Aramaya Dön

DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU

Esas No
E. 2023/2529
Karar No
K. 2025/208
Karar Tarihi
Karar Sonucu
BOZULMASINA
Hukuk Alanı
İdare Hukuku

DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU         2023/2529 E.  ,  2025/208 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y

İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU

Esas No: 2023/2529
Karar No: 2025/208
TEMYİZ EDEN (DAVACI): ...
VEKİLİ: Av. ...
KARŞI TARAF (DAVALILAR): 1- ... Başkanlığı
VEKİLİ: Av. ...

2.... Üniversitesi-... Rektörlüğü

VEKİLİ: Av. ...

İSTEMİN KONUSU: ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı ısrar kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ :

Dava konusu istem: 2015 yılı İlkbahar Dönemi Tıpta Uzmanlık Eğitimi Giriş Sınavı sonucunda yabancı uyruklu kontenjanından İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalında uzmanlık eğitimi yapmaya hak kazanan uyruğundan biri Türkiye Cumhuriyeti olan çift uyruklu davacının 11/06/2019 tarihi itibarıyla üniversiteden ilişiğinin kesilmesine ilişkin işlemin iptali istenilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla; 1219 sayılı Tababet ve Şuabatı San'atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun'un 1., 2. ve 8. maddeleri, 26/04/2014 tarih ve 28983 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Tıpta ve Diş Hekimliğinde Uzmanlık Eğitimi Yönetmeliği'nin 12. maddesinin 1. ve 5. fıkraları, 13. maddesinin 1., 8. ve 9. fıkraları ile 14., 17. ve 22. maddeleri ve 2015 Tıpta Uzmanlık Eğitimi Giriş Sınavları Başvuru Kılavuzu'nun 5.8. maddesinde yer alan kurallar aktarılarak,

Davacının 2015 yılında ÖSYM tarafından ilan edilen Kılavuz'daki açıklama ve kurallar doğrultusunda hareket ettiği, kendisinin hatalı bir beyanı veya yanlış bilgilendirmesinin söz konusu olmadığı, Kılavuz'un 5.8. maddesindeki hakkını kullanarak yabancı uyruklular için açılmış kontenjandan yararlanmak isteyerek başvurusunu yaptığı, çifte vatandaşların bu kontenjandan yararlanmalarını engelleyen bir düzenlemenin yer almadığı dikkate alındığında, yaklaşık dört yıl süren uzmanlık eğitimini tamamlayarak ve tez sınavı aşamasına gelen davacının uzmanlık eğitiminin sonlandırılmasına ilişkin dava konusu işlemde hukuka uyarlık bulunmadığı gerekçesiyle işlemin iptaline karar verilmiştir.

Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti : ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla; istinaf başvurusuna konu İdare Mahkemesi kararının hukuka ve usule uygun olduğu ve davalı idareler tarafından ileri sürülen iddiaların söz konusu kararın kaldırılmasını sağlayacak nitelikte görülmediği belirtilerek 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 45. maddesinin 3. fıkrası uyarınca istinaf başvurularının reddine karar verilmiştir.

Daire kararının özeti: Danıştay Sekizinci Dairesinin 25/10/2021 tarih ve E:2021/513, K:2021/4765 sayılı kararıyla; 1219 sayılı Tababet ve Şuabatı San'atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun'un 1., 2. ve 8. maddeleri, 26/04/2014 tarih ve 28983 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Tıpta ve Diş Hekimliğinde Uzmanlık Eğitimi Yönetmeliği'nin 12. maddesinin 1. ve 5. fıkraları, 13. maddesinin 9. fıkrası ve 14. maddesi ile 2015 Tıpta Uzmanlık Eğitimi Giriş Sınavları Başvuru Kılavuzu'nda yer alan kurallar aktarılarak,

Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulunun 22/12/1973 tarih ve E:1968/8, K:1973/14 sayılı kararı ile, idarenin yokluk, açık hata, memurun gerçek dışı beyanı ve hilesi hallerinde süre aranmaksızın kanunsuz terfi veya intibaka dayalı ödediği meblağı her zaman geri alabileceği; belirtilen istisnalar dışında kalan hatalı ödemelerin geri alınmasının, hatalı ödemenin ilk yapıldığı tarihten başlamak üzere idari dava açma suresi içinde mümkün olduğu, bu süre geçtikten sonra geri alınamayacağının karara bağlandığı, anılan karar, her ne kadar hatalı terfi ve intibaktan doğan ödemelerin geri alınmasına ilişkin ise de, bu karar ile idari işlemlerin geriye alınmasında uyulması gereken temel ilkeler ortaya konulmuş bulunduğundan, anılan kararın tüm hatalı işlemlerin idarece geri alınmasında da dikkate alınması gerektiği,

Dolayısıyla Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulunun, idari işlemlerin geri alınması koşullarını da belirleyen bahsi geçen kararında açıklandığı üzere; dava açma süresi içinde, hukuka aykırı tüm işlemlerini geri almaya yetkili olan idarenin, dava açma süresi geçtikten sonra ancak, yok hükmündeki idari işlemleri ile ilgililerin gerçeğe aykırı beyanı veya hilesi nedeniyle veya açıkça hataya düşerek tesis ettiği idari işlemlerini, süre kaydı aranmaksızın geri almasının mümkün olduğu, zira bu tür işlemlerin ilgililer lehine hak doğurması mümkün bulunmadığı gibi bu nitelikleri itibarıyla istikrar yaratmalarının da mümkün olmadığı, çünkü kazanılmış hakkın, objektif bir hukuk kuralının kişilere uygulanmasıyla objektif ve genel hukuki durumun kişisel bir işlemle özel hukuki duruma dönüşmesi olduğu, Bu itibarla, idarelerce tesis edilen işlemlerin, kanunun açık hükmüne aykırı olması halinde, açık hata nedeniyle idarelerce her zaman geri alınabileceği 22/12/1973 tarih ve E:1968/8, K:1973/14 sayılı Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulu kararının gereği olduğu, 2015 Tıpta Uzmanlık Eğitimi Giriş Sınavları Başvuru Kılavuzu'nda, T.C. uyruklu adayların T.C. seçeneğini; yabancı uyruklu adayların da yabancı uyruklu seçeneğini işaretleyeceğinin belirtildiği, birden fazla uyruk bilgisi olması nedeniyle hem genel kontenjandan hem de yabancı uyruklu kontenjanından tercih hakkı bulunan adayların, tercih aşamasında hangi kontenjandan yararlanacaklarını sistemde belirterek tercih yapacaklarının öngörüldüğü,

Olayda, uyruğundan biri T.C. olan çift uyruklu davacının, tıpta uzmanlık sınavı başvuru işlemlerini Türk vatandaşı statüsünde yürütmesi gerektiği, Başvuru Kılavuzu'nda uyruğundan biri T.C. olan çift uyrukluların T.C. seçeneğini işaretleyeceğinin belirtildiği, tercih işlemlerinin de uyruk bilgisine göre yapılacağının açık olduğu, davacı her ne kadar çifte vatandaş olsa da aynı zamanda Türk vatandaşı olması nedeniyle yabancı uyruklu kontenjanından yararlanması mümkün olmamasına karşın açık hataya dayalı olarak uzmanlık eğitimine başlatıldığının anlaşıldığı, Bu durumda, davacının 11/06/2019 tarihi itibarıyla üniversiteden ilişiğinin kesilmesine ilişkin İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa Rektörlüğü işleminde hukuka aykırılık bulunmadığı, Nitekim, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 21/01/2021 tarih ve E:2020/636 sayılı kararının da bu yönde olduğu,

Bu itibarla, dava konusu işlemin iptali yolunda verilen İdare Mahkemesi kararına yönelik istinaf başvurularının reddine ilişkin temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet bulunmadığı gerekçesiyle ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının bozulmasına karar verilmiştir.

Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla; Bozma kararına uyularak, istinaf başvurularının kabulü ile İdare Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve davanın reddine karar verilmiştir.

Daire kararının özeti: Danıştay Sekizinci Dairesinin 27/12/2022 tarih ve E:2022/3794, K:2022/8184 sayılı kararıyla; 1219 sayılı Tababet ve Şuabatı San'atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun'un 1., 2. ve 8. maddeleri, 26/04/2014 tarih ve 28983 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Tıpta ve Diş Hekimliğinde Uzmanlık Eğitimi Yönetmeliği'nin 12. maddesinin 1. ve 5. fıkraları, 13. maddesinin 1., 8. ve 9. fıkraları ile 14., 17. ve 22. maddeleri ve 2015 Tıpta Uzmanlık Eğitimi Giriş Sınavları Başvuru Kılavuzu'nda yer alan kurallar aktarılarak,

Dosyanın incelenmesinden, davacının hem Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığına hem de Azerbaycan vatandaşlığına sahip olduğu, 2015 yılı Tıpta Uzmanlık Eğitimi Giriş Sınavı sonucunda yabancı uyruklu kontenjanından İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalında uzmanlık eğitimi yapmaya hak kazandığı ve 12/06/2015 tarihinde eğitimine başladığı, tez aşamasının ardından uzmanlık eğitimi 26/06/2019 tarihinde sona erecekken, davalı idarenin ... tarih ve ... sayılı işlemi ile uzmanlık eğitiminin 11/06/2019 tarihinden itibaren sona erdirilmesi üzerine bakılan davanın açıldığının anlaşıldığı,

Anayasa'nın 2. maddesinde, Cumhuriyetin nitelikleri arasında sayılan hukuk devletinin; eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına saygılı, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, Anayasa ve hukuk kurallarıyla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık olan devlet olduğu, hukuk devletinin ön koşulları arasında "hukuk güvenliği ilkesi" ile "hukuki belirlilik ilkesi"nin bulunduğu, hukuki belirlilik ilkesinin, yalnızca yasal belirliliği değil, daha geniş anlamda hukuki belirliliği ifade ettiği, yasal düzenlemeye dayanarak erişilebilir, bilinebilir ve öngörülebilir niteliksel gereklilikleri karşılaması koşuluyla, mahkeme içtihatları ve yürütmenin düzenleyici işlemleri ile de hukuki belirliliğin sağlanabileceği, hukuki belirlilik ilkesinde asıl olanın, bir hukuk normunun uygulanmasıyla ortaya çıkacak sonuçların o hukuk düzeninde öngörülebilir olması olduğu,

Kişilerin hukuki güvenliğini sağlamayı amaçlayan hukuki güvenlik ilkesinin ise, hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kıldığı, hukuk güvenliği ilkesinin, özel kişiler arasında oluşan ve kesinlik kazanan ilişkilerin yanı sıra özel kişilerin devlet ile olan münasebetleri neticesinde kişiler lehine ortaya çıkan ve kati hale gelen neticelerin de muhafazasını mecburi hâle getirdiği, devletin birey ile hukuk âlemindeki etkileşiminden doğan neticelerin korunması yükümlülüğünün, hem özel hukuk alanına hem de kamu hukuku alanına sirayet eden neticeler bakımından geçerli olduğu, bu bakımdan devletin tek taraflı olarak ve üstün buyurma gücüne dayanarak kişiler hakkında başlattığı hukuki süreçlerin neticesinde kişiler lehine oluşan durumların korunması gerektiği, bu bağlamda yürürlükte bulunan hukuk kurallarına uygun olarak kişilerin lehine sonuçlanan süreçlerin yok sayılmasının hukuk güvenliği ilkesini zedeleyeceği, 19 Mart 1988 tarih ve 19759 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulunun 06/07/1987 tarih ve E:1987-1,2,4 ve K:1987/2 sayılı kararında "her ne kadar yanlış idari işlemlerden dolayı kişi yararına hak veya korunması gereken yerleşmiş (müesses) bir durum doğmuş ise idari işlemlerin ancak iptal davası süresi içinde geri alınabileceği; bu sürenin geçmiş olması halinde idari için de işlemin kesinleşmiş olacağı yabancı ve yerli doktrin ve içtihatlarla kabul edilmekte ise de; bu kural iyi niyetli kişiler için geçerli olup yokluk ve mutlak butlan halleri ile kişinin gerçek dışı beyan ve hilesinin yanlış işlem tesisine neden olduğu hallerde idare yanlış işlemini böyle bir süre şartına bağlı kalmaksızın geriye doğru yürür şekilde geri alabilir" şeklinde içtihada yer verildiğinin görüldüğü,

Bu doğrultuda, Danıştay Sekizinci Dairesinin muhtelif içtihatlarında zikredildiği üzere; hukuka aykırı olarak tesis edilen idari işlemlerden dolayı ilgili yararına hak veya korunması gereken yerleşmiş bir durum veya hukuki statü doğmuş ise, bu işlemin ancak yokluk ve mutlak butlan halleri ile malül olması, kişinin gerçek dışı beyan veya hilesinin ya da idarenin mevzuatta açıkça öngörülen hükmün uygulanmasında hataya düşmesi sonucunda tesis edildiğinin anlaşılması hallerinde, idare tarafından herhangi bir süre şartına bağlı olmaksızın geriye doğru yürür şekilde her zaman geri alınabileceği, aksi durumda hak doğuran idari işlemlerin ancak iptal davası süresi içerisinde geri alınabileceği; bu sürenin geçmiş olması halinde ise, idareye güven ve idari istikrar prensipleri gereğince bu tür idari işlemlerin yapay bir kesinlik kazanacağı doktrin ve içtihatlarda kabul edildiği,

