7. Hukuk Dairesi
7. Hukuk Dairesi 2010/4576 E. , 2011/3544 K.
"İçtihat Metni"
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtayca incelenmesi davacılar ..., ..., ... ve ... tarafından istenilmekle, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dosya incelendi, gereği görüşüldü:
Kadastro sırasında 220 ada 353 parsel sayılı 37837.82 m2 yüzölçümündeki taşınmaz zilyetlikle iktisabı mümkün olan yerlerden olmaması ve taşınmaza revizyon gören vergi kaydının cinsinin mera olması nedeniyle davalı ... adına tespit edilmiştir. 220 ada 313 parsel sayılı 10888.61 m2, 389 ada 419 parsel sayılı 8151.61 m2, 390 ada 79 parsel sayılı 1497.64 m2, 390 ada 116 parsel sayılı 721.42 m2 ve 390 ada 251 parsel sayılı 4301.53 m2 yüzölçümündeki taşınmazlar ise Asliye Hukuk Mahkemesinde davalı olması nedeniyle malik haneleri açık bırakılmak suretiyle tespit edilmiştir.
Tespitten önce davacı ... 390 ada 251 ve 220 ada 313 parsel sayılı taşınmazlara, davacılar ..., ..., ... ve ... birlikte, 389 ada 419, 390 ada 79 ve 390 ada 116 parsel sayılı taşınmazlara vergi kaydına, satın almaya ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanarak Hazine ve ... aleyhine tescil davası açmışlardır. Mahkemece verilen hükümler, Yargıtay 8.Hukuk Dairesince "davacılar açısından zilyetlikle taşınmaz edinme koşullarının oluştuğu ancak davacılar tarafından ayrı ayrı açılan davaların birlikte değerlendirilmesi gerektiği, bir kısım taşınmazlar yönünden tapu kaydı ve vergi kayıtlarının olup olmadığının araştırılması gerektiği" gerekçeleriyle bozulmuş, mahkemece bozma ilamına uyulmuş ancak bölgede kadastro çalışmalarının başlaması ve davalı taşınmazlar hakkında kadastro tutanaklarının düzenlenmesi nedeniyle mahkemece görevsizlik kararı verilerek davalar Kadastro Mahkemesine aktarılmıştır.
Mahkemece aktarılan dava dosyası davacılar ..., ..., ... ve ... tarafından aynı nedene dayanılarak dava konusu 220 ada 353 parsel sayılı taşınmaza yönelik Kadastro Mahkemesinde açılan dava ile birleştirilerek yapılan yargılama sonunda davanın reddine, dava konusu taşınmazların davalı ... adına tapuya tesciline, 390 ada 116 ve 251 parsel sayılı taşınmazların 2.derece doğal sit alanı içinde ve 390 ada 79 parsel sayılı taşınmazın 1.derece doğal sit alanı içinde kaldığının tapu kütüğünün beyanlar hanesinde gösterilmesine karar verilmiş; hüküm, davacılar ..., ..., ... ve ... tarafından temyiz edilmiştir.
Dava konusu taşınmazların zilyetlikle iktisabı mümkün olan yerlerden olmadığı gibi davacıların dava konusu taşınmazlar üzerinde kadastro tespit tarihi ile aktarılan dava tarihine kadar ekonomik amacına uygun kullanmak koşuluyla iktisap sağlayan süreye ulaşan eylemli zilyetliklerinin bulunmadığı, dava konusu taşınmazlar üzerinde davacılar yararına 3402 Sayılı Kadastro Kanununun 14. maddesi hükmünde öngörülen kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği ile taşınmaz edinme koşullarının gerçekleşmediği mahkemece yapılan keşif, uygulama ve toplanıp değerlendirilen delillerle belirlenmiştir. Bu nedenler ve hükümde gösterilen diğer gerekçelere göre mahkemece oluşturulan hükümde bir isabetsizlik bulunmadığından davacılar ..., ..., ... ve ...'ın yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddi ile hükmün ONANMASINA, peşin alınan harcın mahsubu ile geriye kalan 6.85 TL harcın davacılardan alınmasına, 27.05.2011 gününde oyçokluğu ile karar verildi. MUHALEFET ŞERHİ
1.Dava ve temyiz konusu 220 ada 353 parsel sayılı 37837,82 m2 yüzölçümündeki taşınmaz davalı ... adına tespit edilmiştir. Davacı ... ve arkadaşları tarafından satın almaya ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanılarak dava açılmıştır. Davacı yargılama sırasında davasından feragat etmiştir. Mahkemece davanın reddine, taşınmazın davalı ... adına tapuya tesciline karar verilmiş; hüküm, davacı ... ve arkadaşları tarafından temyiz edilmiştir.
Dava konusu 220 ada 353 parsel sayılı taşınmazın önceki malikleri Mavriyano ve Nikola Monolaki'ye ait iken satışlarla davacı ... ve arkadaşlarına geçtiği taşınmaz üzerinde davacılar ile önceki maliklerin ekonomik amacına uygun zilyetliklerinin bulunmadığı, zilyetliklerinin 1950'li yıllardan itibaren tespit tarihine kadar hayvan otlatmak suretiyle sürdürüldüğü, taşınmazın zirai amaçlı kullanılmadığı, taşınmaz üzerinde davacılar ..., ..., ...e ve ... yararına 3402 sayılı Kadastro Kanununun 14.maddesi hükmünde öngörülen kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği ile taşınmaz edinme koşullarının gerçekleşmediği mahkemece yapılan keşif, uygulama ve toplanıp değerlendirilen delillerle belirlendiğine göre davacı ..., ...., ... ve ...'ın dava konusu 220 ada 353 parsel sayılı taşınmaza yönelik temyiz itirazlarının reddi ile hükmün onanmasına dair çoğunluk görüşüne aynen katılmaktayız.
