Aramaya Dön

Danıştay 10. Daire Başkanlığı

Esas No
E. 2020/2715
Karar No
K. 2024/4224
Karar Tarihi
Karar Sonucu
REDDİNE
Hukuk Alanı
Vergi Hukuku

Danıştay 10. Daire Başkanlığı         2020/2715 E.  ,  2024/4224 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y

ONUNCU DAİRE

Esas No: 2020/2715
Karar No: 2024/4224
DAVACI: ... Derneği
VEKİLİ: Av. ...
DAVALILAR: 1- ... / ...
VEKİLİ: Av. ...

2.... Bakanlığı / ...

VEKİLİ: Av. ...

DAVANIN_KONUSU:29/03/2020 tarih ve 31083 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 28/03/2020 tarihli ve 2324 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı eki Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Yönetmelik'in; öncelikle yetkisizlik nedeniyle tamamının, bu talebin kabul görmemesi halinde, 72. maddesinin 2. fıkrasının (e) bendi ile 3 ve 8. fıkralarının, 74. maddesinin 2. fıkrasının (g), (ğ), (h), (ı), (i) ve (o) bentlerinin, 76. maddesinin 4. fıkrasının iptali istenilmektedir. DAVACININ_İDDİALARI :Davacı tarafından, - Yetki yönünden; yönetmelik ile kanunda olmayan veya öngörülmeyen hususların düzenlenmesi veya kanun hükümlerinin daraltılması ya da kanunun çizdiği sınırlar aşılarak düzenleme yapılamasının mümkün olmadığı, yönetmelikle tüzük ya da kanun hükmünün ilga edilemeyeceği, dava konusu Cumhurbaşkanı Kararı eki Yönetmeliğin ise, Anayasada ve 5275 sayılı Kanun'da yetki verilmemesine rağmen çıkarıldığı, ayrıca dava konusu Yönetmelik ile Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Tüzüğün yürürlükten kaldırıldığı, bu durumun açık bir yetki gaspı olduğu, - Yönetmeliğin 72. maddesinin 2. fıkrasının (e) bendi yönünden; avukatların savunmaya ilişkin belgelerinin fiziki olarak aranabilmesinin önünün açıldığı, Yönetmelik hükmüne dayanak olarak gösterilen 5275 sayılı Kanun’un 59. maddesinde bu şekilde bir düzenlemeye yer verilmediği, maddede yer alan “fiziki arama” ifadesinin muğlak bir terim olduğu, burada kastedilen işlemin ne olduğunun tam belli olmadığı, düzenlemenin mevcut haliyle suiistimale açık olduğu ve uygulamada avukatların savunma görevlerinin üstlenmelerinin engellenmeye çalışılabileceği, dolayısıyla yargılanmakta olan kişilerin adil yargılanma ve savunma haklarının yönetmelik hükmü ile kısıtlandığı, - Yönetmeliğin 72. maddesinin 3. fıkrası yönünden; düzenlemede yer alan ifadenin 5275 sayılı Kanun’un 59. maddesinin 5. fıkrasındaki ifade ile aynı olduğu, anılan Kanun hükmünün Anayasa Mahkemesinin kararıyla iptal edildiği, dolayısıyla Anayasa Mahkemesinin iptal ettiği ilgili Kanun hükmü Yönetmeliğe alınmak suretiyle tutuklu ve/veya hükümlünün özel hayatının gizliliği ve adil yargılanma hakkına ilişkin anayasal haklarının davaya konuyu Yönetmelik ile sınırlandırıldığı, - Yönetmeliğin 72. maddesinin 8. fıkrası yönünden; düzenlemede yer alan hükmün 5275 sayılı Kanun’un 59. maddesinin 10. fıkrasında da aynen yer aldığı, ancak bu Kanun hükmünün de Anayasa Mahkemesi kararı ile iptal edildiği, dolayısıyla Anayasa Mahkemesinin iptal ettiği ilgili Kanun hükmünün Yönetmeliğe alınmak suretiyle tutuklu ve/veya hükümlülerin Anayasal haklarının yine davaya konu Yönetmelik ile sınırlandırılmaya çalışıldığı, - Yönetmeliğin 74. maddesinin 2. fıkrasının (g) ve (ğ) bendi yönünden; Yönetmediğin "Telefonla görüşme hakkı" başlıklı 74. maddesinin 2. fıkrasının iptali istenilen bentlerinde daha önce mevzuatımızda yer almayan ve 5275 sayılı Kanun'da da düzenlenmeyen telefonla görüntülü görüşme konusunun düzenlendiği, bu yeni alanın tutuklu ve hükümlüler lehine bir hak olduğu, bu nedenle Yönetmelikle düzenlenebileceği, ancak Yönetmelikle belirli suçlardan hükümlü olan kişilerin bu düzenlemeden kısmen yararlanamayacağının kurala bağlandığı, böyle önemli bir hakkın kişiler arasında ayrım yapılmak suretiyle belli suç tipleri bakımından idarenin takdirine bırakılmasının haksızlıklara ve keyfi uygulamalara neden olacağı, - Yönetmeliğin 74. maddesinin 2. fıkrasının (h) bendi yönünden; 5275 sayılı Kanunda ve mevzuatımızda yeri ve tanımı olmayan “tehlikeli hükümlü” ifadesine yer verildiği ve idare ve gözlem kurulu tarafından tehlikeli hükümlü olarak belirlenen kişilerin sadece sesli olarak görüşme yapabileceğinin düzenlendiği, bu hüküm ile belirsiz ve soyut bir terimden yola çıkılarak hapishane idaresinin takdiri ile belli kişilere yönelik özel uygulamalara gidilmesine imkan tanındığı, eşitsizliklere neden olunacağı ve Anayasal hakların idarenin keyfine ve takdirine bırakılamayacağı, - Yönetmeliğin 74. maddesinin 2. fıkrasının (i) bendi yönünden; telefonla görüntülü görüşme hakkının terör örgütü yöneticiliği ve suç işlemek amacıyla kurulan silahlı örgüt yöneticiliği suçundan mahkum olanlar bakımından uygulanmayacağının düzenlendiği, bu hüküm ile de belirli suçlardan hükümlü olan kişiler bakımından diğer kişilerden farklı, özel bir uygulamaya gidildiği ve kişilerin ailesi ile görüşme hakkı ve dolayısıyla da Anayasanın 20. maddesinde yer alan aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına aykırı bir düzenlemeye yer verildiği, - Yönetmeliğin 74. maddesinin 2. fıkrasının (o) bendi yönünden; hükümlünün konuşmasına kendi adını ve soyadını söyleyerek başlayacağı ve görüştüğü karşıdaki kişiye adını, soyadını ve telefon numarasını tekrar etmesini isteyerek konuşmasına devam edeceği yönündeki düzenlemenin, "tekmil verme" denilen, konuşmaya başlayan kişinin önce isim ve soy ismini söylemesine yönelik uygulama olduğu, bu uygulamaların askeri darbe dönemlerinde ülke iktidarını ele geçiren darbeci grupların uygulamaları olduğu, bu nedenle de Anayasal bir düzenin uygulanmakta olduğu günümüzde söz konusu Yönetmelik hükmündeki gibi şekli bir düzenlemenin hukuken korunabilecek bir yanı ve meşruluğu bulunmadığı, - Yönetmeliğin 76. maddesinin 4. fıkrası yönünden; Yönetmeliğin 76. maddesinin 4. fıkrasının 5275 sayılı Kanunda karşılığının bulunmadığı, ilk defa Yönetmelikte yer alan bu düzenlemenin aslında hem Kanun’a aykırı olduğu hem de Yönetmeliğin ilgili hükümleri ile çeliştiği, her ne kadar Kanun'da hükümlünün avukatına gönderdiği mektup, faks veya telgrafların denetime tabi olmadığına yer verilmişse de, dava konusu düzenlemede Kanun hükmüne aykırı olarak hükümlünün avukatına gönderdiği mektup, faks veya telgraflarda 72. maddenin üçüncü fıkrasında yer alan hallerin var olup olmadığını tespit görev ve yetkisinin cezaevi idaresine verilmesi suretiyle dolaylı olarak denetime tabi tutulmasının da öngörüldüğü, kişilerin adil yargılanma ve savunma haklarının Yönetmelik hükmü ile kısıtlanamayacağı, ileri sürülmektedir.

DAVALILARIN_SAVUNMASI:I. Davalı Cumhurbaşkanlığı tarafından; usule ilişkin olarak, davacının dava açma ehliyetinin bulunmadığı ve dava dilekçesinin terditli istemde bulunulması nedeniyle 2577 sayılı Kanun'un 3. maddesine uygun olmadığı, bu nedenle davanın/dilekçenin usul yönünden reddi gerektiği; esasa ilişkin olarak ise, 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun hükümlerine göre dava konusu Yönetmelik düzenleme yetkisinin Cumhurbaşkanlığı'na ait olduğu, yetki gasbının söz konusu olmadığı, dava konusu düzenlemelerin benzer şekilde Mülga Tüzükte de yer aldığı ve 2006 yılından beri uygulandığı, dayanağı Kanun hükümlerinin açıklanmasına yönelik olduğu ve herhangi bir yargı kararı ile de iptal edilmediği, avukatların savunmaya ilişkin bilgi ve belgelerinin içeriğinin incelenmesinin söz konusu olmadığı, fiziken arama yapıldığı, yalnızca kurum güvenliği açısından değil, mahkum ve avukatların güvenliği açısından da bunun gerekli olduğu, hukuken uygun bulunan düzenlemelere karşı açılan haksız davanın reddi gerektiği savunulmaktadır.

II. Davalı

Adalet Bakanlığı tarafından; - Yetki yönünden; Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine geçişin yasal bir gereği olarak Anayasa'nın “Tüzükler” başlıklı 115. maddesi yürürlükten kaldırıldığından ve bunun yerine Cumhurbaşkanlığı Yönetmeliği ikame edildiğinden, uygulamada birliğin sağlanması, yürütmenin sürdürülmesi ve yaşanabilecek tereddütlerin ortadan kaldırılması amacıyla Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Tüzüğün yürürlükten kaldırılarak Cumhurbaşkanlığı Yönetmeliği olarak düzenlendiği, - Yönetmeliğin 72. maddesinin 2. fıkrasının (e) bendi ile 3 ve 8. fıkraları yönünden; iptali istenilen düzenlemelerin 5275 sayılı Kanun’a uygun olduğu, avukatların savunmasına ilişkin bilgi ve belgelerin incelenmediği, yalnızca bu konuda avukatın beyanı alınarak kurum güvenliği açısından savunmaya ilişkin olduğu söylenen belgelerin fiziksel olarak arandığı, kurum güvenliği açısından böyle bir uygulamanın zorunlu olduğu, Mülga Tüzüğün yürürlükte olduğu dönem boyunca uygulamanın bu şekilde olduğu, süreç içerisinde bu konuda Tüzük hükümlerini ortadan kaldıracak yasal bir düzenleme de yapılmadığı, - Yönetmeliğin 74. maddesinin 2. fıkrasının (g), (ğ), (h), (ı), (i) ve (o) bentleri yönünden; Yönetmeliğin 74. maddesinin, 5275 sayılı Kanun hükümlerine uygun olarak ve Kanun’un çizdiği sınırlar içerisinde usul ve esasların açıkça belirtilmesi ve ölçülürlük ilkesine uygun surette düzenlendiği, hükümde hukuka aykırı bir yön bulunmadığı, maddenin iptale konu bentlerinde kesin bir yasaklılık halinin varlığından söz edilemeyeceği, ilgili hükümlerin telefonla görüşme hakkının görüntülü olarak yapılması veya bu hakkın belirli süreler dahilinde yerine getirilmesi ile görüşmelerde kullanılacak dile ilişkin olduğu, ayrıca bu hususlarda idare ve gözlem kurulu tarafından her somut olayın özelliğine göre değerlendirme yapılmak suretiyle karar verileceği, - Yönetmeliğin 76. maddesinin 4. fıkrası yönünden; 5275 sayılı Kanun'da hükümlülere gönderilen veya hükümlünün gönderdiği mektup, faks ve telgrafların incelemesini yapacak merciin ve incelemede hangi hususlara dikkat edileceğinin açıkça düzenlendiği, ayrıca maddede, belirtilen kısıtlamalar dışında başkaca bir kısıtlamaya tabi tutulmayacağının ve resmi makamlara veya savunması için avukatına gönderilen mektup, faks ve telgrafların denetime tabi olmayacağının hüküm altına alındığı, savunulmaktadır. DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ: ...

DÜŞÜNCESİ : 29/03/2020 tarih ve 31083 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Yönetmelik'in 72. maddesinin 8. fıkrasının, “…ile beşinci fıkradaki suçlardan hükümlü olup, başka bir suçtan dolayı şüpheli veya sanık sıfatıyla avukatıyla görüşen hükümlüler…” bölümünün, Yönetmeliğin 72. maddesinin 3. fıkrasında yer alan, "…görüşmeler teknik cihazla sesli veya görüntülü olarak kaydedilebilir, hükümlü ile avukatın yaptığı görüşmeleri izlemek amacıyla görevli görüşmede hazır bulundurulabilir, hükümlünün avukatına veya avukatın hükümlüye verdiği belge veya belge örnekleri, dosyalar ve aralarındaki konuşmalara ilişkin tuttukları kayıtlara elkonulabilir…” bölümü yönünden iptaline, Yönetmeliğin iptali istenilen diğer hükümleri yönünden davanın reddine karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir. DANIŞTAY SAVCISI: ...

DÜŞÜNCESİ : Davacı... Derneği tarafından 29/03/2020 tarih ve 31083 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Yönetmelik’in öncelikle yetkisizlik nedeniyle tamamının, bu talebin kabul görmemesi halinde;

72.maddesinin 2. fıkrasının (e) bendi ile 3. ve 8. fıkralarının, 74. maddesinin 2. fıkrasının (g), (ğ), (h), (ı), (i) ve (o) bentlerinin ve 76. maddenin 4. fıkrasının iptali istenilmektedir.

Dava konusu Yönetmeliğin dayanaklarından olan 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunu'nun "Avukat ve noterle görüşme hakkı başlıklı 59. maddesinde; "(1) Hükümlü, avukatlık mesleğinin icrası çerçevesinde avukatları ile vekâletnamesi olmaksızın en çok üç kez görüşme hakkına sahiptir. (2) Avukat ve noter ile görüşme, meslek kimliklerinin ibrazı üzerine, tatil günleri dışında ve çalışma saatleri içinde, bu iş için ayrılan görüşme yerlerinde, konuşulanların duyulamayacağı, ancak güvenlik nedeniyle görülebileceği bir biçimde yapılır. (3) Avukatlar, vekâletnameleri olsa da aynı anda birden fazla hükümlü ile görüşme yapamazlar. (4) Görüşme sırasında; hükümlünün avukatına veya avukatın hükümlüye verdiği belge veya belge örnekleri, dosyalar ve aralarındaki konuşmaya ilişkin olarak kendilerinin tuttukları kayıtlar incelenemez; hükümlünün avukatı ile yaptığı görüşme dinlenemez ve kayda alınamaz. (5) Türk Ceza Kanununun 220 nci maddesinde ve İkinci Kitap Dördüncü Kısım Dördüncü, Beşinci, Altıncı ve Yedinci Bölümlerinde tanımlanan suçlar ile 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren suçlardan mahkûm olanların avukatları ile görüşmelerinde, toplumun ve ceza infaz kurumunun güvenliğinin tehlikeye düşürüldüğüne, terör örgütü veya diğer suç örgütlerinin yönlendirildiğine, bu örgütlere emir ve tâlimat verildiğine veya yorumları ile gizli, açık ya da şifreli mesajlar iletildiğine ilişkin bilgi, bulgu veya belge elde edilmesi hâlinde, Cumhuriyet başsavcılığının istemi ve infaz hâkiminin kararıyla, üç ay süreyle; görüşmeler teknik cihazla sesli veya görüntülü olarak kaydedilebilir, hükümlü ile avukatın yaptığı görüşmeleri izlemek amacıyla görevli görüşmede hazır bulundurulabilir, hükümlünün avukatına veya avukatın hükümlüye verdiği belge veya belge örnekleri, dosyalar ve aralarındaki konuşmalara ilişkin tuttukları kayıtlara elkonulabilir veya görüşmelerin gün ve saatleri sınırlandırılabilir. (6) İnfaz hakimliği hükümlünün; kurallara uyumunu, toplum veya ceza infaz kurumu bakımından arz ettiği tehlikeyi ve rehabilitasyon çalışmalarındaki gelişimini değerlendirerek, kararda belirttiği süreyi üç aydan fazla olmamak üzere müteaddit defa uzatabileceği gibi kısaltılmasına veya sonlandırılmasına da karar verebilir. (7) Beşinci fıkra kapsamına giren hükümlünün yaptığı görüşmenin, aynı fıkrada belirtilen amaca yönelik yapıldığının anlaşılması hâlinde, görüşmeye derhal son verilerek, bu husus gerekçesiyle birlikte tutanağa bağlanır. Görüşme başlamadan önce taraflar bu hususta uyarılır. (8) Hükümlü hakkında, yedinci fıkra uyarınca tutanak tutulması hâlinde, Cumhuriyet başsavcılığının istemiyle hükümlünün avukatlarıyla görüşmesi infaz hâkimince altı ay süreyle yasaklanabilir. Yasaklama kararı, hükümlüye ve yeni bir avukat görevlendirilmesi için derhal ilgili baro başkanlığına bildirilir. Cumhuriyet başsavcılığı baro tarafından bildirilen avukatın değiştirilmesini baro başkanlığından isteyebilir. Bu fıkra hükmüne göre görevlendirilen avukata, 23/3/2005 tarihli ve 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 13 üncü maddesine göre ücret ödenir. (9) İnfaz hâkimi tarafından bu madde uyarınca verilen kararlara karşı 4675 sayılı Kanuna göre itiraz edilebilir. (10) Bu madde hükümleri 9 uncu maddenin üçüncü fıkrasına göre yüksek güvenlikli ceza infaz kurumlarında bulunan hükümlüler ile beşinci fıkradaki suçlardan hükümlü olup, başka bir suçtan dolayı şüpheli veya sanık sıfatıyla avukatıyla görüşen hükümlüler hakkında da uygulanır. (11) Tutuklular hakkında bu madde hükümlerine göre karar vermeye soruşturma aşamasında sulh ceza hâkimi, kovuşturma aşamasında mahkeme yetkilidir. (12) Türkiye Cumhuriyetinin taraf olduğu uluslararası sözleşmelere ve karşılıklılık esasına uygun olmak koşuluyla, Yabancı ülkelerde haklarında soruşturma veya kovuşturma yapılmakta olan, yabancı ülke veya uluslararası yargı mercilerinde dava açmak isteyen, leh veya aleyhine açılmış davası olan Türk vatandaşı veya yabancı uyruklu hükümlülerle yabancı uyruklu avukatları, bu soruşturma ve kovuşturma, açılacak veya açılmış davalarla sınırlı olmak ve vekâletname sunmak koşuluyla görüşebilirler. Vekâletnamesi olmayan yabancı uyruklu avukatlar, hükümlü ile Türkiye barolarına kayıtlı bir avukatla birlikte görüşme yapabilirler." hükmü yer almıştır. Dava konusu Yönetmelik, ceza infaz kurumlarının yönetimine, ceza ve güvenlik tedbirlerinin ne şekilde yerine getirileceğine ilişkin usul ve esasları düzenlemek amacıyla yürürlüğe konulmuştur. Yönetmeliğin 72. Maddesinin 2.fıkrasının (e) bendi ve 3. ve 8. Fıkraları yönünden

Yönetmeliğin, hükümlülerin yükümlülükleri, hakları ve çalıştırılmaları bölüm başlığı altnda; "Avukat ve noterle görüşme hakkı" başlıklı 72. maddesinin 1. fıkrasında; hükümlünün, 5275 sayılı Kanunun 59 uncu maddesi gereğince avukat ve noterle görüşme hakkına sahip olduğu belirtilmiş, 2. fıkrasında da; hükümlülerin avukat ile görüşmesinde uygulanacak kurallar belirlenmiş, ( e) bendinde; 5237 sayılı Kanunun 220 nci maddesinde ve aynı Kanunun İkinci Kitap Dördüncü Kısım Dördüncü, Beşinci, Altıncı ve Yedinci Bölümlerinde tanımlanan suçlar ile 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren suçlardan mahkûm olan hükümlülerin avukatları ile ilişkisinde avukatın savunmaya ilişkin olduğunu beyan ettiği belge ve dosyaların fiziki olarak aranabileceği, avukatların hükümlü ile kurumda yapmış olduğu görüşme sırasında konuşmaları yansıtan ve bizzat avukat tarafından elle tutulan kayıtlar hakkında da bu bent hükümlerinin uygulanacağı, 3. fıkrasında; 5237 sayılı Kanunun 220 nci maddesinde ve aynı Kanunun İkinci Kitap Dördüncü Kısım Dördüncü, Beşinci, Altıncı ve Yedinci Bölümlerinde tanımlanan suçlar ile 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren suçlardan mahkûm olanların avukatları ile görüşmelerinde, toplumun ve ceza infaz kurumunun güvenliğinin tehlikeye düşürüldüğüne, terör örgütü veya diğer suç örgütlerinin yönlendirildiğine, bu örgütlere emir ve talimat verildiğine veya yorumları ile gizli, açık ya da şifreli mesajlar iletildiğine ilişkin bilgi, bulgu veya belge elde edilmesi hâlinde, Cumhuriyet başsavcılığının istemi ve infaz hâkiminin kararıyla, üç ay süreyle; görüşmelerin teknik cihazla sesli veya görüntülü olarak kaydedilebileceği hükümlü ile avukatın yaptığı görüşmeleri izlemek amacıyla görevlinin görüşmede hazır bulundurulabileceği, hükümlünün avukatına veya avukatın hükümlüye verdiği belge veya belge örnekleri, dosyalar ve aralarındaki konuşmalara ilişkin tuttukları kayıtlara elkonulabileceği veya görüşmelerin gün ve saatlerinin sınırlandırılabileceği , 8. fıkrasında; bu madde hükümlerinin 5275 sayılı Kanunun 9 uncu maddesinin üçüncü fıkrasına göre yüksek güvenlikli ceza infaz kurumlarında bulunan hükümlüler ile bu maddenin üçüncü fıkrasındaki suçlardan hükümlü olup, başka bir suçtan dolayı şüpheli veya sanık sıfatıyla avukatıyla görüşen hükümlüler hakkında da uygulanacağı, kuralı getirilmiştir.