Bu durumda, davacının uzmanlık eğitimi sınavına başvuru/tercih aşamalarında herhangi bir hile veya idareyi yanıltmasından söz edilemeyeceği, davacının, Kılavuz'un 5.8. maddesindeki hakkını kullanarak yabancı uyruklular için açılmış kontenjandan yararlanmak isteyerek başvurusunu yaptığı, ilgili Kılavuz'un açık ve anlaşılır olmadığı, çifte vatandaşların bu kontenjandan yararlanmalarını engelleyen bir düzenlemenin yer almadığı, 2016 yılı Kılavuzu'ndan itibaren uyruğundan biri T.C. olan çift uyruklu adayların tercihlerini diplomaları tescil edilirken esas alınan uyruklarına göre yapmaları gerektiğine ilişkin bir uyarı yer almasına rağmen, 2015 Kılavuzu'nda bu uyarının yer almadığı, olayda yokluk ve mutlak butlan hallerinin de mevcut olmadığının anlaşıldığı,

Açık hata kapsamında değerlendirilemeyen uyuşmazlıkta davacının uzmanlık eğitiminin ancak eğitimine başladığı tarihten itibaren iptal davası süresi içinde sonlandırılabileceği anlaşıldığından; bu süre geçirildikten çok sonra hukuki güvenlik ve idari istikrar ilkesine aykırı olarak tesis edilen dava konusu işlemde hukuka uyarlık bulunmadığı sonucuna ulaşıldığı,

Bu itibarla, dava konusu işlemin iptali yolunda verilen İdare Mahkemesi kararına yönelik istinaf başvurularının kabulü ile İdare Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve davanın reddine ilişkin temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet bulunmadığı gerekçesiyle ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının bozulmasına karar verilmiştir.

Bölge İdare Mahkemesi ısrar kararının özeti: ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla; davalı idarelerin istinaf başvurusunun kabulü ile İdare Mahkemesi kararının kaldırılması ve davanın reddi yolundaki ilk kararda ısrar edilmiştir.

TEMYİZ EDENİN İDDİALARI :

Davacı tarafından, 2015 Tıpta Uzmanlık Eğitimi Giriş Sınavları Başvuru Kılavuzu'nun 5.8. maddesine göre, uyruğundan biri Türkiye Cumhuriyeti olan çift uyrukluların yabancı uyruklu kontenjanından yararlanma hakkının bulunduğu, kendisinin de bu haktan yararlanarak yabancı uyruklu kontenjanınında tercih yaptığı, 2016 yılı Kılavuzu'nda yer alan uyarının 2015 Kılavuzu'nda yer almadığı, uyuşmazlıkta yokluk, açık hata veya hile durumunun söz konusu olmadığı, bu nedenle tıpta uzmanlık eğitimine başladıktan yaklaşık dört yıl sonra ilişiğinin kesilmesinin hukuka aykırı olduğu ileri sürülmektedir.

KARŞI TARAFIN SAVUNMALARI : Davalı idareler tarafından, ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesince verilen kararın usul ve hukuka uygun bulunduğu ve temyiz dilekçesinde öne sürülen nedenlerin, kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı belirtilerek temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır. DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...'NIN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kabulü ile ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesi ısrar kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

İNCELEME VE GEREKÇE

MADDİ OLAY : Uyruğundan biri Türkiye Cumhuriyeti olan çift uyruklu davacı, 2015 yılı İlkbahar Dönemi Tıpta Uzmanlık Eğitimi Giriş Sınavı'na girmiştir. Bu sınavda aldığı 59,86521 puanla yabancı uyruklu kontenjanından tercih yapmıştır. Bu tercihi üzerine, yabancı uyruklu kontenjanından İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalına yerleştirilmiş ve 16/06/2015 tarihinde uzmanlık eğitimine başlamıştır.

Davacı uzmanlık eğitimine devam ederken, dava dışı Akdeniz Üniversitesinin görüş talebi üzerine, Yükseköğretim Kurulu Başkanlığı tarafından tüm Üniversitelere gönderilen 29/05/2019 tarih ve 26145 sayılı yazıda; çifte uyruğa sahip vatandaşlardan, işlemlerini Türk vatandaşı statüsünde yürütmesi gerektiği halde yabancı uyruklu kontenjanlarına yerleşenlerin uzmanlık eğitimine başlatılmaması, eğitime başlatılanların eğitimlerinin sonlandırılması, eğitimini tamamlamış olanların durumlarının ise Sağlık Bakanlığınca değerlendirilmesi gerektiği belirtilmiştir. Yükseköğretim Kurulu Başkanlığının 29/05/2019 tarih ve 26145 sayılı yazısı gereğince tesis edilen İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa Rektörlüğünün ... tarih ve ... sayılı işleminde, 11/06/2019 tarihi itibarıyla davacının üniversiteden ilişiğinin kesilmesine karar verilmiştir. Bunun üzerine, temyizen incelenen dava açılmıştır. İLGİLİ MEVZUAT: 1219 sayılı Tababet ve Şuabatı San'atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun'un 1. maddesinde, "Türkiye Cumhuriyeti dâhilinde tababet icra ve her hangi surette olursa olsun hasta tedavi edebilmek için tıp fakültesinden diploma sahibi olmak şarttır.";

2.maddesinde, "Yukarki maddede yazılı diplomanın muteber olması için diploma sahibinin 8 Teşrinisani 1339 tarih ve 369 numaralı kanun mucibince hizmeti mecburesini ikmal etmiş ve diplomasının Sıhhiye ve Muaveneti İçtimaiye Vekaletince tasdik ve tescil edilmiş olması lazımdır. Tababet sanatını icra etmek istiyen askeri tabipler de diplomalarını tasdik ve tescil ettirirler. Ancak hizmeti mecburelerini ifa eyledikleri müddetçe diplomaları alıkonulan tabipler bu müddet zarfında dahi icrayı sanata mezundurlar.";

8.maddesinde, "Türkiye'de icrayı tababet için bu kanunda gösterilen vasıfları haiz olanlar umumi surette hastalıkları tedavi hakkını haizdirler. Ancak her hangi bir şubei tababette müstemirren mütehassıs olmak ve o unvanı ilan edebilmek için Türkiye Tıp Fakültesinden veya Sıhhıye Vekaletince kabul ve ilan edilecek müessesattan verilmiş ve yahut ecnebi memleketlerin maruf bir hastane veya laboratuvarından verilip Türkiye Tıp Fakültesince tasdik edilmiş bir ihtısas vesikasını haiz olmalıdır." hükümleri yer almaktadır. 26/04/2014 tarih ve 28983 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Tıpta ve Diş Hekimliğinde Uzmanlık Eğitimi Yönetmeliği'nin "Uzmanlık eğitimine giriş sınavları" başlıklı 12. maddesinin 1. fıkrasında, "TUS yılda en az iki defa, DUS ve YDUS yılda en az bir defa olmak üzere ÖSYM tarafından yarışma esasına dayanan mesleki bilgi sınavı şeklinde yapılır.";

