Ceza Genel Kurulu
Ceza Genel Kurulu 2022/324 E. , 2025/252 K.
"İçtihat Metni"
KARARI VEREN
YARGITAY DAİRESİ : (Kapatılan) 14. Ceza Dairesi
MAHKEMESİ :Ağır Ceza
I. HUKUKÎ SÜREÇ
Çocuğun basit cinsel istismarı suçundan sanığın 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 103/1-3. cümlesi, 103/3-c, 62, 53 ve 63. maddeleri uyarınca 12 yıl 6 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba ilişkin Gümüşhane Ağır Ceza Mahkemesince verilen 08.01.2019 tarihli ve 397-8 sayılı hükmün, sanık ve müdafii tarafından istinaf edilmesi üzerine Erzurum Bölge Adliye Mahkemesi 7. Ceza Dairesince 15.05.20219 tarih ve 263-434 sayı ile istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.
Bu kararın da sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay (Kapatılan) 14. Ceza Dairesince 21.06.2021 tarih ve 235-4379 sayı ile; "…Olayın intikal şekli ve zamanı, mağdure ile tanıkların aşamalardaki çelişkili ifadeleri, savunma, eylemin cinsel amaçla gerçekleştirildiğine dair her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delilin bulunmaması ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde, ilk derece mahkemesinin kabulünde yer alan sübuta ilişkin delillerin dosya içeriğiyle çelişmesi nedeniyle mahkumiyet kararının yerinde olmadığı anlaşıldığından, söz konusu hükme yönelik istinaf başvurusunun kabulü yerine esastan reddedilmesi," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
Gümüşhane Ağır Ceza Mahkemesi 13.10.2021 tarih ve 128-170 sayı ile; "...Somut olayda mağdur ile sanığın anne bir baba ayrı kardeş oldukları, olayın tanığı konumundaki ... ...'in mağdur ve sanığın annesi olduğu nazara alındığında olayın adli makamlara intikalinin aile tarafından değil ... tarafından sağlanmasının makul olduğu, mağdur ile annesi ...'nin soruşturma aşaması beyanlarının birbirleriyle uyumlu ve tutarlı olduğu, mağdur çocuğun soruşturma aşamasındaki ifadesinde sanığın kendisini emerek öptüğünü beyan ettiği, sanık ile mağdurun kardeş oldukları dikkate alındığında mağdurun abisine iftira atmayı gerektirir bir ilişkilerinin olmadığının açık olduğu, mağdur çocuğun beyanlarının annesi tarafından da soruşturma aşamasında desteklendiği, her ne kadar sanığın cinsel saikle hareket edip etmediğini bilmediğini beyan etmiş ise de; suç tarihinde 26 yaşında olan sanığın mağduru emerek öpmesi şeklindeki eyleminin kardeş sevgisi kapsamında değerlendirilemeyeceği ve bu durumun hayatın olağan akışına uygun olmadığı, mağdur ile annenin kovuşturma aşamasında baskı altında kalarak önceki beyanlarından döndüğü, bu durumun tanık ... tarafından da doğrulandığı, nitekim tanık ...'nin sanığın mağduru öptüğünü mağdur ve anne ...'den duyduğunu, bu nedenle sanık ile mağduru evde yalnız bırakmadıklarını beyan ettiği, kovuşturma evresinde hazır bulunan rehber öğretmen tarafından da mağdurun baskı altında olabileceğinin gözlemlendiği, nihayetinde aile içinde istismara maruz kalan mağdurun tahkikatın her aşamasında birbiriyle uyumlu beyan verememesinin makul olduğu, mağdurun abisi olan sanık ile geçmiş ilişkileri, olaydan önce ve sonra da ortak çevrede bulunmaları, mağdurun annesinin sanığın da annesi olması nazara alındığında gerek mağdur gerekse annesi ...'nin soruşturma aşamasındaki beyanlarına itibarla sanığın mağduru boynundan emerek ve morartarak öpme şeklindeki eylemlerinin kardeş sevgisi dahilinde gerçekleşmeyen cinsel saikli hareketler olduğu, bu suretle sanığın mağdura karşı basit cinsel istismar suçunu işlediği kanaati hasıl olduğu" gerekçesiyle bozmaya direnerek önceki hüküm gibi sanığın mahkûmiyetine karar vermiştir.
