Esas No
E. 2011/61
Karar No
K. 2012/848
Karar Tarihi
Karar Sonucu
ONANMASINA
Hukuk Alanı
Ceza Hukuku

9. Ceza Dairesi         2011/61 E.  ,  2012/848 K.

"İçtihat Metni"Mahkemesi :Çocuk Mahkemesi

Suç : Mala zarar verme, konut dokunulmazlığının ihlali

Hüküm : 1- Sanık ... hakkında;

a)TCK’nın 152/1-a, 168/1, 31/2, 62/1, 50/3, 50/1-a, 52/2-4, 51/1-3. maddeleri uyarınca mahkumiyet

b)TCK’nın 116/2, 119/1-c, 31/2, 62/1, 50/3, 50/1-a, 52/2-4, 51/1-3. maddeleri uyarınca mahkumiyet, 5395 sayılı Kanunun 5/1-a. maddesi uyarınca danışmanlık tedbiri,

2.Sanık ... hakkında;

a)TCK’nın 152/1-a, 168/1, 31/2, 62/1, 50/3, 50/1-a, 52/2-4, 51/1-3. maddeleri uyarınca mahkumiyet

b)TCK’nın 116/2, 119/1-c, 31/2, 62/1, 50/3, 50/1-a, 52/2-4, 51/1-3. maddeleri uyarınca mahkumiyet, 5395 sayılı Kanunun 5/1-a ve b. maddeleri uyarınca danışmanlık ve eğitim tedbiri Dosya incelenerek gereği düşünüldü: Uygulanmadığı halde TCK'nın 168/1. maddesinin hüküm fıkrasında gösterilmesi mahallinde düzeltilmesi mümkün yazım hatası kabul edilmiştir.

Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, katılan vekilinin ve sanık ... müdafiinin yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine, ancak;

1.5237 sayılı TCK'da hapis cezasından çevrilmiş olsa bile adli para cezasının ertelenemeyeceği gözetilmeden sanıklar hakkında hükmolunan sonuç adli para cezasının ertelenmesine karar verilmesi,

2.5395 sayılı Kanunun 11. maddesi uyarınca ceza sorumluluğu bulunan sanıklar hakkında anılan Kanunun 5. maddesinde belirtilen koruyucu ve destekleyici tedbirlere hükmedilemeyeceğinin gözetilmemesi,

Kanuna aykırı olup, hükümlerin bu sebeplerden dolayı BOZULMASINA, bu hususun yeniden duruşma yapılmaksızın CMUK’nın 322. maddesine göre düzeltilmesi mümkün bulunduğundan, hüküm fıkralarından TCK’nın 51. maddesinin uygulanmasına ilişkin bölümler ile 5395 sayılı Kanunun 5. maddesinin uygulanmasına ilişkin bölümlerin çıkartılarak diğer yönleri usul ve kanuna uygun bulunan hükümlerin DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 18.01.2012 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi. KARŞI OY:

Çocuk sanıklar ... ile ...’ın kamu malına zarar verme ve işyeri dokunulmazlığını bozma suçlarından adli para cezası ile cezalandırılmalarına, ayrıca sosyal inceleme raporunda önerildiği üzere haklarında Çocuk Koruma Kanunu’nun 5. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendi uyarınca danışmanlık tedbiri uygulanmasına, sanıklara ve ailelerine aile danışma ve toplum merkezleri aracılığıyla danışmanlık hizmeti verilmesi için karar örneğinin Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğüne gönderilmesine, çocuk sanıklardan ...’ın kişiliği ve sosyal durumuna göre Çocuk Koruma Kanunu’nun 5. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendi uyarınca uyarınca hakkında eğitim tedbiri uygulanmasına, bu bağlamda iş ve meslek edinmesi amacıyla bir meslek ve sanat edindirme kursuna gitmesine veya meslek sahibi bir ustanın yanına yahut kamuya ya da özel sektöre ait işyerlerine yerleştirilmesine, karar örneğinin gereği için Milli Eğitim İl Müdürlüğüne gönderilmesine karar verilen olayda çözümü gereken hukuki sorun, Çocuk Koruma Kanununun 5. maddesinde öngörülen “koruyucu ve destekleyici tedbirler”in suça sürüklenen ve ceza sorumluluğu bulunan çocuklar hakkında uygulanıp uygulanamayacağı hususundadır.