5.fıkrasında, "ÖSYM her sınav ve yerleştirme dönemi için işlemleri ayrıntılı olarak açıklayan bir kılavuz hazırlayıp yayımlar.";

13.maddesinin 1. fıkrasında, "Uzmanlık öğrencisi adayı çizelgelerde belirtilen uzmanlık dallarında eğitim veren programlara ÖSYM tarafından yerleştirilir.";

8.fıkrasında, "ÖSYM tarafından programlara yerleştirilenlerin ataması kurumların kendi mevzuatınca program yöneticisinin bulunduğu birime göre yapılır.";

9.fıkrasında, "Yerleştirildikleri kurumun atama şartlarını taşımaksızın sınava girip bir programa yerleştirilmiş olanlar uzmanlık eğitimine başlatılmazlar. Şartlardan herhangi birini taşımadığı sonradan anlaşılanlar ile uzmanlık eğitimi sırasında bu şartlardan herhangi birini kaybedenlerin uzmanlık eğitimine son verilir." hükümlerine yer verilmiştir. Anılan Yönetmeliğin "Yabancı uyrukluların uzmanlık eğitimi" başlıklı 14. maddesinde de, "(1) Yabancı uyruklular;

a)Kurumlarda yabancı uyruklulara ayrılan kontenjan bulunması,

b)Ana dal uzmanlık eğitimi yapmak için Türkiye’deki tıp veya diş hekimliği fakültelerinin birinden mezun olunması veya yabancı ülkelerdeki bu fakültelerin birinden mezun olup YÖK’ten denklik belgesi alınmış olması; yan dal uzmanlık eğitimi yapmak için Türkiye’deki uzmanlık eğitimi veren kurumlardan uzmanlık belgesi alınmış olunması veya 23, 24 ve 25 inci maddeler çerçevesinde Bakanlıkça verilmiş bir denklik belgesine sahip olunması,

c)Türkiye’de uzmanlık eğitimi yapmalarına engel hallerinin bulunmaması,

ç)Türkiye’de ikametlerine izin verilmiş olması,

d)Uzmanlık eğitimi süresince kendilerine burs verileceğini veya Türkiye’deki giderlerinin karşılanacağını belirten bir belgenin sunulması,

e)Uzmanlık eğitimine giriş sınavlarında ilgili programa yerleştirilmiş olunması, kaydıyla uzmanlık eğitimine kabul edilir. (2) Yabancı uyruklular ayrıca mesleki konuları izleyebilecek derecede Türkçe bildiklerini ölçmek amacıyla Kurulun belirleyeceği bir kuruluş tarafından yapılan Türkçe dil bilgisi sınavında başarılı olduklarına dair belgeleri, uzmanlık eğitimine başladıkları tarihten itibaren en geç bir yıl içerisinde sunmak zorundadır. Aksi takdirde bu kişilerin uzmanlık öğrenciliği ile ilişikleri kesilir. Türkiye’deki tıp ve diş hekimliği fakültelerinin Türkçe bölümlerinden mezun olanlarda, Türkçe dil bilgisi başarı belgesi aranmaz. (3) Usulüne göre yürürlüğe konulan uluslararası antlaşmalarla yabancı ülkelere ayrılan kontenjanlar hariç olmak üzere, uzmanlık eğitimi yapmak isteyen yabancı uyruklulara, uzmanlık öğrenciliği kontenjanlarının %10’una kadar ilave kontenjan ayrılabilir. (4) Türkiye’de yabancı uyruklu olarak uzmanlık eğitimi görmekte iken Türk uyruğuna geçenlerin uzmanlık eğitimi, eğitime başladıkları statüde devam eder." hükmü yer almıştır. 2015 Tıpta Uzmanlık Eğitimi Giriş Sınavları (TUS) Başvuru Kılavuzu'nun "Başvuru" başlıklı 2. bölümünün "Aday Başvuru Formunun Doldurulması" başlıklı 2.3. kısmının 1. maddesinin (a) bendinde, "Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları T.C. Kimlik Numaralarını yazacaklardır."; aynı kısmın "Uyruğu" başlıklı 10. maddesinin (a) bendinde, "T.C. uyruklular T.C. seçeneğini işaretleyeceklerdir."; (b) bendinde, "Uyruğundan biri T.C. olan çift uyruklular T.C. seçeneğini işaretleyeceklerdir."; (e) bendinde, "Yabancı uyruklular, hiçbir devletin uyruğunda olmayanlar ve mülteciler 'Yabancı uyruklular' seçeneğini işaretleyeceklerdir."; son paragrafında ise, "Birden fazla uyruğu olan adaylar, bu alanda birden çok seçeneği işaretleyebilirler." kuralları yer almaktadır. Anılan Kılavuz'un "Tercih Bildirimi ve Yerleştirme İşlemleri" başlıklı 5. bölümünün 5.8. maddesinde, "'UYRUĞU' alanında sadece 'Yabancı Uyruklular' seçeneği işaretli olan adaylar bu kılavuzdaki Yabancı Uyruklu Kontenjanlarını tercih edebilecekler, diğer kontenjanları tercih edemeyeceklerdir.

Bu adayların dışındaki adaylardan 'Yabancı Uyruklular' seçeneği yanında diğer uyruk alanları da işaretli olanların, bu kılavuzdaki yabancı uyruklu kontenjanlarından yararlanmak istedikleri takdirde, tercih ekranında 'Yabancı uyruklu kontenjanlarından yararlanmak istiyorum.' seçeneğini işaretlemeleri gerekmektedir. Uyruğundan biri 'Yabancı Uyruklular' olan adaylardan tercih ekranında 'Yabancı uyruklu kontenjanlarından yararlanmak istiyorum.' seçeneğini işaretlemeyenler bu kılavuzdaki genel kontenjanlardan tercih yapabilecek, yabancı uyruklular için açılmış kontenjanları tercih edemeyeceklerdir. Bu adaylar tercih ekranında aşağıdaki seçeneklerden kendilerine en uygun olanı işaretleyeceklerdir. 'Genel kontenjanlardan yararlanmak istiyorum.' 'Yabancı Uyruklu kontenjanlarından yararlanmak istiyorum." kuralı yer almıştır.

HUKUKİ DEĞERLENDİRME: Temyizen incelenen dosyada, yargılamanın geldiği aşama dikkate alındığında, öncelikli olarak usuli müktesep hak kavramının ve istisnalarının değerlendirilmesi gerekmektedir.

Yargıtayın 04/02/1959 tarih ve E:1957/13, K:1959/5 sayılı ve 09/05/1960 tarih ve E:1960/21, K:1960/9 sayılı içtihadı birleştirme kararlarıyla, hukukta uygulamaya giren usuli kazanılmış hak kavramı, bir davada, mahkemenin veya tarafların yapmış olduğu bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine (diğeri aleyhine) doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan hak olarak tanımlanmaktadır.

