bordrosu gibi yönetmelikte belirtilen belgelerin Kuruma verilmesi yada çalışmaların Kurumca tespit edilmesi halinde; Kurumca öğrenilen ve sonrasında kesintisiz biçimde devam eden çalışmalar bakımından hak düşürücü sürenin geçtiğinden söz edilemez. Ne var ki; sigortalının Kuruma bildiriminin işe giriş tarihinden sonra yapılması, bir başka ifade ile sigortalının hizmet süresinin başlangıçtaki bir bölümünün Kuruma bildirilmeyerek sonrasının bildirilmesi ve Kuruma bildirimin yapıldığı tarihten önceki çalışmaların, bildirgelerin verildiği tarihide kapsar biçimde kesintisiz devam etmiş olması halinde, Kuruma bildirilmeyen çalışma süresi yönünden hak düşürücü sürenin hesaplanmasında; bildirim dışı tutulan sürenin sonu değil, kesintisiz olarak geçen çalışmaların sona erdiği yılın sonu, başlangıç alınmalıdır.
3.Belirtilen açıklamaları ışığında somut olaya dönüldüğünde, davacının hizmet cetveli irdelendiğinde, davalı ...'a ait iş yerinde 10.06.1995 ile 20.08.1995 arasında, 01.10.1997 ile 05.11.1997 tarihleri arasında; 01.12.1996 ile 30.01.1997 tarihleri arasında da dava dışı iş yerinden bildirimlerinin olduğu anlaşılmakla; davacının davalı nezdinde bildirimlerinin 10.06.1995 tarihinde başlaması karşısında, iş bu tarihten önceki talep yönünden sürenin yukarıda belirtilenler ışığında hak düşürücü süreye uğrayacağı hususu gözetilmeksizin karar tesisi yerine görülmemiştir; öte yandan talep dönemindeki diğer süre yönünden verilen karar ise isabetli olup; Mahkemece yapılacak iş, 10.06.1995 tarihi öncesi yönünden hak düşürücü süre değerlendirilip, varılacak sonuç uyarınca bir karar verilmesinden ibarettir. Bu maddi ve hukuki olgular göz önünde bulundurulmaksızın, yazılı şekilde karar tesisi, usul ve Kanun'a aykırı olup bozma nedenidir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle, Temyiz olunan, Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Temyiz harcının istek halinde ilgililere iadesine, Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine, gönderilmesine, Üye ...'ın muhalefetine karşı, Başkan ..., Üyeler ..., ... ve ...'nın oyları ve oy çokluğuyla,
16.09.2024 tarihinde karar verildi. KARŞI OY
Kuruma bildirilmeyen sigortalı çalışmaların tespitine ilişkin dava şartları, 506 sayılı Kanun’un 79/10 uncu maddesinde belirtilmiştir.
Bunlar; 506 sayılı Kanun kapsamında sigortalı sayılma, yönetmelikte belirtilen belgelerin işveren tarafından kuruma verilmemiş olması ya da çalışmaların Kurum tarafından saptanmaması ve davanın beş yıllık hak düşürücü süre içinde açılmış olması şeklinde ifade edilmiştir.
Sayın çoğunluk ile aramızdaki ihtilaf davanın hak düşürücü süre içinde açılıp açılmadığı ve taraf teşkilinin sağlanmadığı noktalarından kaynaklanmaktadır. Bildirimsiz kalan sigortalı çalışmaların tespiti davalarının, tespiti istenen hizmetin geçtiği yılın sonundan başlayarak beş yıl içinde açılabileceği öngörülmüştür. Bu sürenin hak düşürücü bir süre olduğu Yargıtay'ın yerleşmiş, oturmuş görüşlerindendir. 506 sayılı Kanunun 79/1 maddesinde açıkça, işveren tarafından sigortalılara ilişkin hangi belgeleri Kuruma vermesi gerektiğinin yönetmelikle düzenleneceği belirtilmiştir.
Atıf yapılan Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliği'nde, işveren tarafından Kuruma verilmesi gereken belgeler; işe giriş bildirgesi, aylık sigorta primleri bildirgesi, dönem bordrosu vs. olarak belirtilmiştir.
Bu belgelerden herhangi birinin Kuruma verilmesi veya Kurum tarafından fiilen ya da kayden sigortalı çalışma olgusunun tespiti halinde hak düşürücü süreden söz edilemeyecektir. Kesintili çalışma halinde de, yukarıda açıklanan hususlar her bir çalışma dönemi açısından geçerli olacaktır.
Yönetmelikte belirtilen işe giriş bildirgesinin, sigortalı işe alınır alınmaz düzenlenerek Kuruma verilmesi gerekirken, somut uyuşmazlıkta olduğu gibi, çalışmaya başlandıktan bir süre sonra verildiği sıkça karşılaşılan bir durumdur. Bu nedenle işe giriş bildirgesinden önceki çalışmalar, işe giriş bildirgesi sonrasında da kesintisiz olarak devam etmiş ise; başka bir anlatımla blok bir çalışma dönemi varsa bu dönem içerisinde işe giriş bildirgesinin Kuruma verilmesi halinde hak düşürücü süreden söz edilmeyecektir. Zira işe giriş bildirgesi verilmekle sigortalının çalışmasından Kurum haberdar olduğundan, artık gerekli denetimleri yapmak sigortalının sigortalı hizmetlerinin eksiksiz bildirilmesini sağlamak Kurum sorumluluğundadır. Denetim görevini yapmayan Kurum'un kendi kusurundan yaralaması düşünülemez. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 26.2.2003 gün ve 2003/21-44- 98, 23.4.2004/21-369- 371 27.2.2008 gün ve 2008/21-163-207, 14.11.2012 gün ve 2012/21-735-795 Esas ve Karar sayılı ilamlarında da aynı ilkeler benimsenmiştir.
Somut olayda da, bu ilkeler kapsamında işe giriş bildirgesinden önceki dönem yönünden, hak düşürücü sürenin geçmediğine yönelik mahkeme kararı yerinde olup; blok çalışma varsa hak düşürücü süreye uğramayacağı açıktır. Aksine düşüncelerle kararın bozulması doğru değildir. Ancak mahkemece sübuta erdiği kabul edilen dönem eksik araştırmaya dayalı olup, davalının eşi Seher Sağlama ait işyerinin faaliyette olduğu dönem vergi kayıtlarına göre belirlenmeli, işyeri devri olması halinde devreden işveren de davaya dahil edilmek suretiyle taraf teşkili sağlanmalı, delilleri sorularak toplanmalı ve sonucuna göre karar verilmelidir. Mahkemece bu hususlar eksik bırakıldığı için kararın bu nedenle bozulması gerektiği kanaatinde olduğumdan, Sayın çoğunluğun kararına bu nedenle katılmıyorum.