1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
T.C. BAKIRKÖY 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
GEREKÇELİ KARARIN
Mahkememizde görülmekte olan Ticari Şirket (Şirket Ortaklık Payı Alacağının Tahsili Kaynaklı) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; babası muris ... , ... İş Kuyumculuk Kalıpçılık Sanayi Tic. Ltd. Şti.nin %60; dava dışı ... %40 pay sahibi iken şirket payının %57'sini dava dışı .... 'ye %3'lük kısmını ise davalı ...'e devredildiğini, ekte mahkemenize sunmuş olduğumuz 02/02/2010 tarihli protokol ile yapılan hisse devir sözleşmesinin muvazaalı olduğu taraflarca açıkça kabul edildiğini, babası muris .... o dönem ki birtakım borçlarından kurtulmak amacıyla iş bu muvazaalı işlemin tarafı olduğunu, yapılan hisse devir sözleşmesi mutlak muvazaa nedeniyle hükümsüz olduğunu, davacının miras payından yoksun kaldığını, davalı gerek Bakırköy .... Asliye Ticaret Mahkemesinde vermiş olduğu tanık beyanında gerekse 02.20.2010 tarihli protokolde ... tarafından kendisine yapılan %3 oranındaki hisse devrinin muvazaalı olduğunu kabul ettiğini, davalı ile yapılan hisse devir sözleşmesi mutlak muvazaa nedeniyle hükümsüz olduğunu, sözleşmenin hükümsüz olması , hisse devrinden sonra yapılan sermaye arttırımlarının şirketin geçmiş yıl karı ve geçmiş yıl yedek akçelerinden karşılanan miktarla kötü niyetli olarak yapılması nedeniyle davalının .... Kuyumculuk Kalıpçılık İnş. San ve Tic Ltd. Şti'nin %3 oranına isabet eden hisselerinin davacının veraset ilamındaki miras payı oranında müvekkil adına ortaklık pay defterine kaydı ve Ticaret Sicil Müdürlüğüne kayıt ve tescili 'ne karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE YARGILAMANIN ÖZETİ
Davacı Mahkememiz nezdinde açmış olduğu davada ortaklık payının tespit ve tescilini talep etmiş olup, talebini davacının mirası bırakanı ....'in dava dışı ... Kuyumculuk Kalıpçılık İnş. San ve Tic Ltd. Şti nezdindeki hisselerini başkaca üçüncü kişilere olan borçları nedeniyle muvazaalı olarak davalıya devrettiğini, davacının miras bırakanı tarafından davalıya yapılan hisse devrinin muvazaalı olduğunu bu sebeple iptali ile kendisine ait miras payı oranında davacı adına tescilini talep etmektedir.
Öncelikle davacının muvazaa iddiası mirasçılardan mal kaçırmaya yönelik muris muvazaasına ve saklı paya yönelik olmayıp davacı dava dilekçesinde açık bir şekilde davacının miras bırakanının başkaca üçüncü kişilere olan borçları nedeniyle muvazaalı olarak hisselerini davalıya devrettiğini kabul ve ikrar etmiştir.
Davacı tarafından dava dilekçesinin ekinde miras bırakanı .... 'e ait veraset ilamı sunulmuş olup, davacıdan başka mirasçının da bulunduğu,
Mahkememiz dosyasına alınan nüfus kaydında diğer mirasçının da sağ olduğu dolayısıyla davacının tek mirasçı konumunda olmadığı anlaşılmaktadır. Bilindiği üzere 4721 sayılı Kanun hükümleri gereğince miras bırakanın ölümü anında miras bırakana ait tüm hak ve borçlar kanun gereği kendiliğinden mirasçılara geçmektedir. 4721 sayılı Kanun'un 640. Maddesi ise şu şekildedir: "Madde 640- Birden çok mirasçı bulunması hâlinde, mirasın geçmesiyle birlikte paylaşmaya kadar, mirasçılar arasında terekedeki bütün hak ve borçları kapsayan bir ortaklık meydana gelir. Mirasçılar terekeye elbirliğiyle sahip olurlar ve sözleşme veya kanundan doğan temsil ya da yönetim yetkisi saklı kalmak üzere, terekeye ait bütün haklar üzerinde birlikte tasarruf ederler. Mirasçılardan birinin istemi üzerine sulh mahkemesi, miras ortaklığına paylaşmaya kadar bir temsilci atayabilir. Mirasçılardan her biri, terekedeki hakların korunmasını isteyebilir. Sağlanan korumadan mirasçıların hepsi yararlanır. Bir mirasçı ödemeden aciz hâlinde ise, mirasın açılması üzerine diğer mirasçılar, haklarının korunması için gerekli önlemlerin gecikmeksizin alınmasını sulh mahkemesinden isteyebilirler."
