7. Hukuk Dairesi
7. Hukuk Dairesi 2012/4825 E. , 2012/5334 K.
"İçtihat Metni"
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtayca incelenmesi davalı Hazine tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği görüşüldü:
Kadastro sırasında dava konusu 107 ada 7 parsel sayılı 11104.51 m2 yüzölçümündeki taşınmaz devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerden olduğundan söz edilerek ham toprak niteliği ile davalı Hazine adına, aynı ada 8 ve 11 parsel sayılı sırasıyla 5619.46 ve 7948.01 m2 yüzölçümündeki taşınmazlar miras yoluyla gelen hakka, paylaşmaya ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanılarak davacı ... adına tespit edilmiştir.
Tespitten önce davacı ... tarafından davalılar Hazine ve ... Köyü Tüzel Kişiliği aleyhine Asliye Hukuk Mahkemesinde açılan tescil davası görevsizlik kararı ile Kadastro Mahkemesine aktarılmıştır. Mahkemece davanın kısmen kabulüne, dava konusu 107 ada 7 parsel sayılı taşınmazın davacı ... adına tapuya tesciline, aynı ada 8 ve 11 parsel sayılı taşınmazlar hakkında açılan davanın ise feragat nedeniyle reddine taşınmazların tespit gibi davacı ... adına tapuya tesciline karar verilmiş; hüküm, davalılardan Hazine tarafından temyiz edilmiştir.
Mahkemece dava konusu 107 ada 7 parsel sayılı taşınmaz hakkında davacı lehine kazanılmış hak oluştuğu, aynı ada 8 ve 11 parsel sayılı taşınmazlar hakkında ise davacı adına tapu kaydı oluştuğu ve davacının davasından feragat ettiği gerekçe gösterilerek hüküm kurulmuş ise de, varılan sonuç yasal düzenlemelere uygun düşmemiştir. Tespit gününden önce davacı ... tarafından davalılar Hazine ve ... Köyü Tüzel Kişiliği aleyhine açılan tescil davasının görevsizlik kararıyla Kadastro Mahkemesine aktarıldığı anlaşılmaktadır.
Hal böyle olunca dava konusu taşınmazların Kadastro Müdürlüğünce tutanaklarının malik hanelerinin doldurulmasının ve askı ilanının yaptırılarak tespitin kesinleştirilmesinin hukuksal bir sonuç doğurmayacağı, taşınmazların kadastro tespitinin 3402 sayılı Kadastro Kanununun 5. maddesi hükmü uyarınca malikhaneleri açık bırakılarak tespit edildiğinin kabulü gerekir. Ayrıca davacı tarafın bir kısım dava konusu taşınmazlar hakkında açtığı davadan feragat etmesi hakkın özünden feragat ettiği sonucuna gelmemektedir. Bu olgu eşliğinde somut olayda aynı Yasanın 30/2 maddesi hükmünün de uygulanacağı kuşkusuzdur. Taşınmazların malik hanelerinin yanılgı ile doldurulmuş olması kural olarak hukuksal bir sonuç doğurmaz.
Öte yandan dava konusu taşınmazlardan 107 ada 7 parsel sayılı taşınmazın kadastro sırasında ham toprak niteliği ile davalı Hazine adına tespit edildiği ve sınırında bulunan 107 ada 57 parsel sayılı taşınmazın 3402 sayılı Kadastro Kanununun 16/B maddesi hükmü uyarınca mera niteliğiyle sınırlandırıldığı anlaşıldığına göre, mera yönünden yöntemine uygun biçimde araştırma ve soruşturma yapılması, dava konusu taşınmazların kamu malı niteliğinde mera olup olmadığının belirlenmesi gerekir. Hal böyle olunca ve ayrıca tespitte saptanan hukuksal olgular ile iddianın öne sürülüş biçimi, davalı Hazine'nin savunması dikkate alındığında, yanlar arasındaki uyuşmazlığın dava konusu taşınmazların kamu malı niteliğinde mera olup olmadığı, taşınmazların mera olmadığı sonucuna varıldığı takdirde 3402 Sayılı Kadastro Kanununun 14.maddesi hükmünde öngörülen koşulların gerçekleşip gerçekleşmediği yönünde toplanmıştır.