Çocuk Koruma Kanunu’nun 1. maddesinde: “Bu Kanunun amacı, korunma ihtiyacı olan veya suça sürüklenen çocukların korunmasına, haklarının ve esenliklerinin güvence altına alınmasına ilişkin usûl ve esasları düzenlemektir” denilmektedir. Görüldüğü üzere, Kanunun düzenleme alanına giren iki çocuk grubu vardır. Bunlardan ilki korunma ihtiyacı olan çocuklar, ikincisi de suça sürüklenen çocuklardır. Kanunun amacı da, her iki gruba mensup çocukların korunması, haklarının ve esenliklerinin güvence altına alınmasıdır.

Kanunun 3. maddesindeki tanımlamaya göre, korunma ihtiyacı olan çocuk, “bedensel, zihinsel, ahlaki, sosyal ve duygusal gelişimi ile kişisel güvenliği tehlikede olan, ihmal veya istismar edilen ya da suç mağduru çocuk”tur. Suça sürüklenen çocuk ise, “kanunlarda suç olarak tanımlanan bir fiili işlediği iddiası ile hakkında soruşturma veya kovuşturma yapılan ya da işlediği fiilden dolayı hakkında güvenlik tedbirine karar verilen çocuk”tur.

Kanunun uygulanmasında çocuğun haklarının korunması amacıyla gözetilmesi gereken ilkeler ayrıntılı biçimde 4. maddede gösterilmiş, 5. maddede ise koruyucu ve destekleyici tedbirler sayılmıştır. Buna göre koruyucu ve destekleyici tedbirler, çocuğun öncelikle kendi aile ortamında korunmasını sağlamaya yönelik danışmanlık, eğitim, bakım, sağlık ve barınma konularında alınacak tedbirlerdir.

Maddedeki düzenlemede korunma ihtiyacı olan çocukların suça sürüklenip sürüklenmedikleri hususunda bir ayrıma ve kısıtlamaya gidilmediği için, sözü edilen tedbirlerin korunma ihtiyacı bulunan çocuklardan suça sürüklenenleri de kapsadığında bir kuşku bulunmamaktadır. Esasen aksini kabul etmek, diğer bir ifadeyle 5. maddedeki tedbirlerin suça sürüklenen ve ceza sorumluluğu bulunan çocuklar yönünden uygulanamayacağını kabul etmek, bu çocukların koruyucu ve destekleyici tedbirlerden mahrum kalmaları sonucunu doğurur ki, bu yorum Kanunun amacı ile de çelişir.

Bu aşamada Çocuk Koruma Kanununun 11. maddesinin de değerlendirilmesi konuya ışık tutacaktır.

11.maddede; “Bu Kanunda düzenlenen koruyucu ve destekleyici tedbirler, suça sürüklenen ve ceza sorumluluğu olmayan çocuklar bakımından, çocuklara özgü güvenlik tedbiri olarak anlaşılır” denilmektedir. Bu hüküm, çoğunluk görüşünde belirtildiği gibi, 5. maddedeki tedbirlerin suça sürüklenen ve ceza sorumluluğu bulunan çocuklar hakkında uygulanmasına mani olmak amacıyla getirilmemiştir. Aksine, bu tedbirlerin suça sürüklenen çocuklar hakkında da uygulandığını, ancak ceza sorumluluğu bulunanlar hakkında sadece koruyucu ve destekleyici tedbir işlevi bulunduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Esasen 11. madde, Türk Ceza Kanununun yaş küçüklüğünü düzenleyen 31. maddesinin 1. ve 2. fıkraları ile “Çocuklara özgü güvenlik tedbirleri” başlığını taşıyan 56. madde hükümlerini tamamlamak ve ceza sorumluluğu bulunmayan küçükler bakımından doğabilecek bir boşluğu gidermek amacıyla getirilmiştir. Şöyle ki, Türk Ceza Kanununun 31/1 maddesine göre, fiili işlediği sırada oniki yaşını doldurmamış olan çocukların ceza sorumluluğu yoktur. Bu kişiler hakkında, ceza kovuşturması yapılamaz; ancak, çocuklara özgü güvenlik tedbirleri uygulanabilir.

