10. Hukuk Dairesi
10. Hukuk Dairesi 2011/16985 E. , 2012/18476 K.
"İçtihat Metni"
Mahkemesi :İş Mahkemesi No :436-490 Dava, hizmet tespiti istemine ilişkindir. Mahkemece, ilamında belirtildiği üzere davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir Hükmün, davalı Kurum avukatı ve davalı işveren avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi. Davacı, 01/06/2001 ile 27/09/2010 tarihleri arasında davalı işyerinde bekçi olarak çalıştığının tespiti isteminde bulunmuş, mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmiş ise de, bu kararın eksik inceleme ve araştırmaya dayalı olduğu anlaşılmaktadır. 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun Geçici 7. maddesi uyarınca davanın yasal dayanağı 506 sayılı Kanunun 79/10. maddesidir. Anılan Kanunun 6. maddesinde ifade edildiği üzere, “sigortalı olmak hak ve yükümünden kaçınılamaz ve vazgeçilemez.” Anayasal haklar arasında yer alan sosyal güvenliğin yaşama geçirilmesindeki etkisi gözetildiğinde, sigortalı konumunda geçen çalışma sürelerinin saptanmasına ilişkin davalar, kamu düzenine ilişkin olduğundan, özel bir duyarlılık ve özenle yürütülmesi zorunludur. Bu bağlamda, hak kayıplarının ve gerçeğe aykırı sigortalılık süresi edinme durumlarının önlenmesi, temel insan haklarından olan sosyal güvenlik hakkının korunabilmesi için, bu tür davalarda tarafların gösterdiği kanıtlarla yetinilmeyip, gerek görüldüğünde re’sen araştırma yapılarak kanıt toplanabileceği de göz önünde bulundurulmalıdır. Ayrıca, 506 sayılı Kanunun 79/10. maddesi hükmüne göre; Kuruma bildirilmeyen hizmetlerin sigortalı hizmet olarak değerlendirilmesine ilişkin davanın, tespiti istenen hizmetin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl içinde açılması gerekir. Çalışmanın tespiti istemiyle hak arama yönünden kanun ile getirilen süre, doğrudan doğruya hakkın özünü etkileyen hak düşürücü niteliktedir ve dolması ile hakkın özü bir daha canlanmamak üzere ortadan kalkmaktadır. 506 sayılı Kanunun kabul edilip yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla beş yıl olarak öngörülen süre, 09.07.1987 tarihinde yürürlüğe giren 3395 sayılı Kanunun 5. maddesiyle on yıla çıkarılmış, daha sonra 07.06.1994 tarihinde yürürlüğe giren 3995 sayılı Kanunun 3. maddesiyle yeniden beş yıl olarak belirlenmiştir. Bu yönde, anılan madde hükmünde yer alan hak düşürücü süre; yönetmelikle tespit edilen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalışmaları Kurumca tespit edilemeyen sigortalılar için geçerlidir. Bir başka anlatımla; sigortalıya ilişkin olarak işe giriş bildirgesi, dönem bordrosu gibi yönetmelikte belirtilen belgelerin Kuruma verilmesi yada çalışmaların Kurumca tespit edilmesi halinde; Kurumca öğrenilen ve sonrasında kesintisiz biçimde devam eden çalışmalar bakımından hak düşürücü sürenin geçtiğinden söz edilemez. Ne var ki; sigortalının Kuruma bildiriminin işe giriş tarihinden sonra yapılması, bir başka ifade ile sigortalının hizmet süresinin başlangıçtaki bir bölümünün Kuruma bildirilmeyerek sonrasının bildirilmesi ve Kuruma bildirimin yapıldığı tarihten önceki çalışmaların, bildirgelerin verildiği tarihide kapsar biçimde kesintisiz devam etmiş olması halinde, Kuruma bildirilmeyen çalışma süresi yönünden hak düşürücü sürenin hesaplanmasında; bildirim dışı tutulan sürenin sonu değil, kesintisiz olarak geçen çalışmaların sona erdiği yılın sonu başlangıç alınmalıdır. Somut olayda; davacı, 01/06/2001 ile 27/09/2010 tarihleri arasında davalı işyerinde bekçi olarak çalıştığının tespiti isteminde bulunmuş, mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmiş ise de, mahkemenin hükmü, eksik inceleme ve araştırmaya dayalıdır.
Yukarıda belirtilen ilkeler ışığında; iddia edilen kesintisiz çalışmanın olup olmadığı, çalışmanın gerçek ve fiili olup olmadığı ile işyerinin kapsam ve niteliğinin tespit edilebilmesi amacıyla; dosyaya sunulan davalı şirketin un fabrikasını bir başka şirkete kiraladığına ilişkin fotokopi şeklindeki kira sözleşmesinin varlığı yöntemince araştırılmalı; davalı kurumun, davacının 01.07.1998 tarihinden itibaren Tarım Bağ-Kur kaydının olduğu yönündeki beyanına istinaden, bu yönde bir inceleme yapılarak, davacının, dava döneminde, Tarım Bağ-Kur kaydının olup olmadığı ve bekçilik işi ile birlikte yürütülüp yürütülemeyeceği irdelenmeli; davalı işverenin işyerinde, bekçi çalışmasına ihtiyaç olup olmadığı, işyerinin dönemsel olarak çalışıp çalışmadığı, işyerinde dönemsel çalışma olması halinde işyerinin, çalışma dönemi dışında, bekçi çalışmasının gerekip gerekmediği hususları yöntemince araştırılmalı; dosyaya sunulan davalı şirketin un fabrikasını bir başka şirkete kiraladığına ilişkin fotokopi şeklindeki kira sözleşmesinin var olup olmadığı, ilgili şirkette bulunan belgeler celbedilerek incelenmeli; davalı işyerine komşu işyerleri veyahut tarla sahipleri saptanarak bilgi ve görgülerine başvurulmalı; yargılama sürecinde dinlenen tanık anlatımlarının değerlendirilmesinde, iş yerinin kapsamı, kapasitesi ve niteliği nazara alınmalı; böylece bu konuda gerekli tüm soruşturma yapılarak, uyuşmazlık konusu husus, hiçbir kuşku ve duraksamaya yer bırakmayacak biçimde çözümlenip, deliller hep birlikte değerlendirilip, takdir edilerek, varılacak sonuç uyarınca karar verilmelidir. Mahkemece, bu maddî ve hukukî olgular gözardı edilerek, eksik araştırma ve incelemeyle yazılı şekilde hüküm tesisi, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. O halde, davalı Kurum ve davalı işveren vekillerinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.