Esas No
E. 2025/459
Karar No
K. 2025/1161
Karar Tarihi
Karar Sonucu
REDDİNE
Hukuk Alanı
Ticaret Hukuku

T.C.

İSTANBUL

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

14. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO: 2025/459

KARAR NO: 2025/1161

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

İ S T İ N A F K A R A R I

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ: İstanbul 7. Asliye Ticaret Mahkemesi

TARİHİ: 12.12.2024

NUMARASI: 2024/521 Esas - 2024/778 Karar

DAVA: Şirketin İhyası

Taraflar arasındaki ihya davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın kabulüne dair verilen karara karşı, davalı tasfiye memuru vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.

TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin tasfiye halinde ... Limited Şirketi'nden İstanbul ... Noterliği ... yevmiye 23/09/2019 tarihli düzenleme şeklinde borç senedi nedeniyle alacaklı olduğunu, borçlu şirket aleyhine icra takibi başlatılma aşamasında borçlu şirketin tasfiye edildiğinin öğrenildiğini, borçlu şirketin aleyhine icra takibi yapabilmeleri için şirketin ihyası gerektiğini, bu nedenlerle şirketin ihyası ile ticaret siciline kaydının yapılmasına, yargılama giderleri ile ücreti vekaletin davalı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı ... vekili, savunmasında özetle; TTK.m.32 ve Ticaret Sicili Yönetmeliği m.34 hükmü çerçevesinde işlem yapıldığını, tasfiye sürecinde yetki ve sorumluluk şirket tasfiye memurunda olduğunu, henüz muaccel olmayan veya hakkında uyuşmazlık bulunan borçların notere depo edilmesi ya da kafi bir teminat ile karşılanması gerektiğini, bu kapsamda bu işlemler yapılmadan şirketlerin tasfiye süreci sonuçlandırılıp, bakiyeler mevcut pay sahiplerine dağıtılmış ve şirket kayıtları sicilden terkin edilmiş ise, terkin işlemlerinin iptali ile şirket tüzel kişiliği ihya olunarak tasfiye sürecine yeniden geçilebileceğini, tasfiye memurlarının iddia edilen eksik işlemlerini, Müvekkil Sicil Müdürlüğünün tespit etmesi mümkün olmadığını, davanın esası ile ilgili vereceği karara müvekkil Sicili Müdürlüğü uyacağını, TTK m. 545/1’de düzenlendiği üzere müvekkil Ticaret Sicili Müdürlüğü tasfiye memurlarının bildirimi ve başvurusu üzere işlem yapıldığını, bu kapsamda herhangi bir sorumluluğunun bulunduğunun kabul edilmesi kanuna aykırı olacağını, tasfiye memurlarının, kanundan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini kusurlarıyla ihlâl ettikleri takdirde, şirkete ve şirketin alacaklılarına karşı sorumlu olduğu düzenlendiğini, olağan tasfiye sürecinden kaynaklanan, şirketin kurucusu ve tasfiye memuru olan tasfiye sürecinde açılan davaya rağmen şirketin ticaret sicilinden silinmesini talep eden tasfiye memurunun kusurundan dolayı Ticaret Sicili Müdürlüğünün sorumluluğu bulunmadığını, dava konusu şirketin ek tasfiyesine karar verilmesi durumunda TTK m. 547/2 gereğince tasfiye memuru atanması zorunlu olduğunu, TTK m. 547/2'ye göre, mahkemece istemin yerinde olduğuna kanaat getirilmesi durumunda şirketin ek tasfiye amacıyla ticaret siciline yeniden tescili ile birlikte bu işlemlerin yapılması için son tasfiye memurlarının veya yeni bir veya birkaç kişinin tasfiye memuru olarak atanması gerektiğini, tasfiye memurlarının görevi terkin işlemiyle birlikte sona erdiğini, ek tasfiye kapsamındaki işlemlerin gerçekleştirilmesi maksadıyla atanacak tasfiye memurunun/memurlarının TTK m. 536'da düzenlenen şartları haiz olması gerektiğini, mahkemece atanacak temsile yetkili tasfiye memurlarından en az birinin Türk vatandaşı olması ve yerleşim yerinin Türkiye'de bulunması gerektiğini, müvekkilinin davanın açılmasına neden olunmadığından yargılama giderleri ile vekalet ücretinden de sorumlu tutulamayacağını beyan etmiştir.