Anılan 72. maddenin 8. fıkrasının, yukarıda yer verilen Yasanın 59. maddesinin 10. fıkrasına paralel olarak düzenlendiği görülmekte olup 5275 sayılı Kanunun 59. maddesinin 10. fıkrasının iptali istemiyle Anayasa Mahkemesine yapılan başvuru sonucunda Anayasa Mahkemesinin 24/07/2019 tarih ve E:2018/73, K:2019/65 sayılı kararıyla; "5275 sayılı Kanunun 59. maddesine eklenen (10) numara fıkrasının "...ile beşinci fıkradaki suçlardan hükümlü olup, başka bir suçtan dolayı şüpheli veya sanık sıfatıyla avukatıyla görüşen hükümlüler..." bölümünün incelenmesinde:... Kural Kanun’un 59. maddesinin (5) numaralı fıkrasında belirtilen suçlardan hükümlü olmakla birlikte başka bir suçtan dolayı şüpheli veya sanık sıfatıyla soruşturma ve kovuşturmaları devam eden kişilerin avukatları ile görüşmelerine bazı kısıtlamalar öngörmektedir. Bu yönüyle kural devam eden soruşturma ve kovuşturmalar bakımından müdafi yardımından yararlanma hakkına sınırlama getirmektedir.

Anayasa’nın 36. maddesiyle güvence altına alınan müdafi yardımından yararlanma hakkı hem savunma hakkının etkin bir şekilde kullanılmasını sağlamakta hem de çelişmeli yargılama ve silahların eşitliği ilkelerine hayat vermektedir. Müdafi yardımı özellikle şüpheli veya sanığın yaşı, ruhsal durumu veya isnat olunan suçun ağırlığı gibi nedenlerden dolayı savunma makamının özel olarak desteklenmesinin gerektiği hâllerde etkili bir savunma yapabilmesi ve maddi gerçeğin ortaya çıkarılması bakımından önem taşımaktadır.

Müdafi yardımından etkili bir şekilde yararlanmanın ilk koşulu ise müdafi ile yapılan görüşmelerin belli bir gizlilik içinde gerçekleştirilmesidir. Şüpheli veya sanığın müdafi ile özgür bir şekilde bilgi alışverişinde bulunması için mahremiyet büyük önem taşımaktadır. Şüpheli veya sanığın müdafi ile yapacağı görüşmelerde mahremiyet olmaması müdafiden alacağı hizmetin faydasını en alt düzeye indirecektir. Bu nedenle meşru amaçlarla avukatla görüşme hakkına kısıtlama getirilirken bu kısıtlamayla savunma hakkı arasındaki denge gözetilmeli, kısıtlama hiçbir şekilde savunma hakkının etkili bir şekilde kullanılmasına engel olmamalıdır. Meşru bir amaçla kısıtlama yapılsa dahi soruşturma ve kovuşturması devam eden kişilere savunma hakkının etkin bir şekilde kullanımı bakımından yeterli güvencelerin tanınması gerekir.

Kuralla 5237 sayılı Kanun’un 220. maddesi kapsamındaki örgüt suçları ile devletin güvenliğine karşı suçlar, anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar, millî savunmaya karşı suçlar, devlet sırlarına karşı suçlar ve casusluk suçundan hükümlü olup başka bir suçtan dolayı şüpheli veya sanık sıfatıyla avukatıyla görüşen hükümlülerin avukatları ile görüşmelerinin teknik cihazla sesli veya görüntülü olarak kaydedilmesine, görüşmeleri izlemek amacıyla görevlinin hazır bulundurulmasına, hükümlülerin avukatına veya avukatın bu kişilere verdiği belge veya belge örneklerine, dosyalar ve aralarındaki konuşmalara ilişkin tuttukları kayıtlara el konulabilmesine, görüşmelerin gün ve saatlerinin sınırlandırılmasına izin verilmektedir. Dolayısıyla kuralla müdafi yardımından yararlanma hakkına sınırlama getirildiği açık olup anılan sınırlamanın Anayasa’nın 13. maddesine uygun olup olmadığının incelenmesi gerekir.

Daha önce de belirtildiği üzere Anayasa’nın 36. maddesinde bu hak yönünden özel sınırlama sebeplerine yer verilmemiş ise de bu hakkın Anayasa'da güvence altına alınan diğer temel hak ve özgürlüklerin korunması veya Anayasa'nın diğer maddelerinde devlete bir görev olarak yüklenen millî güvenliğin, kamu düzeninin ve kamu güvenliğinin korunması gibi nedenlerle sınırlandırılması mümkündür. Dava konusu kuralla da 5237 sayılı Kanun’un 220. maddesi kapsamındaki örgüt suçları ile devletin güvenliğine karşı suçlar, anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar, millî savunmaya karşı suçlar, devlet sırlarına karşı suçlar ve casusluk suçundan hükümlü olup başka bir suçtan dolayı şüpheli veya sanık olanların avukatlarıyla görüşmesine bazı kısıtlamalar getirilmekte olup bu sınırlamayla ceza infaz kurumlarının güvenliğinin sağlanması, millî güvenlik, kamu düzeni ve kamu güvenliğine yönelik suçların önlenmesinin amaçlandığı anlaşılmaktadır. Bu yönüyle kuralla getirilen sınırlamanın anayasal olarak meşru bir nedene dayanmadığı söylenemez. Ancak sınırlamanın meşru bir nedene dayalı olması yeterli olmayıp hakkın özüne dokunmaması ve ölçülü de olması gerekir. Bir sınırlamanın hakkın özüne dokunmadığının kabulü için temel hakların kullanılmasını ciddi surette güçleştirip amacına ulaşmasına engel olmaması ve etkisini ortadan kaldırıcı bir nitelik taşımaması gerekir.

Dava konusu kuralla anılan suçlardan hükümlü olup başka suçlardan şüpheli veya sanık olanların avukatlarıyla tüm görüşmelerinin kısıtlanması düzenlenmemekte, sadece avukatları ile görüşmelerinde toplumun ve ceza infaz kurumunun güvenliğinin tehlikeye düşürüldüğüne, terör örgütü veya diğer suç örgütlerinin yönlendirildiğine, bu örgütlere emir ve talimat verildiğine veya yorumları ile gizli, açık ya da şifreli mesajlar iletildiğine ilişkin bilgi, bulgu veya belge elde edildiği durumlarda görüşmelere bazı kısıtlamaların getirilmesi öngörülmektedir. Bu yönüyle kuralla müdafi yardımından yararlanma hakkının kullanımının ciddi surette güçleştirilip amacına ulaşmasının önlendiği ileri sürülemeyeceğinden kuralın hakkın özüne dokunduğu söylenemez.

Hükümlü ile avukat arasındaki görüşmelerin gün ve saatlerinin kısıtlanması müdafi yardımından yararlanma hakkına sınırlama getirmekle birlikte müdafi yardımından yararlanma hakkı gözetilerek sanığın savunma hakkına zarar vermeyecek şekilde bu kısıtlamanın uygulanması mümkündür. Ayrıca ilgililerin kısıtlama kararının savunma hakkını etkisiz kılacak şekilde verildiği iddiasıyla mahkemeye itirazda bulunma, dolayısıyla bu tedbirin müdafi yardımından yararlanma hakkına uygun olarak uygulanmasını sağlama imkânları da bulunmaktadır. Bu itibarla hükümlü ile avukatın görüşmesinin gün ve saatlerinin kısıtlanmasının yukarıda açıklanan nedenlerle meşru bir amacının bulunduğu anlaşıldığından ve söz konusu tedbirin anılan amaca ulaşma bakımından elverişli, gerekli ve orantılı olmadığı söylenemeyeceğinden bu tedbirin müdafi yardımından yararlanma hakkına ölçüsüz bir sınırlama getirdiği ileri sürülemez.

Öte yandan şüpheli veya sanık ile avukatın görüşmesinin kaydedilmesi, görüşmede görevlinin hazır bulundurulması ile bilgi ve belgelere elkonulması şeklindeki kısıtlamaların anayasal bakımdan meşru bir amacının bulunduğu ve yapılan sınırlamanın anılan amaca ulaşma bakımından gerekli ve elverişli olduğu söylenebilir. Ancak getirilen sınırlamanın ölçülü olduğunun kabul edilebilmesi için elverişli ve gerekli olması yeterli olmayıp orantılı da olması da gerekmektedir.

Belli koşullara bağlı da olsa şüpheli veya sanık ile avukatın görüşmesinin kaydedilmesi, görüşmede görevlinin hazır bulundurulması ile bilgi ve belgelere elkonulması şeklindeki kısıtlamalar doğrudan avukat ve müvekkil arasındaki mahremiyeti ortadan kaldıracak niteliktedir. Belirtilen durumlarda şüpheli veya sanığın avukatı ile mahrem bilgileri paylaşması, bilgi alışverişinde bulunması mümkün olmadığından avukatla görüşme hakkının bu şekilde sınırlanması özellikle savunma makamının özel olarak desteklenmesinin gerektiği hâllerde etkili bir savunma yapılabilmesi imkânını önemli ölçüde azaltabilir. Ayrıca kuralda avukat-müvekkil görüşmesinin gizliliği ortadan kaldırılırken şüpheli veya sanığın etkili bir hukuki yardım alabilmesi ve savunma hakkını etkili bir şekilde kullanması yönünde gerekli olan güvencelerin de öngörülmediği anlaşılmaktadır. Müdafi yardımından yararlanma, dolayısıyla savunma ve adil yargılanma hakkının hukuk devletindeki önemi dikkate alındığında kuralla getirilen sınırlamanın kişiye yüklediği külfetin aşırı ve orantısız olduğu, böylelikle şüpheli ve sanığın müdafii ile görüşmesinin kaydedilmesi, izlenmesi veya bilgi ve belgelere el konulmasının müdafi yardımından yararlanma hakkına ölçüsüz bir sınırlama getirdiği sonucuna ulaşılmıştır.

Açıklanan nedenlerle kural, 5275 sayılı Kanun’un 59. maddesinin (5) numaralı fıkrasının '…görüşmeler teknik cihazla sesli veya görüntülü olarak kaydedilebilir, hükümlü ile avukatın yaptığı görüşmeleri izlemek amacıyla görevli görüşmede hazır bulundurulabilir, hükümlünün avukatına veya avukatın hükümlüye verdiği belge veya belge örnekleri, dosyalar ve aralarındaki konuşmalara ilişkin tuttukları kayıtlara elkonulabilir…' bölümü yönünden Anayasa’nın 13. ve 36. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir. 5275 sayılı Kanun’un 59. maddesinin 5. fıkrasının geri kalan bölüm yönünden ise Anayasa’nın 13. ve 36. maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir." kararı verilmiştir.

Bu itibarla, dava konusu Yönetmeliğin 72. maddesinin 8. fıkrasında bulunan "...ile bu maddenin üçüncü fıkrasındaki suçlardan hükümlü olup, başka bir suçtan dolayı şüpheli veya sanık sıfatıyla avukatıyla görüşen hükümlüler..." ibaresinin dayanağını teşkil eden 5275 sayılı Kanun'un 59. maddesinin 10. fıkrasının; "görüşmeler teknik cihazla sesli veya görüntülü olarak kaydedilebilir, hükümlü ile avukatın yaptığı görüşmeleri izlemek amacıyla görevli görüşmede hazır bulundurulabilir, hükümlünün avukatına veya avukatın hükümlüye verdiği belge veya belge örnekleri, dosyalar ve aralarındaki konuşmalara ilişkin tuttukları kayıtlara elkonulabilir." ibaresinin Anayasaya aykırı bulunması nedeniyle iptal edildiğinden dava konusu Yönetmelik hükmünün hukuki dayanağı kalmamış bulunmaktadır.

Dava konusu Yönetmeliğin 72. maddesinin (e) bendinde; "5237 sayılı Kanunun 220 nci maddesinde ve aynı Kanunun İkinci Kitap Dördüncü Kısım Dördüncü, Beşinci, Altıncı ve Yedinci Bölümlerinde tanımlanan suçlar ile 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren suçlardan mahkûm olan hükümlülerin avukatları ile ilişkisinde avukatın savunmaya ilişkin olduğunu beyan ettiği belge ve dosyalar fiziki olarak aranabilir. Avukatların hükümlü ile kurumda yapmış olduğu görüşme sırasında konuşmaları yansıtan ve bizzat avukat tarafından elle tutulan kayıtlar hakkında da bu bent hükümleri uygulanır." kuralı yer almıştır.

Söz konusu Yönetmelik kuralı, 5275 sayılı Yasanın 59. maddesinin 5. fıkrası hükmüne paralel olarak düzenlenmiştir. Adı geçen Yasa maddesinin; 5237 sayılı Kanunun 220. maddesinde ve İkinci Kitap Dördüncü Kısım Dördüncü, Beşinci, Altıncı ve Yedinci Bölümlerinde tanımlanan suçlar ile 3713 sayılı Kanun kapsamına giren suçlardan mahkum olanların avukatları ile görüşmelerinde, toplumun ve ceza infaz kurumunun güvenliğinin tehlikeye düşürüldüğüne, terör örgütü veya diğer suç örgütlerinin yönlendirildiğine, bu örgütlere emir ve tâlimat verildiğine veya yorumları ile gizli, açık ya da şifreli mesajlar iletildiğine ilişkin bilgi, bulgu veya belge elde edilmesi hâlinde, Cumhuriyet başsavcılığının istemi ve infaz hâkiminin kararıyla, üç ay süreyle;(...), hükümlünün avukatına veya avukatın hükümlüye verdiği belge veya belge örnekleri, dosyalar ve aralarındaki konuşmalara ilişkin tuttukları kayıtlara el konulabilir hükmünde, hükümlü ile avukat arasında yapılacak olan görüşmeler veya karşılıklı bilgi belge aktarımında uygulanacak yaptırım yada bazı sınırlamaların getirilmesi yine aynı hüküm içerisinde bazı koşulların varlığına bağlanmıştır.

Bu koşullar, toplumun ve ceza infaz kurumunun güvenliğinin tehlikeye düşürüldüğüne dair bilgi, bulgu veya belge elde edilmesi, bir diğeri terör örgütü veya diğer suç örgütlerinin yönlendirildiğine, bu örgütlere emir ve tâlimat verildiğine veya yorumları ile gizli, açık ya da şifreli mesajlar iletildiğine ilişkin bilgi, bulgu veya belge elde edilmesi hallerinin varlığı ile Cumhuriyet başsavcılığının istemi ve infaz hâkiminin kararıdır. Bu karardan sonra bilgi ve belgeye el konulması mümkün olabildiğine göre bütün bu koşulların dışında yalnızca 5237 sayılı Kanunun 220 nci maddesinde ve aynı Kanunun İkinci Kitap Dördüncü Kısım Dördüncü, Beşinci, Altıncı ve Yedinci Bölümlerinde tanımlanan suçlar ile 3713 Kanun kapsamına giren suçlardan mahkûm olma esas alınarak, herhangi bir tespit ortaya konulmaksızın, hiç bir koşula bağlanmaksızın avukatın beyanına rağmen savunmaya ilişkin bilgi ve belgelerin ve görüşme sırasında tutulan kayıtların incelenebilmesini öngören kural ile Yasanın tanıdığı yetkinin aşıldığı sonucuna varılmaktadır.

Kaldı ki aynı maddenin 2. fıkrasının (d) bendinde, diğer hükümlüler için avukatların yanlarında bulundurdukları bilgi ve belgelerin savunmaya ait olduğunun beyanı yeterli kabul edilerek incelenemeyeceği kurala bağlanmakla, Yönetmelik düzenlemesinde her ne kadar suçların niteliğine göre bir ayrıma gidildiği kanaatine varılmakta ise de; yukarıda yer verilen Yasa hükmü ile yapılan düzenlemede suçların niteliğine göre bir ayrım yeterli bulunmamış ve bazı tespitlerin bulunması ve Cumhuriyet Başsavcılığının istemi ve Hakim kararının bulunması esasına göre bir düzenleme yapılmış olmakla, 72. maddenin 2.fıkrasının (e) bendinde mevzuata uyarlık bulunmamıştır.

Yönetmeliğin 72. maddesinin 3. fıkrası, dayanağı 5275 sayılı Yasanın 59. maddesinin 5. fıkrası ile aynı içerikte düzenlenmiş olup, Yasanın 59. maddesinin 5. fıkrası ise yukarıda yer verilen Anayasa Mahkemesi kararı ile incelenerek, talebin reddine karar verilmiş olmakla, Yönetmeliğin bu kuralı dayanağı Yasaya uygun bulunmaktadır. Telefonla görüşme hakkı başlıklı 74. Maddesinin 2. fıkrasının (g) bendi yönünden; 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 66. maddesinde hükümlünün telefon ile haberleşme hakkı başlığı ile “(1) Kapalı ceza infaz kurumlarındaki hükümlüler, Cumhurbaşkanınca çıkarılan yönetmelikte belirlenen esas ve usullere göre idarenin kontrolündeki ücretli telefonlar ile görüşme yapabilirler. Telefon görüşmesi idarece dinlenir ve kayıt altına alınır. Bu hak, tehlikeli hâlde bulunan ve örgüt mensubu hükümlüler bakımından kısıtlanabilir. (2) Açık ceza infaz kurumları ile çocuk eğitimevlerinde hükümlüler, ücretli telefonlarla serbestçe görüşme yapabilirler. (3) Açık ve kapalı ceza infaz kurumlarındaki hükümlüler altsoy, üstsoy, eş ve kardeşlerinin ölüm, ağır hastalık, salgın hastalık veya doğal afet hâllerinde, kuruma ait telefon ve faks cihazından derhâl yararlandırılırlar. Görüşmeler, tutanak ile belgelenir ve tutanaklar özel bir dosyada saklanır. (4) Hükümlüler açık ve kapalı ceza infaz kurumlarında, çocuk eğitimevlerinde araç telefonu, telsiz telefon veya cep telefonu ve benzeri iletişim araçlarını bulunduramaz ve kullanamazlar.” şeklinde düzenlenmiştir. Yalnızca telefonla görüşmenin düzenlendiği Kanundaki kapsam genişletilerek Yönetmeliğin Telefonla görüşme hakkı başlıklı 74. maddesinin (g) fıkrasında ise “Görütülü" telefon görüşmesi yapılmasına imkan sağlayan teknik alt yapının kurulu bulunduğu Bakanlıkça belirlenen kurumlarda, haftalık görüşme süresi otuz dakika olarak uygulanır. Bu sistem oda veya koğuş içine ya da idarece uygun görülen diğer yerlere kurulabilir. Haftalık ziyaret hakkını kullanmayan hükümlülerin bir sonraki haftalık telefon görüşme süresine ayrıca otuz dakika ilave edilir ve bu süre devredilemez.

