40. Hukuk Dairesi
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
40. HUKUK DAİRESİ
TÜRK MİLLETİ ADINA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI
DOSYA NO: 2021/2013
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: Bakırköy 6. Asliye Ticaret Mahkemesi
TARİHİ: 06/07/2021
NUMARASI: 2018/967 (E) - 2021/657 (K)
DAVANIN KONUSU: Maddi ve Manevi Tazminat
Yukarıda yazılı İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine Dairemiz Heyetince yapılan müzakere sonucunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalı ...'in sevk ve idaresindeki ... plakalı araç ile süratli biçimde seyir halinde iken kavşakta karşıdan karşıya geçmeye çalışan ...'a çarparak ölümüne sebep olduğunu, davalı ... adına kayıtlı araç ve tapu kaydı üzerine üçüncü şahıslara satışının veya şahsi başkaca bir hakla sınırlanmasının önlenmesi bakımından ihtiyati tedbir konulmasını, davacı ... için 20.000 TL, davacı ... için 10.000 TL, davacı ... için 10.000 TL ve davacı ... için 10.000 TL olmak üzere toplam 50.000 TL manevi tazminatın haksız fiilin meydana geldiği 29/12/2016 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalı ... Sigorta AŞ'nin poliçe teminatlarıyla sınırlı olmak üzere, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 1.000 TL'nin davalı ... Sigorta AŞ bakımından sigorta şirketine müracaat tarihi olan Temmuz 2017 tarihinden 15 gün sonrasına tekabül eden 15/08/2017 tarihinden itibaren, davalı ... yönünden ise haksız fiilin meydana geldiği 29/12/2016 tarihinden işleyecek yasal faiziyle birlikte müşterek ve müteselsilen tahsilini talep ve dava etmiş; 14/02/2021 tarihli ıslah dilekçesiyle davalı ... Sigorta AŞ poliçe teminatları ile sınırlı olmak üzere davacı ... yönünden 40.573,10 TL maddi tazminatın, davalı ... Sigorta AŞ bakımından sigorta şirketine müracaat tarihinden 15 gün sonrasına tekabül eden 15/08/2017 tarihinden itibaren, davalı ... yönünden ise haksız fiilin meydana geldiği 29/12/2016 tarihinden işleyecek yasal faiziyle birlikte tahsilini talep etmiştir. Davalı ... Sigorta AŞ vekili cevap dilekçesinde, davanın reddini savunmuştur.
İlk derece mahkemesince; maddi tazminat talebinin feragat nedeniyle reddine, maddi tazminat yönünden tarafların vekâlet ücreti talebi olmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına, manevi tazminat talebinin davalı ... yönünden kısmen kabülü ile davacı eş ... için 15.000 TL, davacı çocuklar ..., ... ve ... için ayrı ayrı 5.000 TL olmak üzere toplam 30.000 TL manevi tazminatın kaza tarihi olan 29/12/2016 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalı ...’den tahsili ile davacılara verilmesine karar verilmiştir.
Davacılar vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; mahkemece hükmedilen manevi tazminatın düşük olduğunu, davalının aracındaki hasarın mahiyetinin, kazanın oluşumunda hız sınırlarına ve kavşak geçiş kurallarına riayet etmediğini gösterdiğini belirterek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını talep etmiştir. Davalı ... vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; olay yeri kayıtları, tanık ve müvekkil anlatımları ile tüm keşif ve inceleme kayıtlarında müteveffa yayanın yaya geçidi olduğu halde yaya geçidini kullanmayarak geçişin yasak olduğu yerden dikkatsiz ve tedbirsiz olarak araç yoluna çıkması neticesinde trafik kazasının meydana geldiğini, tamamen kusursuz olan davalıya %30 kusur atfedilemeyeceğini, hükmedilen manevi tazminatın fahiş olduğunu belirterek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını talep etmiştir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 355. maddesi kapsamında istinaf itirazları ve kamu düzenine ilişkin hususlarla sınırlı olarak yapılan inceleme sonunda: Dava, ölümlü trafik kazası nedeniyle destekten yoksun kalma tazminatı ve manevi tazminat istemine ilişkindir.İlk derece mahkemesince hükme esas alınan 23/07/2019 tarihli kusur raporunda; davacıların desteğinin kaza yeri olan ... Caddesi - ... Caddesi trafik ışıklı kavşağının, ... Sokak istikametinde yayalar için trafik ışıklarının olmadığı yerde karşıdan karşıya geçerken, sol tarafından ışıktan geçerek gelen davalı sürücü ...'in yönetimindeki ... plakalı araca dikkat etmediği, taşıt yoluna girmeden güvenle duramayacak kadar yaklaşmış olan araca ilk geçiş hakkını verip geçişi beklemediği, bu şekilde kavşakta köşe başından karşıdan karşıya geçmiş olsa da, kazaya karışan araç güvenle duramayacak kadar yaklaşmış olduğu için, aracın geçmesini beklemesi gerektiği halde, kendi güvenliğini sağlamadan dikkatsiz ve tedbirsiz bir şekilde karşıdan karşıya geçmek için taşıt yoluna girerek, kendi can güvenliğini tehlikeye düşürecek şekilde özensiz ve dikkatsiz hareket etmesi sonucu davalı sürücünün yönetimindeki aracın, kendisine çarpmasına sebebiyet verdiği anlaşıldığından meydana gelen trafik kazasında %70 oranında kusurlu olduğu, davalı sürücünün ise; kaza yeri olan yayalar için trafik ışıklarının olmadığı ... Sokak girişinde kontrolsüz ve özensiz davranışı ve dikkatsizlik ve tedbirsizlik neticesi karşıdan karşıya geçen davacıların desteği yayaya çarptığı, ayrıca kazanın oluşmasında direk etkisi olmasa da, görevliler izin vermeden kazaya karışan aracı kaza yerinden kaldırmaması gerektiği halde, aracı kaza mahallinden kaldırarak başka yere park ettiği, kendisinin olay yerinde kaldığı anlaşıldığından, meydana gelen trafik kazasında %30 oranında tespit edilmiştir.
