7. Hukuk Dairesi
T.C. BURSA BAM 7. HUKUK DAİRESİ
T.C.
BURSA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
7. HUKUK DAİRESİ K A R A R
DOSYA NO :
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : BURSA 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
Davacılar vekili dava dilekçesinde, davacı tarafın... Bursa Bölge Müdürlüğü tarafından açılan ihaleyi kazanarak .....Ovası Sulama Tesisi işini üstlendiğini, bu ihale kapsamında kullanılacak boruların davalı taraftan satın alındığını, firma ve ürün teyidi alındıktan ve boru numuneleri üzerinde testler yapıldıktan sonra olumlu sonuçlar alınması üzerine davalıdan satın alınan boruların döşendiğini, ancak belli bir süre sonra borularda patlama ve arızalanma meydana geldiğini, yapılan şikayetler üzerine tespitler yapıldığını, bir kısım boruların sökülerek yenisiyle değiştirildiğini, davalı tarafın ilk değiştirilen borularda üretim hatası olduğunu kabul ederek bedelsiz biçimde yeni borular gönderdiğini, bu boruların masraflarının davacı tarafından karşılanarak değiştirildiğini, ancak boruların patlamaya devam ettiğini, bunun üzerine Bursa 6. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin .... D.iş ve Bursa 2. Sulh Hukuk Mahkemesi'nin....D.iş sayılı dosyalarıyla tespit yaptıklarını, boruların basınca dayanıklı olmadığının anlaşıldığını,... Bursa Bölge Müdürlüğü'nün 18/01/2016 tarihli yazısıyla başka kısımdaki boruların da sökülerek tekrar montaj yapılmasının istendiğini, bu talebin davalı şirkete iletildiğini ancak davalı şirketin yeni boru göndermediğini, davalıdan alınan ürünlerin ayıplı olduğunu belirterek boruların sökme döşeme nakil masraflarına karşılık şimdilik 10.000,00.-TL tazminatın avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, ürünlerin patlamaya devam etmesinin ve tamamının ayıplı olması sebebiyle borular için ödenen 1.931.023,00.-TL ile yeni döşenecek boruların sökme, döşeme, nakil, işçilik gibi masraflarına karşılık şimdilik 1.000,00.-TL masrafın avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde, davanın HMK 6. maddesi gereğince İstanbul Büyükçekmece’de açılması gerektiğini, harcın eksik yatırıldığını, dava dilekçesi eklerinin kendilerine tebliğ edilmediğini, değiştirilen borularda üretim hatası olmadığını, yapılan tespit raporlarına itiraz ettiklerini, davacı tarafın zarar miktarı ve sebeplerini belgelemesi gerektiğini, boruların büyük bir kısmının ayıplı olduğu söylenmesine rağmen daha sonra tamamının ayıplı olması olduğu iddiasının ileri sürülmesinin çelişki oluşturduğunu, malların satımının üzerinden 6 yıl geçtiğini bu sebeple ayıp tespiti yapılmasının mümkün olmadığını, projenin amaca ve borulara uygun olup olmadığı, uygun çap ve basınç seçimi yapılıp yapılmadığının, koç darbesi önlemleri alınıp alınmadığının, montaj sırasında teknik şartnamelere uygun işlem yapılıp yapılmadığının ve buna benzer birçok değişkenin araştırılması gerektiğini, aynı ürünlerin başka müşterilerde sorun çıkartmadığını, satın alma ve montaj öncesinde ayrıntılı teknik muayene yapıldığını, malın ayıplı olması sebebiyle kullanılacak hakların yenilik doğurucu seçimlik hak olması sebebiyle birinin kullanılmasıyla diğer hakların kullanılmasının mümkün olmayacağını, müşteri memnuniyeti açısından ve iyi niyetle 2015 yılında bila bedel boru verildiğini, eski TTK. 25 ve Borçlar Kanunu hükümleri çerçevesince zaman aşımları süresinin dolduğunu belirterek davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, projede mutadın dışında bir boru patlama hadisesi olduğu ve teste gönderilen patlak borularda yeterli antioksidan madde olmadığı, TÜBİTAK’tan alınan rapor, Sulama Birliği tarafından haricen TSE’den alınan rapor, iki ayrı tespit dosyasında UGETAM ve TSE’den alınan raporların, patlayan boruların OİT süresinin standart dışı olduğunu ortaya koyduğu, tüm bu test ve raporların mahkemenin kanaatini boruların daha üretimi aşamasında antioksidan maddenin yeterli oranda katılmamasından kaynaklanan gizli ayıplı olduğu yönünde pekiştirdiği gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Davalı vekili istinaf başvuru