Bu kapsamdaki görüşmeler aynı hafta içerisinde toplam üç görüşmeyi aşmamak koşuluyla bölünmek suretiyle de yapılabilir. İlave edilen otuz dakika için üç görüşme hakkı daha verilir. Bu görüşmeler görüntülü ve sesli olarak yapılabileceği gibi sadece sesli olarak da yapılabilir.” düzenlemesine yer verilmiştir. Bu durumda Kanun’daki telefonla görüşme hakkı genişletilerek görüntülü görüşmenin de yapılmasına imkân tanıyan 74. maddenin 2. fıkrasının (g) bendinde hukuka aykırılık bulunmamaktadır. Telefonla görüşme hakkı başlıklı 74. maddesinin 2. fıkrasının (ğ) bendi yönünden; 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 25. maddesinde ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasının infazı sırasında hükümlülere tanınan telefon ile görüşme hakkı “e) Hükümlü, kurum idare kurulunun uygun gördüğü hâllerde ve onbeş günde bir kez olmak üzere (f) bendinde gösterilen kişilere, süresi on dakikayı geçmemek üzere telefon edebilir. f) Hükümlüyü; eşi, altsoy ve üstsoyu, kardeşleri ve vasisi, belirlenen gün, saat ve koşullar içerisinde onbeş günlük aralıklarla ve günde bir saati geçmemek üzere ziyaret edebilirler.” şeklinde düzenlenmiştir. Yönetmeliğin 74. Maddesinin 2.fıkrasının (ğ) bendinde ki “Terö̈r ve çıkar amaçlı suç örgütü üyeleri, görüntülü görüşme ve görüşme süresinin uzatılmasına ilişkin bu haktan kurumdaki tutum, davranış, eğitim ve iyileştirme faaliyetlerine katılma gibi durumları göz önünde bulundurularak idare ve gözlem kurulu tarafından yapılacak değerlendirmeye göre yararlandırılabilir.” düzenlemesi Kanun’da düzenlenen görüşme hakkına ilişkin sınırlamaların görüntülü görüşme hakkı yönünden paralel düzenleme içermektedir. Yönetmelik maddesinde hüküm bulunmasaydı dahi Kanun’un 25. maddesindeki sınırlama tüm telefon görüşmeleri için geçerli olacağından Yönetmelik ile tanınan görüntülü görüşme hakkına uygulanacağından Yönetmeliğin 74. maddesinin 2.fıkrasının (ğ) bendi, hakka yeni bir sınırlama getirmemiştir. Kanun’da telefon görüşmesi hakkının hükümlünün genel durumuna (iyi hali) göre kısıtlanıp veya ödül olarak uzatılabileceği düzenlendiğinden bu hakkın cezaevi yönetimi tarafından takdiren sınırlandırılabileceği anlaşıldığından bu yönüyle de yönetmeliğin 74. Maddesinin 2.fıkrasının (ğ) bendinde hukuka aykırılık bulunmamaktadır. Telefonla görüşme hakkı başlıklı 74. maddesinin 2. fıkrasının (h) bendi yönünden; 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un muhtelif yerlerinde tehlikeli halde bulunan hükümlülere ilişkin düzenlemelere yer verilmiş ve bunlar yönünden ek sınırlamalar getirilmesine imkan tanınmıştır. Kanun’da tehlikeli halin bir tanımına yer verilmemiş olup eylem ve tutumları yönünden tehlikeli halde sayılacak hükümlülerin tespiti cezaevi yönetimine bırakılmıştır. Yönetmeliğin 74. Maddesinin 2.fıkrasının (h) bendi yönünden “Tehlikeli hükümlü oldukları idare ve gözlem kurulu tarafından belirlenen hükümlüler on beş günde bir kez olmak ve on dakikayı geçmemek üzere sadece eşi, çocukları, annesi ve babası ile sadece sesli olarak görüşebilir.” düzenlemesindeki tehlikeli hükümlülerin cezaevinde bulundukları süreç içerisinde idare ve gözlem kurulu tarafından belirlenmesi hukuka uygundur. Telefonla görüşme hakkı başlıklı 74. Maddesinin 2. fıkrasının (ı) bendi yönünden; 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 66. maddesinde hükümlünün telefon ile haberleşme hakkı başlığı ile “(1) Kapalı ceza infaz kurumlarındaki hükümlüler, Cumhurbaşkanınca çıkarılan yönetmelikte belirlenen esas ve usullere göre idarenin kontrolündeki ücretli telefonlar ile görüşme yapabilirler. Telefon görüşmesi idarece dinlenir ve kayıt altına alınır. Bu hak, tehlikeli hâlde bulunan ve örgüt mensubu hükümlüler bakımından kısıtlanabilir.” düzenlemesine yer verilmiştir.

Yönetmeliğin 74.maddesinin 2.fıkrasının (ı) bendinde, hükümlünün, kurumun güvenliğini tehlikeye düşüren, suç oluşturan veya bir suça azmettirme ya da yardım etme sonucunu doğurabilecek konuşmalarda bulunduğu veya kurum idaresine bildirilen telefon numarası aracılığıyla ya da teknik müdahale ile başka bir hatta yönlendirme yapmak suretiyle görüşme hakkı olmayan kişilerle görüşme yaptığı dinleme sırasında belirlendiğinde, görüşme derhal kesilir. Bu hâlde hükümlü hakkında adli veya idari soruşturmaya esas olacak işlemler kurum en üst amiri tarafından yapılacağı düzenlemesine yer verilmiştir. 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 66. Maddesinde güvenlik açısından telefon görüşmelerine sınırlama getirilebileceği düzenlendiğinden Yönetmeliğin 74.maddesinin 2.fıkrasının (ı) bendinde, yasaya aykırılık bulunmamaktadır. Telefonla görüşme hakkı başlıklı 74. Maddesinin 2. fıkrasının (i) bendi yönünden; 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 66. maddesinde hükümlünün telefon ile haberleşme hakkı başlığı ile “(1) Kapalı ceza infaz kurumlarındaki hükümlüler, Cumhurbaşkanınca çıkarılan yönetmelikte belirlenen esas ve usullere göre idarenin kontrolündeki ücretli telefonlar ile görüşme yapabilirler. Telefon görüşmesi idarece dinlenir ve kayıt altına alınır. Bu hak, tehlikeli hâlde bulunan ve örgüt mensubu hükümlüler bakımından kısıtlanabilir.” düzenlemesine yer verilmiştir. Buna ek olarak ilgili yasanın 25. maddesinde ağırlaştırılmış müebbet cezası müebbet hapis cezasının infazı sırasında hükümlülerin telefonla görüşme hakkının 10 dakika ile sınırlı olacağı hüküm altına alınmıştır.

Kanun’da belirlenen ve ağırlaştırılmış müebbet cezasının infazında da 10 dakika ile sınırlandırılmış olan telefonla görüşme hakkına ilişkin olarak Yönetmeliğin 74. Maddesinin 2. fıkrasının (i) bendinde, “Terör örgütü yöneticiliği ve suç işlemek amacıyla kurulan silahlı örgüt yöneticiliği suçundan mahkum olanlar, konuşma süresi haftada on dakikayı geçmemek üzere sadece sesli görüşme yapabilir. Suç işlemek amacıyla kurulan silahlı örgütün yöneticiliğini yapmaya devam eden, bu konuda herhangi bir yöntemle, kurum içi veya dışındaki kişilere talimat veya mesaj veren hükümlülere idare ve gözlem kurulu kararıyla telefon görüşmesi hiçbir şekilde yaptırılmaz.” getirilen düzenlemenin Kanun ile paralel olduğu anlaşılmakta olup Yönetmeliğin ilgili hükmünde Kanun’dan daha sınırlayıcı bir düzenleme getirilmediğinden ilgili hükümde hukuka aykırılık bulunmamaktadır. Telefonla görüşme hakkı başlıklı 74. maddesinin 2. fıkrasının (o) bendi yönünden;

Yönetmeliğin 74. Maddesinin 2.fıkrasının (o) bendinde ki düzenleme aynı maddenin (l) bendinde ki Telefon Görüşme Formu ile edinilen bilgilerin doğruluğunu tespit için getirilmiş bir düzenleme olup yalnızca hükümlünün görüştüğü kişinin görüşme başında hükümde belirtilen bilgileri tekrar etmesi ile sınırlıdır ve haberleşme hürriyetine katlanılması güç ek bir yükümlülük getirmediğinden ilgili hükümde hukuka aykırılık bulunmamaktadır. Yönetmeliğin 76. Maddesinin 4. Fıkrası yönünden,

Yönetmeliğin Hükümlünün mektup, faks ve telgrafları alma ve gönderme hakkı başlıklı 76. Maddesinin 4.fıkrasında, hükümlü tarafından resmi makamlara veya savunması için avukatına gönderilen mektup, faks ve telgraflar denetime tâbi değildir, bu iletiler, alıcısı dışındaki kişilerin erişimini engelleyici tüm tedbirler alınarak hükümlünün talebine göre posta yoluyla veya elektronik ortamda alıcısına ulaştırılabilir. Ancak hükümlünün savunması için avukatına gönderilen mektup, faks veya telgraflar 72 nci maddenin üçüncü fıkrasında belirtilen hâllerin gerçekleşmesi hâlinde, bu gönderiler hakkında da 72 nci maddenin üç ilâ dokuzuncu fıkralarında belirtilen esas ve usuller uygulanır hükmü yeralmaktadır. 5275 sayılı yasanın 68.maddesinde,'' Hükümlü, bu maddede belirlenen kısıtlamalar dışında, kendisine gönderilen mektup, faks ve telgrafları alma ve ücretleri kendisince karşılanmak koşuluyla, gönderme hakkına sahiptir. Hükümlü, usul ve esasları Adalet Bakanlığınca belirlenmek suretiyle, gerekli teknik altyapının bulunduğu kurumlarda elektronik yöntemlerle de mektup alıp gönderebilir.(2) Hükümlü tarafından gönderilen ve kendisine gelen mektup, faks ve telgraflar; mektup okuma komisyonu bulunan kurumlarda bu komisyon, olmayanlarda kurumun en üst amirince denetlenir.(3) Kurumun asayiş ve güvenliğini tehlikeye düşüren, görevlileri hedef gösteren, terör ve çıkar amaçlı suç örgütü veya diğer suç örgütleri mensuplarının haberleşmelerine neden olan, kişi veya kuruluşları paniğe yöneltecek yalan ve yanlış bilgileri, tehdit ve hakareti içeren mektup, faks ve telgraflar hükümlüye verilmez. Hükümlü tarafından yazılmış ise gönderilmez.(4) Hükümlü tarafından resmî makamlara veya savunması için avukatına gönderilen mektup, faks ve telgraflar denetime tâbi değildir. Bu iletiler, alıcısı dışındaki kişilerin erişimini engelleyici tüm tedbirler alınarak hükümlünün talebine göre posta yoluyla veya elektronik ortamda alıcısına ulaştırılabilir.'' hükmü yer almaktadır. 5275 sayılı yasada Hükümlünün mektup, faks ve telgrafları alma ve gönderme hakkı ayrıntılı bir şekilde düzenlendiğinden aynı doğrultuda yapılan yönetmelik hükümlerinde yasaya aykırılık bulunmamaktadır.

Açıklanan nedenlerle, davanın dava konusu Yönetmeliğin 72. maddesinin 8. fıkrasında bulunan "...ile bu maddenin üçüncü fıkrasındaki suçlardan hükümlü olup, başka bir suçtan dolayı şüpheli veya sanık sıfatıyla avukatıyla görüşen hükümlüler..." ibaresinin ve 72. maddesinin 2. fıkrasının (e) bendinin iptali, davanın diğer madde, bent ve fıkralara yönelik kısmın reddine karar verilmesi gerektiği, düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince duruşma için taraflara önceden bildirilen 22/10/2024 tarihinde, davacı vekili Av. ...'nin ve davalı Cumhurbaşkanlığı vekili Av....'in, davalı Adalet Bakanlığı vekili Av. ...'ın geldiği, Danıştay Savcısının hazır olduğu görülmekle, açık duruşmaya başlandı. Taraflara usulüne uygun olarak söz verilerek dinlendikten ve Danıştay Savcısının düşüncesi alındıktan sonra taraflara son kez söz verilip, duruşma tamamlandı. Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: MADDİ OLAY VE HUKUKİ SÜREÇ :

Dava, 29/03/2020 tarih ve 31083 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 28/03/2020 tarihli ve 2324 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı eki Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Yönetmelik'in; öncelikle yetkisizlik nedeniyle tamamının, bu talebin kabul görmemesi halinde, 72. maddesinin 2. fıkrasının (e) bendi ile 3 ve 8. fıkralarının, 74. maddesinin 2. fıkrasının (g), (ğ), (h), (ı), (i) ve (o) bentlerinin, 76. maddesinin 4. fıkrasının iptali istemiyle açılmıştır.

İNCELEME VE GEREKÇE

USUL YÖNÜNDEN:

1.Ehliyet İtirazının İncelenmesi:

Davalı Cumhurbaşkanlığı tarafından, davacının bakılan davayı açmakta menfaati bulunmadığı ileri sürülmüş ise de; hukukun, insanlığın binlerce yıllık tarihsel kazanımlar ışığında geliştirilmesi, insanın özgürleşmesi ve demokratiklik temeline dayalı, toplum bilinci ile güvence altına alınmış bir hukuk sisteminin kurulması, başta yaşam hakkı olmak üzere temel haklara ve insanlık onuruna yönelik her türlü saldırının önlenmesi için çalışma yapmak amacıyla kurulan ve üyelerini, Hukuk Fakültesi mezunları, tüzel kişiler ile Hukuk Fakültesi dördüncü sınıf öğrencilerinin oluşturduğu görülen davacı Derneğin; hakkında özgürlüğü bağlayıcı ceza ya da tedbir uygulanan kişilerin temel hakkı olan avukat ve yakınlarıyla görüşme ve haberleşme hakkına (adil yargılanma ve savunma hakkı, haberleşme hürrieti, özel hayata saygı ve özel hayatın gizliliği hakkı) yönelik kurallar getiren dava konusu düzenlemelerin iptali istemiyle bakılan davayı açmakta menfaati bulunduğu sonucuna varıldığından, davalı idarenin aksi yöndeki itirazı yerinde görülmemiştir.

2.Terditli İstemde Bulunulduğuna Yönelik İtirazın İncelenmesi:

Dava dilekçesinde, 29/03/2020 tarih ve 31083 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Yönetmelik'in öncelikle yetkisizlik nedeniyle tamamının iptali istenildikten sonra, bu talebin uygun görülmemesi halinde Yönetmeliğin 72. maddesinin 2. fıkrasının (e) bendi ile 3 ve 8. fıkralarının, 74. maddesinin 2. fıkrasının (g), (ğ), (h), (ı), (i) ve (o) bentlerinin, 76. maddesinin 4. fıkrasının hukuka aykırılık gerekçeleri ortaya konularak iptali istemine yer verilmiş olup, davalı Cumhurbaşkanlığı tarafından davacının bu isteminin terditli olması nedeniyle dilekçenin reddedilmesi gerektiği ileri sürülmüştür.

Birden çok maddeden oluşan bir düzenleyici işlemin yetki veya şekil unsuru yönünden hukuka aykırı olduğu iddiasıyla öncelikle tümünün, yargı yerince bu iddia ve talep uygun görülmediği takdirde tek tek hukuka aykırılık sebepleri belirtilen madde/fıkra/bent/ibarelerin iptalinin istenilmesi, “terditli istem” olarak değerlendirilemez. Zira, düzenlemenin bütününe yönelik yetki veya şekil unsuru yönünden hukuka aykırılık iddiası dışında madde/fıkra/bent/ibarelere yönelik herhangi bir hukuka aykırılık iddiasında ve iptal isteminde bulunulmaması halinde, yargı yeri, “taleple bağlılık ilkesi” gereği düzenlemenin yalnızca yetki veya şekil unsuru yönünden hukuka uygunluğunu denetlemekle yetinmek zorundadır. Bu durum ise, davacının madde/fıkra/bent/ibarelere yönelik dava hakkını kullanamaması ya da sadece madde/fıkra/bent/ibarelerin iptali istemiyle ayrı bir dava açmak zorunda kalması ile sonuçlanacaktır ki söz konusu sonucun adil yargılanma hakkı, davaların en az giderle sonuçlandırılması ve usul ekonomisi ilkesi ile örtüşmeyeceği açıktır.

Bu nedenle bir düzenleyici işlemin yetki veya şekil unsuru yönünden hukuka aykırı olduğu iddiasıyla öncelikle tümünün, yargı yerince bu iddia ve talep uygun görülmediği takdirde tek tek maddelerin incelenmesine geçilebilmesini teminen her bir madde veya kısım ile menfaat ilgisi kurulmak ve hukuka aykırılık sebepleri ortaya konulmak suretiyle madde veya kısımlarının iptalinin istenmesi mümkün olup, davalı idarenin aksi yöndeki iddiası yerinde görülmemiştir. ESAS YÖNÜNDEN: İlgili Mevzuat: 29/12/2004 tarih ve 25685 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'un, dava konusu Yönetmeliğin yayımlandığı tarihte yürürlükte bulunan haliyle; "İnfazda temel amaç" başlıklı 3. maddesinde, "Ceza ve güvenlik tedbirlerinin infazı ile ulaşılmak istenilen temel amaç, öncelikle genel ve özel önlemeyi sağlamak, bu maksatla hükümlünün yeniden suç işlemesini engelleyici etkenleri güçlendirmek, toplumu suça karşı korumak, hükümlünün; yeniden sosyalleşmesini teşvik etmek, üretken ve kanunlara, nizamlara ve toplumsal kurallara saygılı, sorumluluk taşıyan bir yaşam biçimine uyumunu kolaylaştırmaktır." hükmüne; "Kapalı ceza infaz kurumları" başlıklı 8. maddesinde, "Kapalı ceza infaz kurumları, iç ve dış güvenlik görevlileri bulunan, firara karşı teknik, mekanik, elektronik veya fizikî engellerle donatılmış, oda ve koridor kapıları kapalı tutulan, ancak mevzuatın belirttiği hâllerde aynı oda dışındaki hükümlüler arasında ve dış çevre ile temasın olanaklı bulunduğu, yeterli düzeyde güvenlik sağlanmış ve hükümlünün gereksinimine göre bireysel, grup hâlinde veya toplu olarak iyileştirme yöntemlerinin uygulanabileceği tesislerdir." hükmüne; "Yüksek güvenlikli kapalı ceza infaz kurumları" başlıklı 9. maddesinde, "(1)Yüksek güvenlikli kapalı ceza infaz kurumları, iç ve dış güvenlik görevlilerine sahip, firara karşı teknik, mekanik, elektronik ve fizikî engellerle donatılmış, oda ve koridor kapıları sürekli kapalı tutulan, ancak mevzuatın belirttiği hâllerde aynı oda dışındaki hükümlüler arasında ve dış çevre ile temasların geçerli olduğu sıkı güvenlik rejimine tâbi hükümlülerin bir veya üç kişilik odalarda barındırıldıkları tesislerdir. Bu kurumlarda bireysel veya grup hâlinde iyileştirme yöntemleri uygulanır. ... (3) Eylem ve tutumları nedeniyle tehlikeli hâlde bulunan ve özel gözetim ve denetim altında bulundurulmaları gerekli olduğu saptananlar ile bulundukları kurumlarda düzen ve disiplini bozanlar veya iyileştirme tedbir, araç ve usûllerine ısrarla karşı koyanlar bu kurumlara gönderilirler." hükmüne; "Açık ceza infaz kurumları" başlıklı 14. maddesinde, "(1) Açık ceza infaz kurumları, hükümlülerin iyileştirilmelerinde, çalıştırılmaları ve meslek edindirilmelerine öncelik verilen, firara karşı engelleri ve dış güvenlik görevlisi bulunmayan, güvenlik bakımından kurum görevlilerinin gözetim ve denetimi ile yetinilen kurumlardır. ..." hükmüne; "Hükümlülerin gözlem ve sınıflandırılması" başlıklı 23. maddesinde, "(1) Hükümlülerin gözlem ve sınıflandırılması aşağıdaki esaslara göre yapılır:

a)Hükümlülerin kişisel özellikleri, bedensel, aklî ve sağlık durumları, suç işlemeden önceki yaşamları, sosyal çevre ve ilişkileri, sanat ve meslek faaliyetleri, ahlâkî eğilimleri, suça bakış açıları, hükümlülük süreleri ve suç türleri belirlenerek, durumlarına uygun infaz kurumlarına ayrılmaları ve bunlara göre saptanacak infaz ve iyileştirme rejimi; gözlem, inceleme ve değerlendirme yöntemiyle çalışan gözlem ve sınıflandırma merkezlerinde veya kapalı ceza infaz kurumlarının bu hizmete ayrılan bölümlerinde yapılır. Hükümlüler, işledikleri suç tiplerine, gösterdikleri eğilimlere, tutum ve davranışları nedeniyle sıkı gözetim ve denetim altında bulundurulmaları gerekip gerekmediğine göre yüksek güvenlikli ceza infaz kurumlarına veya normal güvenlikli ceza infaz kurumlarına veya açık ceza infaz kurumlarına gönderilirler. ..." hükmüne; "Hükümlülerin gruplandırılması" başlıklı 24. maddesinde, "(1) Hükümlüler;

a)İlk defa suç işleyenler, mükerrirler, itiyadî suçlular veya suç işlemeyi meslek edinenler,

b)Aklî ve bedensel durumları nedeniyle veya yaşları itibarıyla özel bir infaz rejimine tâbi tutulması gerekenler,