İlgili hükümden görülebileceği üzere miras bırakana ait tüm hak ve borçlar bir tereke teşkil etmekte olup, ölüm anında terekedeki hak ve borçlar mirasçılara kanun gereği geçmekte ve mirasçılar arasında tereke ortaklığı ortaya çıkmaktadır. Terekedeki hak ve borçlar üzerinde ise tüm mirasçılar el birliği ile ortak konumuna gelmektedir.
Bu bağlamda davaya konu somut olay değerlendirildiğinde; davacının muvazaalı olduğunu öne sürdüğü miras bırakanın dava dışı .... Kuyumculuk Kalıpçılık İnş. San ve Tic Ltd. Şti nezdindeki hisselerine yönelik muvazaalı pay devrinin iptali ve davacı adına tescili talebi esasında davacının miras bırakanına ait bir hak olup bu sebeple terekeye dahildir. Yani davacı açmış olduğu dava ile miras bırakanı tarafından muvazaalı olarak davalıya devredildiği belirtilen hisselerin öncelikle miras bırakan adına tescili ile terekeye dönüşü ve mirasçı olarak davacı adına tescili talep edilmektedir.
Buna karşılık yukarıda yer verildiği üzere 4721 sayılı Kanun'un 640. Maddesi gereğince terekeye yönelik haklar elbirliği mülkiyetine tabi olup, davacının öne sürdüğü talebin tereke tarafından yani mirasçıların tamamı tarafından birlikte öne sürülmesi gerekmektedir. Zira 4721 sayılı Kanun'un 640. Maddesi uyarınca terekeye ait haklar el birliği mülkiyetine tabidir.
Dolayısıyla terekeye ait miras bırakan tarafından dava dışı kişilere olan borçlar sebebiyle (mirasçılardan mal kaçırma ve saklı payı azaltmaya yönelik bir tasarruf iddiası olmadığı gözetildiğinde) muvazaalı olarak davalıya devredildiği iddia edilen .... Kuyumculuk Kalıpçılık İnş. San ve Tic Ltd. Şti hisselerinin tespit ve tescili ile terekeye ait hak ve alacakların tahsili ancak mirasçıların tamamı tarafından talep edilebilecektir.
Davacı tarafından yalnızca kendi miras payına yönelik olarak tescil ve alacağın tahsilinin talep edilmesi mümkün olmayıp, usul ve yasaya da uygun değildir.
Nitekim davacı tarafından Mahkememize sunulan dava dilekçesi incelendiğinde; Davacı tarafından yalnızca kendi miras payı oranındaki hisselerin ve alacağın tahsilinin talep edildiği, terekenin tamamı için talepte bulunulmadığı, terekenin tamamı için arabuluculuk tutanağının da bulunmadığı dolayısıyla elbirliği ile malik diğer mirasçı yönünden eksikliğin sonradan tamamlanamayacağı anlaşılmaktadır. Nitekim Yargıtay ... Hukuk Dairesi ... E., ....
K. Sayılı kararında aynı yöndeki değerlendirmelere yönelik temyiz incelemesi sonucunda onama kararı vermiştir: "davacıların murisi ...'in terekesinin elbirliği mülkiyetine tabi olduğu, davalıların muris ... terekesine göre üçüncü kişi konumunda oldukları, murisin davacılar dışında ... adında bir mirasçısının bulunduğu, davacıların üçüncü kişi konumunda bulunan davalılara karşı sadece kendi ad ve paylarına ilişkin tescil isteyemeyecekleri, bu şekilde açılan bir davanın diğer mirasçıların muvafakatı ya da terekeye temsilci atanması suretiyle devam ettirilmesinin de mümkün olmadığı gerekçesiyle aktif husumet yokluğu nedeniyle davanın usulden reddine karar verilmiştir." Nitekim Yargıtay ... Hukuk Dairesi .... E., ...
