14. Hukuk Dairesi
T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
14. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2025/459
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İstanbul 7. Asliye Ticaret Mahkemesi
TARİHİ: 12.12.2024
NUMARASI: 2024/521 Esas - 2024/778 Karar
Taraflar arasındaki ihya davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın kabulüne dair verilen karara karşı, davalı tasfiye memuru vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin tasfiye halinde ... Limited Şirketi'nden İstanbul ... Noterliği ... yevmiye 23/09/2019 tarihli düzenleme şeklinde borç senedi nedeniyle alacaklı olduğunu, borçlu şirket aleyhine icra takibi başlatılma aşamasında borçlu şirketin tasfiye edildiğinin öğrenildiğini, borçlu şirketin aleyhine icra takibi yapabilmeleri için şirketin ihyası gerektiğini, bu nedenlerle şirketin ihyası ile ticaret siciline kaydının yapılmasına, yargılama giderleri ile ücreti vekaletin davalı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı ... vekili, savunmasında özetle; TTK.m.32 ve Ticaret Sicili Yönetmeliği m.34 hükmü çerçevesinde işlem yapıldığını, tasfiye sürecinde yetki ve sorumluluk şirket tasfiye memurunda olduğunu, henüz muaccel olmayan veya hakkında uyuşmazlık bulunan borçların notere depo edilmesi ya da kafi bir teminat ile karşılanması gerektiğini, bu kapsamda bu işlemler yapılmadan şirketlerin tasfiye süreci sonuçlandırılıp, bakiyeler mevcut pay sahiplerine dağıtılmış ve şirket kayıtları sicilden terkin edilmiş ise, terkin işlemlerinin iptali ile şirket tüzel kişiliği ihya olunarak tasfiye sürecine yeniden geçilebileceğini, tasfiye memurlarının iddia edilen eksik işlemlerini, Müvekkil Sicil Müdürlüğünün tespit etmesi mümkün olmadığını, davanın esası ile ilgili vereceği karara müvekkil Sicili Müdürlüğü uyacağını, TTK m. 545/1’de düzenlendiği üzere müvekkil Ticaret Sicili Müdürlüğü tasfiye memurlarının bildirimi ve başvurusu üzere işlem yapıldığını, bu kapsamda herhangi bir sorumluluğunun bulunduğunun kabul edilmesi kanuna aykırı olacağını, tasfiye memurlarının, kanundan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini kusurlarıyla ihlâl ettikleri takdirde, şirkete ve şirketin alacaklılarına karşı sorumlu olduğu düzenlendiğini, olağan tasfiye sürecinden kaynaklanan, şirketin kurucusu ve tasfiye memuru olan tasfiye sürecinde açılan davaya rağmen şirketin ticaret sicilinden silinmesini talep eden tasfiye memurunun kusurundan dolayı Ticaret Sicili Müdürlüğünün sorumluluğu bulunmadığını, dava konusu şirketin ek tasfiyesine karar verilmesi durumunda TTK m. 547/2 gereğince tasfiye memuru atanması zorunlu olduğunu, TTK m. 547/2'ye göre, mahkemece istemin yerinde olduğuna kanaat getirilmesi durumunda şirketin ek tasfiye amacıyla ticaret siciline yeniden tescili ile birlikte bu işlemlerin yapılması için son tasfiye memurlarının veya yeni bir veya birkaç kişinin tasfiye memuru olarak atanması gerektiğini, tasfiye memurlarının görevi terkin işlemiyle birlikte sona erdiğini, ek tasfiye kapsamındaki işlemlerin gerçekleştirilmesi maksadıyla atanacak tasfiye memurunun/memurlarının TTK m. 536'da düzenlenen şartları haiz olması gerektiğini, mahkemece atanacak temsile yetkili tasfiye memurlarından en az birinin Türk vatandaşı olması ve yerleşim yerinin Türkiye'de bulunması gerektiğini, müvekkilinin davanın açılmasına neden olunmadığından yargılama giderleri ile vekalet ücretinden de sorumlu tutulamayacağını beyan etmiştir.
