Aramaya Dön

10. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

Esas No
E. 2025/243
Karar No
K. 2025/628
Karar Tarihi
Karar Sonucu
KABULÜNE
Hukuk Alanı
Borçlar Hukuku

T.C. İstanbul Anadolu 10. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

ESAS NO: 2025/243
KARAR NO: 2025/628
DAVA: Tazminat (Ölüm Ve Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazminat)
DAVA TARİHİ: 18/12/2020
KARAR TARİHİ: 09/07/2025

Mahkememizde görülmekte olan Tazminat (Ölüm Ve Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazminat) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ

DAVA :Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili ----- küçük -- -- annesi olduğu, gebelik takibinin dava dışı Dr. ---- ve Dr. --- tarafından yapıldığı, Dr. ------- Tıbbi Kötü Uygulamaya İlişkin Zorunlu Mali Sorumluluk Sigorta poliçesinin 24112/2019-24/12/2020 tarihlerinde geçerli olmak üzere ----- numara ile davalı --- Şirketi tarafından ve --- Tıbbi Kötü Uygulamaya İlişkin Zorunlu Mali Sorumluluk Sigorta poliçesi 23/08/2020-23/08/2021 tarihlerinde geçerli olmak üzere ---- numara ile ------- Sigorta Şirketi tarafından düzenlendiği, sigortalı doktorların gebelik takibinde davacı anneyi down sendromunu tespit eden testler, doğruluk oranları, alternatif tespit seçenekleri ve bunların reddedilmesi halinde ortaya çıkacak riskler konusunda usulünce aydınlatmayarak küçük ------- down sendromlu olarak doğmasına sebebiyet verdiklerini, down sendromunun gebelikte tespitinin mümkün olduğu, tespiti halinde de 2827 SK'na göre gebeliğin sonlandırılmasına izin verilen bir özür olduğu, Yargıtay ------. Hukuk Dairesi'nin ise down sendromunu teşhise yönelik imkanlar konusunda hastayı aydınlatmayan doktorun sorumlu olacağını kabul etmekte olduğu, sigortalı doktorların davacıları aydınlatmaması sebebiyle down sendromlu doğumdan sorumlu olduğu iddiasına dayandıklarını, Yargıtay -------. Hukuk Dairesi'nin bu konudaki ilke kararının; anomaliyi tespit imkanları konusunda aydınlatma yapılmamasının hekimin sorumluluğunu gerektirdiği ve aydınlatma konusunda da ispat yükünün davalı sigortacıya ait olduğu yönünde olduğu, fazlaya dair talep ve dava hakları mahfuz kalmak kaydıyla: müvekkili küçük ------- için 430.000 TL işgöremezlik (bakıcı ücreti dahil maddi) tazminatı, 40.000 TL manevi tazminat, müvekkili ----- (anne) için 20.000 TL manevi tazminat, müvekkili ------- (baba) için 20.000 TL manevi tazminat olmak üzere toplam 510.000 TL tazminatın dava tarihinden itibaren avans faizi, mahkeme masrafları ve avukatlık ücretiyle davalılardan müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

CEVAP

Davalı ------ vekili cevap dilekçesinde özetle; süresi içerisinde açılmayan davanın zamanaşımı yönünden reddi gerektiği, hekim - hasta arasındaki ilişkiden doğduğu iddia edilen zarar gerekçesiyle, davanın doğrudan sigorta şirketine yöneltilmesinin savunma hakkını kısıtladığı ve hak ihlali teşkil ettiği, davanın sigortalı hekim ----- ihbarını, dava dışı hekim------ müvekkili şirkete --------nolu Tıbbi Kötü Uygulamaya İlişkin Zorunlu Mali Mesuliyet Sigorta Poliçesi ile 24.12.2019 - 24.12.2020 tarihleri arasında sigortalı olduğu, müvekkili şirketin sorumluluğundan bahsedebilmek için öncelikle riziko tarihinin doğru belirlenmesi ve söz konusu zararın meydana gelmesinde hekimin sorumluluğu olup olmadığı hususunun netleştirilmesi gerekeceği, rizikonun gerçekleşme tarihinin doğru tespit edilebilmesi için davacıların huzurdaki davadan önce hekim ------ başvuruları olup olmadığı, hakkında yapılmış bir şikayet, uzlaştırma talebi, arabuluculuk, ihtarname vb. bir yol ile haberdar olup olmadığı hususlarının araştırılması gerektiği, bu ihtimalde tıbbi kötü uygulamaya ilişkin zorunlu mali sorumluluk sigortası genel şartları gereği poliçe ihbar esaslı olduğundan bir başka sigorta şirketine başvuru yapılması zorunluluğu, dolayısı ile bir başka sigorta şirketinin sorumluluğunun doğabileceği, sigortalı hekimin ve dolayısıyla müvekkili sigorta şirketinin sorumluluğu için hukuki şartların oluşmadığı, anne karnında down sendromunun tespit edilmesi halinde dahi fetüse müdahale imkanı bulunmadığı, zamanaşımı nedeniyle davanın reddini, husumet yokluğunun tespiti halinde davanın reddini, kusur durumu, uygun illiyet bağı gibi hukuki nedenlerle olguda tıbbi uygulama hatasından söz edilemeyeceğinden davanın esastan reddini, davanın sigortalı hekim ----- ihbar edilmesini, dosyanın rapor alınmak üzere adli tıp ------. İhtisas Kurulu'na gönderilmesini, yapılacak yargılamada, illiyet bağı, sınırlı sorumluluk ilkesi, gerçek zararın giderilmesi ilkesi, kusur oranında sorumluluk ilkelerinin gözetilmesini, yargılama masrafları ve vekâlet ücretinin karşı tarafa tahmiline karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı --------vekili cevap dilekçesinde özetle; Poliçe teminatına ve rizikoya ilişkin beyanda bulunma hakları ile hasta kayıtlarının ve ilgili hekimlerin tıbbi sürece ilişkin beyanları celp edildiğinde esasa ilişkin beyanda bulunma hakları saklı kalmak kaydıyla öncelikle usule ilişkin itirazlarının değerlendirilerek davanın usulden reddine karar verilmesini aksi kanaat ile yargılamaya devam olunması halinde esasa ilişkin beyanları incelenerek davanın esastan reddine karar verilmesini, işbu davanın hekim uygulamalarında hata ve ihmal bulunduğu iddiası ile hekimin sigorta poliçesine istinaden doğrudan sigorta şirketine yöneltildiğinden konunun aydınlatılması ve hukuki incelemenin isabetli yapılabilmesi için işbu davanın ilgili hastane ve hekimlere ihbarı gerektiği, bu nedenle 6100 sayılı HMK 61. Mad.

