10. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
T.C.
İSTANBUL BAM
8. HUKUK DAİRESİ
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F M A H K E M E S İ K A R A R I
DOSYA NO: 2021/2308
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL ANADOLU 10. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 17/11/2020
NUMARASI: 2019/195 Esas - 2020/791 Karar
DAVANIN KONUSU: Trafik Kazasına Bağlı Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazminat
İSTİNAF KARAR TARİHİ: 28/11/2024
Yukarıda bilgileri yazılı bulunan ilk derece mahkemesi kararına karşı istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 355. maddesindeki düzenleme gereğince, istinaf edenin sıfatına, istinaf nedenlerine ve kamu düzenine ilişkin olup resen gözetilmesi gereken hususlara hasren yapılan inceleme ve değerlendirme neticesinde;
K A R A R Davacı vekili dava dilekçesi ile; 24.04.2017 tarihinde müvekkilinin, yolcu olarak bulunduğu, davalıya trafik sigortalı araç sürücüsünün direksiyon hakimiyetini kaybetmesi ile meydana gelen trafik kazasında yaralandığını belirterek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile 25,00-TL bakıcı gideri, 25,00-TL geçici iş göremezlik ve 50,00-TL sürekli iş göremezlik olmak üzere 100,00-TL maddi tazminatın davalının temerrüt tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiş, yargılama aşamasında sunduğu 22.09.2020 tarihli dilekçe ile, maddi tazminat taleplerini sürekli iş göremezlik yönünden 108.367,83-TL'ye, bakıcı giderine ilişkin taleplerini 1.777,50-TL'ye, yargılama aşamasında 28.10.2020 tarihinde sunduğu ıslah dilekçesi ile de; sürekli iş göremezliğe ilişkin taleplerini 156.957,83-TL olarak ıslah ettiklerini bildirmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesi ile; davacının, %5 oranında sürekli maluliyetine binaen belirlenen 28.215,00-TL tazminatın 12.01.2018 tarihinde babası ...'ya ödendiğini, davacının ancak sürekli bakıma ihtiyacı olduğunu ispatlaması halinde bakıcı gideri talebinde bulunabileceğini, ödeme tarihi itibariyle davacının zararının karşılanıp karşılanmadığının tespiti gerektiğini, davacının, seyir halinde iken emniyet kemerini takmadığının kaza tespit tutanağı ile belirli olduğunu ve müterafik kusur indirimi yapılması gerektiğini, aynı zamanda hatır taşıması nedeniyle indirim yapılması gerektiğini, dava açılmadan evvel yapılan başvuruda trafik kazasına ilişkin yeterli belge sunulmadığı için dava tarihinden itibaren faiz işletilebileceğini savunarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İlk derece mahkemesince; dosya kapsamında yer alan ATK Trafik İhtisas Dairesi tarafından düzenlenen raporda, kazanın meydana gelmesinde davalıya sigortalı araç sürücüsünün % 75, plakası ve kimliği tespit edilemeyen araç sürücüsünün ise % 25 oranında kusuru bulunduğu kanaatine varıldığının bildirildiği, Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi-Adli Tıp Anabilim Dalı tarafından hazırlanan raporda; davacının tüm vücut engellilik oranının % 15 olduğunun, iyileşme (iş göremezlik) süresinin olay/kaza tarihinden itibaren 6 (altı) aya kadar uzayabileceğinin, 1 (bir) ay süresince başka birisinin bakımına muhtaç olduğunun, sürekli bakıma muhtaç olmadığının bildirildiği, davalı tarafça davadan önce yapılan ödemenin güncellenmiş halinin mahsubu gerektiği, Anayasa Mahkemesi'nin 17.07.2020 tarihli iptal kararı sonrasında alınan ve hüküm kurmaya elverişli 27.10.2020 tarihli aktüer bilirkişi ikinci ek raporu ile, davacının, davalıya sigortalı araç sürücüsünün %75 kusuruna