3. Ceza Dairesi
3. Ceza Dairesi 2021/7935 E. , 2025/3545 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
Sanık hakkında Cumhurbaşkanına hakaret suçu nedeniyle başlatılan soruşturma neticesinde açılan kamu davasının yapılan yargılaması sonucunda Giresun 3. Asliye Ceza Mahkemesinin 08.10.2020 tarih ve 2019/861 Esas - 2020/555 Karar sayılı kararı ile sanığın üzerine atılı suçun yasal unsurlarının oluşmadığı gerekçesiyle 5271 sayılı CMK’nın 223/2-a maddesi uyarınca beraatine karar verilmiştir.
Verilen bu karar aleyhine mağdur vekilinin talebi üzerine Adalet Bakanlığının, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309 uncu maddesi uyarınca, 07.04.2021 tarihli ve 94660652-105-28-1294-2021-KYB sayılı evrakı ile kanun yararına bozma istemine istinaden düzenlenen Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 09.06.2021 tarihli ve 2021/50666 sayılı Tebliğnamesi ile dava dosyası Dairemize gönderilmekle, gereği düşünüldü:
I. İSTEM
A. Kanun Yararına Bozma İstemi Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma isteminin;
"Sanığın mynet adlı internet haber sitesindeki yayınlanan haber üzerine, 08/06/2016 tarihli yorumunda, Cumhurbaşkanı ...'a yönelik olarak, "aslında biz abartmıyoruz.. Cb denen yezid abartıyor” şeklinde paylaşımda bulunduğu somut olayda; Mahkemece, her ne kadar sanığın paylaşımının içerisinde yer alan "yezid" ifadesinin hakaret niteliği taşımadığından bahisle atılı suçun yasal unsurlarının oluşmadığı gerekçesiyle sanığın beraatine karar verilmiş ise de; sanığın Cumhurbaşkanına hitaben kullandığı "Cb denen yezid abartıyor” şeklindeki sözün incitici, küçük düşürücü ve Cumhurbaşkanının toplum içindeki saygınlığını zedeleyici mahiyette kullanıldığı ve hakaret vasfı taşıdığı gözetilmeden, sanığın mahkumiyeti yerine, yazılı şekilde karar verilmesinde isabet görülmemiştir." şeklindeki gerekçeye dayandığı anlaşılmıştır. B.Hukuki Süreç
1.Sanığın 09.09.1950 Çalca/Giresun doğumlu olup suç tarihinde emekli olduğu anlaşılmıştır.
2.Sanık hakkında, 08.06.2016 tarihinde www.mynet.com adlı internet haber sitesinde " vezneciler saldırısında yaralanan kadın saldırı anını anlatırken ...: Kürt müsün, Arap mısın? diye sordu" başlıklı haber yorumlarında müştekinin Cumhurbaşkanı olarak görev yaptığı dönemde müştekiye hitaben "aslında biz abartmıyoruz..Cb denen yezid abartıyor" şeklinde alenen hakeret ettiği iddiasıyla yapılan soruşturma sonucunda, Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünün 05.03.2019 tarihli ve E.4513 sayılı yazısı ile kovuşturma izni verilmesi üzerine Giresun Cumhuriyet Başsavcılığının 15.05.2019 tarihli ve 2018/9004 Soruşturma sayılı iddianamesi ile kamu davası açılmıştır.
3.Giresun 3. Asliye Ceza Mahkemesinin 08.12.2020 tarihli ve 2019/861 Esas, 2020/555 sayılı Kararında özetle, sanığın kullanmış olduğu "Yezid" ifadesinin Cumhurbaşkanına hakaret niteliği taşımadığı kabul edilerek hakaret suçunun unsurları oluşmadığından sanık hakkında CMK'nın 223/2-a maddesi uyarınca beraat kararı verilmiştir.