c)Tehlike hâli taşıyanlar,

d)Terör suçluları,

e)Suç örgütlerine veya çıkar amaçlı suç örgütlerine mensup olan suçlular, gibi gruplara ayrılırlar. (2) Hükümlüler ayrıca yaşları, hükümlülük süreleri ve suç türleri itibarıyla da gruplandırılırlar. " hükmüne; "Cezayı çekme, güvenlik ve iyileştirme programına uyma" başlıklı 26. maddesinde, "(1) Hükümlü, hapis cezasının yerine getirilmesine katlanma ve bu amaçla düzenlenen infaz rejimine uygun tutum ve davranışlar içinde bulunmakla yükümlüdür. (2) Hükümlü, ceza infaz kurumunun güvenlik ve iyileştirme programlarına tam bir uyum göstermekle yükümlüdür. ..." kuralına; "Avukat ve noterle görüşme hakkı" başlıklı 59. maddesinde, "(1) Hükümlü, avukatlık mesleğinin icrası çerçevesinde avukatları ile vekâletnamesi olmaksızın en çok üç kez görüşme hakkına sahiptir. (2) Avukat ve noter ile görüşme, meslek kimliklerinin ibrazı üzerine, tatil günleri dışında ve çalışma saatleri içinde, bu iş için ayrılan görüşme yerlerinde, konuşulanların duyulamayacağı, ancak güvenlik nedeniyle görülebileceği bir biçimde yapılır. (3) Avukatlar, vekâletnameleri olsa da aynı anda birden fazla hükümlü ile görüşme yapamazlar. (4) Görüşme sırasında; hükümlünün avukatına veya avukatın hükümlüye verdiği belge veya belge örnekleri, dosyalar ve aralarındaki konuşmaya ilişkin olarak kendilerinin tuttukları kayıtlar incelenemez; hükümlünün avukatı ile yaptığı görüşme dinlenemez ve kayda alınamaz. (5) Türk Ceza Kanununun 220 nci maddesinde ve İkinci Kitap Dördüncü Kısım Dördüncü, Beşinci, Altıncı ve Yedinci Bölümlerinde tanımlanan suçlar ile 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren suçlardan mahkûm olanların avukatları ile görüşmelerinde, toplumun ve ceza infaz kurumunun güvenliğinin tehlikeye düşürüldüğüne, terör örgütü veya diğer suç örgütlerinin yönlendirildiğine, bu örgütlere emir ve tâlimat verildiğine veya yorumları ile gizli, açık ya da şifreli mesajlar iletildiğine ilişkin bilgi, bulgu veya belge elde edilmesi hâlinde, Cumhuriyet başsavcılığının istemi ve infaz hâkiminin kararıyla, üç ay süreyle; görüşmeler teknik cihazla sesli veya görüntülü olarak kaydedilebilir, hükümlü ile avukatın yaptığı görüşmeleri izlemek amacıyla görevli görüşmede hazır bulundurulabilir, hükümlünün avukatına veya avukatın hükümlüye verdiği belge veya belge örnekleri, dosyalar ve aralarındaki konuşmalara ilişkin tuttukları kayıtlara elkonulabilir veya görüşmelerin gün ve saatleri sınırlandırılabilir. (6) İnfaz hakimliği hükümlünün; kurallara uyumunu, toplum veya ceza infaz kurumu bakımından arz ettiği tehlikeyi ve rehabilitasyon çalışmalarındaki gelişimini değerlendirerek, kararda belirttiği süreyi üç aydan fazla olmamak üzere müteaddit defa uzatabileceği gibi kısaltılmasına veya sonlandırılmasına da karar verebilir. (7) Beşinci fıkra kapsamına giren hükümlünün yaptığı görüşmenin, aynı fıkrada belirtilen amaca yönelik yapıldığının anlaşılması hâlinde, görüşmeye derhal son verilerek, bu husus gerekçesiyle birlikte tutanağa bağlanır. Görüşme başlamadan önce taraflar bu hususta uyarılır. (8) Hükümlü hakkında, yedinci fıkra uyarınca tutanak tutulması hâlinde, Cumhuriyet başsavcılığının istemiyle hükümlünün avukatlarıyla görüşmesi infaz hâkimince altı ay süreyle yasaklanabilir. Yasaklama kararı, hükümlüye ve yeni bir avukat görevlendirilmesi için derhal ilgili baro başkanlığına bildirilir. Cumhuriyet başsavcılığı baro tarafından bildirilen avukatın değiştirilmesini baro başkanlığından isteyebilir. Bu fıkra hükmüne göre görevlendirilen avukata, 23/3/2005 tarihli ve 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 13 üncü maddesine göre ücret ödenir. (9) İnfaz hâkimi tarafından bu madde uyarınca verilen kararlara karşı 4675 sayılı Kanuna göre itiraz edilebilir. (10) Bu madde hükümleri 9 uncu maddenin üçüncü fıkrasına göre yüksek güvenlikli ceza infaz kurumlarında bulunan hükümlüler ile beşinci fıkradaki suçlardan hükümlü olup, başka bir suçtan dolayı şüpheli veya sanık sıfatıyla avukatıyla görüşen hükümlüler hakkında da uygulanır. (11) Tutuklular hakkında bu madde hükümlerine göre karar vermeye soruşturma aşamasında sulh ceza hâkimi, kovuşturma aşamasında mahkeme yetkilidir. (12) Türkiye Cumhuriyetinin taraf olduğu uluslararası sözleşmelere ve karşılıklılık esasına uygun olmak koşuluyla, Yabancı ülkelerde haklarında soruşturma veya kovuşturma yapılmakta olan, yabancı ülke veya uluslararası yargı mercilerinde dava açmak isteyen, leh veya aleyhine açılmış davası olan Türk vatandaşı veya yabancı uyruklu hükümlülerle yabancı uyruklu avukatları, bu soruşturma ve kovuşturma, açılacak veya açılmış davalarla sınırlı olmak ve vekâletname sunmak koşuluyla görüşebilirler. Vekâletnamesi olmayan yabancı uyruklu avukatlar, hükümlü ile Türkiye barolarına kayıtlı bir avukatla birlikte görüşme yapabilirler." kuralına; "Hükümlünün telefon ile haberleşme hakkı" başlıklı 66. maddesinde, "(1) Kapalı ceza infaz kurumlarındaki hükümlüler, Cumhurbaşkanınca çıkarılan yönetmelikte belirlenen esas ve usullere göre idarenin kontrolündeki ücretli telefonlar ile görüşme yapabilirler. Telefon görüşmesi idarece dinlenir ve kayıt altına alınır. Bu hak, tehlikeli hâlde bulunan ve örgüt mensubu hükümlüler bakımından kısıtlanabilir. (2) Açık ceza infaz kurumları ile çocuk eğitimevlerinde hükümlüler, ücretli telefonlarla serbestçe görüşme yapabilirler. (3) Açık ve kapalı ceza infaz kurumlarındaki hükümlüler altsoy, üstsoy, eş ve kardeşlerinin ölüm, ağır hastalık, salgın hastalık veya doğal afet hâllerinde, kuruma ait telefon ve faks cihazından derhâl yararlandırılırlar. Görüşmeler, tutanak ile belgelenir ve tutanaklar özel bir dosyada saklanır. (4) Hükümlüler açık ve kapalı ceza infaz kurumlarında, çocuk eğitimevlerinde araç telefonu, telsiz telefon veya cep telefonu ve benzeri iletişim araçlarını bulunduramaz ve kullanamazlar." kuralına; "Hükümlünün mektup, faks ve telgrafları alma ve gönderme hakkı" başlıklı 68. maddesinin dava tarihinde yürürlükte olan halinde, "(1) Hükümlü, bu maddede belirlenen kısıtlamalar dışında, kendisine gönderilen mektup, faks ve telgrafları alma ve ücretleri kendisince karşılanmak koşuluyla, gönderme hakkına sahiptir. (2) Hükümlü tarafından gönderilen ve kendisine gelen mektup, faks ve telgraflar; mektup okuma komisyonu bulunan kurumlarda bu komisyon, olmayanlarda kurumun en üst amirince denetlenir. (3) Kurumun asayiş ve güvenliğini tehlikeye düşüren, görevlileri hedef gösteren, terör ve çıkar amaçlı suç örgütü veya diğer suç örgütleri mensuplarının haberleşmelerine neden olan, kişi veya kuruluşları paniğe yöneltecek yalan ve yanlış bilgileri, tehdit ve hakareti içeren mektup, faks ve telgraflar hükümlüye verilmez. Hükümlü tarafından yazılmış ise gönderilmez. (4) Hükümlü tarafından resmî makamlara veya savunması için avukatına gönderilen mektup, faks ve telgraflar denetime tâbi değildir." kuralına; "Ziyaret ve görüşlerde uyulacak esaslar" başlıklı 86. maddesinde, "(1) Kapalı ve açık ceza infaz kurumlarına ziyaret veya görüşe gelen resmî heyet ve özel kişiler, kurum güvenliğini tehlikeye sokacak davranışlarda bulunamaz, kurum güvenliği için alınan ve uygulanan yasal ve idarî tedbirlerin değiştirilmesini isteyemezler. (2) Kurumun düzen ve güvenliğini, hükümlülerin sağlığını bozabilecek nitelikteki eşya ve maddeler ile her türlü iletişim araçları ve taşıma izin belgesi olsa da silâhlar kuruma sokulamaz. Ziyaret ve görüşlerde hükümlülere para, kıymetli evrak ve eşya verilemez. (3) Kurum görevlileri ve dış güvenlik görevlileri dahil olmak üzere, sıfat ve görevi ne olursa olsun, ceza infaz kurumlarına girenler duyarlı kapıdan geçmek zorundadır. Bu kişilerin üstleri metal dedektörle aranır; eşyaları x-ray cihazından veya benzeri güvenlik sistemlerinden geçirilir, ayrıca şüphe hâlinde elle aranır. Bu cihazların bulunmadığı yerlerde arama ve kontrol elle yapılır. Ancak milletvekilleri, mülkî amirler, hâkim, Cumhuriyet savcıları ve bu sınıftan sayılanlar, avukatlar, noterler, ceza infaz kurumları ve tutukevleri kontrolörleri, izleme kurulu başkan ve üyeleri, uluslararası sözleşmelerle yetkileri tanınmış kişi ve kuruluşların temsilcileri, ceza infaz kurumu ve tutukevi koruma birlik komutanı ile kurum müdürünün üstleri ağır cezayı gerektiren suçüstü hâlleri dışında elle aranamaz. Duyarlı kapı cihazının ikazının sürmesi hâlinde bu kişiler ancak, elle aramayı kabul ettikleri takdirde kuruma girebilirler. Ziyaret yerleri de ziyaret öncesi ve bitiminde aranır. (4) Ceza infaz kurumlarına giren avukatlarca savunmaya ilişkin olduğu yazılı olarak beyan edilen belge ve dosyalar incelemeye tâbi tutulmaz. (5) Konusu suç teşkil etmemekle birlikte ceza infaz kurumlarına sokulması yasak olan her türlü eşya, çıkışta sahibine verilmek üzere idare tarafından muhafaza altına alınır. (6) Hükümlüler, odalarından çıkış ve dönüşlerinde ayrı yerlerde ve farklı memurlarca üst ve eşya aramasına tâbi tutulurlar. (7) Aramalarda insan onuruna saygı esastır. (8) Ziyaret ve görüşlerde kurallara uymayan heyet ve kişilerin ziyaret ve görüşmeleri sürdürmelerine derhâl son verilir. Suç oluşturan davranışlar, ilgili idarî ve adlî makamlara bildirilir. Görüşme hakkına sahip özel kişilerin kurum güvenliğinin korunması amacıyla alınan tedbirlere aykırı davranışları ve istekleri nedeniyle görüşme hakları, kurumun en üst amirince bir aydan bir yıla kadar kısıtlanabilir. Mevzuatın avukatlar bakımından getirdiği hükümler saklıdır." kuralına; "Tutukluların hakları" başlıklı 114. maddesinde, ... (3) Tutukluların yazılı haberleşmeleri ile telefonla görüşmeleri, soruşturma evresinde Cumhuriyet savcısı, kovuşturma evresinde hâkim veya mahkemesince kısıtlanabilir. ... (5) Tutuklunun müdafii ile olan haberleşmesine ve kurum düzeni çerçevesinde temas ve görüşmelerine hiçbir suretle engel olunamaz ve kısıtlamalar konulamaz. ..." kuralına; "Tutukluların yükümlülükleri" başlıklı 116. maddesinde, "(1) Bu Kanunun; ... Avukat ve noterle görüşme hakkı, ..., telefonla haberleşme hakkı, ..., mektup, faks ve telgrafları alma ve gönderme hakkı, ..., ziyaret ve görüşlerde uygulanacak esaslar, ... konularında ... , 55 ilâ 62, 65 ilâ 76 ve 78 ilâ 88 inci maddelerinde düzenlenmiş hükümlerin tutukluluk hâliyle uzlaşır nitelikte olanları tutuklular hakkında da uygulanabilir." kuralına yer verilmiştir.

Öte yandan; 1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun, "Soruşturmaya yetkili Cumhuriyet Savcısı" başlıklı 58. maddesinde, "Avukatların avukatlık veya Türkiye Barolar Birliği ya da baroların organlarındaki görevlerinden doğan veya görev sırasında işledikleri suçlardan dolayı haklarında soruşturma, Adalet Bakanlığının vereceği izin üzerine, suçun işlendiği yer Cumhuriyet savcısı tarafından yapılır. Avukat yazıhaneleri ve konutları ancak mahkeme kararı ile ve kararda belirtilen olayla ilgili olarak Cumhuriyet savcısı denetiminde ve kayıtlı olunan baro temsilcisinin katılımı ile aranabilir. Ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren bir suçtan dolayı suçüstü hali dışında avukatın üzeri aranamaz." kuralına yer verilmiştir.

29/03/2020 tarihli ve 31083 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 28/03/2020 tarihli ve 2324 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı eki Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Yönetmelik'in, yayımlandığı tarihte yürürlükte bulunan haliyle; "Avukat ve noterle görüşme hakkı" başlıklı 72. maddesinde, "(1) Hükümlü, 5275 sayılı Kanunun 59 uncu maddesi gereğince avukat ve noterle görüşme hakkına sahiptir. (2) Hükümlülerin avukat ile görüşmesinde aşağıdaki kurallar uygulanır:

a)Hükümlü, avukatlık mesleğinin icrası çerçevesinde avukatları ile vekâletnamesi olmaksızın en çok üç kez görüşme hakkına sahiptir.

b)Avukatlar, vekâletnameleri olsa da aynı anda birden fazla hükümlü ile görüşme yapamaz.

c)Avukat ve noter ile görüşme, meslek kimliklerinin ibrazı üzerine, tatil günleri dışında ve çalışma saatleri içinde, bu iş için ayrılan görüşme yerlerinde, konuşulanların duyulamayacağı, ancak güvenlik nedeniyle görüşmenin görülebileceği bir biçimde yapılır.

ç)Görüşme sırasında; hükümlünün avukatına veya avukatın hükümlüye verdiği belge veya belge örnekleri, dosyalar ve aralarındaki konuşmaya ilişkin olarak kendilerinin tuttukları kayıtlar incelenemez, hükümlünün avukatı ile yaptığı görüşme dinlenemez ve kayda alınamaz.

d)Hükümlü ile görüşmek üzere kuruma gelen avukatların, yanlarında bulundurdukları belge ve dosyaların savunmaya ilişkin olup olmadıkları konusunda kendilerinden yazılı beyanları alınır. Savunmaya ilişkin olduğu beyan edilen belge ve dosyalar, her ne suretle olursa olsun incelenemez. Hükümlü ile doğrudan ilişkisi olmak koşulu ile avukatın yanında getirmiş olduğu ve bir hukuki uyuşmazlık konusunu oluşturan belge ve dosyalar hakkında da aynı hükümler uygulanır.

e)5237 sayılı Kanunun 220 nci maddesinde ve aynı Kanunun İkinci Kitap Dördüncü Kısım Dördüncü, Beşinci, Altıncı ve Yedinci Bölümlerinde tanımlanan suçlar ile 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren suçlardan mahkûm olan hükümlülerin avukatları ile ilişkisinde avukatın savunmaya ilişkin olduğunu beyan ettiği belge ve dosyalar fiziki olarak aranabilir. Avukatların hükümlü ile kurumda yapmış olduğu görüşme sırasında konuşmaları yansıtan ve bizzat avukat tarafından elle tutulan kayıtlar hakkında da bu bent hükümleri uygulanır. (3) 5237 sayılı Kanunun 220 nci maddesinde ve aynı Kanunun İkinci Kitap Dördüncü Kısım Dördüncü, Beşinci, Altıncı ve Yedinci Bölümlerinde tanımlanan suçlar ile 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren suçlardan mahkûm olanların avukatları ile görüşmelerinde, toplumun ve ceza infaz kurumunun güvenliğinin tehlikeye düşürüldüğüne, terör örgütü veya diğer suç örgütlerinin yönlendirildiğine, bu örgütlere emir ve talimat verildiğine veya yorumları ile gizli, açık ya da şifreli mesajlar iletildiğine ilişkin bilgi, bulgu veya belge elde edilmesi hâlinde, Cumhuriyet başsavcılığının istemi ve infaz hâkiminin kararıyla, üç ay süreyle; görüşmeler teknik cihazla sesli veya görüntülü olarak kaydedilebilir, hükümlü ile avukatın yaptığı görüşmeleri izlemek amacıyla görevli görüşmede hazır bulundurulabilir, hükümlünün avukatına veya avukatın hükümlüye verdiği belge veya belge örnekleri, dosyalar ve aralarındaki konuşmalara ilişkin tuttukları kayıtlara elkonulabilir veya görüşmelerin gün ve saatleri sınırlandırılabilir. (4) İnfaz hâkimliği hükümlünün; kurallara uyumunu, toplum veya ceza infaz kurumu bakımından arz ettiği tehlikeyi ve rehabilitasyon çalışmalarındaki gelişimini değerlendirerek, kararda belirttiği süreyi üç aydan fazla olmamak üzere müteaddit defa uzatabileceği gibi kısaltılmasına veya sonlandırılmasına da karar verebilir. (5) Üçüncü fıkra kapsamına giren hükümlünün yaptığı görüşmenin, aynı fıkrada belirtilen amaca yönelik yapıldığının anlaşılması hâlinde, görüşmeye derhal son verilerek, bu husus gerekçesiyle birlikte tutanağa bağlanır. Görüşme başlamadan önce taraflar bu hususta uyarılır. (6) Hükümlü hakkında, beşinci fıkra uyarınca tutanak tutulması hâlinde, Cumhuriyet başsavcılığının istemiyle hükümlünün avukatlarıyla görüşmesi infaz hâkimince altı ay süreyle yasaklanabilir. Yasaklama kararı, hükümlüye ve yeni bir avukat görevlendirilmesi için derhal ilgili baro başkanlığına bildirilir. Cumhuriyet başsavcılığı baro tarafından bildirilen avukatın değiştirilmesini baro başkanlığından isteyebilir. Bu fıkra hükmüne göre görevlendirilen avukata, 23/3/2005 tarihli ve 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 13 üncü maddesine göre ücret ödenir. (7) İnfaz hâkimi tarafından bu madde uyarınca verilen kararlara karşı 16/5/2001 tarihli ve 4675 sayılı İnfaz Hâkimliği Kanununa göre itiraz edilebilir. (8) Bu madde hükümleri 5275 sayılı Kanunun 9 uncu maddesinin üçüncü fıkrasına göre yüksek güvenlikli ceza infaz kurumlarında bulunan hükümlüler ile bu maddenin üçüncü fıkrasındaki suçlardan hükümlü olup, başka bir suçtan dolayı şüpheli veya sanık sıfatıyla avukatıyla görüşen hükümlüler hakkında da uygulanır. (9) Tutuklular hakkında bu madde hükümlerine göre karar vermeye soruşturma aşamasında sulh ceza hâkimi, kovuşturma aşamasında mahkeme yetkilidir. (10) Türkiye Cumhuriyeti’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelere ve karşılıklılık esasına uygun olmak koşuluyla, yabancı ülkelerde haklarında soruşturma veya kovuşturma yapılmakta olan, yabancı ülke veya uluslararası yargı mercilerinde dava açmak isteyen, leh veya aleyhine açılmış davası olan Türk vatandaşı veya yabancı uyruklu hükümlülerle yabancı uyruklu avukatları, bu soruşturma ve kovuşturma, açılacak veya açılmış davalarla sınırlı olmak ve vekâletname sunmak koşuluyla görüşebilirler. Vekâletnamesi olmayan yabancı uyruklu avukatlar, hükümlü ile Türkiye barolarına kayıtlı bir avukatla birlikte görüşme yapabilirler. (11) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvuracak olan veya başvurusu bulunan Türk vatandaşı veya yabancı uyruklu hükümlüler; Türkiye Cumhuriyeti mahkemelerinde yetkili olan avukatlar ile soruşturma, kovuşturma veya dava konusuyla ilgili bilgi ve belgelerin tercümesinin kurum en üst amirine ibrazı koşuluyla görüşebilir. (12) Kurumlarda, avukat ve noter ile hükümlünün görüşmeyi yapacağı mekanlar, bu hakkın kullanımına uygun şekilde kurum idaresince düzenlenir." düzenlemesine; "Telefonla görüşme hakkı" başlıklı 74. maddesinde, "(1) Kapalı kurumlarda bulunan hükümlüler, belgelendirmeleri koşuluyla eşi, dördüncü dereceye kadar kan ve kayın hısımları ve vasisi ile telefon görüşmesi yapabilir. (2) Telefonla görüşmeleri aşağıda belirtilen esaslara göre yapılır:

a)Hükümlüler, haberleşme veya iletişim araçlarından yoksun bırakılma veya kısıtlama cezası ile hücreye koyma cezasının infazı sırasında olmamak koşuluyla, idarenin kontrolünde bulunan ve kurumun uygun yerlerine yerleştirilen telefonlardan yararlandırılır.

b)Disiplin cezaları olsa bile, anne, baba, eş, çocuk ve kardeşlerin ölüm veya ağır hastalıkları veya doğal afet hâllerinde, hükümlülerin telefon görüşme hakları hiçbir şekilde engellenemez.

c)Açık ve kapalı kurumlardaki hükümlüler; altsoy, üstsoy, eş ve kardeşlerinin ölüm, ağır hastalık veya doğal afet hâllerinde, kuruma ait telefon ve faks cihazından derhal yararlandırılır. Bu hâlde, yapılan telefon konuşmaları o haftaya ait konuşma hakkından sayılmaz. Görüşmeler, tutanak ile belgelenir ve tutanaklar özel bir dosyada saklanır.