dilekçesinde, davalı tarafından üretilen borulardan, davacı ve 3. şahıs konumundaki idarenin (DSİ) hazır olduğu bir mühendis heyeti tarafından, her bir basınç sınıfına ait borulardan rastgele numuneler seçildiğini, bu numunelerin önce fabrikanın kendi laboratuvar ortamında muayene edildiğini, tarafların huzurunda test edildiğini, iş bu muayene ve test sonuçlarının başarılı çıktığını, bu incelemelerdeki sonuçları teyit etmek ve çapraz tetkik amacıyla, üretilmiş ve istifli boru yığınlarının arasından tekrar rastgele numuneler seçildiğini ve bu numunelerin de bu kez bağımsız bir test kuruluşu olan akredite UGETAM laboratuvarlarına gönderildiğini, bu test raporu ile de üretilen boruların ... Ortak Girişimi ile yapılmış bulunan 03.03.2011 tarihli satış sözleşmesi şartlarına uygunluğunun sabit olduğunu, bunun üzerine sözleşmeye konu boruların ayıptan ari olarak hem davacı hem DSİ tarafından yazılı şekilde kabul edildiğini, tüm boru sevkiyatının 2011 yılında tamamlanmasının ardından, davacının boruları sahaya döşediğini ve işletmeye almadan evvel sahada da 25 Ocak 2012 ile 30 Temmuz 2012 tarihleri arasında farklı zamanlarda tekrar testleri yapıldığını, farklı zamanlarda sahada 26 adet hat basınç testi yapıldığını, bu testlerin hepsinde davacı ve yüklenici idarenin inşaat mühendisi ve kimya mühendisi ile yapı denetim görevlilerinin hazır olduğunu, bu testler sırasında davalının hazır bile olmadığını, ancak aylar boyunca yapılan tüm bu testlerin sonucunda test başarılıdır şeklinde tespitlerde bulunulduğunu, borulara, ...ve ...Ortak Girişimi tarafından toplam 504 adet test ve muayene yapıldığını, davalı tarafından üretilen boruların onca testten sonra artık ayıpsız olarak teslim edildiğinin kabulü gerektiğini, basınç değerlerinin planlananın üzerine çıkabileceği düşünülmeden hareket edildiğini, deliller toplanmadan eksik inceleme ile hüküm kurulduğunu, kararda varılan sonuç ile bilirkişi raporlarında yapılan tespitlerin çeliştiğini, yıllarca yer altında servis veren borulara yaşlanma hesapları yapılmadan, teknik açıdan sıfır boru testleri ve ham madde testleri yapılamayacağını, dava dosyasında patlayan boruların yerlerinin tespit edilmediğini, bilirkişi raporlarının hüküm kurmaya elverişli olmadığını, ... ve ... Ortak Girişimi tarafından projeye birçok kez sonradan revizyon yapıldığını, bu nedenle projenin ilk hali ile tercih edilen basınç değerlerinin, uygulama ile sahada oluşan basınç değerlerine uygun olup olmadığının öncelikle belirlenmesi gerektiğini, sahadaki fiili basınç ile boruların üzerinde yazan basınç değerlerinde çalıştırılıp çalıştırılmadığı hususunun araştırılmadığını, doğru basınç sınıfından boruların seçilmediği, projenin doğru basınçta çalıştırılmadığı ve işletilmesinden kaynaklı hataların da var olduğuna ilişkin dosyaya birçok veri girdiğini, mahkemenin, FKS ve TRİPLEX borulara ilişkin ayıp iddiası olmamasına rağmen, bu borular hakkında da karar verdiğini, FKS ve TRİPLEX boruların dava konusu projede kullanılmasının uygun olmadığını, bu boruların kullanılmasının hatalı uygulama yapıldığının ispatı olduğunu, boruların sadece yüzde 1,75 i patlamasına rağmen tüm boru bedellerinin iadesine karar verilmesinin doğru olmadığını ve sebepsiz zenginleşmeye yol açacağını, davacı tarafından istenilen 7 kmlik kısmın 2015 yılında bila bedel değiştirildiğinin dosyada açıklıkla belli olduğunu, ayıp iddiası kabul edilmemekle birlikte seçimlik hakkın kullanıp tükettiğini, davacının taleplerinin zamanaşımına uğramış olduğuna ve davacı tacirin muayene ve ihbar külfetini süresinde yerine getirmediğine yönelik savunmaların değerlendirilmediğini, davacı dava dilekçesinde sözleşmeden dönerek tüm boruların ayıplı olduğundan bahisle tüm borular için ödediği toplam boru bedeli olan 1.926.583,31.-TL bedelin iadesini talep etmişse de; satılanı, ondan elde ettiği yararları ile birlikte satıcıya geri vermekle yükümlü olduğunu, mahkemece bu hususun göz ardı edildiğini, itiraza uğramış tespit dosyasının hükme esas alınmayacağını belirterek mahkeme kararının kaldırılmasına karar verilmesini istemiştir.