Davalı ... vekili, savunmasında özetle; huzurdaki davanın ticari dava niteliğinde olduğunu, davacı tarafça arabuluculuk kanun yoluna başvurulmadığını, zorunlu arabuluculuk yoluna başvurulmadığından davanın reddi gerektiğini, yine huzurdaki davaya ilişkin zamanaşımı, hak düşürücü süre itirazlarının olduğunu, ihyası istenen şirket için alacaklılara 4 kere çağrı yapıldığını, bu çağrıların usulüne uygun bir şekilde Ticaret Sicil Gazetesinde yayınlandığını, davacı tarafın alacaklı olduğunu iddia ettiği belgenin tarihinin 23/09/2019 tarihli olduğunu, bu tarihin alacaklılara yapılan çağrıdan önceki bir tarih olduğunu, davacı tarafın süresi içerisinde alacağını bildirmediğinden huzurdaki davanın reddi gerektiğini, bu nedenlerle haksız davanın reddine, vekalet ücreti ve yargılama giderlerinin davacı yan üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "... uyuşmazlıkla ilgili olarak terkin edilmiş olan bir şirketin bir davada taraf olarak yer alabilmesi bağlamında ek tasfiyenin rolü üzerinde de durulmalıdır. Yukarıda bahsi geçen kurallar gereğince herhangi bir ticaret şirketinin davada taraf olabilmesi, taraf ve dava ehliyetinin varlığına bağlıdır. Bahsedilen ehliyetler ise hukuken var olan bir tüzel kişiliği gerektirmektedir. Oysaki ticaret sicilinden terkin edilen bir şirketin tüzel kişiliği, terkin işlemiyle birlikte sona erecektir (TTK m. 545). Buradan hareketle tasfiyesi tamamlanmış veya tamamlanmamış, bir şekilde sicilden terkin edilmiş bir şirket ile ilgili veya onun aleyhinde bu gibi ihtiyacın doğması hâlinde şirket hakkında TTK’nın 547. maddesi çerçevesinde ek tasfiye prosedürünün tamamlanması gerekir. Bu tür bir ihtiyaçla ek tasfiye aşamasına döndürülerek ihya edilen şirketin ek tasfiyesi, açılan dava ile ortaya çıkan hukukî ihtilafın giderilmesi amacıyla sınırlı olacaktır. Ek tasfiye için TTK’nın 547. maddesine dayalı olarak açılan ve uygulamada “ihya” davası olarak adlandırılan davada mahkemece, talep kabul edilerek şirketin ek tasfiye işlemleri için ihyasına karar verilmesi durumunda aynı maddenin 2. fıkrası uyarınca, taraflarca talep edilmese dahi, tasfiye memuru atanarak tescil ve ilanına karar verilmelidir. ( Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2021/10-956 Esas, 2022/1538 Karar.) Somut olayda ihyası talep edilen ... Ticaret Limited Şirketi'nin tek ortağı, yetkilisi, müdürü ve tasfiye memuru olan ... ile davacı arasında İstanbul ... Noterliği ... yevmiye 23/09/2019 tarihli düzenleme şeklinde borç senedi düzenlendiği, davalı tasfiye memurunun borç senedinden bizzat haberdar olmasına rağmen 12/12/2023 tarihinde şirket tasfiyesini sona erdirdiği yukarıda açıklanan gerekçeler kapsamında TTK 547.maddesindeki ek tasfiye işlemleri için şirketin ihyası isteminin koşullarının oluştuğu anlaşılmakla davanın kabulüne karar verilmiş davacı tarafa verilen borç senedinden sonra şirket terkin edilmiş olup; terkin aşamasında davalı tarafça da ödeme iddiasında bulunulmayan borç senedi bulunduğundan davalı Tasfiye Memuru yargılama giderlerinden sorumlu tutularak..." gerekçesiyle, davanın kabulüne karar verilmiştir.
Bu karara karşı, davalı tasfiye memuru vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ Davalı tasfiye memuru vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle;
Davacı tarafından, dava dilekçesi ile sadece Tasfiye...Ticaret Limited Şirketi'nin ihyası talep edildiğini, müvekkili ...'nin tasfiye memuru olarak atanmasına yönelik bir talepte bulunulmadığını, ancak ilk derece mahkemesi tarafından, davacının talep ettiği hususlar aşılarak, müvekkilinin tasfiye memuru olarak atanmasına da karar verildiğini, iş bu sebeple ilk derece mahkemesi kararının istinaf incelemesi neticesinde kaldırılması gerektiğini, İş bu davada, ticaret sicil müdürlüğü de yasal hasım gereği davalı sıfatına haiz olduğunu, 12.12.2024 tarihli ön inceleme duruşmasına davalı ... Sicil Müdürlüğü katılmamış olmasına rağmen, bu husus duruşma tutanağına derç edilmediğini, iş bu sebeple ön inceleme duruşması, taraf teşkili sağlanmaksızın yapılmış olup, ilk derece mahkemesi kararının istinaf incelemesi neticesinde kaldırılması gerektiğini, ... Ticaret Limited Şirketi'nin ihyası için alacaklılara 3 kere çağrı yapılmış ve bu çağrılar usulüne uygun bir şekilde Ticaret Sicil Gazetesinde yayınlandığını, davacı tarafın alacaklı olduğunu iddia ettiği belgenin tarihi 23.09.2019 tarihi olup tarih alacaklılara yapılan çağrıdan önceki bir tarih olduğunu, davacı taraf, süresi içerisinde alacağını bildirmediğini, müvekkili tarafından hukuka aykırı sona erme, tasfiye gibi durumlar söz konusu olmadığını, Bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın reddine karar verilmesini istemiştir.