K. Sayılı kararında aynı yönde şu değerlendirmeleri yapmıştır: "Mirasbırakanın ölüm tarihine göre terekesi elbirliği mülkiyetine tabidir.
Anılan davacılar dışında başkaca mirasçının da bulunduğu dosya kapsamı ile sabittir. Terekeye karşı yapılan mülkiyetten kaynaklanan haksız fiil niteliğindeki muris muvazaası ve elatmanın önlenmesi gibi davaların dışında ehliyetsizlik, vekalet görevinin kötüye kullanılması, hata, hile, gabin vs. gibi davalarda terekeyi temsil eden tüm mirasçıların bir arada hareket etmek suretiyle davayı birlikte açmaları, ayrıca, mirasçılardan birisinin terekeye iade şeklinde dava açması halinde de tüm mirasçıların davada muvafakatlerinin sağlanması, aksi takdirde terekenin atanacak temsilci marifetiyle davada temsil edilmesi ve yürütülmesi gerekeceği (Türk Medeni Kanunu'nun 640. maddesi) tartışmasızdır. Anılan davacılar tarafından vekalet görevinin kötüye kullanılması hukuki sebebine dayalı olarak 3. kişiye karşı pay oranında açılan davanın dinlenme olanağının bulunduğu söylenemez. Öte yandan, tereke adına dava açılmadığına göre terekeye mümessil tayin edilerek yargılamaya devam edilmesi de pay oranında açılan davanın dinlenmesini olanaklı hale getirmez." Yargıtay ... Hukuk Dairesi ... E., ...
K. Sayılı kararında da aynı yönde şu değerlendirmeleri yapmıştır: "Hemen belirtmek gerekir ki;
elbirliği (iştirak) halinde mülkiyet, yasa veya yasada belirtilen sözleşmeler uyarınca aralarında ortaklık bağı bulunan kişilerin, bu ortaklık nedeniyle bir mala veya hakka birlikte malik olma durumudur. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 701. ila 703. maddelerinde düzenlenen bu tür mülkiyetin (ortaklığın) tüzel kişiliği olmadığı gibi eşya üzerinde ortaklardan her birinin doğrudan doğruya bir hakkı da yoktur. Mülkiyet bir bütün olarak ortaklardan tümüne aittir. Başka bir anlatımla ortaklık tasfiye oluncaya kadar ortaklardan birinin ayrı mal veya hak sahipliği bulunmayıp, hak sahibi ortaklıktır. Değinilen mülkiyet türünde malikler mülkiyet payları ayrılmadığından paydaş değil, ortaktır. Bu kural, TMK'nın 701. maddesinde (...Kanun ve kanunda öngörülen sözleşmeler uyarınca oluşan topluluk dolayısıyla mallara birlikte malik olanların mülkiyeti, elbirliği mülkiyetidir. Elbirliği mülkiyetinde ortakların belirlenmiş payları olmayıp her birinin hakkı, ortaklığa giren malların tamamına yaygındır.) biçiminde açıklanmıştır. Elbirliği (iştirak) halinde mülkiyetin bu özelliği itibariyle ortaklar arasında zorunlu dava arkadaşlığı bulunmaktadır. Şayet yasa veya elbirliği (iştirak) halinde mülkiyeti oluşturan anlaşmada ortaklık adına hareket etme yetkisinin kime ait olacağı belirtilmemişse, ortaklığın tasfiyesini isteme hakkı dışındaki tüm işlemlerde ortakların (iştirakçilerin) oybirliğiyle karar almaları ve birlikte hareket etmeleri zorunluluğu vardır.