Davalı ... vekili, savunmasında özetle; huzurdaki davanın ticari dava niteliğinde olduğunu, davacı tarafça arabuluculuk kanun yoluna başvurulmadığını, zorunlu arabuluculuk yoluna başvurulmadığından davanın reddi gerektiğini, yine huzurdaki davaya ilişkin zamanaşımı, hak düşürücü süre itirazlarının olduğunu, ihyası istenen şirket için alacaklılara 4 kere çağrı yapıldığını, bu çağrıların usulüne uygun bir şekilde Ticaret Sicil Gazetesinde yayınlandığını, davacı tarafın alacaklı olduğunu iddia ettiği belgenin tarihinin 23/09/2019 tarihli olduğunu, bu tarihin alacaklılara yapılan çağrıdan önceki bir tarih olduğunu, davacı tarafın süresi içerisinde alacağını bildirmediğinden huzurdaki davanın reddi gerektiğini, bu nedenlerle haksız davanın reddine, vekalet ücreti ve yargılama giderlerinin davacı yan üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "... uyuşmazlıkla ilgili olarak terkin edilmiş olan bir şirketin bir davada taraf olarak yer alabilmesi bağlamında ek tasfiyenin rolü üzerinde de durulmalıdır. Yukarıda bahsi geçen kurallar gereğince herhangi bir ticaret şirketinin davada taraf olabilmesi, taraf ve dava ehliyetinin varlığına bağlıdır. Bahsedilen ehliyetler ise hukuken var olan bir tüzel kişiliği gerektirmektedir. Oysaki ticaret sicilinden terkin edilen bir şirketin tüzel kişiliği, terkin işlemiyle birlikte sona erecektir (TTK m. 545). Buradan hareketle tasfiyesi tamamlanmış veya tamamlanmamış, bir şekilde sicilden terkin edilmiş bir şirket ile ilgili veya onun aleyhinde bu gibi ihtiyacın doğması hâlinde şirket hakkında TTK’nın 547. maddesi çerçevesinde ek tasfiye prosedürünün tamamlanması gerekir. Bu tür bir ihtiyaçla ek tasfiye aşamasına döndürülerek ihya edilen şirketin ek tasfiyesi, açılan dava ile ortaya çıkan hukukî ihtilafın giderilmesi amacıyla sınırlı olacaktır. Ek tasfiye için TTK’nın 547. maddesine dayalı olarak açılan ve uygulamada “ihya” davası olarak adlandırılan davada mahkemece, talep kabul edilerek şirketin ek tasfiye işlemleri için ihyasına karar verilmesi durumunda aynı maddenin 2. fıkrası uyarınca, taraflarca talep edilmese dahi, tasfiye memuru atanarak tescil ve ilanına karar verilmelidir. ( Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2021/10-956 Esas, 2022/1538 Karar.) Somut olayda ihyası talep edilen ... Ticaret Limited Şirketi'nin tek ortağı, yetkilisi, müdürü ve tasfiye memuru olan ... ile davacı arasında İstanbul ... Noterliği ... yevmiye 23/09/2019 tarihli düzenleme şeklinde borç senedi düzenlendiği, davalı tasfiye memurunun borç senedinden bizzat haberdar olmasına rağmen 12/12/2023 tarihinde şirket tasfiyesini sona erdirdiği yukarıda açıklanan gerekçeler kapsamında TTK 547.maddesindeki ek tasfiye işlemleri için şirketin ihyası isteminin koşullarının oluştuğu anlaşılmakla davanın kabulüne karar verilmiş davacı tarafa verilen borç senedinden sonra şirket terkin edilmiş olup; terkin aşamasında davalı tarafça da ödeme iddiasında bulunulmayan borç senedi bulunduğundan davalı Tasfiye Memuru yargılama giderlerinden sorumlu tutularak..." gerekçesiyle, davanın kabulüne karar verilmiştir.