isabet eden zararının 144.201,83-TL olduğunun belirlendiği, belirlenen tazminat miktarından davalı tarafça dava tarihinden evvel yapılan ödemenin güncellenmiş hali 35.311,27-TL'nin mahsubu gerektiği, ayrıca % 20 oranında hatır taşıması indirimi de uygulandığında davacının zararının (144.201,83 x 0,80 = 115.361,46 TL - 35.311,27 TL) 80.050,19-TL olduğu, davalıya sigortalı araç sürücüsünün kusur oranı dikkate alındığında bakıcı gideri zararının da hatır taşıması indirimi ile birlikte 1.066,50-TL olduğu, her ne kadar davalı tarafça müterafik kusur indirimi yapılması talep edilmişse de dosya kapsamı ve ceza dosyası kapsamı itibariyle yapılan incelemede davacının emniyet kemeri takmadığı ya da kazanın oluşumuna sebebiyet verdiği yönünde tespite elverişli herhangi bir bilgi, belge ve beyanın bulunmadığı bu haliyle davacının müterafik kusurlu olduğunun kabul edilemeyeceği, davalı tarafın kısmi ödeme yaptığı 12.01.2018 tarihinde temerrüde düştüğü, davanın kısmen kabulü gerektiği ve hatır taşıması indirimi nedeniyle reddedilen tazminat miktarı yönünden davalı lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığı gerekçesi ile; "Davanın KISMEN KABULÜ ile 80.050,19 TL sürekli iş göremezlik tazminatı ve 1.066,50 TL bakıcı gideri tazminatı olmak üzere toplam 81.116,69 TL'nin 12.01.2018 temerrüt tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine" karar verilmiş, karara karşı davacı vekilince istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
Davacı vekilinin istinaf nedenleri; davalı ... şirketinin müşterek ve müteselsilen zararın tamamından sorumlu olduğu göz ardı edilerek kusur oranında zarardan sorumlu tutulmasının hatalı olduğu, her ne kadar müvekkili ...'nın geliri asgari ücret üzerinden belirlenmiş ise de, müvekkilinin Karabük Üniversitesi'nde Ulaştırma Hizmetleri Bölümü'nde okuduğunu ve mezun olduktan sonra bitirdiği bölüm ile ilgili bir işte çalışacağından gelirinin asgari ücretin üzerinde olacağı, oysa ki Yargıtay uygulamasına göre müvekkilinin okulunu bitirdikten sonra eğitimine uygun şekilde emsallerine göre alacağı ücretin belirlenerek bu ücret üzerinden hesaplama yapılması gerektiği, müvekkilinin elde edebileceği emsal ücretlere ilişkin TÜİK verilerinin dosya kapsamına sunulduğu ve buna göre tazminat hesabı yapılması gerektiği, hatır taşımasının bulunmadığı, araç sürücünün müvekkilinin taşınması nedeniyle zaman ve maliyet açısından herhangi bir harcamada bulunmadığı, müvekkili ile araç sürücüsünün menfaatlerinin ortak olduğu, araç sürücüsünün beyanından da anlaşılacağı üzere müvekkili araca binmese dahi aynı yere gideceği için hatır taşımasının bulunmadığı hususlarına ilişkindir. Dava, trafik kazasından kaynaklanan cismani zarar nedeniyle tazminat istemine ilişkindir. (1) 6098 sayılı TBK’nun 61’inci maddesinde; “Birden çok kişi birlikte bir zarara sebebiyet verdikleri veya aynı zarardan çeşitli sebeplerden dolayı sorumlu oldukları takdirde, haklarında müteselsil sorumluluğa ilişkin hükümler uygulanır.”, 163 üncü maddesinde ise “Alacaklı, borcun tamamının veya bir kısmının ifasını, dilerse borçluların hepsinden, dilerse yalnız birinden isteyebilir. Borçluların sorumluluğu, borcun tamamı ödeninceye kadar devam eder.” şeklinde düzenleme bulunmaktadır. Yasal düzenlemeler gereğince zarar gören davacı, zararının tümünü müteselsil sorumlulardan biri aleyhine açacağı bir dava ile isteyebileceği gibi, sorumluların hepsi aleyhine açacağı tek bir dava ile de talep edebilir. 