İlk derece mahkemesinin doğru bularak uyduğu bozma kararı üzerine, temyiz yerinin bozma kararı ile benimsediği esaslara aykırı şekilde bozma kararı verememesi olarak tanımlanan bu ilkenin, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 12/07/2006 tarih ve E:2006/4-519, K:2006/527 sayılı kararında da belirtildiği üzere, kimi istisnaları da bulunmaktadır. (Aynı doğrultuda, HGK’nın 21/01/2004 tarih ve E:2004/10-44, K:2004/19, 03/02/2010 tarih ve E:2010/4-40, K:2010/54 sayılı kararları bulunmaktadır.)

Usuli müktesep hak ilkesine göre; mahkemenin, bozmaya uymasından sonra, yeni bir içtihadı birleştirme kararı ya da geçmişe etkili bir kanun çıkması; uygulanması gereken bir kanun hükmünün, hüküm kesinleşmeden önce Anayasa Mahkemesince iptaline karar verilmesi hallerinde, usuli kazanılmış hakka göre değil, ortaya çıkan yeni hukuki durumlara göre karar verilmesi gerekmektedir. Ayrıca, görev konusu, hak düşürücü süre, kesin hüküm itirazı, harç ve maddi hataya dayanan bozma kararına uyulmasında olduğu gibi, kamu düzeni ile ilgili konularda usuli kazanılmış hakkın uygulanması mümkün değildir. Öğretide, istisnaların bunlarla sınırlı olmadığı, bugüne kadar artarak geldiği gibi bundan sonra da yeni istisnaların olabileceği savunulmaktadır. Usuli kazanılmış hak ilkesinin idari yargıda uygulanabilirliğine gelince;

Danıştay İdari Dava Daireleri Genel Kurulunun 03/03/2000 tarih ve E:1999/1126, K:2000/394 sayılı ve 23/10/2003 tarih ve E:2001/864, K:2003/744 sayılı kararlarında, usuli kazanılmış hak ilkesi incelenmek suretiyle bir sonuca varılmıştır. Özellikle E:1999/1126 sayılı kararda, "Temyiz incelemesi sonucunda bir mahkeme kararının işin esasına ilişkin olarak bozulması halinde mahkemenin, bozma kararına uymak veya ilk kararında ısrar etmek olanağı bulunmaktadır. Mahkemenin ilk kararında ısrar etmeyerek, bozma kararına uymak suretiyle verdiği kararın temyizi halinde, temyiz mercii, bu kez bozma kararına uygun karar verilip verilmediğini incelemek durumundadır. Temyiz incelemesi sırasında, temyiz merciinin, aynı yasal mevzuatla farklı bir sonuca ulaşması, ilk bozma ve buna uyularak verilmiş olan yargı kararının aynı mevzuat karşısında yeniden değerlendirilmesi, taraflar ve uygulama açısından istikrar ve kazanılmış haklar yönünden, aykırı sonuçlar yaratabilir.

İdari Yargılama Usulü Kanunu'nda, usuli kazanılmış hak ile ilgili açık bir hüküm olmamakla beraber; İdare Mahkemesince, Danıştay'ın ilgili Dairesinin temyiz incelemesi sonucunda vermiş olduğu bozma kararına uyulmak suretiyle verilen kararın, Dairesince yeniden temyizen incelenmesi aşamasında yapılacak inceleme, Mahkeme kararının bozma kararına uygun olup olmadığı, bir başka anlatımla, bozma kararının gereklerinin yerine getirilip getirilmediği, kararın bozma kararı doğrultusunda olup olmadığı konusuyla sınırlı olmak durumundadır." gerekçesine yer verilmiş; Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 24/12/2009 tarih ve E:2006/149, K:2009/3386 sayılı kararında da yine "usuli kazanılmış hak ilkesi" ayrıntılı olarak incelenmiştir.

İçtihatlarla varılan bu sonuca uygun olarak, 2577 sayılı Kanun'un 18/6/2014 tarih ve 6545 sayılı Kanun’un 23. maddesiyle değiştirilen 50. maddesinin 4. fıkrasında, "Danıştayın bozma kararına uyulduğu takdirde, bu kararın temyiz incelemesi, bozma kararına uygunlukla sınırlı olarak yapılır." düzenlemesine yer verilmek suretiyle, idari yargıda da usuli kazanılmış hak ilkesi yasal dayanağa kavuşmuştur. Öte yandan; 2577 sayılı Kanun'un 50. maddesinin 4. fıkrasının iptali istemiyle yapılan itiraz başvurusu üzerine, Anayasa Mahkemesince verilen 12/06/2020 tarih ve E:2019/115,K:2020/31 sayılı kararda; "...Yargıtay içtihatlarında usuli kazanılmış hak ilkesinin salt kavramsal tanımıyla bağlı kalınmak suretiyle anılan ilkenin uygulanmasında kategorik ve şekilci bir yaklaşımın sergilenmesinden kaçınıldığı, uyuşmazlığın özel koşullarının gözetilerek söz konusu ilkeye bazı istisnaların getirildiği görülmektedir. Bu bağlamda Yargıtay; kamu düzenini ilgilendiren bir usul kuralının dikkate alınmadan karar verilmiş olması, bozma kararının hukuki değerlendirme dışında tamamen maddi olgulara yönelik, ilk bakışta anlaşılabilecek kadar açık ve belirgin, yargılamanın sonucunu büyük ölçüde etkileyecek ve çoğu kez tersine çevirecek, düzeltilmemesi kamu düzenini ve vicdanını zedeleyecek nitelikte bir maddi hataya dayanması, mahkemece bozma kararına uyulmasından sonra uyuşmazlığa uygulanma imkânı bulunan geçmişe etkili yeni bir kanunun yürürlüğe girmesi, aksi yönde bir içtihadı birleştirme kararının alınması, uygulanması gereken kanun hükmünün Anayasa Mahkemesince iptal edilmesi, tarafların feragat ya da kabul yönündeki irade bildirimlerinin dava dosyasına girmesi gibi durumlarda usuli kazanılmış hak ilkesini uygulamama yönünde bir içtihat geliştirmiştir...

Bu kapsamda Danıştayın da ilgili Yargıtay kararlarına atıfta bulunarak usuli kazanılmış hak ilkesini yukarıda yer verilen istisnalarla ve idari yargılama usulünün özelliklerine uygun olmak kaydıyla uyguladığı anlaşılmaktadır... ...Bununla birlikte kuralın söz konusu ihtiyacın giderilmesine hizmet ederken hukukun üstünlüğü ilkesini dışladığından, başka bir deyişle usuli kazanılmış hak ilkesinin gerektiğinde hukukun üstünlüğü ilkesi feda edilerek her durum ve koşulda, istisnasız bir şekilde uygulanma kabiliyetine sahip olmasını öngördüğünden veya bu sonucu amaçladığından söz edilemez. Bu itibarla kurala içtihat yoluyla birtakım istisnalar getirilebilmesinin mümkün olduğu, ancak her hukuki sebebin de bu kuralın istisnası olarak kabul edilemeyeceği açıktır.

