18. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
T.C.
İSTANBUL BAM
8. HUKUK DAİRESİ
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F M A H K E M E S İ K A R A R I
DOSYA NO: 2021/2009
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL 18. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 29/06/2021
NUMARASI: 2020/208 Esas - 2021/512 Karar
DAVANIN KONUSU: Kasko Sigorta Sözleşmesinden Kaynaklanan Tazminat
İSTİNAF KARAR TARİHİ: 04/06/2025
İlk derece mahkemesinin kararına karşı istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 355. maddesindeki düzenleme gereğince, istinaf edenin sıfatına, istinaf nedenlerine ve kamu düzenine ilişkin olup resen gözetilmesi gereken hususlara hasren yapılan inceleme ve değerlendirme neticesinde;
K A R A R Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; vekil edeni şirkete ait ... plaka sayılı 2000 model ... marka kamyonun, davalı sigorta şirketi nezdinde 26/06/2018-26/06/2019 tarihleri arasını kapsar biçimde kasko sigortalı bulunduğunu ve söz konusu aracın 26/12/2018 tarihinde park halinde bulunduğu yerden çalındığını, çalınma olayının çalışanları tarafından Esentepe Polis Merkezi Amirliği'ne bildirilerek şikayetçi olunduğunu, müteakip çalınma olayı ile ilgili olarak davalı sigorta şirketine de başvuru yapılmasına ve bu başvuru üzerine hasar dosyası açılmasına rağmen herhangi bir ödeme gerçekleşmediğini, araştırmaya yapan ekspertizin sözlü olarak kendilerine feragat dilekçesi verildiği şeklinde beyanda bulunulduğunu, oysa şirket yetkilisi tarafından verilen böyle bir feragat dilekçe mevcut olmadığını beyanla; fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydıyla aracın çalındığı tarihteki rayiç değerine karşılık olmak üzere şimdilik 1.000,00-TL maddi tazminatın 26/12/2018 tarihinden işletilecek reeskont faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiş; müteakip UYAP aracılığıyla dosyaya sunulan 04/03/2021 işlem tarihli ıslah dilekçesi ile de talep miktarını, poliçe teminat limiti olan 175.000,00-TL'ye çıkarttıklarını açıklamıştır.Davalı Sigorta Şirketi vekili cevap dilekçesinde özetle; talep konusu rizikonun müvekkili şirkete ihbarı üzerine hasar dosyası açılarak yapılan inceleme neticesinde, düzenlenen 17/08/2016 günlü araştırma raporundan da anlaşılacağı üzere çalınma hadisesinin gerçeğe uygun olmadığının tespit edilmesi ve durumun sigortalı ile paylaşılması üzerine davacı tarafın taleplerinden feragat ettiğini, ayrıca sigortalı aracın gayri resmi sahibi olduğu belirlenen ...'den sigortalı aracın 2 adet orijinal anahtarının istenmesine rağmen sadece 1 adet kontak anahtarının ibraz edilebildiğini ve bu şahsın aracı haricen satın alırken tek anahtarla satın aldığını bildirdiği, tüm bu olgular gözetildiğinde rizikonun gerçekleştiği ve poliçenin teminatı içerisinde kaldığını kanıtlama yükümlülüğünün davacıda bulunduğunu ileri sürerek, davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.