ç)Kurum personeli hükümlülere tahsis edilen telefonları kullanamaz.

d)Hükümlüler, telefon görüşmesi hakkına sahip oldukları konusunda bilgilendirilir.

e)Hükümlülerin telefonla görüşme gün ve saatleri, kurumda bulunan telefon adedi, başvuru sırası, kurumun asayiş ve güvenliği dikkate alınarak idare tarafından belirlenir.

f)Hükümlüler görüşebilecekleri yakınlarından bir veya birden fazla kişi ile haftada bir kez ve bir telefon numarasıyla bağlantı kurarak kesintisiz görüşme yapabilir. Herhangi bir nedenle görüşme gerçekleşememişse daha önceden bildirilen numaralardan bir diğeriyle görüşebilir. Konuşma süresi görüşme başladığı andan itibaren on dakikayı geçemez. Deprem, salgın hastalık, doğal afet gibi zaruri hâllerde Bakanlık kararı ile telefon ile görüşme süresi ve sayısı artırılabilir.

g)Görüntülü telefon görüşmesi yapılmasına imkan sağlayan teknik alt yapının kurulu bulunduğu Bakanlıkça belirlenen kurumlarda, haftalık görüşme süresi otuz dakika olarak uygulanır. Bu sistem oda veya koğuş içine ya da idarece uygun görülen diğer yerlere kurulabilir. Haftalık ziyaret hakkını kullanmayan hükümlülerin bir sonraki haftalık telefon görüşme süresine ayrıca otuz dakika ilave edilir ve bu süre devredilemez.

Bu kapsamdaki görüşmeler aynı hafta içerisinde toplam üç görüşmeyi aşmamak koşuluyla bölünmek suretiyle de yapılabilir. İlave edilen otuz dakika için üç görüşme hakkı daha verilir. Bu görüşmeler görüntülü ve sesli olarak yapılabileceği gibi sadece sesli olarak da yapılabilir.

ğ)Terör ve çıkar amaçlı suç örgütü üyeleri, görüntülü görüşme ve görüşme süresinin uzatılmasına ilişkin bu haktan kurumdaki tutum, davranış, eğitim ve iyileştirme faaliyetlerine katılma gibi durumları göz önünde bulundurularak idare ve gözlem kurulu tarafından yapılacak değerlendirmeye göre yararlandırılabilir.

h)Tehlikeli hükümlü oldukları idare ve gözlem kurulu tarafından belirlenen hükümlüler on beş günde bir kez olmak ve on dakikayı geçmemek üzere sadece eşi, çocukları, annesi ve babası ile sadece sesli olarak görüşebilir.

ı)Hükümlünün, kurumun güvenliğini tehlikeye düşüren, suç oluşturan veya bir suça azmettirme ya da yardım etme sonucunu doğurabilecek konuşmalarda bulunduğu dinleme sırasında belirlendiğinde, görüşme derhal kesilir. Bu hâlde hükümlü hakkında adli veya idari soruşturmaya esas olacak işlemler kurum en üst amiri tarafından yapılır.

i)Terör örgütü yöneticiliği ve suç işlemek amacıyla kurulan silahlı örgüt yöneticiliği suçundan mahkûm olanlar, konuşma süresi haftada on dakikayı geçmemek üzere sadece sesli görüşme yapabilir. Suç işlemek amacıyla kurulan silahlı örgütün yöneticiliğini yapmaya devam eden, bu konuda herhangi bir yöntemle, kurum içi veya dışındaki kişilere talimat veya mesaj veren hükümlülere idare ve gözlem kurulu kararıyla telefon görüşmesi hiçbir şekilde yaptırılmaz. ...

o)Konuşma sırası gelen hükümlünün, kurum içindeki tehlikelilik durumu da dikkate alınarak, gerekli güvenlik önlemleri alınmak suretiyle telefon görüşmesi yapılacak yere getirilerek veya teknik alt yapının kurulu olduğu kurumlarda belirlenen yerde görüştürülür. Hükümlü, öncelikle konuşmasına kendi adını ve soyadını söyleyerek başlar. Görüştüğü karşıdaki kişiye, adını, soyadını ve telefon numarasını tekrar etmesini isteyerek konuşmasına devam eder. Bu işlemin yapılması zorunlu olup, konuşma bittikten sonra, “Telefon Görüşme İstek Formu”nun konuşmanın yapıldığına ilişkin bölümü doldurulur, konuşmayı yapan hükümlü ve görevli memur tarafından imzalanır. Bu formdaki bilgiler, deftere kaydedilmek üzere güvenlik ve gözetim servisine verilir. ... (3) Kapalı kurumlarda bulunan hükümlülerin, bu maddede belirtilen yakınları ile yaptığı telefon görüşmeleri, idare tarafından dinlenir ve elektronik aletler ile kayda alınır. (4) Açık kurumlar ile çocuk eğitimevlerinde bulunan hükümlüler, ücretli telefonlarla sesli veya görüntülü olarak serbestçe görüşme yapabilirler. Çocuk hükümlülerin telefonla konuşması hiçbir şekilde kısıtlanamaz ve engellenemez. (5) Hükümlüler, açık ve kapalı kurumlarda, çocuk eğitimevlerinde araç telefonu, telsiz telefon veya cep telefonu ve benzeri iletişim araçlarını bulunduramaz ve kullanamaz. (6) Hükümlülere tanınan telefonla görüşme hakkı;

a)Genel ve kısmi aramalar sırasında,

b)Yemek dağıtım saatlerinde,

c)Kurum asayiş ve güvenliğini bozucu her türlü bireysel veya toplu olaylar sırasında, kullandırılmaz." düzenlemesine yer verilmiştir. 17/06/2005 tarih ve 25848 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Hükümlü ve Tutukluların Ziyaret Edilmeleri Hakkında Yönetmelik'in; "Temel ilkeler" başlıklı 5. maddesinin 1. fıkrasının (k) bendinde, "Yönetmeliğin 20 nci maddesinin ikinci fıkrasında belirtilenler dışında, ceza infaz kurumlarına gelen avukatların, savunmaya ilişkin olduğu yazılı olarak beyan ettiği belge ve dosyalar ile konuşma kayıtları incelemeye tâbi tutulmaz." düzenlemesine; "Ceza infaz kurumlarına girişte arama" başlıklı 6. maddesinin 1. fıkrasında, "Ceza infaz kurumu görevlileri ve dış güvenlik görevlileri dahil olmak üzere, sıfat ve görevi ne olursa olsun, ceza infaz kurumlarına girenler duyarlı kapıdan geçmek zorundadır. Bu kişilerin üstleri metal dedektörle aranır; eşyaları x-ray cihazından veya benzeri güvenlik sistemlerinden geçirilir, ayrıca şüphe hâlinde elle aranır. Bu cihazların bulunmadığı yerlerde arama ve kontrol elle yapılır. Ancak milletvekilleri, mülkî amirler, hâkim, Cumhuriyet savcıları ve bu sınıftan sayılanlar, avukatlar, noterler, ceza infaz kurumları ve tutukevleri kontrolörleri, izleme kurulu başkan ve üyeleri, uluslararası sözleşmelerle yetkileri tanınmış kişi ve kuruluşların temsilcileri, ceza infaz kurumu ve tutukevi koruma birlik komutanı ile kurum müdürünün üstleri ağır cezayı gerektiren suçüstü hâlleri dışında elle aranamaz. Duyarlı kapı cihazının ikazının sürmesi hâlinde bu kişiler ancak, elle aramayı kabul ettikleri takdirde kuruma girebilirler." düzenlemesine; "Hükümlünün avukat, uzlaştırmacı ve arabulucu ile görüşmesi" başlıklı 20. maddesinde, "Hükümlü ile avukatı, meslek kimliğinin ibrazı üzerine, tatil günleri dışında ve çalışma saatleri içinde, bu iş için ayrılan görüşme yerlerinde, konuşulanların duyulamayacağı, ancak; güvenlik nedeniyle görülebileceği bir biçimde, açık görüş usulüne uygun olarak görüştürülür.

Avukatların savunmaya ilişkin belgeleri, dosyaları ve müvekkilleri ile yaptıkları konuşmaların kayıtları incelemeye tâbi tutulamaz. Ancak, 5237 sayılı Kanunun 220 nci, ikinci kitap dördüncü kısım dördüncü ve beşinci bölümlerinde yer alan suçlardan mahkûm olan hükümlülerin avukatları ile ilişkisi; konusu suç teşkil eden fiilleri işlediğinin, infaz kurumunun güvenliğini tehlikeye düşürdüğüne, terör örgütü veya diğer suç örgütleri mensuplarının örgütsel amaçlı haberleşmelerine aracılık ettiğine ilişkin bulgu veya belge elde edilmesi hâlinde, Cumhuriyet başsavcılığının istemi ve infaz hâkiminin kararıyla, bir görevli görüşmede hazır bulundurulabileceği gibi bu kişilerin avukatlarına verdiği veya avukatlarınca bu kişilere verilen belgeler infaz hâkimince incelenebilir. İnfaz hâkimi belgenin kısmen veya tamamen verilmesine veya verilmemesine karar verir. Bu karara karşı ilgililer 4675 sayılı İnfaz Hâkimliği Kanununa göre itiraz edebilir. ..." düzenlemesine yer verilmiştir.

HUKUKİ DEĞERLENDİRME: A) Dava Konusu Yönetmeliğin Yetki Yönünden İncelenmesi: 11/02/2017 tarihli ve 29976 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 21/01/2017 tarihli ve 6771 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasında Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ile Türkiye Cumhuriyeti Devletinin, rasyonel parlamentarizm (yumuşak kuvvetler ayrılığı) olan hükümet sistemi değiştirilerek, Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi (sert kuvvetler ayrılığı) kabul edilmiş, ancak bu Kanunla getirilen sistem değişikliği ile Anayasada buna bağlı olarak yapılan birçok değişikliğin, Kanun'un kabulünden sonra birlikte yapılan Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Cumhurbaşkanlığı seçimleri sonucunda Cumhurbaşkanının göreve başladığı tarihte yürürlüğe gireceği hükme bağlanmış, 6771 sayılı Kanun'un 16/04/2016 tarihinde halk oylaması ile kabul edilmesi, 24/06/2018 tarihinde birlikte yapılan Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Cumhurbaşkanlığı seçimleri sonucu halk oyuyla seçilen Cumhurbaşkanının, TBMM Genel Kurulu’nda yemin ederek 09/07/2018 tarihinde göreve başlaması üzerine, anılan hükümler 09/07/2018 tarihi itibarıyla yürürlüğe girmiştir.

Anılan Kanunla yapılan değişiklikler kapsamında, 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 8. maddesinde, daha önce Bakanlar Kurulu ile Cumhurbaşkanı tarafından birlikte kullanılan yürütme görev ve yetkisinin tek başına Cumhurbaşkanına ait olduğu belirtilmiş; Bakanlar Kurulunun düzenlendiği 109. madde ve Bakanlar Kurulunca çıkarılan düzenleyici idari işlem mahiyetindeki tüzüklerin düzenlendiği 115. madde ilga edilmiş; bunun yerine 104. madde ile 124. maddede, Cumhurbaşkanına kanunların uygulanmasını sağlamak üzere ve bunlara aykırı olmamak şartıyla yönetmelik çıkarma yetkisi verilmiş; ayrıca Geçici 21. maddenin (F) fıkrasında, "Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte yürürlükte bulunan kanun hükmünde kararnameler, tüzükler, Başbakanlık ve Bakanlar Kurulu tarafından çıkarılan yönetmelikler ile diğer düzenleyici işlemler yürürlükten kaldırılmadıkça geçerliliğini sürdürür. Yürürlükte bulunan kanun hükmünde kararnameler hakkında 152 nci ve 153 üncü maddelerin uygulanmasına devam olunur." kuralına; (G) fıkrasında ise, "Kanunlar ve diğer mevzuat ile Başbakanlık ve Bakanlar Kuruluna verilen yetkiler, ilgili mevzuatta değişiklik yapılıncaya kadar Cumhurbaşkanı tarafından kullanılır." kurallarına yer verilmiştir.

Anayasa'nın yukarıda yer verilen hükümlerinden de anlaşılacağı üzere, Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemiyle (Bakanlar Kurulunun lağvedilmesi suretiyle) yürütme erki tek başına Cumhurbaşkanına verildiğinden, kanunlar ve diğer mevzuat ile Bakanlar Kurulu'na verilen yetkilerin de Cumhurbaşkanı tarafından kullanılacağı açıktır.

Bu çerçevede, 20/03/2006 tarih ve 2006/10218 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile kabul edilen Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Tüzük'ün yürürlükten kaldırılmasına ve aynı konunun Yönetmelik ile yeniden düzenlenmesine Cumhurbaşkanı yetkili bulunduğundan, dava konusu Cumhurbaşkanı Kararında ve eki Yönetmelikte yetki yönünden hukuka aykırılık görülmemiştir. B) Yönetmeliğin 72. Maddesinin 2. Fıkrasının (e) Bendinin İncelenmesi:

Yönetmeliğin 72. maddesinin 2. fıkrasının (e) bendinde, 5237 sayılı Kanun'un 220. maddesinde (Suç işlemek amacıyla örgüt kurma) ve aynı Kanun'un İkinci Kitap Dördüncü Kısım Dördüncü (Devletin güvenliğine karşı suçlar), Beşinci (Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar), Altıncı (Milli savunmaya karşı suçlar) ve Yedinci (Devlet sırlarına karşı suçlar ve casusluk) Bölümlerinde tanımlanan suçlar ile 12/04/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren suçlardan mahkûm olan hükümlülerin avukatları ile ilişkisinde avukatın savunmaya ilişkin olduğunu beyan ettiği belge ve dosyaların ve avukatların hükümlü ile kurumda yapmış olduğu görüşme sırasında konuşmalarını yansıtan ve bizzat avukat tarafından elle tutulan kayıtların fiziki olarak aranabileceğinin düzenlendiği görülmektedir.

Benzer bir düzenlemenin, 20/03/2006 tarih ve 2006/10218 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile kabul edilerek yayımlanan Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Tüzük'ün "Avukat ve noterle görüşme hakkı" başlıklı 84. maddesinin 2. fıkrasının (c) bendinde de yer aldığı ve Tüzük'ün yürürlük süresi boyunca uygulandığı anlaşılmaktadır. Ayrıca, anılan Tüzük taslağının, 2575 sayılı Danıştay Kanunu'nun 42. maddesinin 1. fıkrasının (mülga) (b) bendine göre Danıştay Birinci Dairesince incelendiği ve Tüzük'ün 84. maddesinin 2. fıkrasının (c) bendinde herhangi bir değişiklik yapılmadan 30/12/2005 tarih ve E:2005/1040, K:2005/1544 sayılı kararla Başbakanlığa gönderilmek üzere Danıştay Başkanlığına gönderilmesine karar verildiği de görülmektedir.

Konuyla ilgili olarak, 5275 sayılı Kanun'un 59. maddesinin 4. fıkrasında, görüşme sırasında; hükümlünün avukatına veya avukatın hükümlüye verdiği belge veya belge örneklerinin, dosyaların ve aralarındaki konuşmaya ilişkin olarak kendilerinin tuttukları kayıtların incelenemeyeceğinin, hükümlünün avukatı ile yaptığı görüşmenin dinlenemeyeceğinin ve kayda alınamayacağının;

68.maddesinin 4. fıkrasında, hükümlü tarafından resmî makamlara veya savunması için avukatına gönderilen mektup, faks ve telgrafların denetime tâbi olmadığının;

86.maddesinin 4. fıkrasında ise, ceza infaz kurumlarına giren avukatlarca savunmaya ilişkin olduğu yazılı olarak beyan edilen belge ve dosyaların incelemeye tâbi tutulmayacağının hükme bağlandığı görülmektedir.

Davacı tarafından, Yönetmeliğin dava konusu düzenlemesinin, 5275 sayılı Kanun'un 59. maddesinin 4. fıkrasında yer alan kurala aykırı olduğu, Kanunda (belli suçlardan hükümlü olanlar yönünden dahi olsa) öngörülmeyen istisnanın yönetmelikle getrilemeyeceği ileri sürülmektedir.

Davalı idarece, yalnızca fiziki olarak güvenlik bakımından arama yapılmasına imkan sağlayan, içerik denetimi yetkisi vermeyen dava konusu düzenlemenin, avukat tarafından savunmaya ilişkin olduğu yazılı olarak beyan edilen belge ve dosyaların incelemeye tâbi tutulamayacağı yönündeki Kanun hükmüne aykırı olmadığı, düzenlemeyle yapılan aramanın fiziki olduğu, inceleme olarak değerlendirilmemesi gerektiği savunulmaktadır.

Gerek 5275 sayılı Kanun'da gerekse bu Kanun'a göre çıkarılan Yönetmeliklerde "arama" ve "inceleme"nin tanımına yer verilmemişse de, Anayasa Mahkemesi'nin 20/01/2016 tarih ve Başvuru No:2013/1700 sayılı kararında, Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Tüzük'ün "Avukat ve noterle görüşme hakkı" başlıklı 84. maddesinde yer alan düzenlemeye de atıfta bulunularak, "Dolayısıyla 5237 sayılı Kanun’un 220. maddesinde, ikinci kitap dördüncü kısım dördüncü ve beşinci bölümlerinde yer alan suçlardan mahkûm olan hükümlülerin avukatları ile mektuplaşmaları sırasında; avukata gönderilen mektubun, konusu suç teşkil eden fiilleri işlediğine, infaz kurumunun güvenliğini tehlikeye düşürdüğüne, terör örgütü veya diğer suç örgütleri mensuplarının örgütsel amaçlı haberleşmelerine aracılık ettiğine ilişkin olduğu yani savunmaya ilişkin olmadığı düşünülüyorsa bu durumda ilk başta yapılması gereken husus, söz konusu belgelerin savunmaya ilişkin olup olmadığını değerlendirmeden ilgili belgelerin fiziki olarak denetlenmesi ve infaz hâkimliğine yollanmasıdır.

Bu kapsamda infaz hâkimliği, avukata gönderilmek istenen mektubun savunmaya ilişkin olup olmadığının değerlendirmesini kendisi yaparak karar verecektir. Aksi takdirde yasada yer alan güvencelerin bir anlamı kalmayacağı gibi hâkim güvencesiyle verilen bu ilk karar sayesinde muhtemel hak ihlallerinin önüne de geçilebilecektir.

Nitekim Yargıtay .... Ceza Dairesi kanun yararına bozma istemli benzer bir konuda ... tarihli ve E...., K.... sayılı kararıyla “... 1 Nolu F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda hükümlü olarak bulunan… H.K.’nin avukatına göndermiş olduğu mektubun okunup incelenmeksizin, sadece fiziki olarak kontrolünün yapılabilmesi için cezaevi idaresine ağzı açık olarak verilmesi gerektiğini…” belirtmiştir. Söz konusu olayda hükümlünün avukata verdiği belgenin fiziki olarak incelenebileceği ama okunamayacağı ve bu belgelerin infaz hâkimliğince incelenebileceği sonucuna varılmıştır." gerekçesine yer verilerek, belgeyi okuyup içerik değerlendirmesi yapma ile fiziki olarak ilk bakışta anlaşılacak şekilde arama/kontrol/denetim yapmanın birbirinden ayrıldığı görülmektedir.

Bu nedenle, dava konusu Yönetmelik düzenlemesinde yer alan "fiziki arama"nın, 5275 sayılı Kanun uyarınca yasaklanan "inceleme yapma"dan farklı olduğu anlaşılmaktadır. Nitekim, 5275 sayılı Kanun'un 59. maddesinin 4. fıkrasında yer alan kuralın, dava konusu Yönetmeliğin 72. maddesinin 2. fıkrasının (ç) bedinde de aynen yer aldığı görüldüğünden, yönetmelik koyucunun da fiziki arama ile evrak üzerinde inceleme yapma kavramlarını farklı anlam ve amaçlarla kullandığı sonucuna varılmaktadır.