2.Fıkrası gereğince dava neticesinden etkilenecek olan, dava konusu ile hukuki menfaat ilişkisi bulunan şimdilik isim ve adresleri belirtilen kişilere davanın ihbarını, süreçte yer alan Dr. ------ gerçekleştirmiş olduğu tıbbi faaliyetlerden doğan tazminat talepleri riziko ve teminata ilişkin itiraz hakları saklı kalmak kaydıyla müvekkili şirket bünyesinde düzenlenen Tıbbi Kötü Uygulamaya İlişkin Zorunlu Mali Sorumluluk Sigorta Poliçesi ile teminat altına alındığı, müvekkili şirketin sağlamış olduğu teminat ve dava konusu uyuşmazlığın öncelikle sigortalı/ilgili tıbbi müdahaleyi gerçekleştiren hekimi ilgilendirdiğinden işbu davanın ilgili hekimlere ihbar edilmesini, dava dilekçesi incelendiğinde davacı tarafın esasa ilişkin olarak yalnızca "sigortalı doktorlar, gebelik takibinde davacı anneyi down sendromunu teşhise yönelik testler konusunda aydınlatmadığını" ileri sürdüğü ancak bu iddiasının ispatına yönelik herhangi bir bilgi, belge sunmadığı, dayandığı vakıayı hiçbir şekilde somutlaştırmadığı, davacı ------ gebelik takiplerinin hangi tarihlerde hangi hastanede ve hangi hekim tarafından yapıldığı keza yine doğumun hangi tarihte gerçekleştiğinin dahi dava dilekçesinde yer almadığı, tıbbi sürecin hiçbir aşamasında yer almayan müvekkili Sigorta Şirketinden tıbbi bilgi ve belgeleri temin etmesini beklemenin hayatın olağan akışına uygun düşmediği, dosyanın Adli Tıp Kurumu’na tevdii ya da üniversitelerde görev yapan özellikle kadın hastalıkları ve doğum, perinatoloji ve adli tıp uzmanı hekimlerin aralarında bulunduğu bilirkişi heyetine tevdii ile dosya üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılmasını, davanın yargı yolu yanlışlığı nedeniyle reddini, davanın Dr. -----, Dr. ----, Sağlık Bakanlığı, ------ Hastanes ile tespit edilecek diğer hastane ve hekimlere ihbarını, dosya üzerinden uzman bilirkişi incelemesi yaptırılmasını, olguda tıbbi uygulama hatasından söz edilemeyeceğinden davanın esastan reddini, yargılama giderleri ile ücreti vekâletin davacı tarafa tahmiline karar verilmesini talep etmiştir.

DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE

Davadaki uyuşmazlık davacı anne ----- davalı sigorta şirketlerinin sigortalıları Dr.------hastası olup olmadığı, hamileliği boyunca tedavisinin bu doktorlar tarafından yapılıp yapılmadığı, dava dışı ihbar olunan hekimlerin küçüğün down sendromlu olarak doğumundan dolayı sorumlu olup olmadıkları, anne karnındaki bebekte down sendromunu teşhise yönelik bir hataları veya anomaliyi teşhise yönelik imkanlar konusunda hastayı yeteri kadar aydınlatıp aydınlatmadıkları, davacı çocuğun down sendromlu olarak doğmasından dava dışı hekimlerin kusurlu davranışları nedeni ile sorumlu olup olmadıkları, hekimlerin sorumluluğunun olması halinde sigortacısı olan davalılardan talep edilebilecek maddi tazminat miktarının ne kadar olduğu, davacıların manevi tazminata hak kazanıp kazanmadıkları, kazanmışlar ise her bir davacı için hükmedilmesi gereken manevi tazminat miktarının ne olması gerektiği hususlarına ilişkin olduğu anlaşılmış tahkikat bu tespit üzerine yapılmıştır.Mahkememizin ----- esas ve ----- karar sayılı kararı ile oy çokluğu ile davanın kabulüne karar verildiği, ------ Bölge Adliye Mahkemesi ------. Hukuk Dairesi ----- esas ve ----- karar sayılı ilamı ile mahkememiz kararına karşı davalılar vekillerinin istinaf başvurularının esastan reddine karar verildiği, Yargıtay -----. Hukuk Dairesi'nin ---- esas ve ------karar sayılı ilamı ile Mahkememizce verilen karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozularak kaldırılmasına karar verildiği, neticesinde dava dosyası mahkememizin ------- esasına kaydı yapılarak Yargıtay Bozma ilamına uyulmak suretiyle sonuca gidilmiştir. Karar oy çokluğu ile verilmiştir. Dava, tıbbi kötü uygulamaya ilişkin zorunlu mali sorumluluk sigorta poliçesinden kaynaklanan alacak istemine ilişkindir.

Davacı vekili, müvekkili ------ hamileliğini takip eden doktorların kötü uygulaması sonucu down sendromu riskinin hamilelikte teşhis edilemediğini ve bu nedenle diğer müvekkili ------ down sendromlu olarak doğduğunu bundan dolayı müvekkillerinin maddi ve manevi zarara uğradığını iddia ederek maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