Davacılar vekili davalının istinaf başvurusuna karşı verdiği cevap dilekçesinde, dava konusu boruların standartlara uygun hammadde kullanılmadığı için 50 yıllık süre dolmadan patladığını ve patlamaya da devam ettiğini, yargılama öncesi yapılan tespitlerde, boruların standartlara uygun imal edilmediği, standartlara uygun hammadde kullanılmadığının tespit edildiğini, dava dosyasında alınan raporlar ile de bu hususun bir kez daha teyit edildiğini, TÜBİTAK tarafından düzenlenen raporun iddialarını teyit ettiğini, boruların patlamasına basıncın etkili olduğu iddiasının soyut ve hukuki dayanaktan yoksun olduğunu, ovadan alınan basınca maruz kalmamış borularda patlama olduğunu, boruların döşenmesinde davacının işçilik hatasının olmadığının raporlarda belirtildiğini, emsal niteliğindeki Yargıtay onamasından geçen mahkeme kararının içeriği dikkate alındığında, ilk derece mahkemesi kararının usul ve yasaya uygun olduğunu, davalının, ilk derece mahkemesinde ileri sürmediği iddia ve savunmaları bu aşamada ileri süremeyeceğini, kararın hukuka uygun olduğunu belirterek, istinaf talebinin reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Dava, ayıplı ifa iddiasına dayalı ödenen bedelin iadesi ile sökme, döşeme, nakil masraflarının tazmini istemidir.
Taraflar arasındaki uyuşmazlık konusu hukuki ilişki 6098 sayılı TBK'nın 470 ve devamı maddelerinde düzenlenen eser sözleşmesi olup, davacı iş sahibi, davalı ise yüklenicidir. Eser sözleşmelerinde, kural olarak yapılan işin miktar ve değerini ispat yükü yüklenicide, iş bedelinin ödendiğini ispat yükü ise iş sahibindedir (Y. 6. H.D'.nin 15/03/2023 tarih, 2023/516-1062 sy.k).
Eksik iş, sözleşme ve eklerine göre yapılması kararlaştırıldığı halde tam yapılmayan iş, ayıplı iş ise sözleşmede kararlaştırılan vasıfları veya vazgeçilmez bazı vasıfları taşımayan eserdir. Ayıp, bir malda ya da eserde sözleşme ya da yasa hükümlerine göre normal olarak bulunması gereken niteliklerin bulunmaması ya da bulunmaması gereken bozuklukların bulunmasıdır. Ayrıca, imalâtın ayıplı olduğunu ispat yükü iş sahibine aittir (Y. 15 H.D.'nin 24/01/2011 tarih, 2010/588-2011/246 sy. k).
Yine taraflardan her birinin, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlü olması (TMK 6), diğer bir ifadeyle, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafın ispat yükü altında olması (HMK 190) nedeniyle de, davacı iş sahibi; iş bedelini ödediğini ve ayıplı işi, davalı yüklenici ise işin miktar ve değerini ispat yükü altındadır.
Eser sözleşmesinde ayıba dair hükümler, 818 sayılı BK'nın 359-363 (TBK 474-478) maddeleri arasında düzenlenmiştir. İmâl edilen eserde ayıp varsa, iş sahibi tarafından süresi içerisinde ayıp ihbarında bulunulması şartıyla dava tarihinde yürürlükte bulunan Borçlar Kanunu'nun 475. maddesinde sayılan seçimlik haklarından birisini kullanabilir. 6098 sayılı TBK'nın 475. maddesinde ayıp halinde iş sahibine üç seçimlik hak tanınmıştır. Bunlar eserin kullanılamayacak ve kabule zorlanamayacak ölçüde ayıplı ya da sözleşme hükümlerine aykırı olması halinde sözleşmeden dönme, ayıp oranında bedelden indirim isteme ve aşırı bir masraf gerektirmediği takdirde onarımı isteme ya da onarım bedellerini talep etme hakkıdır (Y.
15.HD. 03/06/2021 tarih 2020/1722 -2021/2490 sy.k).
Sözleşmenin feshinin bazı koşullara bağlı tutulduğu istisnalar dışında, sözleşmenin feshi, mahkeme kararına gerek olmaksızın ileri sürülebilen, karşı tarafın kabulüne bağlı olmayan, karşı tarafa ulaşmakla sonuç doğuran, karşı tarafa ulaştıktan sonra tek taraflı geri alınması mümkün bulunmayan bozucu yenilik doğuran tek taraflı irade beyanıdır. Eser sözleşmelerinde mahkeme kararına gerek olmaksızın tek taraflı irade beyanı ile sözleşmeden dönme her zaman mümkündür. İş bedelinin geri istenmesi sözleşmeden dönme anlamındadır (Y.
6.HD'nin 2021/5236 - 2022/374 s.k.; Y. 15 HD 17.03.2011 tarih 2009/6718 -2011/1624 sy.k. ).