4.Kovuşturmanın tensip aşamasında iddianamenin mağdur vekiline elektronik olarak tebliğ edildiği, herhangi bir şikayet ve davaya katılma talebinde bulunulmadığı, yargılama sonunda verilen gerekçeli kararın da yine mağdur vekiline elektronik olarak tebliğ edildiği ancak süresi içerisinde istinaf kanun yolu başvurusunda bulunulmadığı anlaşılmıştır.
5.İncelemeye konu gerekçeli karar görüldü işlemi için gönderilmiş ve 07.01.2021 tarihinde 216651 sicil numaralı Cumhuriyet savcısı tarafından kararın görüldü işlemi yapılmış, söz konusu karar istinaf edilmediğinden 13.01.2021 tarihinde kanun yollarına başvuru yapılmaksızın kesinleşmiştir.
6.Mağdur Cumhurbaşkanı ... vekili Av. ... Aydın tarafından sunulan 25.01.2021 tarihli dilekçe ile sanık tarafından yapılan yorumda geçen ifadenin Cumhurbaşkanı'nı küçük düşürücü, onur ve saygınlığını zedeleyici nitelikte olduğu, bahse konu ifadenin düşünce hürriyeti kapsamında değerlendirilemeyeceği, sanığın üzerine atılı suçun unsurları oluştuğu halde beraat kararı verilmesinin açıkça hukuka aykırı olduğu belirtilerek, yanlış bir hukuki emsal oluşmaması amacıyla Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünden söz konusu kararın kanun yararına bozulması için talepte bulunulduğu anlaşılmıştır.
7.Adalet Bakanlığının, 07.04.2021 tarihli ve 94660652-105-28-1294-2021-KYB sayılı yazısı ile Giresun 3. Asliye Ceza Mahkemesinin 08.12.2020 tarihli ve 2019/861 Esas - 2020/555 Karar sayılı kararının CMK'nın 309. maddesi gereğince kanun yararına bozulması talep edilmiş,
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 09.06.2021 tarihli ve 2021/50666 sayılı Tebliğnamesi ile dava dosyası Dairemize gönderilmiştir. C.İlgili Hukuk
Konu ile ilgili uluslararası düzenlemeler İnsan Hakları Evrensel Bildirgesinin 19. maddesi ile İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesinin 10. maddesinin 1. fıkrası; ulusal düzenlemeler ise temel hak ve hürriyetlere ilişkin Anayasa’nın 2, 13, 14 ve 26/2. maddeleri ile Cumhurbaşkanına hakaret suçunu düzenleyen 5237 sayılı TCK'nın 299 uncu maddesidir.
D. Değerlendirme ve Gerekçe
Uyuşmazlığın kapsamı, sanığın Mynet isimli internet haber sitesinde yer alan bir haber ile ilgili olarak "aslında biz abartmıyoruz.. Cb denen yezid abartıyor" şeklinde yapmış olduğu yorumda Cumhurbaşkanına hitaben kullanıldığı anlaşılan "Yezid" ifadesinin Cumhurbaşkanına hakaret suçunu oluşturup oluşturmadığına ilişkindir.
14.11.1977 tarihli ve 3-2 sayılı içtihadı birleştirme kararı ile Yargıtay Ceza Genel Kurulunun Dairemizce de benimsenen istikrar kazanmış 03.04.2012 tarih 2011/10-438 Esas - 2012/141 Karar; 10.05.2011 tarih 2011/6-80 Esas - 2011/90 Karar; 14.12.2010 tarih 2010/4-210 Esas 2010/259 Karar sayılı kararlarında açıklandığı üzere; sübutu kabul edilen eylemin suç oluşturup oluşturmayacağı ya da hangi suçu oluşturacağı yönündeki hukuki tespit, kabul ve uygulamaların, uygulama birliği ve hukuk güvenliği amaçları bağlamında kanun/kamu yararı taşıdığından kanun yararına bozma yasa yoluna konu olabileceğinde şüphe yoktur.
T. C. Anayasası'na göre, Cumhurbaşkanı Devletin başıdır ve bu sıfatla Türkiye Cumhuriyetini ve Türk Milletinin birliğini temsil eder.