Somut olayda davacılarca davalı sigorta şirketlerinin sigortalısı dava dışı hekimlerin kusurlu olduğuna dayanılmamış olup aydınlatma yükümlülüğünün yerine getirilmediği iddiasında bulunmuşlardır.Mahkememizce bozma öncesi (----- esas) 07.04.2021 tarihli ön inceleme duruşması 3 nolu ara kararı ile emsal Yargıtay kararları gereği fer'i müdahil hekimlerin geniş anlamda aydınlatılmış onam alıp almadığının tespiti, hastanın hangi haftalarda hangi hekim tarafından görüldüğü, yapılan işlem ve tedavilerin tıbbi standartlara uygun olup olmadığı, down sendromunun tespitine yarayan tarama testlerinin yapılıp yapılmadığı, bu yöntemlerin de düşük gibi riskleri beraberinde getirip getirmediği, hekimlerin üçlü tarama testi sonucunda elde edilen düşük risk oranına rağmen bebeğin down sendromlu olup olmayacağı, kesin tanı için başvurulabilecek yöntemlerin neler olduğu, bu yöntemlerin risklerini, mevzuat hükümleri gereğince ve usulünce anneye/babaya açıklayıp onları aydınlatıp aydınlatmadığı hususlarında Adli Tıp Uzmanı, pernonatolji uzmanı ve kadın doğum uzmanı bilirkişilerden oluşturulan heyetten rapor alınmıştır.Bozma öncesi (----- esas sayılı dosyasında) bilirkişi heyetinin 03/01/2022 tarihli raporunda; "Davacı 30.05.1988 doğumlu (gebelik dönminde 32 yaşında) doğumlu ----- hakkındaki kayıtlı adli-tıbbi bilgiler ve bulgular birlikte değerlendirildiğine; bebek ----- gebelik takibi yapan doktorların tıbbi uygulamaları nedeniyle Down Sendromu olmadığı, değerlendirme bölümünde açıklandığı gibi, Down Sendromunun bir kromozom anomalisi sonucu oluştuğu, anne ----- iki ayrı sağlık kuruluşunda gebelik muayenelerini yaptırdığı, Down Sendromu dahil kromozom anomalilerini saptamak, risk değerlendirmesi yapabilmek için gereken testlerin gebelik süresinin ancak belirli dönemlerinde yapılabildiği, muayene olunan ve ilgili dönemlere uyan günlerde tüm hekimlerin tıbben yapılması gereken muayeneleri yapıp ve gerekli tetkikleri istediği, Davacının ikili tarama testinin sonucu düşük (1/21700) ihtimalli olarak görüldüğü, 31.05.2018 tarihinde yapılan muayenesinde 17 hafta 3 gün ile uyumlu canlı gebeliği devam eden davacının ikili tarama testi düşük riskli geldiği için üçlü ya da dörtlü test istenmediği, ---- testi istendiği, 08.06.2018 de yapılan kontrol muayenesinde davacının ---- testi değerlendirilmiş mom değeri: 0.91 Nöral tüp defekti riski düşük ihtimal (1/42100) olarak değerlendirildiği, tüm tarama testleri düşük riskli ve ultrasonografi ile yapılan muayenesinde yapısal anomali tespit edilmemesine rağmen davacıya yine de perinatoloji kontrolüne gitmesi ve ayrıntılı ultrasonografi yaptırması önerildiğinin ifade edilmiş olduğu, Dr. ----- dilekçesinde belirttiği üzere; davacının 04.07.2018 tarihinde ----- Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum ---- öğretim üyesi Doç. Dr. ---- tarafından anomali taramasının yapıldığı, fetal bir anomali saptanmadığı ancak bu muayene ile kromozom anomalilerinin dışlanamayacağı ve kesin tanı için bebeğe genetik analiz yapılmasının gerekli olduğunun anlatıldığı ultrasonografi ve anomali taraması raporunun bizzat davacı tarafından Dr ------ verilerek birlikte değerlendirildiği, (…) Gebelik kaybı gibi risklere neden olabilecek olan ileri testlerin istenmesi açısından; hastada artmış risk bulunmadığı, bu testlerin istenmemiş olmasının bilimsel standartlardan sapma şeklinde yorumlanamayacağı, bu kapsamda sorulduğu üzere yapılması gereken tüm testlerin yapıldığı, hekimlerin muayene ve yaptırdıkları testler sonucunda bu kadar düşük risk durumunda aileye invaziv-girişimsel tanı testi önerilmesinin beklenmeyeceği, Bu nedenle önermediği testin yazılı onamının alınmasının beklenmeyeceği Davalı hekimlerin bulunduğu ülke, hastane ortamı ve koşulları çerçevesinde bilimsel standartlara uygun davrandığı, davalıda down sendromu riski düşük olduğundan prenatal genetik tanı testleri önerilmesinin bilimsel standartlar içerisinde bulunmadığı” değerlendirmesinde bulunulmuştur.Yargıtay -----. Hukuk Dairesinin ----- esas ve-----karar sayılı ilamında; "Adli Tıp Kurumu Başkanlığı ------. Adli Tıp İhtisas Kurulu tarafından tanzim edilen 25.05.2022 tarihli heyet raporunda özetle, gebelik takibini yapan hekimlerin işlemlerinin tıp biliminin genel kabul görmüş ilke ve kurallarına uygun olduğu, hekimin eylemine ait atfı kabil kusur bulunmadığı mütalaa edilmiş olup Mahkemece bu bilimsel rapor nazara alınmaksızın yazılı gerekçe ile davanın kabulüne karar verilmesi doğru olmamış bozmayı gerektirmiştir." şeklinde gerekçelere yer verilerek mahkememizin kabul yönündeki kararı bozulmuştur.Sonuç olarak, dosyaya konu olayda, bozma öncesi (---esas) dosyasında mevcut bilirkişi heyetinin 03/01/2022 tarihli raporunda da belirtildiği üzere, hekimlerin herhangi bir kötü uygulaması olmamakla beraber, yapılan ikili tarama testinin düşük riskli geldiği, riskin düşük olması durumunda prenatal genetik tanı testleri önerilmesinin standartlar içerisinde olmadığı, ileri seviye testlerin düşük ve enfeksiyon gibi riskleri barındırdığı, riskin düşük çıktığı somut olayda anne sağlığına veya bebeğin hayatına olumsuz etki etme ihtimali bulunan ileri seviye testin önerilmesinin standartlara aykırılık teşkil edeceği, riskin düşük çıkmasına rağmen ilgili hekimler tarafından aydınlatılmış onamın alınmasının gerekmediği, bu aşamada söz konusu hekiminlerin aydınlatılmış onam sorumluluğu altında bulunmadığı anlaşılmakla Yargıtay ------. Hukuk Dairesinin ------ esas ve ----- karar sayılı ilamına uyulmak suretiyle davanın reddine karar verilmiştir.

TASHİH: Her ne kadar kısa kararda kanun yolu "istinaf " olarak gösterilmiş ise de maddi hatadan kaynaklandığı, kanun yolunun Yargıtay nezdinde "temyiz " olduğu anlaşılmakla bu hususta tashih yapılmıştır.

HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere ;

1.Davanın REDDİNE

2.492 Sayılı Harçlar Kanununa göre alınması gereken 615,40 TL maktu harcın, peşin alınan 1.741,91 TL ile ıslah harcı olarak alınan 3.723,00 TL toplamı 6.080,31‬ harç'dan mahsubu ile fazla yatırılan 5.464,91‬ TL harcın karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacılara iadesine,

3.Davacı tarafından yapılan yargılama giderinin üzerinde bırakılmasına,

4.Davalı ------ Şirketi tarafından yapılan 450,00 TL yargılama giderinin davacılardan müştereken ve müteselsilen alınarak iş bu davalıya ödenmesine,

5.Davalı ------ Şirketi tarafından yapılan 300,00 TL yargılama giderinin davacılardan müştereken ve müteselsilen alınarak iş bu davalıya ödenmesine,

6.Red edilen maddi tazminat yönünden Karar tarihinde yürürlükte bulunan Av. Asg. Üc. Trf.'ne göre, 30.000,00 TL maktu vekalet ücretinin davacı ------ müştereken ve müteselsilen tahsiliyle kendisini vekil ile temsil ettiren davalılara verilmesine,

7.Red edilen manevi tazminat yönünden Karar tarihinde yürürlükte bulunan Av. Asg. Üc. Trf.'ne göre, 30.000,00 TL maktu vekalet ücretinin davacı ------- tahsiliyle kendisini vekil ile temsil ettiren davalılara verilmesine,

8.Red edilen manevi tazminat yönünden Karar tarihinde yürürlükte bulunan Av. Asg. Üc. Trf.'ne göre, 20.000,00 TL vekalet ücretinin davacı ------- tahsiliyle kendisini vekil ile temsil ettiren davalılara verilmesine,

9.Red edilen manevi tazminat yönünden Karar tarihinde yürürlükte bulunan Av. Asg. Üc. Trf.'ne göre, 20.000,00 TL vekalet ücretinin davacı ------- tahsiliyle kendisini vekil ile temsil ettiren davalılara verilmesine,

10.6100 Sayılı HMK'nın 333. maddesi gereğince bakiye gider avansının talep halinde taraflara iadesine,

11.Adalet Bakanlığı bütçesinden karşılanan 1.400,00 TL arabuluculuk ücretinin davacılardan müştereken ve müteselsilen alınarak hazineye İRAD KAYDINA, Dair karar iş bu gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık yasal süre içinde Yargıtay nezdinde temyiz yasa yolu açık olmak üzere dosyadaki tüm taraf ve İhbar Olunan ve Feri Müdahil vekillerinin yüzüne karşı oy çokluğuyla verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. (MUHALİF ) MUHALEFET ŞERHİ Dava, davacı küçüğün down sendromlu olarak doğması nedeni ile davalı zorunlu mesuliyet sigortacısı sigorta şirketlerine karşı açılan maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.