İlk derece mahkemesince yapılan yargılama neticesinde; "... davalı tarafça her ne kadar davacının hasar dosyasına istinaden talep etmiş olduğu tazminat talebinden feragat ettiği iddia edilmiş ise de, mahkememizce sunulan vazgeçme tutanağının incelenmesi sonucunda ve hasar dosyasında yer alan inceleme raporuna göre davalının, davacıdan tazminat talebinden feragat etmeli istendiğinden ve bu doğrultuda davacı tarafından feragat beyanı verildiğinden, mahkememizce bu feragat beyanının geçersiz olduğuna karar verilmiş ve davalının bu savunmasına itibar edilmemiştir. Davaya konu aracın , davalı tarafından genişletilmiş lacivert kasko poliçesi ile 26/06/2018 - 2019 tarihleri arasında sigortalandığı, hırsızlık olayının bu tarihte gerçekleştiği ve teminat limitinin 75.000,00TL olduğu teminat kapsamında kalan hallerden birinin aracın veya araç parçalarının çalınması halinin olduğu görülerek ve olayın gerçek bir hırsızlık olayı olmadığının ispat yükünün davalı üzerinde olması nedeniyle (nitekim Yargıtay 17.Hukuk Dairesinin 2016/1553 Esas ve 2016/6263 Karar sayılı ilamı da bu doğrultudadır) ve bu hususta davalı tarafça ispat yükü yerine getirilmediğinden meydana gelen olaydan doğan rizikodan davalının poliçe kapsamında sorumlu olduğuna karar verilmiştir. Her ne kadar mahkememizce güvenlik uzmanından alınan bilirkişi raporunda olayın gerçek bir hırsızlık olayı olmadığı ifade edilmiş ise de, mahkememizce bu sonucun güvenlik uzmanı bilirkişisinin kanısı olması ve olayın gerçek bir hırsızlık olayı olmadığına ilişkin herhangi bir ispat vasıtasının dosyada olmaması nedeniyle mahkememizce bu görüşe itibar edilmemiştir. Ancak davaya konu aracın, davacı tarafından güvenli bir yere park edilmemesi, söz konusu aracın park edildiği yerde herhangi bir güvenlik tedbirinin alınmamış olması nedeniyle, davacının hırsızlık olayının meydana gelmesinde %20 oranında müterafik kusurlu olduğuna karar verilmiş ve makina mühendisinden alınan bilirkişi raporunda ifade edildiği üzere aracın serbest piyasa rayiç değerinin 83.500,00TL olduğuna karar verilerek ve davacının müterafik kusuru göz önünden bulundurularak davacının, davalıdan 66.800,00TL talep edebileceğine karar verilmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
Mahkememizce kabul edilen miktara, davacı tarafça davalı sigorta şirketine başvuru yapıldığına ilişkin evrakın dosyaya sunulmamış olması nedeniyle ve davalı tarafça alınan hasar inceleme raporunun tarihinin 14/02/2019 tarihi olduğu görülerek,
TTK 1427.maddesi hükmü gereğince bu tarihten 45 gün sonrası olan 01/04/2019 tarihinin davalının temerrüt tarihi olduğu kabul edilmiş ve her iki tarafında tacir olması nedeniyle talep doğrultusunda kabul edilen miktara reeskont avans faizi uygulanmasına karar verilmiştir. " gerekçesiyle;-Davacının Davasının KISMEN KABULÜ İLE,66.800,00TL ye 01/04/2019 tarihinden itibaren işleyecek reeskont avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine,-Fazlaya ilişkin talebin reddine, karar verilmiştir.Karara karşı davalı sigorta şirketi vekili tarafından istinaf yasa yoluna başvurulmuştur.İstinaf nedenleri; davaya karşı koyma nedenlerine paralel olup, ayrıca davacının ıslahla arttırdığı maddi tazminat talebi zaman aşımına uğradığı halde bu yöndeki savunmaları üzerinde durulmaksızın karar verilmesinin hatalı olduğu, kabule göre de; aracın rayiç değerinin rizikonun gerçekleştiği tarihteki emsal değerler dikkate alınarak tespit edilmesi gerekirken, 2021 günlü güncel ilanlarda belirtilen satış bedellerine göre düzenlenen ve bu suretle de fahiş değer belirlemesi yapan bilirkişi raporu doğrultusunda karar verilmiş olmasının usulsüz bulunduğuna