Yine aynı maddenin ikinci fıkrasına göre, fiili işlediği sırada oniki yaşını doldurmuş olup da onbeş yaşını doldurmamış olanların işlediği fiilin hukukî anlam ve sonuçlarını algılayamaması veya davranışlarını yönlendirme yeteneğinin yeterince gelişmemiş olması halinde ceza sorumluluğu yoktur. Ancak bu kişiler hakkında güvenlik tedbirine hükmolunur.

56.maddede ise, “Çocuklara özgü güvenlik tedbirlerinin neler olduğu ve ne suretle uygulanacakları ilgili kanunda gösterilir.” denilmektedir. Dolayısıyla 31. maddenin 1. fıkrasında ihtiyarî, 2. fıkrasında ise zorunlu olarak uygulanacağı belirtilen çocuklara özgü güvenlik tedbirlerinin ilgili kanunda, başka deyişle Çocuk Koruma Kanununda düzenlenmesi zorunluluk arz etmektedir. Ancak kanun koyucu, suça sürüklenen ve ceza sorumluluğu bulunmayan bu iki yaş grubuna mensup çocuklar yönünden, çocuklara özgü güvenlik tedbirlerini ayrıca belirlemek yerine, 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanununun 5. maddesinde öngördüğü koruyucu ve destekleyici tedbirlerin çocuklara özgü güvenlik tedbiri olarak anlaşılması ve uygulanmasını yeterli gördüğü için sözü edilen 11. maddedeki düzenlemeyi gerçekleştirmiştir. Şayet 11. madde düzenlemesi olmasaydı, yukarıda belirtilen iki değişik yaş grubuna mensup çocuklar bakımından uygulanacak güvenlik tedbirleri kanunla belirlenmemiş olacak ve yaptırım sisteminde bir boşluk doğacaktı. Anılan maddedeki düzenlemenin bunun ötesinde bir anlamı ve suça sürüklenen ve ceza sorumluluğu bulunan çocuklar hakkında Çocuk Koruma Kanununun 5. maddesinde öngörülen koruyucu ve destekleyici tedbirlerin uygulanmasını önleyici bir işlevi yoktur. Çocuk Koruma Kanununun esas amacı ve içeriğindeki düzenlemelerden de anlaşılacağı üzere, korunma ihtiyacı olan çocuğun suça sürüklenip sürüklenmemesi, suça sürüklenen çocuğun ceza sorumluluğunun bulunup bulunmaması gibi hususlar, tedbirlerin uygulanma yeteneği üzerinde etkili değildir; sadece tedbire karar vermeye yetkili makam ve mercilerin saptanması bakımından önem taşımaktadır. Tedbire karar verme yetkisi bulunan merci veya makamı belirleme işini Çocuk Koruma Kanununun getirdiği sistem içinde değerlendirecek olursak;