Kural olarak, mahkemece bir yerin mera olarak kabul edilebilmesi için taşınmazın yetkili idari merciler tarafından mera olarak tahsis edilmesi ya da taşınmazın öncesinin bilinmeyen bir zamandan beri geleneksel biçimde kamu malı niteliğinde mera olarak kullanılagelmiş olmasına bağlıdır. O halde uyuşmazlığın saptanan bu niteliği dikkate alınarak öncelikle taşınmazların bulunduğu bölgede yetkili idari merciler tarafından 4753-5618 sayılı Yasalar uyarınca mera tahsisi yapılmış ise İl Özel İdare Müdürlüğünden 4753 ve 5618 sayılı Yasalar uyarınca taşınmazların bulunduğu bölgede mera tahsisi yapılmamış ise 4342 sayılı yasa uyarınca, taşınmazın bulunduğu bölgede mera tahsisi yapılıp yapılmadığının mülki amirlikten sorulup saptanması gerekir.
Ne var ki; mahkemece bu doğrultuda yönetimine uygun bir araştırma ve soruşturma yapılmamıştır. Kuşkusuz 4753 ve 5618 sayılı yasalar ile 4342 sayılı yasalar uyarınca taşınmazların bulunduğu bölgede mera tahsisi yapılmamış ise, aynı doğrultudaki araştırma dava sonucunda yararı olmayan taşınmazların bulunduğu köye komşu belde ya da köyler halkından seçilecek elverdiğince yaşlı, yansız, yerel bilirkişi ve tanıkların anlatımları ile uyuşmazlık çözümlenecektir. O halde sağlıklı bir sonuca varılabilmesi için öncelikle dava konusu taşınmazların bulunduğu bölgede yetkili idari merciler tarafından 4753 ve 5618 sayılı yasalar uyarınca mera tahsisi yapılıp, yapılmadığı İl Özel İdare Müdürlüğünden, 4342 sayılı Yasa uyarınca mera tahsisi yapılıp yapılmadığı Mülki Amirlikten ayrı ayrı sorulup, saptanmalı, yapılmış ve bu yönetimsel işlemler kesinleşmiş ise mera tahsis haritası ve eki belgeler yerinden getirtilmeli, bundan sonra yöreyi iyi bilen elverdiğince yaşlı, yansız, dava konusu taşınmazların bulunduğu köye komşu belde yada köyler halkından seçilecek yerel bilirkişi ve tanıklar ve uzman bilirkişi, tapu fen elemanı ve uzman ziraatçi bilirkişi ve tutanak bilirkişilerinin tümü hazır olduğu halde dava konusu taşınmazlar başında yeniden keşif yapılmalı, öncelikle aktarılan davanın dayanağı dava dilekçesi yerel bilirkişiye okunmalı dilekçede sözü edilen taşınmazlar yerel bilirkişiye arz üzerinde ayrı ayrı göstertilmeli, geniş kapsamlı kadastro paftası yerel bilirkişinin gösterdiği taşınmazlara ablike edilerek aktarılan davanın konusu ve kapsamı belirlenmeli, bundan sonra mera tahsisi yapılmış ise mera tahsis haritasının ölçeği ile kadastro paftasının ölçeği eşitlendikten sonra yerel bilirkişi yardımı, uzman bilirkişi fen memuru eliyle yerine her iki harita çakıştırılmak suretiyle uygulanmalı, uygulamada haritalarda tarif edilen belli poligon ve röper noktalar ile arz üzerindeki doğal yada yapay sınır yerlerinden varsa değişmez nitelikte sınır yeri sayılabilecek kişi taşınmazlarından da yararlanılmalı, bu yolla dava konusu taşınmazların mera tahsis haritasının kapsamında kalıp kalmadığı duraksamaya meydan vermeyecek şekilde belirlenmeli, taşınmazların bulunduğu bölgede yetkili idari merciler tarafından mera tahsisi yapılmamış ise yerel bilirkişi ve tanıklardan dava konusu taşınmazların öncesinin