Bu hükmün de sanık müdafii ile katılan Bakanlık vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 15.12.2021 tarihli ve 146033 sayılı bozma istekli tebliğnamesiyle dosya 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 307. maddesi uyarınca Yargıtay 9. Ceza Dairesine gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Özel Dairece 11.05.2022 tarih ve 28899-4371 sayı ile direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına gelen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
II. UYUŞMAZLIK KONUSU
Özel Daire ile İlk Derece Mahkemesi arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığa isnat edilen çocuğun basit cinsel istismarı suçunun yasal unsurları itibarıyla oluşup oluşmadığının belirlenmesine ilişkindir.
III. OLAY VE OLGULAR
İncelenen dosya kapsamından;
17.11.2018 tarihinde ... Polis Merkezine müracaat eden tanık ... ...’un; komşusu ve akrabaları olan ... ... ile ...’in kızı mağdur ... ...’in, ana bir ağabeyi sanık ... tarafından taciz edildiği şeklindeki beyanları üzerine sanık hakkında soruşturmanın başladığı anlaşılmaktadır.
Tanık (İhbar Eden) ... ... aşamalarda; mağdur ... ...’in annesi olan ... ...’in kiracısı olduklarını, ayrıca ...’nin, eşinin dayısının kızı olduğunu, ...’nin iki kez evlendiğini, mağdur ...’in, ...’nin ikinci evliliğinden olan çocuğu olduğunu, ... ile ...’nin kendisine misafir olarak geldikleri bir gün, ...’nin ilk evliliğinden oğlu olan sanığın, ikinci evliliğinden olan mağdur ...’e saldırdığını ve onu taciz ettiğini anlattığını, ahıra gittiği sırada sanık tarafından ...’in üstünün başının yırtıldığını, son anda yetiştiğini söylediğini, ...’nin eşi ...’in ise konuyu kimsenin duymasını istemediğini, aralarında hâlledip sanığı göndereceklerini ...’ye söylediğini öğrendiğini, zaten sanığı daha sonra evden kovduklarını, sanığın kız kaçırarak yeniden evlerine kalmaya geleceğini öğrenen ...’in "Anne, o gelirse ben burada duramam!" dediğini, ne olduğunu sorduğunda ...’in ağlayarak ve kimseye söylemesini istemediğini belirterek sanığın bir gün kendisini "Sigaram var!" diyerek odaya gönderdiğini, sonra ağzından tutarak kendisine saldırdığını anlattığını, yüzünü ve kollarını mosmor ettiğini söylediğini, bunları bizzat ... ve annesi ...’den duyduğunu, ...’in yalnızca bir kez "Anne!" diye bağırabildiğini öğrendiğini, ...’nin diğer oğlu tanık ...’in de kendisine "Kız kardeşimi sürekli üvey kardeşimden kolluyorum. Benden önce ifadeye gidersen, ben babamdan korktuğum için anlatamazsam, kızına attığım mesajları Savcılığa delil olarak sunarsın." dediğini,
Mağdur ... ... soruşturma evresinde; rahatsız olduğunu belirtmesine rağmen sanığın zorla yanağından ve boğazından emerek kendisini öptüğünü, "Bırak!" demesine rağmen zorla öpmeye devam ettiğini, bu sırada annesine bağırarak seslendiğini, annesinin geldiğini ve sanığa "Bir daha yapma!" diyerek kızdığını, sanığın da "Tamam." dediğini, babasının bu olay sonrasında sanığı evden kovduğunu, bir hafta önce bir kadınla eve geri dönen, sanığın gelmesini istemediğini,