Bu karara karşı, davalı tasfiye memuru vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.

İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ Davalı tasfiye memuru vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle;

Davacı tarafından, dava dilekçesi ile sadece Tasfiye...Ticaret Limited Şirketi'nin ihyası talep edildiğini, müvekkili ...'nin tasfiye memuru olarak atanmasına yönelik bir talepte bulunulmadığını, ancak ilk derece mahkemesi tarafından, davacının talep ettiği hususlar aşılarak, müvekkilinin tasfiye memuru olarak atanmasına da karar verildiğini, iş bu sebeple ilk derece mahkemesi kararının istinaf incelemesi neticesinde kaldırılması gerektiğini, İş bu davada, ticaret sicil müdürlüğü de yasal hasım gereği davalı sıfatına haiz olduğunu, 12.12.2024 tarihli ön inceleme duruşmasına davalı ... Sicil Müdürlüğü katılmamış olmasına rağmen, bu husus duruşma tutanağına derç edilmediğini, iş bu sebeple ön inceleme duruşması, taraf teşkili sağlanmaksızın yapılmış olup, ilk derece mahkemesi kararının istinaf incelemesi neticesinde kaldırılması gerektiğini, ... Ticaret Limited Şirketi'nin ihyası için alacaklılara 3 kere çağrı yapılmış ve bu çağrılar usulüne uygun bir şekilde Ticaret Sicil Gazetesinde yayınlandığını, davacı tarafın alacaklı olduğunu iddia ettiği belgenin tarihi 23.09.2019 tarihi olup tarih alacaklılara yapılan çağrıdan önceki bir tarih olduğunu, davacı taraf, süresi içerisinde alacağını bildirmediğini, müvekkili tarafından hukuka aykırı sona erme, tasfiye gibi durumlar söz konusu olmadığını, Bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE Dava, TTK'nın 547.maddesi uyarınca terkin edilen dava dışı ... Ltd.Şti.'nin sicil kaydının ihyası istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın kabulüne karar verilmiş; bu karara karşı, tasfiye memuru vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır. TTK'nın 547. maddesi, ek tasfiye başlığı altında; "Tasfiyenin kapanmasından sonra ek tasfiye işlemlerinin yapılmasının zorunlu olduğu  anlaşılırsa, son tasfiye memurları,  yönetim kurulu  üyeleri, pay sahipleri veya alacaklılar, şirket merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret  mahkemesinden, bu ek işlemler sonuçlandırılıncaya kadar, şirketin yeniden tescilini isteyebilirler. Mahkeme istemin yerinde olduğuna kanaat getirirse, şirketin ek tasfiye için yeniden tesciline karar verir ve bu işlemlerini yapmaları için son tasfiye memurlarını veya yeni bir veya birkaç kişiyi tasfiye memuru olarak atayarak tescil ve ilan ettirir" düzenlemesini getirmiştir. Buna göre davalı vekilinin davacının talebi olmamasına rağmen müvekkilinin mahkemece resen tasfiye memuru olarak görevlendirilmesinin doğru olmadığı yönündeki istinafı yerinde değildir. Ticaret sicilinden terkin edilen şirketlerin yeniden ihyasının sağlanması amacıyla 6102 sayılı TTK kapsamında iki farklı yol öngörülmüştür. Buna göre, tasfiye sürecine giren şirketlerin tasfiye işlemlerinde eksiklik olması halinde TTK'nın 547. maddesi kapsamında sicilden terkin edilen şirketin tekrar sicile kaydedilmesi mümkündür. Örneğin şirkete ait bir malvarlığının bulunması veya devam eden bir dava bulunması bu duruma örnek olarak gösterilebilir. Bir diğer yol ise TTK'nın geçici 7. maddesi uyarınca sicilden terkin edilen şirketlerin yeniden tescilidir. Buna göre asgari sermaye miktarına ulaşmayan, adres değişikliğini bildirmeyen şirketlerin re'sen kayıtlardan terkini halinde şirketin faal olması ve gerekli bazı koşulların da gerçekleşmesi halinde