11. Ceza Dairesi
11. Ceza Dairesi 2010/49 E. , 2010/7094 K.
"İçtihat Metni"
Dolandırıcılık suçundan sanık ... Bozgan'ın 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 503, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 62/1. maddeleri gereğince 10 ay hapis ve 16.666 yeni Türk lirası adlî para cezası ile cezalandırılmasına, sanık hakkında 5237 sayılı Kanun'un 53/1, 2, 3. maddelerinin tatbikine, aynı Kanun'un 51/1. maddesi uyarınca hapis cezasının ertelenmesine dair Bakırköy 6. Asliye Ceza Mahkemesinin 04/06/2008 tarihli ve 2004/210 esas, 2008/1505 sayılı kararın tüm dosya kapsamına göre. 01/06/2005 tarihinde yürürlüğe giren 5252 sayılı Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un 9/3. maddesi gereğince lehe olan hükmün, önceki ve sonraki kanunların ilgili bütün hükümlerinin olaya uygulanarak ortaya çıkan sonuçların birbirleriyle karşılaştırılması suretiyle belirlenmesi gerektiği gözetilmeden hapis cezasının 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'na göre belirlenip, takdiri indirimin 5237 sayılı Kanun'un 62/1. maddesine göre yapılarak, 53. maddeye göre hak yoksunluğuna ve aynı Kanun'un 51/1. maddesi uyarınca hapis cezasının ertelenmesine karar vererek birlikte uygulanması suretiyle karma uygulama yapılmasında isabet görülmediğinden bahisle 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309. maddesi uyarınca, anılan kararın bozulması lüzumu Yüksek Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü ifadeli 16.12.2009 gün ve 2009/14465/71113 sayılı kanun yararına bozmaya atfen Yargıtay C. Başsavcılığının 11.01.2010 gün ve KYB.2000296843 sayılı ihbarnamesiyle daireye ihbar ve dava evrakı tevdii kılınmakla incelenip gereği görüşüldü: 5271 sayılı CMK.nın 309.maddesinde düzenlenen kanun yararına bozma kesin olan ya da temyiz edilmeden kesinleşen hükümlere karşı başvurulan olağanüstü bir yasa yoludur. Henüz kesinleşmeyen kararın kanun yararına incelenmesi olanaksızdır.
Ayrıntıları Ceza Genel Kurulu'nun 07.11.2006 gün ve 2006/6-213 Esas, 2006/229 karar sayılı içtihadında da açıklandığı üzere; Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın "Temel hak ve hürriyetlerin korunması" başlığı altındaki 40.maddesinin (03.10.2001 tarihli 4709 sayılı Kanunun 16.maddesi ile eklenen) ikinci fıkrası: "Devlet işlemlerinde, ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmek zorundadır" biçimindedir. Bu hükümle bireylerin yargı ya da idari makamlar önünde sonuna kadar haklarını arayabilmelerine kolaylık ve imkan sağlanması amaçlanmış, son derece dağınık mevzuat karşısında kanun yolu, mercii ve sürelerinin belirtilmesi, hak arama, hak ve hürriyetlerin korunması açısından zorunluluk haline getirilmiştir.
Bu hükme koşut olarak 5571 sayılı CMK.nın 34.maddesinin 2.fıkrasında, "kararlarda, başvurulabilecek kanun yolu, süresi, mercii ve şekilleri belirtilir" biçimindeki düzenleme yer almış olup, aynı Kanun'un 232.maddesinin 6.fıkrasında ise, "hüküm fıkrasında, 223 nci maddeye göre verilen kararın ne olduğunun, uygulanan kanun maddelerinin, verilen ceza miktarının, kanun yollarına başvurma ve tazminat isteme olanağının bulunup bulunmadığının, başvuru olanağı varsa süresi ve merciinin tereddüte yer vermeyecek şekilde açıkca gösterilmesi gerekir" hükümleri öngörülmüştür. 5271 sayılı CMK.nın 260.maddesinde, kanun yollarına başvurmaya hakkı bulunanlar sayılmıştır. Aynı Kanun'un 40.maddesinin birinci fıkrasına göre, "Kusuru olmaksızın bir süreyi geçirmiş olan kişi, eski hale getirme isteminde bulunabilir" ikinci fıkrasına göre de "Kanun yoluna başvuru hakkı kendisine bildirilmemesi halinde de, kişi kusursuz sayılır" hükmü yer almıştır. Bu düzenleme ile kanun yoluna başvurma hakkı olanların, kanun yolunun veya merciin belirlenmesindeki yanılgılarının başvuranın haklarını ortadan kaldırmasının, haksızlığa uğramasının önüne geçilmesi amaçlanmıştır.
Hüküm uyarınca, ilgililerin, kendi bilgisizliği veya dalgınlığından kaynaklanan hataları nedeniyle yasa yolu veya merciinde yanılgıya düşmeleri halinde başvuru hakları ortadan kalkmayacağı gibi, karar veya hükümde yasa yolunun veya merciin yanlış olarak gösterilmesi nedeniyle de başvuru haklarının ortadan kalkmayacağı tabiidir. Ayrıca 7201 sayılı Yasanın 35/son maddesindeki ayrık durum hariç olmak üzere, anılan madde uyarınca yapılacak tebligatların geçerli olabilmesi için aynı adreste önceden kanuna uygun bir tebligat yapılmış olması gerekir.
Dosyanın incelenmesinde; sanığın yokluğunda verilen 04.06.2008 gün ve 2004/210 esas, 2008/505 sayılı karara karşı başvurulacak yasa yolu ve süresi belirtilmesine karşın, yasa yoluna başvuru yönteminin hüküm fıkrasında gösterilmemesi nedeniyle 5271 sayılı CMK.nın 232.maddesine aykırı biçimde hüküm kurulduğu ve sanığa yokluğunda verilen gerekçeli kararın, daha önce kanunun gösterdiği usullere göre yapılmış geçerli bir tebligat bulunmaksızın ve gerekli adres araştırması da yapılmadan, 7201 sayılı Kanunun 35.maddesi uyarınca tebliğ edilerek hükmün usulsüz olarak kesinleştirildiği ve sanığın henüz bu karara karşı başvuru hakkının ortadan kalkmadığı anlaşılmaktadır.
Yukarıda açıklanan nedenlerle, Bakırköy 6.Asliye Ceza Mahkemesinin 04.06.2008 gün ve 2004/210 esas, 2008/505 sayılı kararı henüz kesinleşmediğinden, 5271 sayılı CMK.nun 309.maddesi uyarınca kanun yararına bozma isteminin REDDİNE, anılan tebligatın usulüne uygun şekilde tebliği hususunun mahkemesince ifasına, dosyanın Yargıtay cumhuriyet Başsavcılığına İADESİNE, 22.06.2010 gününde oybirliği ile karar verildi.