Emsal Yargıtay kararlarında, hekimin, görevini yüksek özenle yerine getirmesi ve hastanın bilgi alma hakkı kapsamında onu aydınlatması gerektiği, sağlık hizmetinin verilmesinde tıbbı gereklere uygun teşhis, tedavi ve bakımı özenle yapma görevinin hekime ait olduğu, hastanın uygulanan ve diğer tanı, tedavi seçenekleri ve bu seçeneklerin getireceği fayda ve riskler ile hasta sağlığı üzerindeki muhtemel etkileri, komplikasyonları ve reddetme durumda ortaya çıkabilecek muhtemel fayda ve riskleri konusunda bilgi edinme hakkının bulunduğu, bu bilgilendirmenin hekim tarafından hastanın sosyal ve kültürel düzeyine uygun olarak anlayabileceği şekilde yapılması gerektiği, hastayı bu şekilde aydınlatma yükümlülüğü bulunan hekimin, bu yükümlülüğünü mevzuata ve usule uygun şekilde yerine getirdiğini ispatlamak zorunda olduğu ifade edilmiştir. ( Yargıtay ----- Hukuk Dairesi'nin 28/11/2019 tarih -----Sayılı ilamı )Dava konusu yapılan küçüğün down sendromlu olarak doğması nedeniyle tıbbi kötü uygulamaya dair zorunlu mali sorumluluk poliçesi kapsamında açılan maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkin verilen İstinaf ve Yargıtay kararlarına ilişkin davanın reddine dair yukarıda açıklanan gerekçede atıf yapılmış olup, yukarıda açıklanan yüksel mahkeme uygulamaları tekrar etmekle birlikte, Yargıtay ------. Hukuk dairesinin ise 2022 yılı öncesi kararlarının kabul yönünde olup, 2023 ve sonrası ise ekseriyetle davanın reddi gerektiği yolunda olduğu anlaşılmış olup, benzer konuya ilişkin Yargıtay -----.Dairesi'nin 11/09/2024 tarihli, ----- Esas ve ------ Karar sayılı ilamında anne ve baba yönünden verilen manevi tazminat kararlarına ilişkin ".... tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere ve hastanın sağlık hizmeti alırken tıbbi gereklere uygun teşhis, tedavi ve bakımı özenle yapma görevinin hekime ait olması, hastanın uygulanan ve diğer tanı, tedavi seçenekleri ve bu seçeneklerin getireceği fayda ve riskler ile hasta sağlığı üzerindeki muhtemel etkileri, komplikasyonları ve reddetme durumunda ortaya çıkabilecek muhtemel fayda ve riskleri konusunda bilgi edinme hakkının bulunması, bu bilgilendirmenin ise hekim tarafından hastanın sosyal ve kültürel düzeyine uygun olarak anlayabileceği şekilde yapılması gerekliliği ve bilgilendirmenin gerçekleştirildiğinin hekim veya zorunlu sorumluluk sigortacısı tarafından ispatlanması gerektiği de dikkate alındığında, somut olayda bu yükümlülüğün yerine getirildiğinin ispatlanamamış olmasına göre usul ve yasaya uygun olup davalı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler davacılardan ------lehine verilen kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir." onanma kararının bulunduğu görülmüştür.Yine Yargıtay ----.Dairesi'nin 28/05/2024 tarihli, ---- Esas ve ----- Karar sayılı ilamında; birinci bozma kararında hekimin üçlü tarama testi sonucunda elde edilen düşük risk oranına rağmen bebeğin down sendromlu olabileceğini, kesin tanı için başvurulabilecek yöntemleri, bu yöntemlerin risklerini usulünce anneye/babaya açıklaması ve onları aydınlatması gerektiğine, aydınlatma yükümlülüğünün yerine getirildiğini ispat yükünün ise hekimde olduğuna ve fakat Mahkemece bu konuda bir inceleme yapılmadığına işaret edilerek kararın bozulmasına karar verildiği, bozma üzerine yapılan yargılamada tetkikler hakkında anneyi bilgilendirildiği ve bunu ispatladığı gerekçesiyle davanın reddine dair verilen kararın onandığı anlaşılmıştır.Yargıtay ------. Hukuk Dairesinin ise 2022 yılı sonrasındaki daire kararlarını da etkileyen Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 22.03.2022 tarihli ---- Esas ------ karar sayılı kararında "...dosya kapsamından sigortalı doktorun çalıştığı özel hastanede amniosentez testinin yapılamadığı, sigortalı doktorun sadece gebelik takibi yaptığı ve amniosentez testini yapma imkânının bulunmadığı anlaşılmaktadır. Bununla birlikte CVC ve amniosentez gibi testlerin kesin tanıya ilişkin testler olduğu, bu testlerin tedavi olarak nitelemeyeceği, dolayısıyla anılan testleri yaptırmayan hastanın tedaviyi reddettiği anlamının çıkarılamayacağı çok açıktır. Bu itibarla amniosentez testi yaptırmayan hastadan amniosentez hususunda aydınlatıldığına dair imzasını taşıyan yazılı onam alınmasına da gerek bulunmamaktadır; ayrıca sigortalı hekimin kendisinin yapamayacağı bir işlemle ilgili davacıdan imzalı, yazılı onam alması da hayatın olağan akışına aykırı olacaktır. Dolayısıyla sigortalı hekimin gebeliğin haftasına uygun olarak gerekli tarama testlerini, amniyosentez ve ayrıntılı USG gibi tetkikleri önerdiği, davacıyı amniosentez ve down sendromu hususunda aydınlattığı, davacının kendi iradesi gereğince amniosentez testini ve ayrıntılı USG’yi yaptırmadığı ve sonuç olarak sigortalı doktorun tıbbî kötü uygulamasının bulunmadığı ve kusursuz olduğu kabul edilmelidir..." gerekçesi ile davanın reddi gerektiğini belirtmiştir. Yargıtay HGK'nun ----- Esas ------ karar sayılı ilamı incelendiğinde somut olaydaki dava konusuna da emsal mahiyette olmadığı görülmektedir. Zira bahsi geçen olayda HGK kararının 34. Paragrafında açıkça yazıldığı üzere hekim hastaya üçlü testi yaptırmış protokol defterinde de amniyosentez ve down sendromu hususunda bilgi verdiği hususunu ispat etmiştir. Davanın red edilme nedeni hekimin aydınlatma yükümlülüğünü yerine getirdiğini ispat etmesidir. ----- Bölge Adliye Mahkemesinin benzer konuya dair kararlarına bakıldığında; ----- Bölge Adliye Mahkemesi -----. Hukuk Dairesi'nin 03/07/2024 tarihli, --- Esas ve ----- Karar sayılı ilamında; ".... Yukarıda açıklandığı ve emsal Yargıtay kararlarında ifade edildiği üzere bebeğin down sendromu tespiti için ikili tarama testinin yaptırılmasının yeterli olmadığı, özellikle üçlü ve dörtlü testlerin yaptırılması gerekli olduğu, üçlü ve dörtlü testlerin olumsuz sonuçlarında ileri düzeyde tetkiklerin yapılması gerektiği hatta üçlü tarama testi sonucunda da elde edilen düşük risk oranına rağmen bebeğin down sendromu olma ihtimali bulunduğu anlaşılmıştır. Dosya kapsamına göre sigortalı hekim tarafından ikili test istenmiş ise de down sendromunun tespitine yönelik yeteri kadar aydınlatılması gerekmektedir. Diğer bir ifade ile, hamilelik süreci boyunca hangi tarama testlerin ne şekilde yapılması gerektiği, bunların yapılmaması halinde oluşacak risklerin hastaya bildirilmesi gerekmektedir. Nitekim emsal Yargıtay Hukuk Genel Kurul kararında, " aydınlatma yükümlülüğünün kapsamına, aydınlatılmış rıza yanında hekimin hastasını uygulanan tedavi sonrasında yapılması gerekenler konusunda bilgilendirmesi de gireceği " ifade edilmiştir.

Bu itibarla sigortalı hekimin aydınlatma yükümlülüğünü yerine getirdiği ispatlanamadığından kusurlu olması nedeniyle sigorta poliçesi kapsamında rizikonun gerçekleştiği anlaşılmıştır...." şeklinde, ----- Bölge Adliye Mahkemesi ----. Hukuk Dairesi'nin 03/07/2024 tarihli, ---- Esas ve ------