Bu nedenledir ki Cumhurbaşkanına hakaret suçu, kişilere ve şerefe karşı suçlar içerisinde değil Devlete karşı işlenmiş suçlar bölümünde düzenlenerek Devleti temsil eden Cumhurbaşkanlığı makamının saygınlığının korunması amaçlanmıştır. Devlete karşı işlenen suçlardan bir kısmının gerçek mağdurunun makamı temsil eden gerçek kişi olmakla birlikte, Devlete ilişkin hukuki yararın korunması, kişiye nazaran daha üstün tutulmuştur. Suç doğrudan doğruya Cumhurbaşkanı olan kişiye karşı işlenmekte ise de, suçla korunan ve bu nedenle ihlal edilen hukuki değer Devletin siyasal iktidar yapısıdır (Özek, Çetin, Siyasi İktidar Düzeni ve Fonksiyonları Aleyhine Cürümler, İst 1967 s. 10). Hakaret, bir kişiye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek şekilde bir fiil veya olgu isnat etmek veya sövmek suretiyle onur, şeref ve saygınlığa saldırmasıdır. Eylemin yüze karşı ya da yoklukta işlenmesi arasında fark yoktur. Gıyapta hakarette ihtilat öğesi aranmamaktadır.
Hakaret suçları ifade özgürlüğünü sınırlayan hallerden bir tanesidir. Doğal haklardan kabul edilen ifade hürriyeti, çoğulcu demokrasilerde vazgeçilmez ve devredilmez bir niteliğe sahiptir. İfade hürriyeti insanın özgürce fikirler edinebilme, edindiği fikir ve kanaatlerinden dolayı kınanmama, bunları meşru yöntemlerle dışa vurabilme imkan ve özgürlüğüdür. Temel hak ve özgürlüklerden olan bu hak birçok uluslararası belgeye, Anayasa ve kanunlara konu olmuştur. Bu cümleden olarak, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesinin 19. maddesinde, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 10/1. maddesinde, T.C. Anayasasının 25 ve 26. maddelerinde birbirlerine benzer şekilde; "Herkes görüşlerini açıklama ve anlatım özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, kanaat özgürlüğü ile kamu otoritelerinin müdahalesi ve ülke sınırları söz konusu olmaksızın haber veya fikir alma ve verme özgürlüğünü de içerir." biçiminde teminat altına alınmıştır.
Ancak mutlak haklardan olmayan ifade hürriyetinin sonsuz ve sınırsız olmadığı, kısıtlı da olsa belli şartlarda sınırlandırılabileceği de aynı metinlerde yer bulmuştur. İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesinin 10/2 maddesine göre; görev ve sorumluluklar da yükleyen bu hakkın kullanılması, kanunla öngörülen ve demokratik bir toplumda başkalarının şöhret ve haklarının korunması için gerekli olan bazı formaliteler, koşullar, sınırlamalar veya yaptırımlara tabi tutulabilir. Anayasanın 26/2. maddesine göre de: "Bu hürriyetlerin kullanılması... başkalarının şöhret veya haklarının... korunması amaçlarıyla sınırlanabilir." Sınırlama veya müdahale için yasal bir düzenleme, sınırlamanın meşru bir amacı, fıkrada sayılan sınırlama nedenlerinin bulunması, sınırlamanın meşru amaçla orantılı ve demokratik toplum bakımından “zorunlu” olması gerekmektedir. İnsan Hakları Avrupa Mahkemesine göre; “Sınırlama için belli bir sınırlama nedeninin varlığı yeterli olmayıp, aynı zamanda demokratik bir toplum bakımından zorunluluk bulunmalıdır. Zorunluluk, ölçüsüz bir sınırlamaya olanak tanımaz. Üye devletlere sınırlamada bir takdir alanı tanınmakla birlikte, ifade özgürlüğünün önemi nedeniyle devletler üzerindeki denetim sıkı olmalı, sınırlandırma zorunluluğu inandırıcı bulunmalıdır. Dolayısıyla, sınırlamalar dar ve sınırlayıcı bir ölçüde yorumlanmalıdır. ‘Kamu düzeni’ genel hükmünde düşünülebilecek sınırlama nedenleri, genel çıkarların, yargı gücünün otorite ve yansızlığının ve başkalarının ünü ya da haklarının korunması amacıyla sınırlamaya konu olabilir.