Kuralın uygulamalarına bakıldığında Danıştayın idare ve vergi mahkemeleri ile bölge idare mahkemelerince bozmaya uyulması üzerine yeniden verilen kararlara karşı yapılan temyiz başvurularını, kurala atıfta bulunarak sadece bozma kararındaki esaslara uyulup uyulmadığı yönünden incelemek suretiyle gerçekleştirdiği...; bununla birlikte tıpkı içtihada dayalı uygulama döneminde olduğu gibi anılan ilkeyi mutlak olarak yorumlamadığı ve yine idari yargının niteliğini, amacını, ilkelerini dikkate alarak birtakım istisnalarının olabileceğini kabul ettiği, bu bağlamda, kanunda geçmişe etkili bir değişiklik yapılması, o konuda sonradan bir içtihadı birleştirme kararının alınması, Anayasa Mahkemesince kanun hükmünün iptal edilmesi, kamu düzenini ilgilendiren bir usul kuralı dikkate alınmadan karar verilmiş olması, Anayasa Mahkemesince bireysel başvuruda aynı konuda hak ihlaline karar verilmesi gibi durumlarda bozma kararına uyularak verilen mahkeme kararları hakkında yeniden bozma kararları verdiği görülmektedir...

Bununla birlikte yargı içtihatlarıyla kabul edilmiş olan usuli kazanılmış hak ilkesini hukuki güvenliği sağlama ve kamu yararını gerçekleştirme amacıyla kanun hükmü niteliğine kavuşturan kanun koyucunun yukarıda belirtilen meşru amaçlarla ve hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmayacak şekilde yargılamanın hakkaniyet, hukukun üstünlüğü gibi ilkelerin görmezden gelinerek ya da temel hak ve özgürlükler ihlal edilerek sonuçlandırılması yolunda bir iradesinin varlığından söz etmek mümkün değildir. Dolayısıyla kural, yargı yerlerince usuli kazanılmış hak ilkesinin uygulanmasında hukuk devleti ve adil yargılanma hakkı ilkeleri gereğince içtihat yoluyla istisnai durumlar öngörülebilmesine engel teşkil etmemektedir. Aksi yönde bir kabulün hukuki güvenlik ilkesinin öz değil sadece şekil itibarıyla korunması anlamına geleceği gibi temel görevi adaleti tesis etmek olan yargı mercilerinin varlık sebebiyle de bağdaşmayacağı açıktır..." şeklinde değerlendirmelerde bulunulduğu görülmektedir.

Uyuşmazlık bu açıdan ele alındığında; ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla, davacının 2015 Tıpta Uzmanlık Eğitimi Giriş Sınavları Başvuru Kılavuzu'ndaki açıklama ve kurallar doğrultusunda hareket ettiği, kendisinin hatalı bir beyanı veya yanlış bilgilendirmesinin söz konusu olmadığı, Kılavuz'un 5.8. maddesindeki hakkını kullanarak yabancı uyruklu kontenjanından tercihte bulunduğu, uyruğundan biri Türkiye Cumhuriyeti olan çift uyrukluların bu kontenjandan yararlanmalarını engelleyen bir düzenlemenin yer almadığı dikkate alındığında, yaklaşık dört yıl uzmanlık eğitimine devam ederek tez sınavı aşamasına gelen davacının ilişiğinin kesilmesine ilişkin dava konusu işlemde hukuka uyarlık bulunmadığı gerekçesiyle işlemin iptaline karar verilmiş, anılan karara karşı yapılan istinaf başvurusu ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla reddedilmiştir.

Bu arada, 2016 yılı Sonbahar Dönemi Tıpta Uzmanlık Eğitimi Giriş Sınavı sonucunda yabancı uyruklu kontenjanından Bezmialem Vakıf Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalında uzmanlık eğitimi yapmaya hak kazanan uyruğundan biri Türkiye Cumhuriyeti olan çift uyruklu başka bir davacının açtığı davada, Kurulumuzun 21/01/2021 tarih ve YD İtiraz No:2020/636 sayılı kararıyla, 2016 Tıpta Uzmanlık Eğitimi Giriş Sınavları Başvuru Kılavuzu'na göre, uyruğundan biri T.C. olan çift uyruklu davacının, Başvuru Kılavuzu'ndaki uyarıyı dikkate almak suretiyle tıpta uzmanlık sınavı başvuru işlemlerini Türk vatandaşı statüsünde yürütmesi gerektiği, yabancı uyruklu kontenjanından yararlanması mümkün olmamasına karşın açık hataya dayalı olarak uzmanlık eğitimine başlatıldığı anlaşıldığından, davacının üniversiteden ilişiğinin kesilmesine ilişkin dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle işlemin yürütmesinin durdurulmasına ilişkin Daire kararının kaldırılmasına ve yürütmenin durdurulması isteminin reddine karar verilmiştir. 2015 Tıpta Uzmanlık Eğitimi Giriş Sınavları Başvuru Kılavuzu ile 2016 yılı Tıpta Uzmanlık Eğitimi Giriş Sınavları Başvuru Kılavuzu hükümlerinin birbirinden farklı olmasına ve Kurulumuzun söz konusu kararının da 2016 yılı Kılavuzu'nun değerlendirilmesi sonucunda verilen bir karar olmasına rağmen, Kurulumuz kararına atıf yapılmak ve gerekçesi alınmak suretiyle verilen Danıştay Sekizinci Dairesinin 25/10/2021 tarih ve E:2021/513, K:2021/4765 sayılı kararıyla, uyruğundan biri T.C. olan çift uyruklu davacının yabancı uyruklu kontenjanından yararlanması mümkün olmamasına karşın açık hataya dayalı olarak uzmanlık eğitimine başlatıldığı anlaşıldığından, 11/06/2019 tarihi itibarıyla üniversiteden ilişiğinin kesilmesine ilişkin İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa Rektörlüğü işleminde hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararı bozulmuştur.

Bunun üzerine, ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla, bozma kararına aynen uyularak istinaf başvurusunun kabulü ile İdare Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve davanın reddine karar verilmiş, bu kararın temyiz edilmesi üzerine, Danıştay Sekizinci Dairesinin 27/12/2022 tarih ve E:2022/3794, K:2022/8184 sayılı kararıyla, davacının, 2015 Tıpta Uzmanlık Eğitimi Giriş Sınavları Başvuru Kılavuzu'nun 5.8. maddesindeki hakkını kullanarak yabancı uyruklular için açılmış kontenjandan yararlanmak isteyerek başvurusunu yaptığı, ilgili Kılavuz'un açık ve anlaşılır olmadığı, çifte vatandaşların bu kontenjandan yararlanmalarını engelleyen bir düzenlemenin yer almadığı, 2016 yılı Kılavuzu'ndan itibaren uyruğundan biri T.C. olan çift uyruklu adayların tercihlerini diplomaları tescil edilirken esas alınan uyruklarına göre yapmaları gerektiğine ilişkin bir uyarı yer almasına rağmen, 2015 Kılavuzu'nda bu uyarının yer almadığı, olayda yokluk ve mutlak butlan hallerinin de mevcut olmadığı anlaşıldığından, dava konusu işlemde hukuka uyarlık bulunmadığı gerekçesiyle karar bozulmuştur.