bilinmeyen bir zamandan beri geleneksel biçimde mera olarak kullanılıp kullanılmadığı yolunda yerel bilirkişi ve tanıklardan ayrı ayrı olaylara dayalı bilgiler alınmalı, tespitte saptanan hukuksal olgu dikkate alınarak taşınmazların mera olup olmadığı yolunda tutanak bilirkişilerinden de ayrıntılı, gerekçeli, olaylara dayalı bilgiler alınmalı, yerel bilirkişi ve tanık sözleri ile tesbit tutanağı bilirkişilerinin beyanları çeliştiği takdirde tespit tutanağı bilirkişileri de taşınmazlar başında ayrı ayrı dinlenerek, yerel bilirkişi ve tanıkların anlatımları ile tespit tutanağı bilirkişilerinin beyanları arasındaki çelişki duraksamasız giderilmeli, taşınmazların kamu malı niteliğinde mera olduğu saptandığı takdirde bu nitelikteki taşınmazlar üzerinde sürdürülen zilyetliğin süresi ne olursa olsun hukukça değer taşımadığı gözönünde tutulmalı, öte yandan uzman ziraatçi bilirkişi aracılığıyla taşınmazlar bizzat mahkemece görülüp gözlenmeli, taşınmazların fiziksel yapısı meyil durumu, taş ve toprak unsurundan hangisinin galip olduğu ayrıntılı şekilde keşif tutanağına geçirilmeli, fotoğraflarının çekilmesi, komşu taşınmazların toprak yapısı ile dava konusu taşınmazların toprak yapısı mukayese edilmeli, bu fiziksel olgular da keşif tutanağına aynen yansıtılmalı, dava konusu taşınmazlara komşu taşınmazların tespit tutanakları içeriğine göre tespitlerine bir kayıt ve belge esas alınmamış ise tutanakları içeriğinde vurgulanan maddi ve hukuki olgularla yerel bilirkişi ve tanık sözleri denetlenmeli, belge esas alınmış ise sözü edilen belgelerin nizalı parseller yönünü ne biçimde ve kimin yeri olarak sınır gösterdiği incelenmeli, davalı olup olmadıkları tespitlerinin kesinleşip kesinleşmediği incelenip, irdelenmeli, dava konusu taşınmazlar ile komşu mera olan taşınmaz arasında ayırıcı unsur olarak doğal ya da yapay sınır olup olmadığının tespit edilmesi, dava konusu taşınmazın kamu malı niteliğinde mera olup olmadığının ve meradan açılıp açılmadığının belirlenmesi, dava konusu taşınmazların kamu malı niteliğinde mera olmadığı sonucuna varıldığı takdirde, yeterli biçimde zilyetlik araştırması yapılmalı, taşınmazların öncesinin kime ait olduğu, kimden kime kaldığı, taşınmazlar üzerinde sürdürülen zilyetliğin başlangıç günü, süresi, sürdürülüş biçimi hakkında yerel bilirkişi ve tanıklardan ayrı ayrı olaylara dayalı bilgiler alınmalı, özellikle uzman bilirkişi fen memurundan keşfi izlemeye, yerel bilirkişi sözlerini denetlemeye ve uzman ziraatçi bilirkişiden ise mahkemenin keşif tutanağına geçen gözlemini aynen yansıtmaya elverişli ayrıntılı, gerekçeli rapor alınmalı, bundan sonra toplanan ve toplanacak tüm deliller birlikte değerlendirilerek 3402 sayılı Kadastro Kanununun 14 ve 16/B maddesi hükümleri ile aynı Yasanın 5 ve 30/2 maddeleri hükmü eşliğinde sonucuna göre bir hüküm kurulmalıdır. Mahkemece bu olgular gözardı edilerek yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsiz, davalı Hazine'nin temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün BOZULMASINA, 06.07.2012 gününde oybirliği ile karar verildi.