Anılan önlemin izlenen meşru amaçla sınırlı olması şeklinde ifade edilen ölçülülük ilkesi, demokratik bir rejimin dayandığı ‘değerler’, (çoğulcu, hoşgörülü, hukuka ve bireysel özgürlüklere saygılı) öne çıkarılarak titiz ve derinleştirilmiş bir denetime tâbi tutulmalıdır” (Prof. Dr. İ.Özden Kaboğlu; İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’nde İfade Özgürlüğü, sh. 111 ve 112.), “Demokratik bir toplumun zorunlu temellerinden birini ve toplumun ilerlemesi ve bireyin özgüveni için gerekli temel şartlardan birini teşkil eden ifade hürriyeti, sadece kabul gören veya zararsız veya kayıtsızlık içeren bilgiler veya fikirler için değil aynı zamanda kırıcı, şok edici veya rahatsız edici olanlar için de geçerlidir. Bunlar demokratik bir toplumun olmazsa olmaz tölerans ve hoşgörünün gerekleridir” (Prof. Dr. D.Tezcan, Yrd. Doç. Dr. M. R. ..., Yrd.Doç.Dr.O.Sancaktar, Türkiyenin İnsan Hakları Sorunu, 2.Baskı, sh.462.). Günümüz özgürlükçü demokrasilerinde, istisnaları dışında, geniş bir yelpazeyle düşünceyi açıklama hakkı korunmakta ve ifade hürriyeti kapsamında değerlendirilmek suretiyle özgürlüğün sağladığı haklardan en geniş şekilde yararlandırılmaktadır.
İftira, küfür, onur, şeref ve saygınlığı zedeleyici söz ve beyanlar, müstehcen içerikli söz, yazı, resim ve açıklamalar, savaş kışkırtıcılığı, hukuk düzeni cebir yoluyla değiştirmeye yönelen nefret, ayrımcılık, düşmanlık ve şiddet yaratmaya yönelik bulunan ifadeler ise düşünce özgürlüğü bağlamında hukuki koruma görmemekte, suç sayılmak suretiyle ceza yaptırımlarına bağlanmaktadır.
Anayasa’nın 2, 13, 14 ve 26/2. maddeleri ile İHAS’nin 10/2 ve 17. maddeleri birlikte değerlendirildiğinde; hürriyetlerin demokratik bir toplumda, zorunlu tedbirler niteliğinde olarak; ulusal güvenlik, toprak bütünlüğü, kamu güvenliği ve düzeninin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlâkın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması, gizli kalması gereken haberlerin yayılmasına engel olunması veya yargı gücünün otoritesinin ve tarafsızlığının korunması için kanunla öngörülen bazı biçim koşullarına, sınırlama ve yaptırımlara tabi tutulacağı anlaşılmaktadır. Nitekim, ifade özgürlüğünün sınırlandırılmasına ilişkin düzenlemelerin dar yorumlanması gerektiği, sınırlandırma için önemli bir toplumsal ihtiyaç veya zorunluluğun bulunması, bu sınırlandırmanın meşru bir amacı gerçekleştirmek için yapılması, sınırlandırmada aşırıya gidilmemesi ve her halükârda gelişimi zedelemeyecek ölçüde yapılması görüşü genel bir kabul görmüştür.
Bir eylemin hukuk düzeni tarafından cezalandırılması ancak onu hukuka uygun kılan, diğer bir anlatımla hukuka aykırılığı ortadan kaldıran bir nedenin bulunmamasına bağlıdır.