Bu açıklamalar ışığında somut olay incelendiğinde; dosya kapsamındaki raporlar uyarınca, denetlenen boruların ayıplı olduğu anlaşılmakla, iş sahibinin ayıbı ispat külfetini yerine getirdiği anlaşılmıştır. Bunun yanında, gerek davalının bir kısım boruları yenisiyle değiştirmesi gerekse de dosya kapsamındaki belgeler uyarınca, davalı vekilinin ayıp ihbarına yönelik istinaf sebeplerine itibar edilmemiştir.
Ayrıca; dava konusu borularda patlama problemlerinin devam etmesi ve dosya kapsamında alınan bilirkişi raporları dikkate alındığında, seçimlik hakkın kullanıldığı yönündeki istinaf sebebine de itibar edilmemiştir. Zira; aksi düşünce, davacının ayıplı boruları kullanmaya ve kabul etmeye zorlanması anlamına gelir ki, böyle bir amacı hukuk düzeni korumaz. Ancak; az yukarıda da değinildiği gibi, davacı taraf ödediği bedeli(iş bedeli) geri isteyerek, sözleşmeden dönme iradesini ortaya koymuştur.
Davacının dava dilekçesinde bildirdiği vakıalar davanın temelidir. Çünkü, sadece bu vakıalar davanın sınırını çizmekte, hakim ancak bu vakıalar hakkında inceleme yapabilmektedir. Bu nedenle, hukukumuzda dava sebebi (hukuki sebepler değil) davacının davasını dayandırmış olduğu vakıalardır. Hâkim, tarafların talep sonuçlarıyla bağlıdır; ondan fazlasına veya başkasına karar veremez. Öğreti ve uygulamada taleple bağlılık olarak adlandırılan bu kural; sadece sonuç istem yönünden değil, sonuç istemi oluşturan her bir alacak kaleminin dayanağını oluşturan vakıalar yönünden de uygulanır. (HMK m.26) (Yargıtay 3 H.D.'nin 05.10.2021 T., 2020/12216-2021/9536 sy. k.)
Bir davada hâkim, tarafların iddia ve savunmalarında dayandıkları hukuki sebepler dairesinde, dava sebebi ile bağlı olduğunu gözeterek, yargılama sırasında uyuşmazlığın niteliğine göre dosyadaki mevcut deliller değerlendirilerek ve tartışılarak sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebeplere yer verilerek çözüme ulaşmalıdır.
Somut olayda; davacı taraf sözleşmeden dönme iradesini ortaya koymuş ve iş bedelinin yanında, iki kalem daha talep etmiştir.
Sözleşmeden dönme uyarınca değerlendirme yapılmadığı gibi, diğer iki kalem ile ilgili de somut hesaplama yapılmamıştır. Davacının ödediği tüm iş bedelinin iadesine karar verilmiş, ancak teslim edilen tüm boruların ayıplı olduğu ortaya konulmamış, davacının teslim edilen borulardan elde ettiği menfaat varsa bu hesaplama yapılmamış, sözleşmenin tasfiyesi anlamında araştırma ve inceleme yapılmamıştır. Hâl böyle olunca, sözleşmeden dönme hükümleri uyarınca uyuşmazlığın çözümü yoluna gidilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmadığından, bu yöndeki davalı vekili istinaf sebepleri yerinde görülmüştür.
HMK nun 355. Maddesi gereğince istinaf yoluna başvuranın sıfatına, kamu düzenine ve istinaf konusu yapılan nedenlerle sınırlı olarak yapılan inceleme sonucunda, mahkemece verilen karar usul ve yasaya uygun olmadığından davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile, HMK nun 353/1.a.6 hükmü uyarınca kaldırılmasına, Dairemiz kararı gereğince davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine dair aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
1.Davalı vekilinin istinaf talebinin KABULÜ ile, Bursa ... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 05/02/2020 tarih ... sayılı kararının KALDIRILMASINA,
Gerekçede yapılan açıklamalar göz önünde bulundurularak yargılama yapılmak üzere dosyanın ilk derece mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,
2.İstinaf başvurusu aşamasında yatırılan harçlar ilgisine iadesine,
3.Karar tebliğ ve harç iade işlemlerinin ilk derece mahkemesince yapılmasına,
4.İstinaf kanun yoluna başvuran davalı tarafından yapılan istinaf yargılama giderinin ilk derece mahkemesince yeniden verilecek kararda dikkate alınmasına,
5.İstinaf yargılaması sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, Dair, duruşma açılmadan dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda 6100 sayılı HMK'nun 353/1-a-6 hükmü uyarınca kesin olmak üzere 09/07/2024 tarihinde oy birliği ile karar verildi. ...
Başkan
...
...
Üye
...
...
Üye
...
...
Katip
...