2.Davacı ... ile ...., ... ve ...'ın 390 ada 251,79 ve 116, 389 ada 419 ve 220 ada 313 parsel sayılı taşınmazlarla ilgili hükme yönelik temyiz itirazlarına gelince;
Dava konusu 389 ada 419 parsel sayılı taşınmazın kayalık olan bölümü hariç kalan bölümünün 1975 yılına kadar ilk maliki ....i'nin; 220 ada 313 parsel sayılı taşınmazın bir bölümünün 1980 yılına kadar Yorgi Apistola'nın; 390 ada 116 parsel sayılı taşınmazın 1975 yılına kadar Kiryakula Hiristodolidi'nin; 390 ada 79 parsel sayılı taşınmazın 1975 yılına kadar Yorgi Boyacı ve kızı Vasiliki Boyacı (Hacudi)nın ve 390 ada 251 parsel sayılı taşınmazın 1975 yılına kadar Vasil Vircon'un zilyetliğinde bulunduğu taşınmazları arpa ve buğday ekerek kullandıkları Gökçeada adasında 1975 yılından itibaren serbest hayvancılığının başlaması üzerine taşınmazları tarla olarak kullanamadıkları ancak vekilleri aracılığı ile hayvan otlatılmak üzere kiraya verildiği daha sonra da satışlarla zilyetliğin ayrı ayrı davacılara devredildiği mahkemece yapılan keşif, uygulama ve toplanıp değerlendirilen delillerle belirlenmiştir. Kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği ile taşınmaz mülkiyetini kazanılabilmesi için öncesinde buğday ve arpa ekilerek tarla olarak kullanılan taşınmazların bu şekilde kullanılmasının sürdürülmesi zorunlu değildir. Önemli olan malik sıfatıyla asli zilyetliğin devam etmesidir.
Bu zilyetlik tarla olarak kullanma şeklinde sürdürülebileceği gibi, hayvan otlatma, otunu biçme, kiraya verme, bina yapma gibi hakimiyeti sürdürmeyi sağlayacak başka yollarla da olabilir. Ayrıca terk kazandırıcı zamanaşımı nedeniyle taşınmaz mülkiyetinin edinilmesine engel olan bir nedense de, bu terkin malik sıfatıyla zilyetliğe terk amacı taşıyan iradi bir terk olması gerektiği de kuşkusuzdur. Nitekim öğreti ve uygulamada memuriyet çalışma veya başka amaçlarla uzun süreli dahi olsa başka bir şehre veya yurt dışına gidilmesi iradi terk olarak kabul edilmemektedir.
Açıklanan bu maddi ve hukuksal olgular davacıların bayiilerinin 1975 ve 1980 li yıllarda Gökçeada'dan ayrılarak Yunanistan'a yerleştikleri, ancak Türk vatandaşlığından ayrılmadıkları 3-4 yılda birde olsa Türkiye'ye gelerek taşınmazlarla bağlarını sürdürdükleri, taşınmazları serbest hayvancılık yapılması için dahi olsa kiraya vererek asli zilyetliklerini devam ettirmeleri daha sonra davacılara satmaları ve davacıların da zilyetliklerini bu şekilde devam ettirdikleri dikkate alındığında az yukarıda açıklanan iradi terk olgusunun somut olayda gerçekleşmediği, dava konusu taşınmazlar yönünden Yargıtay 8.Hukuk Dairesinin 28.10.1999 tarih 1999/7102-8550 E.K., 11.11.1999 tarih 1999/7873-9118 E.K., 28.10.1999 tarih 1999/7106-8546 E.K, 14.12.1999 tarih 1999/9265-10414 E.K., 25.11.1999 tarih 1999/9270-9103 E.K. sayılı ilamları ile "davacılar lehine zilyetlikle kazanma şartlarının oluştuğu ancak dava konusu taşınmazların tapuda kayıtlı olup olmadığı ve davacılar yönünden 40-100 dönümlük miktar araştırmasının yapılmadığı" gerekçesi ile bozulmasına dair ilamları da nazara alındığında davacılar yararına aktarılan dava tarihine kadar kazandırıcı zamanaşımı zilyetliği ile taşınmaz edinme koşullarının gerçekleştiğinin kabulü gerekir. O halde mahkemece yeniden keşif yapılarak dava konusu taşınmazlar üzerinde 1975 li yıllara kadar davacıların bayiileri tarafından tarla olarak kullanılan ve ekilen bölümler belirlendikten sonra bu bölümlerin davacılar adına, kalan bölümlerin ise davalı ... adına tapuya tesciline karar verilmesi gerekirken davacıların davasının reddine karar verilmesi isabetsizdir. Bu nedenlerle yerel mahkeme kararının bozulması gerektiği düşüncesiyle sayın çoğunluğun onama görüşüne katılmıyoruz.