Bilirkişi raporunun HMK'nin 279. maddesinde aranılan koşullara uygun olarak düzenlendiği, dosya kapsamına uygun, denetim ve hüküm kurmaya elverişli, ceza dosyasında alınan kusur raporlarıyla uyumlu olduğu anlaşılmakla, bilirkişi raporuna itibar edilerek hükme esas alınmasında usul ve yasaya aykırılık bulunmadığından bu yöne ilişkin istinaf itirazları yerinde değildir.6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun (TBK) 56. maddesinin 1. fıkrasına göre hâkim, bir kimsenin bedensel bütünlüğünün zedelenmesi durumunda, olayın özelliklerini göz önünde tutarak, zarar görene uygun bir miktar paranın manevi tazminat olarak ödenmesine karar verebilir. Aynı maddenin 2. fıkrası uyarınca ağır bedensel zarar veya ölüm hâlinde, zarar görenin veya ölenin yakınlarına da manevi tazminat olarak uygun bir miktar paranın ödenmesine karar verilebilir. Bir kimsenin, hukuka aykırı bir fiil yüzünden çektiği, bedeni acılarla ruhsal üzüntüye manevi zarar denir. Manevi zarar, gerçek anlamda zarar değildir; zira malvarlığında bir azalmayı ifade etmez. Bir acının veya üzüntünün maddi zarar gibi parayla ölçülmesine olanak bulunmamaktadır. Paranın manevi zararları karşılamak üzere kullanılabilmesi, hiçbir zaman manevi kaygı geri getirip yerine koyduğu veya manevi varlığın bir bölümünün onunla değiştirilebildiği anlamını taşımaz. Paranın bu anlamda gördüğü iş, kişilik hakları ve yararları zedelenen kimsenin duyduğu manevi acıyı bir dereceye kadar yumuşatıp yatıştırmakta; bozulan manevi dengeyi onarıp düzeltmekte; bir teselli, bir avunma, bir ruhsal tatmin aracı olmaktan ibarettir. Hâkimin özel halleri göz önünde tutarak manevi zarar adı ile hak sahibine verilmesine karar vereceği bir para tutarı olan manevi tazminatın miktarı adalete uygun olmalıdır. Zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir fonksiyonu olan ve özgün bir nitelik taşıyan hükmedilecek bu para, bir ceza olmadığı gibi, malvarlığı hukukuna ilişkin zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. O halde, bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. 22/6/1966 gün ve 7/7 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı'nın gerekçesinde takdir olunacak manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden hâkim bu konuda takdir hakkını kullanırken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 23/6/2004 gün ve 13/291-370 sayılı kararında da vurgulandığı gibi, hâkimin bu takdir hakkını kullanırken, ülkenin ekonomik koşulları, tarafların sosyal ve ekonomik durumu, paranın satın alma gücü, tarafların kusur durumu, olayın ağırlığı, olay tarihi gibi özellikleri göz önünde tutması ve buna göre manevi tazminatın miktarını takdir edilmesi gerektiği açıkça ortadadır. Yukarıda açıklanan ilkeler ışığında, manevi tazminat zenginleşme aracı olmamakla beraber, bu yöndeki talep hakkında hüküm kurulurken; olay sebebiyle duyulan acı ve elemin kısmen de olsa giderilmesi amaçlanmalı, bu nedenle tarafların sosyal ve ekonomik durumları ile birlikte olayın meydana geliş biçimi ve tarafların kusur durumları göz önünde tutularak, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 4. maddesinde belirtildiği gibi, hukuka ve hakkaniyete uygun sonuca varılmalıdır.Bu durumda, vefat eden davacıların desteği için takdir edilen manevi tazminat tutarının, kazanın gerçekleşme biçimi, ortaya çıkan zararın ağırlığı ve hakkaniyet ilkesi nazara alındığında yetersiz kaldığı görülmektedir. O halde, TBK'nin 56. maddesi uyarınca somut olayın özellikleri nazara alınarak davacılar tarafından talep edilen tazminat tutarı hak ve nesafete göre makul ve kabul edilebilir olduğu sonuç ve kanaatiyle manevi tazminat davasının tam kabulüne karar vermek gerekmiştir.