tekrar sicile kaydı mümkündür. İhya davasının somut olayda olduğu gibi TTK'nın 547. maddesi uyarınca talep edilmesi halinde şirketin tasfiye işlemlerini yapmış olan tasfiye memur ya da memurları ile birlikte bağlı bulunulan ticaret sicil müdürlüğünün davalı olarak gösterilmesi gerekmektedir. Bu davada sicil müdürlüğü ile son tasfiye memuru zorunlu dava arkadaşıdır. İncelenen sicil kayıtlarında, ihyası istenilen şirketin tasfiyesinin sona ererek 12.12.2013 tarihinde tescil ile terkin edildiği anlaşılmıştır. Tasfiyenin kapatılması için tüm tasfiye işlemlerinin eksiksiz yapılmış olması, tasfiye halindeki şirketin taraf olduğu tüm uyuşmazlıkların neticelenmiş olması gerekir. Bu nedenle davalılar vekilinin, şirketin tasfiyesinin usulüne uygun yapılmış olduğu, ihya için gerekli koşulların bulunmadığı yönündeki istinaf nedenleri yerinde değildir. Ticaret sicili müdürlükleri ihya davalarında yasal hasım konumunda olduğundan, sicilden terkin işlemlerini yasa ve tüzük hükümlerine uygun yapmış olan sicil müdürlüğü yargılama giderlerinden sorumlu tutulamaz. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2005/13309 E.2007/837 K. sayılı emsal nitelikli kararında da Ticaret Sicili Müdürlüğünün yasal hasım olması nedeniyle yargılama giderleri ve vekalet ücretinden sorumlu tutulmasının usul ve yasaya aykırı olduğu belirtilmiştir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2016 / 2926 Esas 2016 / 3585 Karar ve 04.04.2016 tarihli kararı da bu doğrultudadır. Davalı ... Sicil Memurluğu bu davada yasal hasım olduğundan yargılama giderleri ve vekalet ücretinden sorumlu tutulamaz. Ancak davalı tasfiye memurları yargılama giderlerinden sorumludur. Bu nedenle davalı tasfiye memuru vekilinin, son tasfiye memuru olan müvekkilinin tasfiye işlemlerinde kusurlu bulunmaması nedeniyle verilen ihya kararı kapsamında yargılama giderlerinden ve vekalet ücretinden sorumlu görülemeyeceği yönündeki istinaf nedeni de yerinde görülmemiştir. İhya davasında, esas davada tartışılası gereken bu hususların dinlenmesi mümkün değildir. Bu davada, sadece yasada düzenlenen ihya koşullarının gerçekleşip gerçekleşmediği değerlendirilecektir. İlk derece mahkemesinin karar ve gerekçesi ile incelemesinde yasaya aykırı bir yön bulunmadığından, birleşen davada davalı tasfiye memuru vekilinin yerinde görülmeyen istinaf başvurusu nedenlerinin reddine karar verilmiştir. Açıklanan bu gerekçelerle, davalı tasfiye memuru vekilinin istinaf başvuru nedenleri ile sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonucunda, ilk derece mahkemesinin kararında ve gerekçesinde yasaya ve usule aykırılık bulunmadığı gibi kamu düzenine aykırılık da görülmediğinden, davalı tasfiye memuru vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca esastan reddine dair aşağıdaki hüküm verilmiştir.

HÜKÜM: Yukarıda açıklanan gerekçelerle; 1-HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca, davalı tasfiye memuru vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, 2-Davalı tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına, 3-Davalı tarafça yapılan kanun yolu giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, 4-Gerekçeli kararın Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraf vekillerine tebliğine dair; HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, 26.06.2025 tarihinde, oy birliğiyle ve temyiz yolu açık olmak üzere karar verildi.

© 2026 İçtihat Pro — ictihatpro.com  |  Bu belge bilgilendirme amaçlıdır. Resmi belge niteliği taşımaz.

İçtihat Pro Blog