Kovuşturma evresinde ise sanığın, evlerinde bir müddet kalması sonrasında Erzurum'a gittiğini, bir sene sonra da bir kız ile evlerine yeniden geldiğini, bundan rahatsız olmadığını, sanığın cezaevinden çıkması hâlinde evlerinde kalmasına bir diyeceğinin bulunmadığını, öpülmekten pek hoşlanmadığını, gerek öz ağabeyleri gerekse sanığın, sevdikleri için yanağından öptüklerini, kendisinin de bu duruma gıcık olduğunu, sanığın kendisini sert bir şekilde öpmediğini, kendisine karşı davranışlarında da herhangi bir olumsuzluk olmadığını, tanık ...’ı sevmediğini, çünkü yetkili mercilere sanığın kendisinin üstünü başını yırttığını söylediğini, ancak söylediklerinin doğru olmadığını, bir yıldır ... ile anlaşamadıklarını, ...’ın sanık ile de arasının kötü olduğunu, sanık cezaevine girmeden birkaç gün önce tanık ...’ın sanığın kaçırdığı kadının akrabalarının kendisini kaçıracaklarını dile getirdiğini, olayı daha önce anlattığı gibi anlatmazsa kendisini alacaklarını ve yurda koyacaklarını annesine söylediğini, kendisinin de bu konuşmaları duyduğunu, bu durumdan korktuğu ve ailesinden ayrılmak istemediği için ilk ifadelerini belirtilen şekilde verdiğini,
Mağdur ... ... soruşturma evresinde; olay günü ahıra gittiğinde sanığın ...’i sıkıştırıp öptüğünü gördüğünü, ...’in öpülmek istemediğini, sanığın cinsel kastla mı yoksa ağabeyi olarak mı ...'i öptüğünü kestiremediğini, ancak sanığın niyetini bilemediği için evden uzak olmasını istediğini, kesinlikle üzerine saldırma, kıyafetlerini yırtma gibi bir durumun olmadığını, tanık ...’ın sanıkla arasında bir husumetin bulunmadığını, fakat eşi ...’e karşı husumet beslediğini, bu sebeple olayı abartarak anlattığını,
Kovuşturma evresinde ise; kızı ...’in öpülmekten hoşlanmadığını, ilk eşinden olan oğlu sanığın da ...’i diğer abileri gibi sevdiği için ...'i kız kardeşi olarak öptüğünü, kötü bir niyeti olmadığını, sanığın bir sene kadar evlerinde kaldığını, olay günü gündüz vakti ahıra indiği sırada, ...’in bağırarak "Anne gel, abim beni öpüyor!" dediğini, ancak sesinin endişeli olmadığını, öpülmekten hoşlanmadığı için kendisini çağırdığını, gittiğinde de sanığa bir daha öpmemesini, ...’in sinirlendiğini söylediğini, sanığın hareketlerinden hiçbir zaman şüphelenmediğini, sanığın evlerinde bir sene kadar kaldıktan sonra çalışmak için Erzurum'a döndüğünü, bundan yaklaşık iki ay kadar önce de evli bir kadını kaçırarak getirdiğini, çocuklarının genelde içe kapanık olduğunu, abisinin cezaevine girmesine ...’in de üzüldüğünü, eşi ... ile tanık ... arasında ev nedeniyle husumet bulunduğunu, bu yüzden ...’ın asılsız iddialarda bulunup kendileriyle uğraştığını, bir senedir aralarının açık olduğunu, öncesinde evine gidip geldiklerini, o dönem aralarının iyi olduğunu, çelişki nedeniyle sorulduğunda; ...’ın, sanığın evlerine yeniden geldiği günden itibaren ...'i yurda götüreceklerini, polis, savcı, hâkimin kendisinin emrinde olduğunu, elinde eşinin ses kaydının bulunduğunu söyleyerek kendisini korkuttuğu için o şekilde ifade verdiğini,