Karar sayılı ilamında; "Somut olayda; davacıyı muayene eden ve gebelik sürecini takibini yapan doktorun feri müdahil Dr.-----.. olduğu, 08/10/2016 tarihli muayenesinde ikili tarama önerildiği, 03.11.2016 tarihli muayenede yine ikili tarama önerildiği ancak hastanın yaptırmak istemediği, dörtlü tarama istendiği hususunun yazılı olduğu, 03/11/2016 tarihli ------ labaratuvarlarının tetkikinde down sendromu hesaplanmış trisomy 21 riski cut off değerinin altındadır ve bu değer risksiz bölgede bulunmaktadır. Bundan sonraki rutin muayenelerde de ikili taramanın önerildiği hastanın yaptırmak istemediği, dörtlü taramanın istendiği yönünde kayıtların bulunduğu anlaşılmaktadır... Somut olayda down sendromu kapsamında davacının sözlü olarak bilgilendirildiğine ilişkin tanık beyanı bulunsa da tanık ile doktorun beyanları arasındaki çelişki bulunması nedeniyle aydınlatma yükümlülüğünü mevzuata uygun olarak yerine getirildiği hususun ispatlandığı kabul edilmemiştir.Bu durumda davacı annenin, uygulanan ve diğer tanı, tedavi seçenekleri ve bu seçeneklerin getireceği fayda ve riskler ile hasta sağlığı üzerindeki muhtemel etkileri, komplikasyonlar ve reddetme durumda ortaya çıkabilecek muhtemel fayda ve riskler konusunda bilgilendirmenin, davalının sigortalısı olan dava dışı hekim tarafından davacı annenin sosyal ve kültürel düzeyine uygun olarak anlayabileceği şekilde yapıldığının, davacı anneyi bu şekilde aydınlatma yükümlülüğü bulunan hekimin, bu yükümlülüğünü mevzuata ve usule uygun şekilde yerine getirdiğinin geçerli delillerle ispatlanamadığı, davalının sigortalısı hekimin aydınlatma yükümlülüğünü yerine getirmediği anlaşılmaktadır. Bu itibarla teşhis ve tedavi hizmetini üstlenen sigortalı hekim, bebeğin down sendromlu olarak doğmasından dolayı değil, bu kapsamda aydınlatma yükümlülüğünü yerine getirmeyerek vekalet sözleşmesinden kaynaklanan özen borcuna aykırı davranmasından dolayı sorumludur." şeklinde açıklanmıştır. Keza ----- Bölge Adliye mahkemesi ------ Hukuk dairesi ------. Sayılı ilamında "..Yargıtay HGK'nın ----- esas ------ karar sayılı ilamında; Türk hukukunda girişimsel bazı müdahalelerde hastanın yazılı rızasının alınması gerektiği öngörülmüş ise de aydınlatma yükümlülüğünün yazılı olarak yapılması gerektiğine ilişkin bir düzenleme yer almadığı, dolayısıyla hastanın aydınlatılmasının sözlü ya da yazılı şekilde gerçekleştirilebileceği, başka bir deyişle hekimin hastasını aydınlatma yükümlülüğü kapsamında yazılı aydınlatma belirli ölçüde ispat kolaylığı sağlasa da, şekil serbestisinin söz konusu olduğu, o hâlde aydınlatma yükümlülüğünün yerine getirildiği hususunun hekim tarafından her türlü delille ispatlanabileceği belirtilmiş olup, somut olayda bu kapsamda davacının aydınlatıldığına dair herhangi bir delil veya bir hastane kaydı da bulunmamaktadır. Bu durumda uygulanan ve diğer tanı, tedavi seçenekleri ve bu seçeneklerin getireceği fayda ve riskler ile hasta sağlığı üzerindeki muhtemel etkiler, komplikasyonlar ve reddetme durumda ortaya çıkabilecek muhtemel fayda ve riskler konusunda bilgilendirmenin, davalıların sigortalıları hekimler tarafından davacı annenin sosyal ve kültürel düzeyine uygun olarak anlayabileceği şekilde yapıldığının, davacı anneyi bu şekilde aydınlatma yükümlülüğü bulunan hekimin, bu yükümlülüğünü mevzuata ve usule uygun şekilde yerine getirdiğinin geçerli delillerle ispatlanamadığı, davalıların sigortalısı bulunan hekimlerin aydınlatma yükümlülüğünü yerine getirmediği anlaşılmaktadır. Bu itibarla teşhis ve tedavi hizmetini üstlenen sigortalı hekim, davacı çocuğun down sendromlu olarak doğmasından dolayı değil, bu kapsamda aydınlatma yükümlülüğünü yerine getirmeyerek vekalet sözleşmesinden kaynaklanan özen borcuna aykırı davranışından dolayı sorumludur. Bu nedenle hekimin sigortacısı olan davalı sigorta şirketinin poliçe kapsamında meydana geldiği anlaşılan zarardan sorumlu tutulması gerekirken, mahkemece yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmesi isabetsizdir..." gerekçesi ile kabul kararı verdiği, dairenin bu konuda istikrarlı şekilde aynı gerekçeler ile kabul kararı vermeye devam ettiği görülmektedir. Yukarıdaki gerekçede sağlık hizmetleri, hekimleri rolü, Tıbbî Kötü Uygulamaya İlişkin Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları, mesleki sorumluluk sigortasının dayanağı, özel özen gösterme yükümlüğü, aydınlatma yükümlülüğü, Hasta Hakları Yönetmeliği, hekim ile hasta arasındaki ilişki vekalet akdi olduğuna ilişkin açıklamalar yapılmış olup, tekrardan kaçınılarak atıf yapmakla yetinilmiştir.Anne karnında down sendromlu bebek hareketleri söz konusu sendromun anlaşılabilmesi için son derece önem arz eden bir konudur. Anne karnında down sendromlu bebek belirtileri genel olarak aşağıdaki şekilde ortaya çıkmaktadır. -Bebeğin kalbinde normalin dışında ilerleme ve parlama -Diz ve kalça eklemleri arasında yer alan kemiğin gerektiğinden daha kısa olması -Elde bulunan serçe parmaklarında ikinci kemiğin bulunmaması -Üst bacak kemiğinde kısalık görülmesi -Ense kalınlığının normale göre daha kalın olması -Üst kol kemiğinde kısalık görülmesi -Böbreklerde genişleme yaşanması -Orta flanks kemiğinde hipoplazi görülmesi -Kulak uzunluğunun yeterli uzunlukta olmaması -Ayaklarda bulunan başparmaklarda ayrıklık oluşması -İlliak açı genişliği gibi unsurlar anne karnında down sendromlu bebek hareketleri denildiği zaman akla gelen ilk maddeler arasında yer almaktadır. Hekimin gebelik takibinde anemnezin alınarak ikili-üçlü-dörtlü tarama testleri ile ayrıntılı ultrason istemesi gerektiği, başlı başına tarama testleri ile yetinilmesi de mümkün olmadığından tarama testlerindeki düşük risk oranına rağmen bebeğin down sendromlu olabileceği husus aydınlatılmalı, gen analizi, ammiyosentez, gelişen tıp uygulamaları ile tanıyı koymaya yönelik yapılan invazif işlemlerle ilgili bilgilendirilmesi gerekmektedir. Aksi halde tüm hekimler 11-14. Haftalar arasında yapılan ikili tarama testindeki düşük risk oranını gerekçe göstererek sorumluluktan kurtulacaktır. Açık kaynaklardan yapılan araştırmada ve hayatın genel tecrübelerinden bilindiği üzere gebelikte ilk başlarda ayda bir rutin muayene günü kararlaştırılmakta doğum yaklaşınca muayeneler daha kısa aralıklara verilmektedir.Down sendromlu bebeğin anne karnındaki hareketlerinden bazıları yukarıda yazılmıştır. Hekim her muayenede bu hususlara dikkate etmek zorundadır. Sadece 11-14. Haftalar arası yapılan ve kesin sonuç da vermeyen bir testi gerekçe göstererek sorumluluktan kurtulunması doğru değildir. Dünya genelinde 6 milyon Türkiye de ise 70.000 civarı down sendromlu insan bulunduğu bilinmektedir. Sadece ikili tarama testindeki düşük risk oranının sonraki muayenelerdeki tüm ihmalin önüne geçilmesini kabul etmek ülkemizde bu anomalili insanların çoğalmasına da neden verebilecek bir durumdur. Bu açıklamalar ışığında somut olayda;