Bu itibarla, dayanağı Kanun hükümlerini aşmayan, ceza ve tutukevlerindeki gözetim ve denetim görevinin en etkin biçimde yapılabilmesini, bu surette kurum içi ve dışı güvenliğin azami seviyede teminini ve avukatlık görevinin her türlü isnat ve iftiralardan da korunmasını sağlamak amacıyla getirildiği anlaşılan dava konusu düzenlemede 5275 sayılı Kanun'a aykırılık bulunmamıştır.

Öte yandan, 1136 sayılı Kanun'un 58. maddesinde ağır cezayı gerektiren suçüstü halleri dışında avukatın üzerinin aranamayacağı kuralı yer almakta ise de, dava konusu düzenlemede yer verilen fiziki aramanın, konu bakımından özel kanun niteliğindeki 5275 sayılı Kanun hükümleri ile düzenlenen ve sınırları çizilen yetkiye istinaden getirilen bir önleyici kolluk araması olduğu anlaşıldığından, anılan düzenleme kapsamında yapılan fiziki aramanın, 1136 sayılı Kanun'un 58. maddesiyle getirilen ve adli kolluk aramasına ilişkin olan sınırlama ile bir ilgisi bulunmadığı anlaşılmaktadır. Bütün bu anlatılanlar çerçevesinde, Yönetmeliğin 72. maddesinin 2. fıkrasının (e) bendinde yer alan düzenlemede, 5275 sayılı Kanun'a, 1136 sayılı Kanun'a ve kamu yararı ile hizmet gereklerine aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmaktadır. C) Yönetmeliğin 72. Maddesinin 3. Fıkrasının İncelenmesi:

Yönetmeliğin 72. maddesinin 3. fıkrasında yer verilen, 5237 sayılı Kanun'un 220. maddesinde ve aynı Kanun'un İkinci Kitap Dördüncü Kısım Dördüncü, Beşinci, Altıncı ve Yedinci Bölümlerinde tanımlanan suçlar ile 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren suçlardan mahkûm olanların avukatları ile görüşmelerinde, toplumun ve ceza infaz kurumunun güvenliğinin tehlikeye düşürüldüğüne, terör örgütü veya diğer suç örgütlerinin yönlendirildiğine, bu örgütlere emir ve talimat verildiğine veya yorumları ile gizli, açık ya da şifreli mesajlar iletildiğine ilişkin bilgi, bulgu veya belge elde edilmesi hâlinde, Cumhuriyet başsavcılığının istemi ve infaz hâkiminin kararıyla, üç ay süreyle; görüşmelerin teknik cihazla sesli veya görüntülü olarak kaydedilebileceği, hükümlü ile avukatın yaptığı görüşmeleri izlemek amacıyla görevlinin görüşmede hazır bulundurulabileceği, hükümlünün avukatına veya avukatın hükümlüye verdiği belge veya belge örneklerine, dosyalara ve aralarındaki konuşmalara ilişkin tuttukları kayıtlara elkonulabileceği veya görüşmelerin gün ve saatlerinin sınırlandırılabileceği yönündeki düzenlemenin, 5275 sayılı Kanun'un 59. maddesinin 5. fıkrası hükmü ile aynı olduğu anlaşılmaktadır. Anayasa Mahkemesi'nin 24/07/2019 tarih ve E:2018/73, K:2019/65 sayılı kararında 5275 sayılı Kanun'un 59. maddesinin 5. fıkrasında yer alan kuralın, Anayasa’nın 13. ve 20. maddelerine aykırı olmadığı gerekçesine yer verilerek, bu kısım yönünden iptal talebinin reddine karar verildiği görülmektedir. Bu itibarla, 5275 sayılı Kanun'un 59. maddesinin 5. fıkrası hükmü ile aynı olduğu görülen Yönetmeliğin 72. maddesinin 3. fıkrasında hukuka aykırılık görülmemiştir. Ç) Yönetmeliğin 72. Maddesinin 8. Fıkrasının İncelenmesi:

Yönetmeliğin 72. maddesinin 8. fıkrasında yer alan, 72. madde hükümlerinin, 5275 sayılı Kanun'un 9. maddesinin 3. fıkrasına göre yüksek güvenlikli ceza infaz kurumlarında bulunan hükümlüler ile Yönetmeliğin 72. maddesinin 3. fıkrasındaki suçlardan hükümlü olup, başka bir suçtan dolayı şüpheli veya sanık sıfatıyla avukatıyla görüşen hükümlüler hakkında da uygulanacağı yönündeki düzenlemenin, 5275 sayılı Kanun'un 59. maddesinin 10. fıkrası ile aynı olduğu görülmektedir.

Anayasa Mahkemesi'nin 24/07/2019 tarih ve E:2018/73, K:2019/65 sayılı kararında, 5275 sayılı Kanun'un 59. maddesinin 10. fıkrasının, “Bu madde hükümleri 9 uncu maddenin üçüncü fıkrasına göre yüksek güvenlikli ceza infaz kurumlarında bulunan hükümlüler … hakkında da uygulanır.” bölümünün, kural ile özel hayata saygı hakkına yapılan müdahalenin ceza infaz kurumlarının güvenliğinin sağlanması, suç işlenmesinin önlenmesi suretiyle kamu düzeninin sağlanması şeklinde tezahür eden meşru bir amaca sahip olduğu, ayrıca özel hayata saygı hakkına yönelik sınırlamanın orantılı ve ölçülü olduğu gerekçesiyle Anayasaya aykırı olmadığına karar verilmiş; 5275 sayılı Kanun'un 59. maddesinin 10. fıkrasının, “…ile beşinci fıkradaki suçlardan hükümlü olup, başka bir suçtan dolayı şüpheli veya sanık sıfatıyla avukatıyla görüşen hükümlüler…” bölümünün ise, "122. Öte yandan şüpheli veya sanık ile avukatın görüşmesinin kaydedilmesi, görüşmede görevlinin hazır bulundurulması ile bilgi ve belgelere elkonulması şeklindeki kısıtlamaların anayasal bakımdan meşru bir amacının bulunduğu ve yapılan sınırlamanın anılan amaca ulaşma bakımından gerekli ve elverişli olduğu söylenebilir. Ancak getirilen sınırlamanın ölçülü olduğunun kabul edilebilmesi için elverişli ve gerekli olması yeterli olmayıp orantılı da olması da gerekmektedir.

123.Belli koşullara bağlı da olsa şüpheli veya sanık ile avukatın görüşmesinin kaydedilmesi, görüşmede görevlinin hazır bulundurulması ile bilgi ve belgelere elkonulması şeklindeki kısıtlamalar doğrudan avukat ve müvekkil arasındaki mahremiyeti ortadan kaldıracak niteliktedir. Belirtilen durumlarda şüpheli veya sanığın avukatı ile mahrem bilgileri paylaşması, bilgi alışverişinde bulunması mümkün olmadığından avukatla görüşme hakkının bu şekilde sınırlanması özellikle savunma makamının özel olarak desteklenmesinin gerektiği hâllerde etkili bir savunma yapılabilmesi imkânını önemli ölçüde azaltabilir. Ayrıca kuralda avukat-müvekkil görüşmesinin gizliliği ortadan kaldırılırken şüpheli veya sanığın etkili bir hukuki yardım alabilmesi ve savunma hakkını etkili bir şekilde kullanması yönünde gerekli olan güvencelerin de öngörülmediği anlaşılmaktadır. Müdafi yardımından yararlanma, dolayısıyla savunma ve adil yargılanma hakkının hukuk devletindeki önemi dikkate alındığında kuralla getirilen sınırlamanın kişiye yüklediği külfetin aşırı ve orantısız olduğu, böylelikle şüpheli ve sanığın müdafii ile görüşmesinin kaydedilmesi, izlenmesi veya bilgi ve belgelere el konulmasının müdafi yardımından yararlanma hakkına ölçüsüz bir sınırlama getirdiği sonucuna ulaşılmıştır." gerekçesiyle, 5275 sayılı Kanun’un 59. maddesinin 5. fıkrasının “…görüşmeler teknik cihazla sesli veya görüntülü olarak kaydedilebilir, hükümlü ile avukatın yaptığı görüşmeleri izlemek amacıyla görevli görüşmede hazır bulundurulabilir, hükümlünün avukatına veya avukatın hükümlüye verdiği belge veya belge örnekleri, dosyalar ve aralarındaki konuşmalara ilişkin tuttukları kayıtlara elkonulabilir…” bölümü yönünden Anayasa’nın 13. ve 36. maddelerine aykırı bulunarak iptaline; kuralın, 5275 sayılı Kanun’un 59. maddesinin 5. fıkrasının geri kalan bölümü yönünden ise Anayasa’ya aykırılık bulunmadığına karar verilmiştir.

Bu durumda, dayanak 5275 sayılı Kanun hükmünün iptal edilmesi nedeniyle, Yönetmeliğin 72. maddesinin 8. fıkrasında yer alan, “…ile bu maddenin üçüncü fıkrasındaki suçlardan hükümlü olup, başka bir suçtan dolayı şüpheli veya sanık sıfatıyla avukatıyla görüşen hükümlüler…” bölümünün, Yönetmeliğin 72. maddesinin 3. fıkrasında yer alan, "…görüşmeler teknik cihazla sesli veya görüntülü olarak kaydedilebilir, hükümlü ile avukatın yaptığı görüşmeleri izlemek amacıyla görevli görüşmede hazır bulundurulabilir, hükümlünün avukatına veya avukatın hükümlüye verdiği belge veya belge örnekleri, dosyalar ve aralarındaki konuşmalara ilişkin tuttukları kayıtlara elkonulabilir…” bölümü yönünden dayanaksız kaldığı sonucuna varılmıştır. Öte yandan, Yönetmeliğin 72. maddesinin 8. fıkrasında yer alan ve dayanağı 5275 sayılı Kanun'un 59. maddesinin 10. fıkrasının Anayasaya uygun bulunan kısmı ile aynı olduğu görülen diğer düzenlemelerinde hukuka aykırılık görülmemiştir. D) Yönetmeliğin 74. Maddesinin 2. Fıkrasının (g), (ğ), (h), (ı), (i) ve (o) Bentlerinin İncelenmesi: Anayasa'nın 124. maddesinde, Cumhurbaşkanı, bakanlıklar ve kamu tüzel kişilerinin, kendi görev alanlarını ilgilendiren kanunların ve Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin uygulanmasını sağlamak üzere ve bunlara aykırı olmamak şartıyla yönetmelikler çıkarabileceği hükmüne yer verilmiştir.

Buna göre, idari teşkilat yapısı içinde yer alan Bakanlıklar ile diğer kamu kurum ve kuruluşları, görev alanlarına ilişkin olarak ve yönetmelik, yönerge, tebliğ, genelge ve talimat gibi çeşitli adlar altında düzenleme yapabilmektedirler. Bu düzenlemeler arasında uyulması gereken "normlar hiyerarşisi" kuramına göre, hukuk düzeni, farklı kademede yer alan Anayasa, kanun, yönetmelik ve diğer düzenleyici işlemlerden oluşan birçok normu içermekte ve her norm geçerliliğini bir üst basamakta yer alan normdan almaktadır.

Normlar hiyerarşisine göre kanundan sonra gelen yönetmelik, genelge, tebliğ, talimat gibi düzenlemelerin ancak kanunda verilmiş olan hakkın kullanılmasının açıklanması ile ilgili olacağı, bu metinlerde kanun ile verilmiş olan hakkı genişletici veya daraltıcı mahiyette hükümlere yer verilemeyeceği hukukun genel ilkelerindendir.

Anayasa'nın 19. maddesi gereğince hükümlü ve tutukluların haberleşme hürriyeti ve aile hayatına saygı hakkının sınırlanması, hukuka uygun olarak ceza infaz kurumunda tutulmanın kaçınılmaz ve doğal bir sonucudur. Öte yandan hükümlü ve tutukluların aile hayatına saygı gösterilmesi hakkı, ceza infaz kurumu idaresinin hükümlü ve tutukluların ailesi ve yakınlarıyla temasını devam ettirecek önlemleri almasını zorunlu kılmaktadır (AYM, Mehmet Zahit Şahin, B. No: 2013/4708, 20/04/2016, § 36).

Bununla beraber bu yükümlülük yerine getirilirken ceza infaz kurumunda tutulmanın kaçınılmaz ve doğal sonuçlarının gözetilmesi gerekmektedir. Bu bağlamda kamu düzeni ve suç işlenmesinin önlenmesi ile aile hayatına saygı gösterilmesi hakkı arasında adil bir denge sağlanmalıdır (AYM, Mehmet Zahit Şahin, B. No: 2013/4708, 20/04/2016, § 37). 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'un 23. maddesinde, hükümlülerin gözlem ve sınıflandırılmasında; hükümlülerin kişisel özellikleri, bedensel, aklî ve sağlık durumları, suç işlemeden önceki yaşamları, sosyal çevre ve ilişkileri, sanat ve meslek faaliyetleri, ahlâkî eğilimleri, suça bakış açıları, hükümlülük süreleri ve suç türleri belirlenerek, durumlarına uygun infaz kurumlarına ayrılmaları ve bunlara göre saptanacak infaz ve iyileştirme rejimi; gözlem, inceleme ve değerlendirme yöntemiyle çalışan gözlem ve sınıflandırma merkezlerinde veya kapalı ceza infaz kurumlarının bu hizmete ayrılan bölümlerinde yapılacağı, hükümlülerin, işledikleri suç tiplerine, gösterdikleri eğilimlere, tutum ve davranışları nedeniyle sıkı gözetim ve denetim altında bulundurulmaları gerekip gerekmediğine göre yüksek güvenlikli ceza infaz kurumlarına veya normal güvenlikli ceza infaz kurumlarına veya açık ceza infaz kurumlarına gönderilecekleri düzenlenmiş; Kanun'un 66. maddesinde ise, kapalı ceza infaz kurumlarındaki hükümlülerin, Cumhurbaşkanınca çıkarılan yönetmelikte belirlenen esas ve usûllere göre idarenin kontrolündeki ücretli telefonlar ile görüşme yapabileceği, telefon görüşmesinin idarece dinlenip kayıt altına alınacağı, bu hakkın, tehlikeli hâlde bulunan ve örgüt mensubu hükümlüler bakımından kısıtlanabileceği; açık ceza infaz kurumları ile çocuk eğitimevlerinde ise hükümlülerin, ücretli telefonlarla serbestçe görüşme yapabileceği düzenlenmiştir. Kanun'un 116. maddesiyle de, hükümlülerin telefonla haberleşme hakkına yönelik bulunan 66. madde hükmünün tutukluluk hali ile uzlaşır nitelikte olan kısımlarının tutuklular hakkında da uygulanabileceği hükme bağlanmıştır. 5275 sayılı Kanun'un 66. maddesiyle verilen yetkiye istinaden Yönetmeliğin dava konusu 74. maddesinde telefonla görüşme hakkının detaylı bir şekilde düzenlendiği görülmektedir.

1.Yönetmeliğin 74. maddesinin 2. fıkrasının (g), (ğ), (h) ve (ı) bentleri yönünden:

Öncelikle, her ne kadar görülmekte olan dava açıldıktan sonra 12/11/2021 tarih ve 31657 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Yönetmeliğin 28. maddesiyle, Yönetmeliğin dava konusu 74. maddesinin 2. fıkrasının (g), (ı) ve (i) bentleri değişikliğe uğramışsa da, yapılan değişikliklerin, davacı tarafından iptali istenilen düzenlemeleri yürürlükten kaldırmadığı ve bu düzenlemelerin özüne dokunmadığı, bu haliyle davanın konusuz kalmasına neden olmadığı anlaşıldığından, anılan bentlerin iptali isteminin esasının incelenmesi uygun görülmüştür.

Yönetmeliğin 74. maddesinin 2. fıkrasının (g) bendinde, görüntülü telefon görüşmesi yapma hakkına ilişkin esaslara yer verildikten sonra; (ğ) bendinde, terör ve çıkar amaçlı suç örgütü üyelerinin, görüntülü görüşme ve görüşme süresinin uzatılmasına ilişkin bu haktan kurumdaki tutum, davranış, eğitim ve iyileştirme faaliyetlerine katılma gibi durumları göz önünde bulundurularak idare ve gözlem kurulu tarafından yapılacak değerlendirmeye göre yararlandırılabileceği; (h) bendinde, tehlikeli hükümlü oldukları idare ve gözlem kurulu tarafından belirlenen hükümlülerin on beş günde bir kez olmak ve on dakikayı geçmemek üzere sadece eşi, çocukları, annesi ve babası ile sadece sesli olarak görüşebileceği; (ı) bendinin dava tarihindeki halinde, hükümlünün, kurumun güvenliğini tehlikeye düşüren, suç oluşturan veya bir suça azmettirme ya da yardım etme sonucunu doğurabilecek konuşmalarda bulunduğu dinleme sırasında belirlendiği takdirde, görüşmenin derhal kesileceği, bu hâlde hükümlü hakkında adli veya idari soruşturmaya esas olacak işlemlerin kurumun en üst amiri tarafından yapılacağı düzenlemelerine yer verildiği görülmektedir. 5275 sayılı Kanun'un yukarıda yer verilen hükümlerinin incelenmesinden görüleceği üzere; hükümlülerin, hükümlülük süreleri ve suç türleri belirlenerek durumlarına uygun infaz kurumlarına (açık ceza infaz kurumları, kapalı ceza infaz kurumları, yüksek güvenlikli kapalı ceza infaz kurumları vb.) ayrılmaları sağlanmakta ve infaz rejimleri ile ceza infaz kurumundaki hakları da buna göre saptanmaktadır. Kanun'un 66. maddesiyle de, bu husus göz önünde bulundurularak, ceza infaz kurumu idaresinin kontrolünde bulunan ücretli telefonlarla, açık ceza infaz kurumlarındaki hükümlülerin serbestçe görüşme yapabileceği düzenlenirken, kapalı ve yüksek güvenlikli kapalı ceza infaz kurumlarındaki hükümlülerin bu hakkını Cumhurbaşkanınca çıkarılan yönetmelikte belirlenen esas ve usûllere göre kullanabileceği öngörülmüş, dolayısıyla kapalı kurumlardaki hükümlüler yönünden, infazın temel amacı (öncelikle genel ve özel önlemeyi sağlamak, bu maksatla hükümlünün yeniden suç işlemesini engelleyici etkenleri güçlendirmek, toplumu suça karşı korumak) gözetilerek, işledikleri suç tipleri nedeniyle telefonla görüşme haklarını kısıtlayıcı düzenlemeler getirilebileceği kabul edilmiş; aynı amaç ve neden doğrultusunda, tehlikeli hâlde bulunan ve örgüt mensubu hükümlülerin telefonla görüşme hakkının, kapalı kurumlardaki hükümlülere nazaran daha fazla kısıtlanabileceği hükme bağlanmıştır.