yöneliktir.Dava; kasko sigorta sözleşmesinden kaynaklanan, tazminat isteğine ilişkindir.Davacıya ait ... plaka sayılı araca ilişkin düzenlenen kasko sigorta sözleşmesinin 26/06/2018 tarihinde akdedildiği ve kasko sigortalı aracın çalındığına ilişkin 26/12/2018 tarihinde resmi makamlara ihbarda bulunularak, sigorta şirketine yapılan başvuru ile tazminat talep edildiği, ancak davalı sigortacı tarafından aracın gerçekte çalınmadığı, sigortalının bu yöndeki beyanlarının gerçeği yansıtmadığı yani sigortalının doğru ihbar yükümülüğünü yerine getirmediği gerekçesiyle rizikonun teminat kapsamında olmadığına dayanmak suretiyle ödeme yapmaktan kaçındığı dosya kapsamından anlaşılmakta olup, bu hususlarda taraflar arasında herhangi bir uyuşmazlık da bulunmamaktadır.Taraflar arasındaki temel uyuşmazlık, talep konusu rizikonun gerçekleşip gerçekleşmediği, gerçekleşmiş ise poliçenin teminatı kapsamında bulunup bulunmadığı ve riziko yönünden ispat yükünün kime ait olduğuna ilişkindir.Kara Araçları Kasko Sigortası Genel Şartları'nın A.1.maddesine göre, gerek hareket gerek durma halinde iken sigortalının veya aracı kullananın iradesi dışında araca ani ve harici etkiler neticesinde sabit veya hareketle bir cismin çarpması veya aracın böyle bir cisme çarpması, müsademesi, devrilmesi, düşmesi, yuvarlanması gibi kazalar ile 3.kişilerin kötüniyet ve muziplikle yaptıkları hareketler ile aracın yanması, çalınması veya çalınmaya teşebbüs sonucu oluşan maddi zararların sigortanın teminatı kapsamında olduğu anlaşılmaktadır. Kaza tarihinde yürürlükte bulunan 6102 sayılı TTK'nın 1409/1 maddesi uyarınca aynı maddenin 2.fıkrasına göre sigortacı, geçerli bir sigorta ilişkisi kurulduktan sonra oluşan rizikolardan sorumlu olduğu gibi aynı kanunun 1409/2 maddesi gereğince; kural olarak rizikonun teminat dışında kaldığına ilişkin iddianın da sigortacı tarafından kanıtlanması gerekir. Olayın sigortalının ihbar ettiği şekilde değil de, sigortacının iddia ettiği şekilde gerçekleşmesi halinde ise bu oluş şeklinin Kasko Sigortası Genel Şartları'nın A.5 maddesinde sayılan teminat dışında kalan hallerden olması gerekmektedir. Ancak sigortalı Kasko Poliçesi Genel Şartlarının B.1.5 maddesi ve TTK.1446.maddesi uyarınca rizikonun gerçekleştiğine dair doğru ihbar mükellefiyetini kasten yerine getirmez veya iyiniyet kurallarına açıkça aykırı şekilde sigorta teminatı dışında kalan bir hususu sanki bu oluşan rizikonun teminat içinde imiş gibi ihbar ederse ispat külfeti yer değiştirip oluşan rizikonun teminat içinde kaldığını ispat külfeti sigortalıya geçer. Ancak bu ilkelerin uygulanabilmesi için sigortalının öncelikle rizikonun gerçekleştiğini kanıtlaması gerekir. ( Bknz. Yargıtay 17.HD'nin 2011/5876 Esas, 2012/518 Karar sayılı ilamı) Daha açık bir ifadeyle; taraflar arasında geçerli kasko sigortası genel şartlarına göre, rizikonun varlığını kanıt yükü sigorta ettirene, gerçekleşen rizikonun teminat dışında kaldığını kanıt yükü ise TTK'nun 1409/2. maddesine göre sigortacıya aittir.Bu açıklamalardan sonra somut olaya dönüldüğünde; kayden davacıya ait sigortalı aracın, çalındığına ilişkin resmi makamlara ihbarda bulunan kişinin ... olduğu, ...'