Hekim tarafından yapılan gebeliğin takibi içermekte olup, süreç içeresinde gebeliğin gelişen haftalarına göre tedavi ve takip uygulanması gerektiği, sürecin özen gösterilerek hekim tarafından gerekli tıbbi uygulama ve müdahalenin yapılması beklenildiği, bu süreç içerisinde aydınlatma yükümlüğünün annenin ve babanın sosyal ve kültürel düzeyine uygun olarak anlayabileceği şekilde yerine getirilmesi gerektiği, hekimin takip ettiği süreçte bebeğin anne karnında iken down sendromlu olup olmadığına ilişkin tanı ve tetkiklerin önerilmesi, tarama testlerinin sonuçları hakkında bilgilendirilmesi, kesin tanı için başvurulabilecek yöntemleri, bu yöntemlerin risklerini açıklayarak aydınlatması gerektiği, uygulanan ve diğer tanı, tedavi seçenekleri ve bu seçeneklerin getireceği fayda ve riskler ile hasta sağlığı üzerindeki muhtemel etkileri, komplikasyonlar ve reddetme durumda ortaya çıkabilecek muhtemel fayda ve riskler konusunda bilgilendirmenin yapılması gerekmektedir. Yine hekimin down sendromu takibinin yanı sıra gebeliğin takibinde süreç içerisinde gerekli tıbbi uygulama kapsamında yönlendirme ve takiplerin yapılmasına ilişkin bir bütün halinde sorumluluğu bulunmaktadır. Somut olayda davacı annenin muayeneleri bahsi geçen hekimlerce yapılmış olup muayene evrakları detaylı incelendiğinde anne ve babanın hiçbir tıbbi öyküsünün bulunmadığı, aralarında akrabalık bağı olup olmadığı, kendilerinde veya ailelerinde anomalili insanlar olup olmadığı hususunda hiçbir kayıt olmadığı görülmektedir. Feri müdahil ------ dilekçesinde davacı annenin 07.05.2018 tarihli muayenesinde 13 hafta 4 gün ile uyumlu gebeliği olduğunu, İkili tarama testlerini incelediğini, down sedromlu olma ihtimalinin 1/21700 olduğunu,davacıya istemesi halinde perinatoloji muayenesini önerdiğini, sekreterinin buna şahit olduğunu belirtmiş ,31.05.2018 tarihli muayenesinde ise 17 hafta 3 gün ile uyumlu gebeliği olduğunu, İkili tarama testi düşük riskli geldiğinden üçlü ve dörtlü tarama testi istemediğini belirtmiştir. 07.05.2018 tarihli muayenede perinatoloji muayenesi önerdiğini belirten hekim sonraki muayanede bunla çelişik şekilde tarama testinde düşük risk geldiğinden diğer testleri istemediğini belirtmiştir. Bu tür dosyalarda esasen oransal bir kusur oranına gidilmesinin hakkaniyete daha uygun sonuçlar yaratacağı düşünülmekte ise de Yargıtay ------. Hukuk dairesinin konuya bakışı kusur raporu alınmasına gerek olmadığı yönündedir. Bu şekilde toptan kabul veya red durumunun esasen hakkaniyete uygun olmadığı,( Puanlama sistemi ile kusur oranlarının tespitinin daha doğru olduğu örneğin hastalardan tıbbi öykünün hiç alınmamasının belli bir oranda kusur, ileri yaş grubundaki hastalara kesin tanı testlerinin hiç önerilmemesinin belli bir oranda kusur vs. Sistemi ile oransal ve yüzdelik bir kusur raporu ile sonuca gitmenin esasen daha doğru olduğu düşünülmektedir. ) keza 2022 yılına kadar bu davaların neredeyse tamamı hakkında kabul kararı verilirken uygulamanın bir anda tamamen değişme eğilimi göstermesi ve bu dosyalarda yine hekimlerden rapor alınmak zorunda olunması ve meslektaş dayanışması gibi faktörler de başka bir sorun teşkil etmektedir.

Öte yandan Yargıtay -----. Hukuk dairesinin en yakın tarihli kararlarına bakıldığında verilen bazı kararları sadece davacı çocuklar yönünden bozduğu davacı evebeynler yönünde bozmadığı da görülmektedir. Örneğin Yargıtay ------. HD. 21.10.2024 Tarihli ----- sayılı kararında "....Sosyal devlet ilkesi çerçevesinde engelli bireylere tanınan tüm haklardan davacı çocuk ----- yararlanacağı şüphesizdir. Açıklanan bu hususlar doğrultusunda davacı çocuk hakkında kurulan hükmün bozulması gerekmiştir..." şeklinde karar verdiği, aynı dairenin 11.09.2024 tarihli ------Sayılı kararında da "..Sosyal devlet ilkesi çerçevesinde engelli bireylere tanınan tüm haklardan davacı çocuk ----- yararlanacağı şüphesizdir. Nitekim Dairemizin 23.11.2023 tarihli, -------. sayılı kararı da bu doğrultuda olup açıklanan bu hususlar doğrultusunda davacı çocuk hakkında kurulan hükmün bozulması gerekmiştir." gerekçeleri ile karar verildiği yani verilen kararların sadece çocuk yönünden bozulduğu, anne ve baba için verilen manevi tazminat kabul kararları hususunda bir bozma yapılmadığı görülmektedir.