Öte yandan; kanun koyucu tarafından "tehlikeli hâlde bulunan" veya "tehlikeli" hükümlüden ne anlaşılması gerektiği açıkça tanımlanmamış ise de; 5275 sayılı Kanun'un, tehlikeli hâli bulunan hükümlünün ancak bir veya üç kişilik odalarda barındırılacağı yolunda hüküm içeren "Hükümlünün barındırılması ve yatırılması" başlıklı 63. maddesinin gerekçesinde, "Bu hükümlüler, cezaevinde kendilerinin veya başkalarının yaşam ve beden bütünlüklerini tehlikeye koyan davranışlarda bulunanlar, diğer hükümlüleri verilen besinleri reddetmeye çağıranlar, intihar teşvikçiliği yapanlar, firar veya firara teşebbüs edenlerdir." ifadelerine yer verilmek suretiyle "tehlikeli hükümlü"nün, madde bağlamı ile sınırlı olarak betimlendiği anlaşılmaktadır. Aynı Kanun'un "tehlikeli hâlde bulunan" veya "tehlikeli" hükümlü ibarelerinin yer aldığı hükümleri (9/3, 63, 66/1, 67/4, 68/5, 83/4, 115/1) ile hükümlünün haklarının düzenlendiği maddelerinin (59 ilâ 72) birlikte değerlendirilmesinden; kanun koyucunun özellikle, toplumun ve ceza infaz kurumunun güvenliğinin tehlikeye düşüren, terör örgütü veya diğer suç örgütlerini yönlendiren, bu örgütlere emir ve tâlimat veren veya yorumları ile gizli, açık ya da şifreli mesajlar ileten, suç oluşturan veya bir suça azmettirme ya da yardım etme sonucunu doğurabilecek eylemlerde bulunan hükümlüleri, "tehlikeli hâlde bulunan / tehlikeli" hükümlü olarak kabul ettiği sonucuna varılmaktadır. Nitekim, dava konusu Yönetmeliğin "Tehlikeli hükümlü" başlıklı 64. maddesinde de, "Suçun nitelik ve işleniş şekline göre, toplum için ciddi bir tehlike oluşturan veya kurumun güvenlik ve düzenini ihlâl edebileceği konusunda delil veya ciddi emareler olan hükümlüler tehlikeli hükümlü sayılır." kuralına yer verilerek tehlikeli hükümlünün tanımlandığı görülmektedir. Buna göre, 5275 sayılı Kanun'un 66. maddesinin verdiği yetkiye istinaden, dava konusu Yönetmeliğin 74. maddesinin 2. fıkrasının; - (g) bendinin, mülga Tüzük'ün yürürlükte bulunduğu dönemde yer almayan, gelişen teknoloji ile birlikte hükümlülere ek bir hak olarak tanınan görüntülü telefon görüşmesi yapılmasına yönelik usul ve esasları düzenlemesi ve davacı tarafından da bu nedenle anılan bende yönelik hukuka aykırılık iddiasında bulunulmaması, - (ğ) bendinin, terör veya çıkar amaçlı suç örgütü mensuplarının, işlediği suç tipi (örgüt mensubu olduğu) dikkate alınarak diğer hükümlülerden farklı bir düzenlemeye tabi tutulması suretiyle, aynı fıkranın (f) bendinde öngörülen telefonla sesli görüşme hakkı saklı kalmak kaydıyla, görüntülü görüşme hakkı ile görüşme süresinin uzatılması hakkından yararlandırılmasının, öznel durumlarının değerlendirilmesi sonucu verilecek karara bağlanması; dolayısıyla hükümlünün görüntülü görüşme hakkının sesli görüşme hakkına ek olarak düzenlenmesi ve görüntülü görüşme hakkının bütünüyle yasaklanmayıp kişisel iyi haline göre yararlanmasına izin verilmesi, - (h) bendiyle, tehlikeli hükümlülere görüntülü görüşme hakkının tanınmamasının ve haftada bir yerine 15 günde bir kez, sadece belirli yakınları ile sınırlı olmak kaydıyla (sesli) görüşme hakkı verilmesinin, bu hükümlülerin ceza infaz kurumu güvenliğinin yanı sıra kamu düzeni ve toplum güvenliği yönünden de sakıncalı fiil ve davranışlarda bulunmasına engel olunması amacını taşıyan ölçülü bir sınırlama içermesi, - (ı) bendinin, suç işlenmesinin önlenmesi, toplum ve kurum güvenliğinin sağlanması amacına yönelik elverişli, gerekli ve orantılı bir kısıtlama öngörmesi, nedenleriyle dayanağı Kanun hükmüne, hukuka, kamu yararı amacına (kamu düzeni ile kurum ve toplum güvenliğini sağlama, hükümlünün sosyalleşmesine ve iyileşmesine katkı sunma), hizmet gereklerine ve ölçülülük ilkesine uygun olduğu sonucuna varılmaktadır.

2.Yönetmeliğin 74. maddesinin 2. fıkrasının (i) bendi yönünden:

Yönetmeliğin 74. maddesinin 2. fıkrasının (i) bendinde, terör örgütü yöneticiliği ve suç işlemek amacıyla kurulan silahlı örgüt yöneticiliği suçundan mahkûm olanların, konuşma süresi haftada on dakikayı geçmemek üzere sadece sesli görüşme yapabileceği, suç işlemek amacıyla kurulan silahlı örgütün yöneticiliğini yapmaya devam eden, bu konuda herhangi bir yöntemle, kurum içi veya dışındaki kişilere talimat veya mesaj veren hükümlülere idare ve gözlem kurulu kararıyla telefon görüşmesinin hiçbir şekilde yaptırılmayacağı düzenlemelerine yer verildiği görülmektedir. Benzer bir düzenlemenin, 20/03/2006 tarih ve 2006/10218 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile kabul edilerek yayımlanan Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Tüzük'ün 88. maddesinin 2. fıkrasının (h) bendinde de yer aldığı görülmektedir.

Silahlı terör örgütü kurma ve yönetme suçlarından hükümlü bulunan başvurucunun, örgüt liderinden aldığı mesajları kurum dışındaki örgüt mensuplarına ulaştırmaya çalıştığından bahisle telefonla görüşmesinin yasaklanması kararına yönelik iç hukuk yollarını tüketmesi üzerine yaptığı bireysel başvuruyu inceleyen Anayasa Mahkemesi'nin 06/02/2019 tarih ve Başvuru Numarası:2015/15983 sayılı kararında; haberleşme hürriyetinin düzenlendiği Anayasa'nın 22. maddesinin 2. fıkrasında, fıkrada sayılan sınırlama sebeplerine bağlı kalınarak yapılacak sınırlamanın ancak usulüne uygun olarak verilecek hâkim kararıyla mümkün olabileceği belirtildikten sonra, 3. fıkrasında "İstisnaların uygulanacağı kamu kurum ve kuruluşları kanunda belirtilir." denilerek bu kuralın da mutlak olmadığının ve bu kurala bazı kurumlar yönünden kanunla sınırlamalar getirilebileceğinin açıkça düzenlendiği, ceza infaz kurumlarının, Anayasa'nın 22. maddesinin 3. fıkrası kapsamında istisnaların uygulanacağı kamu kurumlarından olduğu, bu bağlamda, başvurucunun telefonla haberleşme hakkına yönelik kısıtlamanın, 5275 sayılı Kanun'un 66. maddesinin 1. fıkrası ile Tüzük'ün 40. maddesinin 1. fıkrasının (g) bendi ve 88. maddesinin 2. fıkrasının (g), (h), (ı) bentlerinde tanımlanan yetkiye ve belirlenen hükümlere dayanılarak yapıldığı, bu düzenlemelerin kanunla sınırlama koşulunu karşıladığı; haberleşme hürriyetine müdahalenin terör örgütü üyelerinin haberleşmesi ve örgüt faaliyetlerine ilişkin talimatların terör örgütü üyelerine aktarılmasını önlemek amacıyla yapıldığı gözetildiğinde, kamu düzeninin ve güvenliğinin sağlanması ile suç işlenmesinin önlenmesi kapsamında telefonla görüşme hakkının sınırlandırılması şeklindeki uygulamanın meşru amaç taşıma koşulunu karşıladığı; somut olayda, talimat niteliğindeki mesajların örgüt üyelerine iletildiği tespiti ve gerekçesiyle başvurucunun telefonla görüşme hakkının kullandırılmamasının kamu düzeninin ve güvenliğinin sağlanması açısından zorunlu ve gerekli bir tedbir olarak uygulandığı; başvuru konusu olayda silahlı terör örgütü ile mücadele kapsamında zorunlu olarak uygulanan söz konusu tedbirin demokratik toplum gereklerine uygun olduğu, bununla birlikte telefonla görüşme yaptırılmamasına ilişkin idare ve gözlem kurulu kararında, bir süre sınırı getirilmeden ve karara dayanak oluşturan koşulların devam edip etmediğine dair belirli aralıklarla güncel bilgi ve belgeler gözetilerek yeniden değerlendirme yapılmadan telefonla görüştürmeme tedbirinin uzun süre uygulanmasının orantısız olduğu ve ölçülülük ilkesine uygun olmadığı değerlendirmelerine yer verilmiş ve başvurucunun Anayasa'nın 22. maddesinde güvence altına alınan haberleşme hürriyetinin ihlal edildiğine karar verilmiştir.

Her ne kadar Anayasa Mahkemesince, sonuç itibarıyla ihlal kararı verilmiş ise de; Anayasa'nın 13. maddesinde temel hak ve hürriyetlere ilişkin sınırlamanın ölçülülük ilkesine aykırı olamayacağı açıkça hükme bağlandığından ve dava konusu Yönetmelik kuralının anılan Anayasa hükmü gözetilerek yorumlanıp uygulanması gerektiğinden, somut olay özelinde gerçekleştiği anlaşılan ihlalin, dava konusu kuraldan kaynaklanmadığı sonucuna varılmaktadır. Nitekim, Anayasa Mahkemesi kararında da, dayanak Yönetmelik kuralının bu ihlale neden olduğunu belirten herhangi bir tespite (yapısal veya sistematik ihlal bulunduğuna) yer verilmemiştir. Bu nedenle, düzenlemenin, Kanun hükmüne, hukuka, kamu yararı amacına (kamu düzeni ile kurum ve toplum güvenliğini sağlama), hizmet gereklerine ve ölçülülük ilkesine uygun olduğu sonucuna varılmaktadır.

3.Yönetmeliğin 74. maddesinin 2. fıkrasının (o) bendi yönünden:

Davacı tarafından, hükümlünün konuşmasına kendi adını ve soyadını söyleyerek başlayacağı ve görüştüğü karşıdaki kişiye adını, soyadını ve telefon numarasını tekrar etmesini isteyerek konuşmasına devam edeceği yönündeki düzenlemenin, "tekmil verme" denilen, konuşmaya başlayan kişinin önce isim ve soy ismini söylemesine yönelik uygulama olduğu, bu uygulamaların askeri darbe dönemlerinde ülke iktidarını ele geçiren darbeci grupların uygulamaları olduğu, bu nedenle de Anayasal bir düzenin uygulanmakta olduğu günümüzde söz konusu Yönetmelik hükmündeki gibi şekli bir düzenlemenin hukuken korunabilecek bir yanı ve meşruluğu bulunmadığı ileri sürülmektedir. Bu itibarla, anılan bent, davacının hukuka aykırılık iddiaları dikkate alınarak yalnızca 2. ve 3. cümlesi ile bu cümlelerin devamında yer alan "Bu işlemin yapılması zorunlu olup," ibaresiyle sınırlı olarak hukuka uygunluk denetimine tabi tutulmuştur. 5275 sayılı Kanun'un 66. maddesinde, telefon görüşmesinin idarece dinlenip kayıt altına alınacağı kuralına yer verilmiş, dava konusu Yönetmeliğin 74. maddesinin 1. fıkrasında da kapalı kurumlarda bulunan hükümlülerin, belgelendirmeleri koşuluyla eşi, dördüncü dereceye kadar kan ve kayın hısımları ve vasisi ile telefon görüşmesi yapabileceği düzenlenmiştir.

Buna göre, hem görüşmenin kaydının sağlıklı tutulması ve kaydın daha sonra dinlenmesi halinde konuşan kişilerin kimliklerinin belirlenebilmesi, hem de görüşme esnasında görüşülen kişinin Yönetmelikte sınırlı olarak sayılan ve ceza infaz kurumuna bildirilen kişilerden olduğunun teyit edilebilmesi amacıyla, Yönetmelikle getirilen dava konusu düzenlemenin hizmetin sağlıklı işlemesi bakımından elverişli ve gerekli olduğu sonucuna varılmaktadır.

Bu nedenle, Yönetmeliğin 74. maddesinin 2. fıkrasının (o) bendinde yer alan, hükümlünün, öncelikle konuşmasına kendi adını ve soyadını söyleyerek başlayacağı, görüştüğü karşıdaki kişiye, adını, soyadını ve telefon numarasını tekrar etmesini isteyerek konuşmasına devam edeceği yönündeki düzenlemede, 5275 sayılı Kanun'a, kamu yararı ve hizmet gereklerine aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmaktadır. E) Yönetmeliğin 76. Maddesinin 4. Fıkrasının İncelenmesi:

Öncelikle, her ne kadar görülmekte olan dava açıldıktan sonra 12/11/2021 tarih ve 31657 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Yönetmeliğin 29. maddesiyle, Yönetmeliğin dava konusu 76. maddesinin 4. fıkrasının 1. cümlesinin sonuna yeni bir cümle eklenmişse de, yapılan eklemenin, dava konusu düzenlemeleri yürürlükten kaldırmadığı ve davacı tarafından ileri sürülen hukuka aykırılık iddialarının esasına etkili olmayan, gönderim usulüne yönelik bir düzenleme içerdiği, bu nedenle davanın konusuz kalmasına neden olmayacağı anlaşıldığından, uyuşmazlığın esasının incelenmesine geçilmiştir.

Ayrıca, dava dilekçesinin incelenmesinden, davacının Yönetmeliğin 76. maddesinin 4. fıkrasının 1. cümlesi yönünden hukuka aykırılık iddiasında bulunmadığı dikkate alınarak, Yönetmeliğin 76. maddenin 4. fıkrasının dava tarihi itibarıyla 2. cümlesi (12/11/2021 tarihli Yönetmelik değişikliği sonrası 3. cümlesi) olan, "Ancak hükümlünün savunması için avukatına gönderilen mektup, faks veya telgraflar 72 nci maddenin üçüncü fıkrasında belirtilen hâllerin gerçekleşmesi hâlinde, bu gönderiler hakkında da 72 nci maddenin üç ilâ dokuzuncu fıkralarında belirtilen esas ve usuller uygulanır." cümlesiyle sınırlı olarak inceleme yapılmıştır.

Yönetmeliğin 76. maddesinin 4. fıkrasında, hükümlü tarafından resmi makamlara veya savunması için avukatına gönderilen mektup, faks ve telgraflar denetime tâbi olmadığı, ancak 72. maddenin 3. fıkrasında belirtilen hâllerin gerçekleşmesi durumunda, hükümlünün savunması için avukatına gönderilen mektup, faks veya telgraflar hakkında da 72. maddenin 3 ilâ 9. fıkralarında belirtilen esas ve usullerin uygulanacağı düzenlemesine yer verilmiştir. 5275 sayılı Kanun'un 68. maddesinin 2. fıkrasında, kural olarak, hükümlü tarafından gönderilen ve kendisine gelen mektup, faks ve telgrafların denetime tabi olacağı kuralına yer verildikten sonra, aynı maddenin 4. fıkrasında savunma hakkının güvence altına alınması amacıyla bu kurala bir istisna getirilmiş ve hükümlü tarafından resmî makamlara veya savunması için avukatına gönderilen mektup, faks ve telgrafların denetime tâbi olmadığı kurala bağlanmış, ancak savunma hakkı güvencesinden yararlanılamayacak hallere yönelik herhangi bir hüküm sevk edilmemiştir. Bununla birlikte, savunma hakkı kapsamında avukat ile hükümlünün ceza infaz kurumundaki görüşmelerine ve bu görüşmelerde verilen belge ya da tutulan kayıtlara yönelik kısıtlamalar, aynı Kanun'un 59. maddesinin 5 ve devamı fıkralarında yer almış olup; mektup, faks ve telgraf ile benzer kapsamda yer alan bu hükümlerin dava konusu kuralın da dayanağını oluşturabileceği (kıyasen uygulanabileceği) kanaatine varılmıştır. Bu itibarla, dava konusu Yönetmeliğin 76. maddesinin 4. fıkrasında yer alan düzenlemenin, 5275 sayılı Kanun'un 59. maddesi hükmüyle aynı doğrultuda olduğu görüldüğünden, anılan hükümde hukuka aykırılık görülmemiştir.

Öte yandan, Yönetmeliğin 72. maddesinin 8. fıkrasında yer alan, “…ile bu maddenin üçüncü fıkrasındaki suçlardan hükümlü olup, başka bir suçtan dolayı şüpheli veya sanık sıfatıyla avukatıyla görüşen hükümlüler…” bölümü, Yönetmeliğin 72. maddesinin 3. fıkrasında yer alan, "…görüşmeler teknik cihazla sesli veya görüntülü olarak kaydedilebilir, hükümlü ile avukatın yaptığı görüşmeleri izlemek amacıyla görevli görüşmede hazır bulundurulabilir, hükümlünün avukatına veya avukatın hükümlüye verdiği belge veya belge örnekleri, dosyalar ve aralarındaki konuşmalara ilişkin tuttukları kayıtlara elkonulabilir…” bölümü yönünden hukuka aykırı görüldüğünden, Yönetmeliğin 76. maddesinin 4. fıkrasının uygulanmasında da bu hususa dikkat edilmesi gerektiği açıktır. KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle;

1.29/03/2020 tarih ve 31083 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Yönetmelik'in;

a)72. maddesinin 2. fıkrasının (e) bendi yönünden DAVANIN REDDİNE, oy çokluğuyla,

b)72. maddesinin 3. fıkrası yönünden DAVANIN REDDİNE, oy birliğiyle,

c)72. maddesinin 8. fıkrasının, “…ile bu maddenin üçüncü fıkrasındaki suçlardan hükümlü olup, başka bir suçtan dolayı şüpheli veya sanık sıfatıyla avukatıyla görüşen hükümlüler…” bölümünün, Yönetmeliğin 72. maddesinin 3. fıkrasında yer alan, "…görüşmeler teknik cihazla sesli veya görüntülü olarak kaydedilebilir, hükümlü ile avukatın yaptığı görüşmeleri izlemek amacıyla görevli görüşmede hazır bulundurulabilir, hükümlünün avukatına veya avukatın hükümlüye verdiği belge veya belge örnekleri, dosyalar ve aralarındaki konuşmalara ilişkin tuttukları kayıtlara elkonulabilir…” bölümü yönünden İPTALİNE, oy çokluğuyla,

ç)72. maddesinin 8. fıkrasının, “…ile bu maddenin üçüncü fıkrasındaki suçlardan hükümlü olup, başka bir suçtan dolayı şüpheli veya sanık sıfatıyla avukatıyla görüşen hükümlüler…” bölümünün, Yönetmeliğin 72. maddesinin 3. fıkrasında yer alan, "…görüşmeler teknik cihazla sesli veya görüntülü olarak kaydedilebilir, hükümlü ile avukatın yaptığı görüşmeleri izlemek amacıyla görevli görüşmede hazır bulundurulabilir, hükümlünün avukatına veya avukatın hükümlüye verdiği belge veya belge örnekleri, dosyalar ve aralarındaki konuşmalara ilişkin tuttukları kayıtlara elkonulabilir…” bölümü dışında kalan kısımları yönünden DAVANIN REDDİNE, oy birliğiyle,

d)72. maddesinin 8. fıkrasının, “Bu madde hükümleri 9 uncu maddenin üçüncü fıkrasına göre yüksek güvenlikli ceza infaz kurumlarında bulunan hükümlüler … hakkında da uygulanır.” bölümü yönünden DAVANIN REDDİNE, oy birliğiyle,

e)74. maddesinin 2. fıkrasının (g), (ğ), (h), (ı) ve (i) bentleri ile (o) bendinin 2. ve 3. cümlesi ile bu cümlelerin devamında yer alan "Bu işlemin yapılması zorunlu olup," ibaresi yönünden DAVANIN REDDİNE, oy çokluğuyla,

f)76. maddesinin 4. fıkrasının dava tarihi itibarıyla 2. cümlesi yönünden DAVANIN REDDİNE, oy birliğiyle,

2.Ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam... TL yargılama giderinin haklılık oranına göre 3/4'ü olan ... TL'nin davacı üzerinde bırakılmasına, 1/4'ü olan ... TL'nin davalı idarelerden alınarak davacıya verilmesine,

3.Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca duruşmalı işler için belirlenen ... TL vekâlet ücretinin davalı idarelerden alınarak davacıya verilmesine, yine ... TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı idarelere verilmesine,

4.Posta gideri avansından artan tutarın kararın kesinleşmesinden sonra davacıya iadesine,

5.Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 (otuz) gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 22/10/2024 tarihinde karar verildi. (X)-KARŞI OY : Anayasa’nın “Özel hayatın gizliliği” başlıklı 20. maddesinin 1. fıkrasında, herkesin özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahip olduğu, özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamayacağı hüküm altına alınmıştır.

Aynı maddenin 2. fıkrasında ise, anılan hakka çeşitli sebeplere bağlı kalınarak sınırlamalar getirilebileceği belirtilerek bu hakkın mutlak olmadığı kabul edilmiştir. Maddede bu sınırlama sebepleri arasında, millî güvenliğin ve kamu düzeninin korunması ile suç işlenmesinin önlenmesi sebepleri de sayılmış, böylece bunlara dayalı olarak söz konusu hakkın sınırlandırılabilmesine izin verilmiştir. 5275 sayılı Kanun'un 59. maddesinin 4. fıkrasında, görüşme sırasında, hükümlünün avukatına veya avukatın hükümlüye verdiği belge veya belge örnekleri, dosyalar ve aralarındaki konuşmaya ilişkin olarak kendilerinin tuttukları kayıtların incelenemeyeceği, hükümlünün avukatı ile yaptığı görüşmenin dinlenemeyeceği ve kayda alınamayacağı kuralına yer verildikten sonra, maddenin 5. fıkrasında bu kurala istisna getirilerek Cumhuriyet başsavcılığının istemi ve infaz hâkiminin kararıyla, üç ay süreyle bu hakkın kısıtlanabilmesine imkan tanınmıştır. Yine, Kanun'un 86. maddesinin 4. fıkrasında, ceza infaz kurumlarına giren avukatlarca savunmaya ilişkin olduğu yazılı olarak beyan edilen belge ve dosyaların incelemeye tâbi tutulamayacağı açık bir şekilde düzenlenmiş ve bu kurala ilişkin herhangi bir istisnaya da yer verilmemiştir.