2918 sayılı Kanun'un 88 inci maddesinin birinci fıkrasında bir motorlu aracın katıldığı kazada üçüncü kişinin uğradığı zarardan dolayı birden fazla kişi tazminatla yükümlü bulunuyorsa bunların müteselsil olarak sorumlu tutulacağı düzenlemesine yer verilmiş olup, trafik kazasında zarara uğrayan kişiye karşı kazaya kusuruyla karışan tüm araç ilgililerinin zararın tamamından müteselsil sorumlu olması ilkesi benimsenmiştir. Anılan müteselsil sorumluluk, kanundan doğan bir müteselsil sorumluluk olup ancak hak sahibinin talebi halinde zarar sorumlularının kusur oranlarına göre sorumlulukları gündeme gelebilecektir. Dosya kapsamında yer alan ATK Trafik İhtisas Dairesi tarafından düzenlenen 20.01.2020 tarihli raporda; kazanın meydana gelmesinde davalıya trafik sigortalı araç sürücüsünün %75 oranında, plakası ve kimliği tespit edilemeyen araç sürücüsünün %25 oranında kusurlu olduğu kanaatine varıldığı bildirilmiş, bu hali ile kazaya karışan davalıya sigortalı araç içerisinde yolcu olarak bulunan davacının, kazanın meydana gelmesinde kusurunun bulunmadığı tespit edilmiştir. Somut olayda; davacı tarafça dava dilekçesi ile müteselsil sorumluluktan vazgeçilmediği, aksine yargılama aşamasında ATK Trafik İhtisas Dairesi tarafından düzenlenen rapora karşı sunulan 29.01.2020 tarihli beyan dilekçesinde, davalının müteselsil sorumluluk gereği tüm zarardan sorumlu olduğunu belirterek itirazda bulunduğu gözetildiğinde davalı ... şirketinin zararın tamamından sorumlu tutulmasına karar verilmesi gerekirken kusur oranında sorumluluğa hükmedilmesi hatalı olup, davacı vekilinin bu hususa yönelik istinaf talebi yerindedir. (2) Davacının gelirinin belirlenmesi tazminatın doğru tespitinde önemli bir yer tutmaktadır. Somut olayda; davacının, kaza tarihinde öğrenci olduğu, Dairece, UYAP sisteminden yapılan sorgulamaya göre 05.07.2021 tarihinde Karabük Üniversitesi Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği Teknik Bilimler Meslek Yüksekokulunda işe başladığı ve 20.08.2021 tarihinde işten ayrıldığı, akabinde 15.04.2023 tarihinde ... Ticaret Limited Şirketi isimli işyerinde işe başladığı ve halen aynı işyerinde çalıştığı görülmüştür. Davacının gerçek zararın belirlenmesi için, davacının gelirinin net ve ispata yarar somut delillerle ortaya konulması gerekmektedir. Eksik inceleme ile hüküm kurulamaz. Bu durumda mahkemece, SGK'dan ve davacının çalıştığı iş yerlerinden gelir durumuna ilişkin belgelerin getirtilerek, kaza tarihinden ilk işe başladığı 05.07.2021 tarihine kadar asgari ücrete göre, 05.07.2021 ila 20.08.2021 tarihleri arası için belirlenecek gelirine göre, işten ayrıldığı 20.08.2021 tarihinden tekrar işe başladığı 15.04.2023 tarihine kadar asgari ücrete göre, bu tarihten sonra ise bilinen aktif dönemin celbedilecek belgelere göre belirlenecek geliri esas alınarak, bilinmeyen aktif dönem için ise davacının elde ettiği gelirin asgari ücrete oranı bulunup bu oran esas alınarak TRH 2010 yaşam tablosu kullanılarak ve progresif rant yöntemi uygulanmak suretiyle tazminat hesabı yapılması için dosyanın bilirkişiye tevdi ile ek rapor alınması ve ondan sonra hasıl olacak sonuca göre karar verilmesi gerekmektedir. Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin yerinde görülen istinaf isteminin kısmen kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının HMK'nın 353/1-a/6 kaldırılmasına, Dairece verilen kaldırma kararının gerekçe ve şekline göre davacı vekilinin sair istinaf nedenlerinin şimdilik incelenmesine yer olmadığına karar vermek gerektiği sonuç ve kanaatine varılmıştır.