Bilindiği üzere, mirasbırakanının ölüm tarihi itibariyle terekesi elbirliği mülkiyeti hükümlerine tabidir. TMK'nın 701. maddesine göre elbirliği mülkiyetinde mirasçıların tereke malları üzerinde belli pay veya payları olmayıp hakları taşınmazın tamamı üzerine yayılmıştır ve terekenin tamamını kapsar. Aynı Kanun'un 702. maddesinde, topluluk devam ettiği sürece tasarrufi işlemlerde tüm ortakların oybirliğiyle karar vermeleri gerektiği belirtilmiştir.
Dava açıp yürütmek de tasarrufi bir işlemdir. Dava, tapu iptali ve tescil davası niteliğinde olduğundan TMK'nın 640. maddesindeki koruma kapsamında da değildir.
Türk Medeni Kanunu'nun 640. maddesi hükmü gereğince birden çok mirasçının bulunması halinde, mirasın intikaliyle paylaşmaya kadar mirasçılar arasında terekedeki bütün hak ve borçları kapsayan bir ortaklık meydana gelir. Böylece, mirasçılar terekeye elbirliği mülkiyeti ile sahip olurlar ve sözleşme veya kanundan doğan temsil ya da yönetim yetkisi saklı kalmak üzere terekeye ait haklar üzerinde birlikte tasarruf ederler."
Bu bağlamda davaya konu somut olay değerlendirildiğinde; davacı tarafından miras bırakanının; mirasçılardan mal kaçırma veya saklı payı azaltmaya yönelik kastı olmaksızın kendi borçları nedeniyle muvazaalı olarak dava dışı .... Kuyumculuk Kalıpçılık İnş. San ve Tic Ltd. Şti nezdindeki paylarını davalıya muvazaalı olarak devrettiği iddiasına yönelik devir sözleşmesinin geçersizliği ve tescil ile alacak taleplerinin miras bırakanın terekeye dahil hak ve alacaklarına yönelik olduğu bu sebeple terekeye ait hak ve alacaklara yönelik tescil ve alacak taleplerinin tereke tarafından öne sürülmesi gerektiği, 4721 sayılı Kanun'un 640. Maddesi gereğince terekeye dahil mal, alacak ve haklar yönünden mirasçıların el birliği mülkiyetinin söz konusu olduğu ve mirasçıların tamamı tarafından davanın birlikte açılarak takip edilmesi gerektiği, davacının terekeye yönelik hak ve alacakların muvazaa sebebiyle kendi payı oranında iptali ile tescil ve alacağının tahsilini talep etmesinin mümkün olmamakla birlikte usul ve yasaya da uygun olmadığı, davacının dava dilekçesindeki taleplerinin terekeye yönelik olmayıp yalnızca kendi miras payına yönelik olduğu ve dava şartı arabuluculuk görüşmelerinin de tereke adına yapılmadığı dolayısıyla eksikliğin sonradan tamamlanmasının mümkün olmadığı anlaşılmakla davanın aktif husumet yokluğu sebebiyle dava şartı yokluğundan usul yönünden reddine karar vermek gerekmiş, aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir. H Ü K Ü M: Yukarıda Açıklanan Nedenlerle;
1.DAVANIN AKTİF HUSUMET YOKLUĞUNDAN DAVA ŞARTI YÖNÜNDEN USÛLDEN REDDİNE,
2.Harçlar Tarifesi uyarınca alınması gereken 615,40-TL harçtan peşin alınan harç yeterli olduğundan bakiye harç tayinine yer olmadığına,
3.Davacı tarafça yapılan yargılama giderinin kendi üzerinde bırakılmasına,
4.Taraflarca yatırılan ve kullanılmayan gider avansının HMK 333.maddesi gereğince kararın kesinleşmesinden sonra talep halinde taraflara iadesine,
5.HMK'nin uygulanmasına dair yönetmeliğin 58/1 maddesi gereğince taraflardan birinin talebi halinde gerekçeli kararın taraflara tebliğine, Dair; 6100 sayılı HMK.'nun 341. ve devamı maddeleri gereğince gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 2 haftalık süre içerisinde İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde İSTİNAF kanun yolu açık olmak üzere dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda karar verildi.. 08/05/2025 Katip ...
(e-imzalıdır)
Hakim ...
(e-imzalıdır)