Bu kapsamda, basın yoluyla işlenen suçlarda hukuka uygunluk nedeni oluşturan haber verme ve eleştiri hakkı üzerinde de durulmasında yarar bulunmaktadır. Temelini Anayasa'nın 28 ve devamı maddelerinden alan haber verme ve eleştirme hakkının kabulü için, açıklama veya eleştiriye konu olan haberin gerçek ve güncel olması, açıklanmasında kamu ilgisinin ve yararının bulunması, açıklanış şekliyle konusu arasında düşünsel bir bağ bulunması gerekir.
Düşünce özgürlüğü ve dolayısıyla eleştiri, demokratik toplumlarda vazgeçilmez bir haktır. Toplumun ilerlemesi ve yararı için zorunludur. İfade özgürlüğü sadece lehte olduğu kabul edilen veya zararsız veya ilgilenilmeye değmez görülen haber ve düşünceler için değil, devletin veya nüfusun bir bölümünün aleyhinde olan, onları rahatsız eden haber ve düşünceler için de uygulanır. Bu, demokratik toplum düzeninin ve çoğulculuğun gereğidir. Eleştiri de kaynağını bu özgürlükten alır. Eleştirinin doğasından kaynaklanan sertlik suç oluşturmaz. Eleştiri övgü olmadığına göre sert, kırıcı ve incitici olması da doğaldır.
Bu kapsamda, Devletin birliğini temsil eden Cumhurbaşkanlığı makamının da diğer Anayasal ve yasal kurumlar gibi eleştiriye açık olması doğaldır. Ancak eleştiri hak ve görevi kötüye kullanılmamalı; küçültücü, incitici, abartılı sözlerden kaçınılmalıdır. Sayılan öğelerden birisinin olmaması hâlinde haber verme ve eleştiri hakkından söz edilemeyecek, eylem hukuka aykırı olacaktır.
Siyasiler, üst düzey bürokratlar ile kamuya mal olmuş kişiler, diğer insanlara nazaran ağır eleştirilere daha fazla katlanmak zorunda oldukları demokratik toplumlarda geniş bir kabul görmüştür. Ancak eleştiri kırıcı, şok edici ya da rahatsız edici olsa bile hakarete varmamalıdır, zira hiçbir kimse hakarete katlanmak zorunda değildir. İfade hürriyeti bakımından eleştiri ile hakaret arasındaki ince çizgi toplumda hakim olan ortalama düşünüş ve anlayışa göre, kişilerin ifade hürriyeti ile mağdurun birey olarak onur ve şerefi arasındaki denge de gözetilmek suretiyle hakim tarafından belirlenmelidir. Kaba sövme hiçbir koşulda eleştiri olarak kabul edilmemelidir. Türk toplumunun önemli bir kesiminin kendilerini siyasi liderlerle özdeşleştirdiği bu kişiler yapılan ve kamuya yansıyan hakaretlerin kendilerine yapılmış gibi tepkilere sebebiyet verip toplumdaki kutuplaşmayı artırdığı, adi olaylarda dahi birçok öldürme ve nitelikli yaralama ile sona eren eylemlerin başlangıcında hakaret ve sövme fiillerinin olduğu gözetildiğinde, bu fiillerin yaptırımsız bırakılmasının demokratik toplum düzenini bozacağı gözden uzak tutulmamalıdır. Bu açıklamalar ışığında ışığında somut olay değerlendirildiğinde;