Bu nedenle, Yönetmeliğin 72. maddesinin 2. fıkrasının (e) bendinde yer alan, 5237 sayılı Kanun'un 220. maddesinde ve aynı Kanun'un İkinci Kitap Dördüncü Kısım Dördüncü, Beşinci, Altıncı ve Yedinci Bölümlerinde tanımlanan suçlar ile 12/04/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren suçlardan mahkûm olan hükümlülerin avukatları ile ilişkisinde avukatın savunmaya ilişkin olduğunu beyan ettiği belge ve dosyaların fiziki olarak aranabileceği ve avukatların hükümlü ile kurumda yapmış olduğu görüşme sırasında konuşmaları yansıtan ve bizzat avukat tarafından elle tutulan kayıtlar hakkında da bu bent hükümlerinin uygulanacağı yönündeki düzenlemenin, 5275 sayılı Kanunda yer almayan bir kısıtlamaya yer verildiğinden, normlar hiyerarşisi prensibine ve özel hayatın gizliliği hakkının ancak kanunla kısıtlanılabileceği kuralına aykırılık teşkil ettiği olduğu sonucuna varılmaktadır. Bu itibarla, Yönetmeliğin 72. maddesinin 2. fıkrasının (e) bendinin iptali gerektiği oyuyla bu kısım yönünden Daire kararına katılmıyoruz. (XX)-KARŞI OY : 5275 sayılı Kanun'un "Hükümlünün telefon ile haberleşme hakkı" başlıklı 66. maddesinde, hükümlünün telefon ile haberleşme hakkının, tehlikeli hâlde bulunan ve örgüt mensubu hükümlüler bakımından Cumhurbaşkanınca çıkarılacak yönetmelikle kısıtlanabileceği hükme bağlanmıştır.

Yönetmeliğin 74. maddesinin 2. fıkrasının (i) bendinin ikinci cümlesinde, suç işlemek amacıyla kurulan silahlı örgütün yöneticiliğini yapmaya devam eden, bu konuda herhangi bir yöntemle, kurum içi veya dışındaki kişilere talimat veya mesaj veren hükümlülere idare ve gözlem kurulu kararıyla telefon görüşmesinin hiçbir şekilde yaptırılmayacağı düzenlenmektedir.

Anılan Yönetmelik düzenlemesi incelendiğinde, hükümlünün telefon görüşmesi hakkından yaralandırılmayacağı sürenin alt veya üst sınırına yer verilmediği gibi bu süreye idare ve gözlem kurulu kararında yer verilmesi ve kararın ne kadar süre sonra yeniden değerlendirilmesi gerektiği hususlarının da düzenlenmediği görülmektedir. Bu nedenle, telefon ile haberleşme hakkının bir süre ile sınırlandırılmasından ziyade tamamen yasaklanması mahiyetinde olduğu anlaşılan düzenlemeyle, 5275 sayılı Kanun ile tanınan telefon ile haberleşme hakkının kısıtlanabilmesine ilişkin yetkinin aşıldığı sonucuna varılmaktadır.

Nitekim, dava konusu Yönetmelik düzenlemesi ile benzer olan Mülga Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Tüzük'ün 88. maddesinin 2. fıkrasının (h) bendi uyarınca telefonla görüşmesi idare ve gözlem kurulu tarafından yasaklanan başvurucu tarafından, telefonla görüşme hakkının kullandırılmaması nedeniyle haberleşme hürriyetinin ihlal edildiği iddiasıyla yapılan bireysel başvuru neticesinde, Anayasa Mahkemesi tarafından Anayasa’nın 22. maddesinde güvence altına alınan haberleşme hürriyetinin ihlal edildiği yolunda verilen 06/02/2019 tarih ve Başvuru Numarası:2015/15983 sayılı kararda; hükümlülerin hakları ile ilgili belirli koşullara bağlı olarak kısıtlama kararı verilirken uygulamaya dair bir süre belirlenerek koşulların devam edip etmediği konusunda elde edilen güncel ve somut veriler gözetilmek suretiyle belirli aralıklarla değerlendirme yapılmasının sağlanmasının kısıtlama kararının sonuçlarının görülebilmesi açısından önemli olduğu, ayrıca kısıtlama kararının, somut bilgi ve belgelere bağlı olarak belirli aralıklarla değerlendirme yapılıp gözden geçirilmesinin sağlanmasının uygulamanın ve idarenin denetimi açısından da gerekli olduğu, somut olayda Kurul kararında, başvurucunun telefon ile görüşme hakkından yararlandırılmamasına yönelik olarak belli bir süre sınırı getirilmediği, öte yandan kararda ikinci bir değerlendirmeye kadar telefon ile görüşmenin kısıtlanmasına hükmedilmiş ise de sonradan yeni bir değerlendirmenin yapılmadığı ve netice itibarıyla başvurucunun anılan karardan sonra Ceza İnfaz Kurumunda kaldığı altı ay boyunca telefonla görüşme hakkından yararlanamadığı, bu durumda başvurucu hakkındaki telefonla görüşme yaptırılmamasına ilişkin kararın, bir süre ile sınırlanmadan ve karara dayanak oluşturan koşulların devam edip etmediğine dair belirli aralıklarla güncel bilgi ve belgeler gözetilerek yeniden değerlendirme yapılmadan uzun süre uygulanmasının orantısız olduğu ve ölçülülük ilkesine uygun olmadığı değerlendirmelerine yer verildiği görülmektedir.

Dolayısıyla, davalı idarenin dava konusu düzenlemeyi yapma konusunda yetkili olduğu kabul edilse dahi, Anayasa Mahkemesi kararında da vurgulanan "sınırlama süresi" ve "yeniden değerlendirme zamanı" hususlarını ihtiva etmeyen kuralın bu açıdan ölçülülük ilkesini ihlal ettiği ve eksik düzenleme içerdiği de açıktır.

Açıklanan nedenlerle, Yönetmeliğin 74. maddesinin 2. fıkrasının (i) bendinin, "Suç işlemek amacıyla kurulan silahlı örgütün yöneticiliğini yapmaya devam eden, bu konuda herhangi bir yöntemle, kurum içi veya dışındaki kişilere talimat veya mesaj veren hükümlülere idare ve gözlem kurulu kararıyla telefon görüşmesi hiçbir şekilde yaptırılmaz." şeklindeki ikinci cümlesinin 5275 sayılı Kanun hükmü ile verilen yetkiyi aştığı ve ölçülülük ilkesini ihlal ettiği anlaşılmaktadır. Bu itibarla, Yönetmeliğin 74. maddesinin 2. fıkrasının (i) bendinin ikinci cümlesinin de iptali gerektiği oyuyla bu kısım yönünden Daire kararına katılmıyorum. (XXX)-KARŞI OY :

Anayasa’nın “Özel hayatın gizliliği” başlıklı 20. maddesinin 1. fıkrasında, herkesin özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahip olduğu, özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamayacağı hüküm altına alınmış; aynı maddenin 2. fıkrasında ise, anılan hakka çeşitli sebeplere bağlı kalınarak sınırlamalar getirilebileceği belirtilerek bu hakkın mutlak olmadığı kabul edilmiştir. Maddede bu sınırlama sebepleri arasında, millî güvenliğin ve kamu düzeninin korunması ile suç işlenmesinin önlenmesi sebepleri de sayılmış, böylece bu sebeplere dayalı olarak söz konusu hakkın sınırlandırılabilmesine izin verilmiştir.

Anayasa’nın "Haberleşme hürriyeti" başlıklı 22. maddesinin birinci fıkrasında da, herkesin, haberleşme hürriyetine sahip olduğu, haberleşmenin gizliliğinin esas olduğu hüküm altına alındıktan sonra; aynı maddenin 2. fıkrasında sınırlama sebeplerine yer verilerek bu hakkın da mutlak olmadığı kabul edilmiştir. Maddede bu sınırlama sebepleri arasında, millî güvenliğin ve kamu düzeninin korunması ile suç işlenmesinin önlenmesi sebepleri de sayılmış, böylece bunlara dayalı olarak söz konusu hakkın usulüne göre verilmiş hâkim kararıyla ya da gecikmesinde sakınca bulunan hallerde kanunla yetkili kılınmış merciin yazılı emriyle sınırlandırılabilmesine izin verilmiştir.

Anayasa’nın 13. maddesinde, “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.” denilmiştir. Buna göre, temel hak ve özgürlüklere getirilecek sınırlamaların öncelikle kanunla öngörülmesi gerekmektedir. "Kanun ile sınırlama" ölçütü veya "kanunilik ilkesi" Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 8. maddesinde de bir sınırlama ve güvence ölçütü olarak yer almaktadır. 5275 sayılı Kanun'un "Hükümlünün telefon ile haberleşme hakkı" başlıklı 66. maddesinin 1. fıkrasında, kapalı ceza infaz kurumlarındaki hükümlülerin, Cumhurbaşkanınca çıkarılan yönetmelikte belirlenen esas ve usullere göre idarenin kontrolündeki ücretli telefonlar ile görüşme yapabilecekleri, telefon görüşmesinin idarece dinleneceği ve kayıt altına alınacağı, bu hakkın, tehlikeli hâlde bulunan ve örgüt mensubu hükümlüler bakımından kısıtlanabileceği hükmüne yer verilerek, özel hayatın gizliliği hakkı ile haberleşme hürriyetini doğrudan ilgilendiren hükümlülerin telefon ile haberleşme hakkına ilişkin detayların kanunla düzenlenmediği ve bu konuda düzenleme yapma yetkisinin tamamen Cumhurbaşkanına bırakıldığı görülmektedir. Oysa Anayasanın 13. maddesi, 20. maddesi ve 22. maddesince bu belirlemelerin bizzat kanunla yapılması gerektiği aşikardır.

Bu itibarla, Yönetmeliğin 74. maddesinin 2. fıkrasının; görüntülü telefon görüşmesi yapma hakkına ilişkin esaslara yer verilen (g) bendinin; terör ve çıkar amaçlı suç örgütü üyelerinin, görüntülü görüşme ve görüşme süresinin uzatılmasına ilişkin haktan kurumdaki tutum, davranış, eğitim ve iyileştirme faaliyetlerine katılma gibi durumları göz önünde bulundurularak idare ve gözlem kurulu tarafından yapılacak değerlendirmeye göre yararlandırılabileceğine ilişkin (ğ) bendinin; tehlikeli hükümlü oldukları idare ve gözlem kurulu tarafından belirlenen hükümlülerin on beş günde bir kez olmak ve on dakikayı geçmemek üzere sadece eşi, çocukları, annesi ve babası ile sadece sesli olarak görüşebileceğine ilişkin (h) bendinin; hükümlünün, kurumun güvenliğini tehlikeye düşüren, suç oluşturan veya bir suça azmettirme ya da yardım etme sonucunu doğurabilecek konuşmalarda bulunduğu dinleme sırasında belirlendiği takdirde, görüşmenin derhal kesileceği, bu hâlde hükümlü hakkında adli veya idari soruşturmaya esas olacak işlemlerin kurumun en üst amiri tarafından yapılacağına ilişkin (ı) bendinin dava tarihindeki halinin; terör örgütü yöneticiliği ve suç işlemek amacıyla kurulan silahlı örgüt yöneticiliği suçundan mahkûm olanların, konuşma süresi haftada on dakikayı geçmemek üzere sadece sesli görüşme yapabileceği, suç işlemek amacıyla kurulan silahlı örgütün yöneticiliğini yapmaya devam eden, bu konuda herhangi bir yöntemle, kurum içi veya dışındaki kişilere talimat veya mesaj veren hükümlülere idare ve gözlem kurulu kararıyla telefon görüşmesinin hiçbir şekilde yaptırılmayacağı yönündeki (i) bendinin hukuka aykırı olduğu sonucuna varılmaktadır.

Bu nedenle, Yönetmeliğin 74. maddesinin 2. fıkrasının (g), (ğ), (h) ve (ı) bentlerinin, (i) bendinin dava tarihi itibarıyla ikinci cümlesinin ve (o) bendinin 2. ve 3. cümlesi ile bu cümlelerin devamında yer alan "Bu işlemin yapılması zorunlu olup," ibaresinin de iptali gerektiği oyuyla bu kısım yönünden Daire kararına katılmıyorum. (XXXX)-KARŞI OY :

Anayasa’nın "Haberleşme hürriyeti" başlıklı 22. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin, haberleşme hürriyetine sahip olduğu, haberleşmenin gizliliğinin esas olduğu hüküm altına alınmış; aynı maddenin 2. fıkrasında ise, anılan hakka çeşitli sebeplere bağlı kalınarak sınırlamalar getirilebileceği belirtilerek bu hakkın mutlak olmadığı kabul edilmiştir. Maddede bu sınırlama sebepleri arasında, millî güvenliğin ve kamu düzeninin korunması ile suç işlenmesinin önlenmesi sebepleri de sayılmış, böylece bunlara dayalı olarak söz konusu hakkın usulüne göre verilmiş hâkim kararıyla ya da gecikmesinde sakınca bulunan hallerde kanunla yetkili kılınmış merciin yazılı emriyle sınırlandırılabilmesine izin verilmiştir. 29/03/2020 tarih ve 31083 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Yönetmelik'in 72. maddesinin 8. fıkrasında yer alan düzenlemeyle, 5237 sayılı Kanun’un 220. maddesi kapsamındaki örgüt suçları ile devletin güvenliğine karşı suçlar, anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar, millî savunmaya karşı suçlar, devlet sırlarına karşı suçlar ve casusluk suçundan hükümlü olup başka bir suçtan dolayı şüpheli veya sanık sıfatıyla avukatıyla görüşen hükümlülerin avukatları ile görüşmelerinin teknik cihazla sesli veya görüntülü olarak kaydedilmesine, görüşmeleri izlemek amacıyla görevlinin hazır bulundurulmasına, hükümlülerin avukatına veya avukatın bu kişilere verdiği belge veya belge örneklerine, dosyalar ve aralarındaki konuşmalara ilişkin tuttukları kayıtlara el konulabilmesine, görüşmelerin gün ve saatlerinin sınırlandırılmasına izin verilmektedir.

Dava konusu düzenlemeyle, 5237 sayılı Kanun’un 220. maddesi kapsamındaki örgüt suçları ile devletin güvenliğine karşı suçlar, anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar, millî savunmaya karşı suçlar, devlet sırlarına karşı suçlar ve casusluk suçundan hükümlü olup başka bir suçtan dolayı şüpheli veya sanık olanların avukatlarıyla görüşmesine getirilen kısıtlamaların, Anayasa'nın 22. maddesi hükmüne uygun olarak, ceza infaz kurumlarının güvenliğinin sağlanması, millî güvenlik, kamu düzeni ve kamu güvenliğine yönelik suçların önlenmesi amacıyla getirildiği anlaşılmaktadır.

Ayrıca, anılan düzenlemeyle getirilen sınırlamanın, toplumun ve ceza infaz kurumunun güvenliğinin tehlikeye düşürüldüğüne, terör örgütü veya diğer suç örgütlerinin yönlendirildiğine, bu örgütlere emir ve talimat verildiğine veya yorumları ile gizli, açık ya da şifreli mesajlar iletildiğine ilişkin bilgi, bulgu veya belge elde edilmesi hâlinde, Cumhuriyet başsavcılığının istemi, infaz hâkiminin kararıyla ve üç ay süreyle uygulanacağı dikkate alındığında; somut bilgi ve belgelere dayanılarak uygulanması öngörülen kısıtlamaların, infaz hâkimliği kararına da bağlanılarak idarenin keyfiyetine bırakılmadığı ve uygulama süresinin de üç ay ile sınırlandırıldığı görüldüğünden, anılan düzenlemenin ilgililer bakımından yeterli güvence sağladığı ve ölçülü olduğu da açıktır. Bu nedenle, dava konusu düzenlemede kamu yararı ve hizmet gereklerine aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmaktadır.

Bu itibarla, 29/03/2020 tarih ve 31083 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Yönetmelik'in 72. maddesinin 8. fıkrasının, “…ile bu maddenin üçüncü fıkrasındaki suçlardan hükümlü olup, başka bir suçtan dolayı şüpheli veya sanık sıfatıyla avukatıyla görüşen hükümlüler…” bölümünün, Yönetmeliğin 72. maddesinin 3. fıkrasında yer alan, "…görüşmeler teknik cihazla sesli veya görüntülü olarak kaydedilebilir, hükümlü ile avukatın yaptığı görüşmeleri izlemek amacıyla görevli görüşmede hazır bulundurulabilir, hükümlünün avukatına veya avukatın hükümlüye verdiği belge veya belge örnekleri, dosyalar ve aralarındaki konuşmalara ilişkin tuttukları kayıtlara elkonulabilir…” bölümü yönünden de davanın reddi gerektiği oyuyla bu kısım yönünden Daire kararına katılmıyorum.

Karar Etiketleri
REDDİNE DANISTAYKARAR IDARI Vergi Hukuku 5237 sayılı Kanun 1136 sayılı Avukatlık Kanunu 15983 sayılı kararında; haberleşme hürriyetinin düzenlendiği Anayasa'nın 22. maddesinin 2. fıkrasında, fıkrada sayılan sınırlama sebeplerine bağlı kalınarak yapılacak sınırlamanın ancak usulüne uygun olarak verilecek hâkim kararıyla mümkün olabileceği belirtildikten sonra, 3. fıkrasında "İstisnaların uygulanacağı kamu kurum ve kuruluşları kanunda belirtilir." denilerek bu kuralın da mutlak olmadığının ve bu kurala bazı kurumlar yönünden kanunla sınırlamalar getirilebileceğinin açıkça düzenlendiği, ceza infaz kurumlarının, Anayasa'nın 22. maddesinin 3. fıkrası kapsamında istisnaların uygulanacağı kamu kurumlarından olduğu, bu bağlamda, başvurucunun telefonla haberleşme hakkına yönelik kısıtlamanın, 5275 sayılı Kanunu 5275 sayılı Kanun 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunu 29976 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 21/01/2017 tarihli ve 6771 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasında Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ile Türkiye Cumhuriyeti Devletinin, rasyonel parlamentarizm (yumuşak kuvvetler ayrılığı) olan hükümet sistemi değiştirilerek, Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi (sert kuvvetler ayrılığı) kabul edilmiş, ancak bu Kanunla getirilen sistem değişikliği ile Anayasada buna bağlı olarak yapılan birçok değişikliğin, Kanunu 1136 sayılı Kanun 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 8. maddesinde, daha önce Bakanlar Kurulu ile Cumhurbaşkanı tarafından birlikte kullanılan yürütme görev ve yetkisinin tek başına Cumhurbaşkanına ait olduğu belirtilmiş; Bakanlar Kurulunun düzenlendiği 109. madde ve Bakanlar Kurulunca çıkarılan düzenleyici idari işlem mahiyetindeki tüzüklerin düzenlendiği 115. madde ilga edilmiş; bunun yerine 104. madde ile 124. maddede, Cumhurbaşkanına kanunların uygulanmasını sağlamak üzere ve bunlara aykırı olmamak şartıyla yönetmelik çıkarma yetkisi verilmiş; ayrıca Geçici 21. maddenin (F) fıkrasında, "Bu Kanunu 5275 sayılı Kanun hükümleri ile düzenlenen ve sınırları çizilen yetkiye istinaden getirilen bir önleyici kolluk araması olduğu anlaşıldığından, anılan düzenleme kapsamında yapılan fiziki aramanın, 1136 sayılı Kanunu 10218 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile kabul edilerek yayımlanan Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Tüzük'ün "Avukat ve noterle görüşme hakkı" başlıklı 84. maddesinin 2. fıkrasının (c) bendinde de yer aldığı ve Tüzük'ün yürürlük süresi boyunca uygulandığı anlaşılmaktadır. Ayrıca, anılan Tüzük taslağının, 2575 sayılı Danıştay Kanunu 6771 sayılı Kanun 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu 5275 sayılı Yasanın 59. maddesinin 5. fıkrası hükmüne paralel olarak düzenlenmiştir. Adı geçen Yasa maddesinin; 5237 sayılı Kanunu 2577 sayılı Kanun 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu 25685 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunu 5275 sayılı Kanunda karşılığının bulunmadığı, ilk defa Yönetmelikte yer alan bu düzenlemenin aslında hem Kanun’a aykırı olduğu hem de Yönetmeliğin ilgili hükümleri ile çeliştiği, her ne kadar Kanunu 5275 sayılı Kanun uyarınca yasaklanan "inceleme yapma"dan farklı olduğu anlaşılmaktadır. Nitekim, 5275 sayılı Kanunu 4675 sayılı İnfaz Hâkimliği Kanunu K5275 md.84 K5275 md.59 K5275 md.23 K10218 md.88 K31083 md.72 K5275 md.72 K1136 md.58 K2709 md.8 K5275 md.25 K5275 md.63 K5275 md.74 K5275 md.9 K31657 md.29 K5275 md.58 K15983 md.22 K5237 md.220 K5275 md.68 K3713 md.59 K31657 md.28 K2577 md.3 K10218 md.84 K5275 md.66 K2575 md.42
© 2026 İçtihat Pro — ictihatpro.com  |  Bu belge bilgilendirme amaçlıdır. Resmi belge niteliği taşımaz.