Temel prensip, korunma ihtiyacı bulunan çocuklarla suça sürüklenen ve ceza sorumluluğu bulunmayan çocuklar hakkındaki tedbirlerin Çocuk Koruma Kanununun 7. maddesi uyarınca çocuk hakimi tarafından alınmasıdır. Gerçekten birinci gruba mensup olan korunmaya muhtaç çocuklar bir ceza yargılamasına, soruşturma ve kovuşturmaya muhatap olmadıkları için, onlar hakkındaki kararların ilgili kişi ya da kurumların isteği üzerine veya re’sen çocuk hakimince alınması tabiidir. Öte yandan, suça sürüklenen ancak yaş küçüklüğü nedeniyle ceza sorumluluğu olmayan, örneğin; fiili işlediği sırada 12 yaşını doldurmadığı için ceza sorumluluğu bulunmayan, bu nedenle hakkında kovuşturma yapılamayan ve yine TCK’nın 31/1 maddesi uyarınca hakkında sadece çocuklara özgü güvenlik tedbirlerinin uygulanması olanağı bulunan çocuklarla ilgili tedbir kararının çocuk hakimince alınması da Ceza Muhakemesi Kanunu ve Çocuk Koruma Kanunu ile getirilen sisteme uygundur.

Suça sürüklenen ve ceza sorumluluğu bulunan çocuklar yönünden bu tedbir kararlarını verecek merci ise yargılama evresine göre değişmektedir. Bu gruptakilerle ilgili koruyucu ve destekleyici tedbir kararları soruşturma evresinde çocuk hakimince, kovuşturma evresinde ilgili çocuk mahkemesi veya çocuk ağır ceza mahkemesince alınacaktır. Nitekim, Çocuk Koruma Kanununa Göre Verilen Koruyucu ve Destekleyici Tedbir Kararlarının Uygulanması Hakkında Yönetmeliğin 8/3. maddesinde bu husus açık biçimde düzenlenmiş ve “Hakkında kovuşturma başlatılmış olan çocuklar için koruyucu ve destekleyici tedbir kararı kovuşturmanın yapıldığı mahkemece alınır” denilerek kurala bağlanmıştır.

Yine, 5. maddedeki tedbirlerin yanı sıra 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu hükümlerine göre velayet, vesayet, kayyımlık, nafaka ve kişisel ilişki kurulması hususlarında da karar verilmesi gereken hallerde, bu tür kararların Çocuk Koruma Kanununun 7/7. maddesi uyarınca mahkemece verilmesi yasal zorunluluktur. Kanun koyucu, anılan maddedeki düzenleme ile 4787 sayılı Aile Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanunun 4. maddesinde öngörülen genel görev kuralından ayrılmış ve yukarıda sayılan hususlarla ilgili kararların aile mahkemesi veya sulh hukuk mahkemesi yerine ilgisine göre çocuk mahkemesi veya çocuk ağır ceza mahkemesince alınmasını uygun görmüştür. Kanunun tedbir alınmasını kolaylaştırma amacı güden bu görevlendirmesi ve verilen kararların niteliği, aynı zamanda bu kararlara karşı başvurulacak yasa yolunu da etkilemektedir.

Zira Çocuk Koruma Kanunu, kararı veren merciin çocuk hakimliği veya çocuk mahkemesi olup olmamasına göre, bu kararlara karşı başvurulacak kanun yolları bakımından farklılıklar öngörmektedir. Nitekim Çocuk Koruma Kanununun 14. maddesine göre, çocuk hakiminin esas kural gereği duruşma açmaksızın ya da zorunlu gördüğü hallerde istisnaen duruşmalı verdiği tedbir kararlarına karşı itiraz yolu açıktır. Oysa, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu hükümlerine göre velayet, vesayet, kayyımlık, nafaka ve kişisel ilişki kurulması hususlarında verilecek kararlar temyiz incelemesine tabi olacağı için, kanun koyucu bu tür kararların çocuk hakimlerince değil, çocuk mahkemelerince verilmesini murat etmektedir. Kuşkusuz, korunma ihtiyacı olan çocukla ilgili bu tür bir karar çocuk mahkemesince verilecektir. Suça sürüklenen ve ceza sorumluluğu bulunan çocuklarla ilgili bu tür kararları verecek mahkeme ise, suçun niteliğine göre çocuk mahkemesi veya çocuk ağır ceza mahkemesi olacaktır.