Yargıtay -----. Hukuk dairesinin ------- Sayılı ilamında "... Sosyal devlet ilkesi çerçevesinde engelli bireylere tanınan tüm haklardan davacı çocuk ----- yararlanacağı şüphesizdir. Nitekim Dairemizin 23.11.2023 tarihli, ---- sayılı kararı da bu doğrultuda olup açıklanan bu hususlar doğrultusunda davacı çocuk hakkında kurulan hükmün bozulması gerekmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle;

1.Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca DAVACILAR -----ve ------- YÖNÜNDEN ONANMASINA,

2.Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesinin DAVACI------ YÖNELİK kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,

3.İlk Derece Mahkemesinin DAVACI ------ YÖNELİK KARARININ BOZULMASINA...." şeklindeki kararında sadece çocuk yönünden bozma kararı verilmiş anne ve baba için verilen manevi tazminat kararları ONANMIŞTIR.

Yargıtay ----- HD. ----- Sayılı ilamında ".... Mahkemece bozma ilamına uyularak down sendromlu doğan davacı çocuk ------ bakımından açılan davada, “doktor, aydınlatma yükümlülüğünü yerine getirseydi, belki benim yaşam hakkım elimden alınacaktı, oysa şimdi alınmadı" şeklinde yorumlanabilecek bir sebebe dayalı maddi ve manevi tazminat isteminde hukuki yarar bulunmadığı, bu istemin özünde davacı çocuğun kişilik haklarını ihlal ettiği, davacı küçük ------ tarafından davalı aleyhine açılan maddi ve manevi tazminat davasının ayrı ayrı reddinin gerektiği, diğer davacı (baba) ----- ve (anne) -------- bakımından verilen kararın bozma konusu yapılmadığı gerekçesiyle davacı küçük ----- tarafından davalı aleyhine açılan maddi ve manevi tazminat davasının ayrı ayrı reddine, davacı anne ----- ve davacı baba ------ tarafından davalı aleyhine açılan manevi tazminat davasının kabulüne, davacı ----- için 30.000,00 TL, davacı baba ------- için 30.000,00 TL manevi tazminatın dava tarihi olan 25.12.2014 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile adı geçen davacılara ayrı ayrı verilmesine karar verilmiş, hüküm davacılar vekilince temyiz edilmiştir.

IV. TEMYİZ İNCELEMESİ

1.Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Dava, tıbbi kötü uygulamaya ilişkin zorunlu mali sorumluluk sigorta poliçesine dayalı maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.

2.İlgili Hukuk 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (1086 sayılı Kanun) 440 ıncı maddesi, 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın (Anayasa) 12 ve 17 nci maddeleri.

3.Değerlendirme Dosyadaki yazılara, mahkemece uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına göre, davacılar vekilinin bütün temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.

V. SONUÇ:

Davacılar vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın ONANMASINA... " şeklindeki ilamında anne ve baba için verilen manevi tazminat kararın onandığı görülmüştür.Neticede somut olayda hekimlerin ikili tarama testindeki düşük risk oranı nedeni ile ileri tetkik yaptırmadıkları, yapmayacakları bir tetkikin aydınlatılmasını da yapmak zorunda olmadıkları yolundaki savunmaları dışında bir savunmaları bulunmamaktadır. Hekim 11-14 haftalar arası yapılan ikili test aşamasından sonra da her muayenede anne karındaki bebek hareketlerini gözlemlemek, ense kalınlığını ölçmek, timur boyu kısalığına bakmak, bağırsak problemleri olup olmadığı, burun kemiği gelişiminde darlık olup olmadığına bakmak, kalpte parlama, noktacık olup olmadığına bakmak ve 20. Haftada ense kalınlığını tekrar ölçerek riski revize etmek zorundadır. Bu bilgiler açık kaynaklardan bilimsel makalelerden alınmıştır.

Mahkememizce bozma ilamından önce verilen ve istinaf denetiminden onanarak geçen kararda alınan rapora neden itibar edilmediği uzun gerekçelerle izah edilmiştir. Dosyada alınan raporlar ayrıntılı bir inceleme içermemekte olup sadece ikili test sonucunun düşük riskli çıkması nedeni ile diğer testlerin önerilmesinin gerekmediğinin bildirilmesinden ibarettir. Dosyada bilirkişi raporu alınmış ise de yukarıda bu açıklamalar yönünde dosya açıklığa kavuşamamıştır. Öte yandan iş bu dosyada verilen Yargıtay ilamında esasen hüküm sadece davacı çocuk yönünden bozulmuştur. Hükmün tamamı bozulmak istense idi yüksek mahkemenin bunu açıkça yazacağını düşünmekteyim. Kaldı ki Yargıtay anne ve baba için verilen manevi tazminat kararlarını da onamıştır. Yukarıda birkaçı aynen alıntılanmıştır. Esasen Yargıtay bu dosyada da bu yolu açmıştır. Tüm bu anlatılan nedenlerle şayet bozma kararına uyulacak ise en azından davacı anne ve babanın manevi tazminat taleplerinin kabul edilmesi gerekmektedir.

Bu itibarla yukarıdaki muhalefet gerekçelerimi tekrar ile teşhis ve tedavi hizmetini üstlenen sigortalı hekimlerin, bebeğin down sendromlu olarak doğmasından dolayı değil, bu kapsamda aydınlatma yükümlülüğünü kısmen yerine getirmeyerek vekalet sözleşmesinden kaynaklanan özen borcuna aykırı davranmasından dolayı sorumlu olduğundan kusuru oranında davanın kabulüne karar verilmesi gerektiği,sigortacı olan şirketlerin de poliçe limitleri ile sorumlu olduğu, alınan raporların yetersiz olduğu, keza yukarıda alıntılanan Yargıtay -------. Hukuk dairesinin en güncel kararlarında ve iş bu dosyadaki kararında sadece çocuk yönünden bozma kararı verdiğinin göz ardı edilmesi, anne ve babalar yönünden verilen kararlarda bir bozma hususu yapılmamış olmasının ve anne ve babanın manevi tazminat taleplerinin kabul edilmesi gerektiğinin nazara alınmamış olmasının da hatalı olduğu görüşü ile sayın çoğunluğun görüşüne katılmadığımı saygıyla bildirmekteyim.

© 2026 İçtihat Pro — ictihatpro.com  |  Bu belge bilgilendirme amaçlıdır. Resmi belge niteliği taşımaz.

İçtihat Pro Blog