Buna göre, her ne kadar Bölge İdare Mahkemesince, Dairenin verdiği bozma kararına uyularak davanın reddine karar verilmiş ise de, bu kararın temyizen incelenmesi aşamasında Dairece, ilk bozma kararının olayın nitelendirilmesinde maddi hata yapılmak suretiyle verilen bir karar olduğunun anlaşılması üzerine yeniden bozma kararı verildiği anlaşıldığından, davalı idare lehine usuli müktesep hak oluşmadığı sonucuna varılmıştır. Bu itibarla; temyize konu karar açısından, işin esası incelendiğinde;

Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulunun 22/12/1973 tarih ve E:1968/8, K:1973/14 sayılı kararı ile, idarenin yokluk, açık hata, memurun gerçek dışı beyanı ve hilesi hallerinde süre aranmaksızın kanunsuz terfi veya intibaka dayalı ödediği meblağı her zaman geri alabileceği; belirtilen istisnalar dışında kalan hatalı ödemelerin geri alınmasının, hatalı ödemenin ilk yapıldığı tarihten başlamak üzere idari dava açma suresi içinde mümkün olduğu, bu süre geçtikten sonra geri alınamayacağı karara bağlanmıştır. Anılan karar, her ne kadar hatalı terfi ve intibaktan doğan ödemelerin geri alınmasına ilişkin ise de, bu karar ile idari işlemlerin geriye alınmasında uyulması gereken temel ilkeler ortaya konulmuş bulunduğundan, anılan kararın tüm hatalı işlemlerin idarece geri alınmasında da dikkate alınması gerekmektedir.

Dolayısıyla Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulunun, idari işlemlerin geri alınması koşullarını da belirleyen bahsi geçen kararında açıklandığı üzere; dava açma süresi içinde, hukuka aykırı tüm işlemlerini geri almaya yetkili olan idarenin, dava açma süresi geçtikten sonra ancak, yok hükmündeki idari işlemleri ile ilgililerin gerçeğe aykırı beyanı veya hilesi nedeniyle veya açıkça hataya düşerek tesis ettiği idari işlemlerini, süre kaydı aranmaksızın geri alması mümkün bulunmaktadır. Zira bu tür işlemlerin ilgililer lehine hak doğurması mümkün bulunmadığı gibi bu nitelikleri itibarıyla istikrar yaratmaları da mümkün değildir. Zira kazanılmış hak, objektif bir hukuk kuralının kişilere uygulanmasıyla objektif ve genel hukuki durumun kişisel bir işlemle özel hukuki duruma dönüşmesidir. Bu itibarla, idarelerce tesis edilen işlemlerin, kanunun açık hükmüne aykırı olması halinde, açık hata nedeniyle idarelerce her zaman geri alınabileceği 22/12/1973 tarih ve E:1968/8, K:1973/14 sayılı Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulu kararı gereğidir. 2015 Tıpta Uzmanlık Eğitimi Giriş Sınavları Başvuru Kılavuzu'nun 5.8. maddesinde, uyruğu alanında yabancı uyruklular seçeneği yanında diğer uyruk alanları da işaretli olan adayların, bu Kılavuz'daki yabancı uyruklu kontenjanlarından yararlanmak istedikleri takdirde, tercih ekranında "Yabancı uyruklu kontenjanlarından yararlanmak istiyorum." seçeneğini işaretlemeleri gerektiği, tercih ekranında "Yabancı uyruklu kontenjanlarından yararlanmak istiyorum." seçeneğini işaretlemeyenlerin bu Kılavuz'daki genel kontenjanlardan tercih yapabilecekleri belirtilmiştir.

Kılavuz'un "Uyruğu" başlıklı 10. maddesinde ise, T.C. uyrukluların T.C. seçeneğini; uyruğundan biri T.C. olan çift uyrukluların T.C. seçeneğini; Türk vatandaşlığından izin ile ayrılanlar ile bunların kanuni mirasçılarının mavi kartlı seçeneğini; KKTC uyruklular ile uyruğundan biri KKTC olan çift uyrukluların KKTC seçeneğini, uyruğundan biri T.C. olan KKTC uyrukluların T.C. seçeneğini; yabancı uyruklular, hiçbir devletin uyruğunda olmayanlar ve mültecilerin yabancı uyruklular seçeneğini; 2527 sayılı Kanun kapsamında bulunanların da 2527 sayılı Kanun kapsamında bulunanlar seçeneğini işaretleyecekleri belirtilmiştir.

Bu maddenin son paragrafında da, birden fazla uyruğu olan adayların, bu alanda birden çok seçeneği işaretleyebilecekleri öngörülmüştür. Somut olayda, uyruğundan biri T.C. olan çift uyruklu davacının, Kılavuz'un 10. maddesinin son paragrafındaki kuralı dikkate alarak uyruğu alanında T.C. seçeneği ile yabancı uyruklular seçeneğini işaretlediği anlaşılmaktadır.

Kılavuz'un 5.8. maddesinde, uyruğu alanında yabancı uyruklular seçeneği yanında diğer uyruk alanları da işaretli olan adaylara hem genel kontenjandan hem de yabancı uyruklu kontenjanından tercih hakkı tanındığından ve uyruğundan biri T.C. olan çift uyruklu adayların yabancı uyruklu kontenjanından yararlanamayacaklarına dair bir kurala da yer verilmediğinden, davacının yabancı uyruklu kontenjanından tercihte bulunduğu görülmektedir.

Uyuşmazlıkta, davacının Kılavuz'un 5.8. maddesindeki hakkını kullanarak yabancı uyruklu kontenjanından tercihte bulunduğu, Kılavuz'da uyruğundan biri T.C. olan çift uyruklu adayların yabancı uyruklu kontenjanından yararlanamayacaklarına dair bir kurala yer verilmediği, 2016 yılı Kılavuzu'ndan itibaren uyruğundan biri T.C. olan çift uyruklu adayların tercihlerini diplomaları tescil edilirken esas alınan uyruklarına göre yapmaları gerektiğine ilişkin bir uyarıya yer verilmesine rağmen, 2015 Kılavuzu'nda bu uyarının da yer almadığı anlaşılmaktadır.