ın Oto Hırsızlığı müracaat formunda, ... Sanayi Ve Ticaret Limited Şirketi adına kayıtlı ... plaka sayılı çekici ile bu araca bağlı olan ve ruhsat sahibi de ... bulunan ... plaka sayılı aracı 22/12/2018 tarihinde park ettiğini, müteakip araçları almak için 26/12/2018 tarihinde park yerine geldiğinde araçların yerinde olmadığını gördüğünü beyan ettiği, söz konusu bu ifadesinde çalındığını iddia ettiği her iki araçtan da "aracım" diye bahsettiği; davalı sigorta şirketi tarafından ibraz edilen delil listesine ekli belgelere göre beyanda bulunan ... isimli şahsın davacı şirkete ait ... plaka sayılı aracı 01/07/2017 tarihinde "hak ediş" alacağına karşılık 1 adet kontak anahtarı ile birlikte haricen satın aldığını, ancak ... Şirketi'nin borçlarından dolayı araç üzerinde haciz ve yakalama şerhi bulunması nedeniyle resmi tescilinin yapılamadığını beyan ettiği, bundan ayrı sigortalı araç maliki şirket yetkilisi olduğu anlaşılan ... tarafından imzalanan ve ... Sigorta A.Ş. Genel Müdürlüğü'ne hitaben yazılan dilekçe ile ...'nin yukarıdaki beyanlarının teyit edildiği ve aynı yetkili ile ... Sigorta Şirketi arasında imzalanan (tarihsiz) mutabakat ile de hasar dosyasındaki taleplerinden kesin ve şartsız şekilde vazgeçildiğinin bildirildiği, tüm bu belgelerin 21/07/2020 teslim alınma belgesi ile dosyaya kazandırıldığı, davacı vekili tarafından ise sadece feragatnamedeki imzanın müvekkiline ait olup olmadığının tespiti için dosyanın bilirkişi gönderilmesinin istenildiği, diğer sunulu belgelere ilişkin açık bir beyanda ve itirazda bulunulmadığı, olayın gerçek bir hırsızlık olmadığına ilişkin iddia bakımından ispat yükümlülüğünün davalı sigorta şirketine ait olduğu yönünde bir açıklama yapıldığı görülmüştür.Yargılama sırasında olayla ilgili olarak görüşüne başvurulan güvenlik uzmanı bilirkişi ... tarafından düzenlenen raporda da dosyada mevcut bilgi ve belgeler, beyanlar, hasar dosyası, soruşturma evrakları, çalındığı iddia olunan aracın park edildiği bildirilen yerin özellikleri, olay yeri fotoğrafları, kamera görüntülerinin bulunmadığına ilişkin tutanak ile ikinci araç anahtarının kimde ve nerede olduğunun belli olmadığı gibi olguların değerlendirilmesi neticesinde; ortada gerçek bir hırsızlık olayı olmadığı sonucuna varıldığı tespit edilmiştir.Hal böyle olunca; 07/12/2020 günlü bilirkişi raporundaki dosya kapsamına uygun değerlendirme de dikkate alınmak suretiyle görülmekte olan dava bakımından ispat yükünün yer değiştirdiği ve rizikonun gerçekleştiği iddiasının da dosya kapsamına göre davacı tarafça somut biçimde kanıtlanamadığı, dolayısıyla davalı sigorta şirketinin ödeme yapmaktan kaçınmakta haklı olduğu kabul edilerek davanın reddine karar verilmesi gerekirken, ispat yüküne ilişkin hatalı değerlendirme neticesinde davanın kısmen kabulüne karar verilmesi isabetsizdir.Ancak bu yanılgının giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden davalı vekilinin sair istinaf itirazları incelenmesizin, davalı vekili tarafından yapılan istinaf başvurusunun açıklanan bu sebebe münhasır kabulü ile ilk derece mahkemesince verilen kararın HMK.m.353/1-b/2 madde hükmü uyarınca kaldırılarak, davanın reddine karar verilmek ve tarafların yargılama harç ve giderleri ile vekalet ücretine ilişkin sorumlulukları da sonuç karara göre belirlenmek suretiyle yeniden esas hakkında hüküm tesis edilmesi gerektiği sonuç ve kanaatine varılarak aşağıdaki biçimde hüküm tesis edilmiştir.