Türk Dil Kurumu Güncel Türkçe Sözlüğünde yezit kelimesinin "Nefret edilen kimseler için kullanılan bir söz, sahtekar" olarak; internet tabanlı yayın yapan Kubbealtı Lugati isimli sözlükte "Çok kızılan, hâin ve gaddar kimseler için kullanılan sövme sözü" olarak; Google Sözlük'te ise "kendisinden nefret edilen kimselere karşı acımasız, hain, gaddar vb. anlamında bir sövgü sözü" olarak tanımlandığı ve kamuoyunda da benzer şekilde sövgü sözü olarak kabul edildiği; söz konusu ifadenin hakaret suçunu oluşturduğuna ilişkin emsal nitelikteki Yargıtay (Kapatılan) 16. Ceza Dairesinin 19.07.2017 tarihli, 2016/6928 Esas-2017/4807 Karar sayılı kararının da bu yönde olduğu; sanığın Mynet isimli internet haber sitesinde yer alan "Vezneciler saldırısında yaralanan kadın saldırı anını anlatırken ...: Kürt müsün, Arap mısın ? diye sordu" başlıklı bir haber ile ilgili olarak Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanını kastettiği açıkça anlaşılacak şekilde; "aslında biz abartmıyoruz.. Cb denen yezid abartıyor" şeklinde yapmış olduğu yorumda Cumhurbaşkanına hitaben kullandığı "yezid" ifadesinin doğrudan Cumhurbaşkanını halk nezdinde küçük düşürücü, onur ve saygınlığını zedeleyici, AİHS ve hukuk düzenimizin koruduğu düşünce özgürlüğü kapsamında kalmayan, anlam ve içerik derinliğinden yoksun, sloganik tarzda aşağılayıcı ve hakaret kastıyla kullanılmış bir ifade olduğu; her ne kadar İlk Derece Mahkemesi kararında Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 22.10.2014 tarihli, 2013/4-1131 Esas - 2014/809 Karar numaralı kararına atıf yapılarak "yezid" ifadesinin hakaret olmadığı ve kişilik haklarının rencidesi şeklinde değerlendirilmeyeceği kabul edilmiş ise de; söz konusu Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararına konu olayda; kamuoyunda Maraş olayları olarak bilinen hadiseye ilişkin yapılan yargılamalarda sanık olarak yargılanan bir kişinin, alevi sorunlarının tartışıldığı bir çalıştaya davet edilmesi eleştiri konusu yapılarak, tarihsel bir olaya atıfta bulunmak suretiyle “... ile Yezit’i bir araya getiriyorlar” şeklinde bir ifade kullanılarak tarihsel süreç içinde yer alan bir karakter ile davacı kişinin eşleştirildiği, söz konusu ifadelerin davacının kişiliğini hedef almaktan ziyade, tarihsel bir zemine dayanarak eleştiri mahiyetinde kullanıldığı, olayın meydana geldiği zaman ve ifadenin bağlamı bir bütün olarak değerlendirildiğinde, İlk Derece Mahkemesince Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun anılan kararına yanlış anlam yüklendiği ve kanun yararına bozma konusu yapılan işbu somut olaya emsal teşkil etmediği, tüm bu açıklamalar çerçevesinde dava konusu olayda Cumhurbaşkanına alenen hakaret suçunun oluştuğu ve sanık hakkında mahkumiyet kararı verilmesi gerektiği gözetilmeden hatalı değerlendirme ile beraat kararı verilmesi isabetli olmadığından Giresun 3. Asliye Ceza Mahkemesinin 08.12.2020 tarihli ve 2019/861 Esas - 2020/555 Karar sayılı kararının CMK'nın 309/4-c maddesi uyarınca, sanık aleyhine sonuç doğurmamak ve yeniden yargılama yapılmamak üzere kanun yararına bozulmasına ilişkin aşağıdaki şekilde karar vermek gerekmiştir.
II. KARAR
1.Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma isteminin KABULÜNE,
2.Giresun 3. Asliye Ceza Mahkemesinin 08.12.2020 tarihli ve 2019/861 Esas, 2020/555 sayılı Kararının 5271 sayılı Kanun’un 309/4-c maddesi gereğince, sanık aleyhine sonuç doğurmamak ve yeniden yargılama yapılmamak üzere oy birliğiyle KANUN YARARINA BOZULMASINA,
Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,10.02.2025 tarihinde karar verildi.