Her ne kadar, dava konusu işlemin dayanağı olan Yükseköğretim Kurulu Başkanlığının 29/05/2019 tarih ve 26145 sayılı yazısında; 5901 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanunu'nun 3. maddesine göre "yabancı" ibaresinin, Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile vatandaşlık bağı bulunmayan kişiyi ifade ettiği, bu nedenle işlemlerini Türk vatandaşı statüsünde yürütmesi gerektiği halde yabancı uyruklu kontenjanlarına yerleşen uyruğundan biri T.C. olan çift uyruklu adayların uzmanlık eğitimlerinin sonlandırılması gerektiği belirtilmekte ise de, yaklaşık dört yıl uzmanlık eğitimine devam ederek tez sınavı aşamasına gelen davacının yabancı uyruklu kontenjanından uzmanlık eğitimine başlatılmasının açık hata kapsamında değerlendirilmesine hukuken olanak bulunmadığı gibi gerçek dışı beyanı ya da hilesinin de söz konusu olmadığı görülmektedir.

Bu durumda, 2015 yılı İlkbahar Dönemi Tıpta Uzmanlık Eğitimi Giriş Sınavı sonucunda yabancı uyruklu kontenjanından İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalında uzmanlık eğitimi yapmaya hak kazanan, uyruğundan biri Türkiye Cumhuriyeti olan çift uyruklu davacının 11/06/2019 tarihi itibarıyla üniversiteden ilişiğinin kesilmesine ilişkin dava konusu işlemde hukuka uyarlık görülmemiştir. Bu itibarla, dava konusu işlemin iptaline ilişkin İdare Mahkemesi kararına yönelik yapılan istinaf başvurularının kabulü ile İdare Mahkemesi kararının kaldırılması ve davanın reddi yolundaki temyize konu Bölge İdare Mahkemesi ısrar kararında hukuki isabet bulunmamaktadır. KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle;

1.Davacının temyiz isteminin kabulüne;

2.Dava konusu işlemin yukarıda özetlenen gerekçeyle iptaline ilişkin İdare Mahkemesi kararına yönelik yapılan istinaf başvurularının kabulü ile İdare Mahkemesi kararının kaldırılması ve davanın reddi yolundaki ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı ısrar kararının BOZULMASINA,

3.Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesine gönderilmesine,

4.Kesin olarak, 05/02/2025 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi. KARŞI OY

X- İdare Mahkemesince, Danıştayın ilgili Dairesinin temyiz incelemesi sonucunda vermiş olduğu bozma kararına uyulmak suretiyle verilen kararın, Dairesince yeniden temyizen incelenmesi aşamasında yapılacak inceleme, Mahkeme kararının bozma kararına uygun olup olmadığı, bir başka anlatımla, bozma kararının gereklerinin yerine getirilip getirilmediği, kararın bozma kararı doğrultusunda olup olmadığı konusuyla sınırlı olmak durumundadır. Nitekim, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 18/06/2014 tarih ve 6545 sayılı Kanun’un 23. maddesiyle değiştirilen 50. maddesinin 4. fıkrasında; "Danıştayın bozma kararına uyulduğu takdirde, bu kararın temyiz incelemesi, bozma kararına uygunlukla sınırlı olarak yapılır." hükmüne yer verilerek, bu husus Kanun hükmü hâline getirilmiştir.

Bununla birlikte, kanunda geçmişe etkili bir değişiklik yapılması, o konuda sonradan bir içtihadı birleştirme kararının alınması, Anayasa Mahkemesince kanun hükmünün iptal edilmesi, kamu düzenini ilgilendiren bir usûl kuralı dikkate alınmadan karar verilmiş olması, Anayasa Mahkemesince bireysel başvuruda aynı konuda hak ihlaline karar verilmesi gibi durumlarda usûli kazanılmış haktan söz edilemeyeceği yüksek yargı içtihatlarıyla kabul edilmektedir. Bu husus, 2577 sayılı Kanun'un 50. maddesinin 4. fıkrasının somut norm denetiminin yapıldığı Anayasa Mahkemesinin 12/06/2020 tarih ve E:2019/115, K:2020/31 sayılı kararının "Anlam ve Kapsam" kısmında şu şekilde ifade edilmiştir: "12. Bu itibarla kural, mahkemece bozma kararına uyulmasıyla birlikte taraflardan biri lehine ortaya çıkan hukuki sonucun -söz konusu tarafın bu sonucun devam etmesi yönündeki beklentisinin korunmamasını haklı ve zorunlu kılacak bir sebep bulunmadığı sürece- temyiz merciince değiştirilememesini ifade etmektedir. Dolayısıyla kural, yargılama sürecinde maddi ve hukuki koşullarda herhangi bir değişiklik olmamasına rağmen heyet oluşumunun değişmesi, heyetin görüş değiştirmesi ya da aynı mevzuat hükmünü farklı şekilde yorumlaması gibi nedenlerle bozma kararının aksi yönünde kararlar verilmesine engel teşkil etmektedir."

Bakılan uyuşmazlıkta ise; Danıştay Sekizinci Dairesi, ilk bozma kararına uyulmak suretiyle verilen kararı, yargılama sürecinde maddi ve hukuki koşullarda herhangi bir değişiklik olmamasına rağmen, aynı mevzuat hükmünü farklı şekilde yorumlamak suretiyle, bu uyuşmazlıkta daha önce temyizen inceleme sonucu verilmiş bir karar yokmuş ve uyuşmazlık, ilk kez temyizen inceleniyormuşçasına değerlendirerek, aksi bir gerekçeyle bozmuştur.

Bu durumda, Danıştay Sekizinci Dairesinin 27/12/2022 tarih ve E:2022/3794, K:2022/8184 sayılı kararı, usûli kazanılmış hak ilkesiyle sağlanmaya çalışılan amaca aykırı olması nedeniyle usule uygun bulunmadığından, anılan karara uyulmayarak verilen dava konusu işlemin iptaline ilişkin İdare Mahkemesi kararına yönelik yapılan istinaf başvurularının kabulü ile İdare Mahkemesi kararının kaldırılması ve davanın reddi yolundaki temyize konu Bölge İdare Mahkemesi ısrar kararı, sonucu itibarıyla usul ve hukuka uygun olup, temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar bu kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. Açıklanan nedenlerle, temyize konu Bölge İdare Mahkemesi ısrar kararının onanması gerektiği oyuyla, karara katılmıyoruz. KARŞI OY

XX- Temyiz edilen kararla ilgili dosyanın incelenmesinden; ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesince verilen ısrar kararının usul ve hukuka uygun bulunduğu, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenlerinin kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı anlaşıldığından, davacının temyiz isteminin reddi ile ısrar kararının onanması gerektiği oyuyla, karara katılmıyoruz.

© 2026 İçtihat Pro — ictihatpro.com  |  Bu belge bilgilendirme amaçlıdır. Resmi belge niteliği taşımaz.

İçtihat Pro Blog