Çocukların yargılanmasına ilişkin gerek 5395 sayılı Kanunda öngörülen gerekse bu Kanun hükümlerini açıklamak amacıyla çıkartılan Çocuk Koruma Kanununun Uygulanmasına İlişkin Usûl ve Esaslar Hakkında Yönetmelikte ayrıntıları gösterilen sistem göz önünde bulundurulduğunda,

Cumhuriyet savcısı suça sürüklenen ve ceza sorumluluğu bulunan çocuk hakkında özel kanun uyarınca ceza soruşturması yürütürken, tedbir kararı alınabilmesi için korunma ihtiyacı olan çocuğu anılan Yönetmeliğin 5/8. maddesi uyarınca Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumuna bildirmekle de yükümlüdür. Kurum incelemeyi derhal yapmak zorundadır. Koruyucu ve destekleyici tedbir kararı alınması gereken hallerde sosyal hizmetler müdürlüğünce Yönetmeliğin 21. maddesine uygun olarak sosyal inceleme raporu düzenlenerek, talep yazısı ekinde ilgisine göre çocuk hakimine veya çocuk mahkemesine sunulmaktadır. Kurum bu raporun bir örneğini Cumhuriyet Savcılığına da gönderdiğinden,

Cumhuriyet savcısı da soruşturma sırasında gerekli gördüğünde çocuk hakiminden koruyucu ve destekleyici tedbir kararı verilmesini isteyebilir. Ancak, Çocuk Koruma Kanununa Göre Verilen Koruyucu ve Destekleyici Tedbir Kararlarının Uygulanması Hakkında Yönetmeliğin 8/3. maddesine göre, hakkında kovuşturma başlatılmış olan çocuklar için koruyucu ve destekleyici tedbir kararının kovuşturmanın yapıldığı mahkemece alınması zorunludur. Kovuşturmayı yapan çocuk mahkemesi veya çocuk ağır ceza mahkemesi, gerekli gördüğü hallerde tedbir kararını ceza hükmünden önce verebileceği gibi, kovuşturma sonunda esas hükümle birlikte tedbir uygulanmasını kararlaştırması da mümkündür. Kaldı ki, kovuşturmayı yürüten mahkemenin aynı zamanda tedbire de karar vermesi, usul ekonomisinin bir gereğidir.

Bu itibarla sayın çoğunluğun, ceza sorumluluğu bulunan çocuk sanıklar hakkında Çocuk Koruma Kanununun 5. maddesinde belirtilen koruyucu ve destekleyici tedbirlerin uygulanamayacağı yolundaki görüşüne açıkladığımız gerekçelerle katılmıyor ve (2) nolu bentte gösterilen bu neden yönünden isabetli olan yerel mahkeme hükmünün onanması gerektiğini düşünüyoruz.

Öte yandan,

TCK’nın 51/1. maddesinde ertelemenin sadece hapis cezası yönünden öngörülmesine rağmen, mahkemece çocuk sanıklar hakkında hükmolunan sonuç adli para cezalarının ertelenmesine karar verilmesi şeklindeki hukuka aykırılığın, 1412 sayılı CMUK’nın 322. maddesinde sınırlı biçimde düzenlenen ve Yargıtay’ın bazı hukuka aykırılıkları bizzat kendisinin düzeltip bu hususlarda hüküm kurmasına olanak sağlayan ıslah nedenleri arasında gösterilmemesi nedeniyle, ilamın (1) nolu bendine konu edilen bu hususta ıslah (düzeltilerek onama) kararı verilmesinin mümkün bulunmadığı, bu aykırılıktan dolayı hükmün bozulması gerektiğini düşünüyoruz.

© 2026 İçtihat Pro — ictihatpro.com  |  Bu belge bilgilendirme amaçlıdır. Resmi belge niteliği taşımaz.