Mağdur ...; sanığın tutuklandığı gün evde olduğunu, eşi ...’nin mahkeme bittikten sonra eve geldiğini ve komşuları olan ...'ın ...’ye "Ben Savcı Bey ile görüştüm, ...'in bu olaylardan haberi var, ...'in sesini bana Savcı Bey dinletti, benim söylediklerimi Savcı Bey’e söylemezsen kızını Devlet elinden alacak!" diyerek korkuttuğunu ...’nin kendisine anlattığını, ...’ın, ablasının oğlu ... ile evlendiği sırada, bu evliliğe karşı çıktıklarını ve ...’la aralarının açıldığını, bu nedenle ...’ın kendilerine karşı husumet beslediğini, asılsız suçlamalarda bulunduğunu, yalan söyleyip herkesi kandırabilecek kabiliyette olduğunu, aşağı yukarı bir buçuk senedir adı geçenin evine gitmediklerini, sanığın yaklaşık beş yıl önce evlerinde bir buçuk sene kadar kaldığını, evde olmadığı bir tarihte de Erzurum'a gitmiş olduğunu öğrendiğini, tutuklanmadan bir hafta önce de evli bir kadın ile geri geldiğini, bu esnada ...’ın savcılığa giderek sanığın, kızları ...'i öptüğü ile ilgili iddialarda bulunduğunu, ancak bu iddiaların asılsız olduğunu, ... ve sanığın bacı kardeş gibi anlaştıklarını, sanığın suçsuz olduğunu,
Tanık (...) ...: sanıkla arasında herhangi bir husumet bulunmadığını, sanığın yaz mevsiminde iş bulmak amacı ile evlerine geldiğini ve yaklaşık 15-20 gün kaldığını, o esnada sanığın, kız kardeşi ...'i zorla öpmüş olduğunu annesinden öğrendiğini, okulda öğretmenlerinin ...'e boynunu kimin morarttığını sorması üzerine ...’in de abisinin yaptığını söylediğini, daha sonra öğretmenlerin bu durumu annesine bildirdiğini, annesinin de farkında olduğu bu durum için sanığa "Bir daha bu şekilde öpme, kız uşağı okula gidiyor!" diyerek kızdığını, babası ...’in bir şey deyip demediğini bilmediğini, sonrasında sanığı kovarak evden uzaklaştırdıklarını, ... de dâhil tüm kardeşlerinin öpülmekten hoşlanmadıklarını, sanığın kendisini öpüp öpmediğini sorduğunda ...’in "Boynumdan ve yanağımdan öptü. Beni zorla öpüyor!" şeklinde cevap verdiğini, bunu cinsel saik ile mi yaptığından emin olmadığını, sanığın tutuklanmasından bir hafta öncesinde bir kadın kaçırarak evlerine getirdiğini, tanık ...’ın kendilerini arayarak sanığın kaçırdığı kızın babasının kendisini aradığını ve "O adamın bize yaptığını biz de kendisine yapacağız, varsa kızı, varsa karısını kaçıracağız!" diye tehdit ettiğini anlattığını, tanık ...’ın, sanık hakkında suçlayıcı yönde beyanda bulunmaları için bir konuşmasının bulunmadığını, ancak sanığın tutuklandığı günün akşamı babasının, ...’ın eşi ...'u aramasını kendisine söylediğini, telefonu açıp hoparlöre verdiğinde ...’ın sanığı şikâyet edeceğini dile getirdiğini, ... ile babasının tartıştıklarını, sanığın, evlerine ilk gelişinde kız kardeşine bir şey yapacağından endişelendiğini, o dönem kız kardeşini yalnız bırakmadıklarını, ancak sonra kaçırdığı kadın ile birlikte evlerine geldiğinde herhangi bir endişesinin kalmadığını, sanığın evlerinde kalmasını kardeşleri ve annesinin istemediğini, ancak babasının isteyip istemediğini bilmediğini, bu arada sanığa kız kardeşini neden öptüğünü sorduğunda, sevdiği için öptüğünü söylediğini, herhangi bir kötü amacının olmadığını dile getirdiğini, İfade etmişlerdir.
Sanık soruşturma evresinde; olay günü kardeşi ...’i yanaklarından öperken annesi ...’nin de yanlarında olduğunu, annesinin kendisine sadece "Kızım okula gidiyor, iz bırakma!" diyerek uyarıda bulunduğunu, ...’i kardeşi olduğu için sevdiğinden öptüğünü, ...’in de kendisine hiçbir şekilde "Beni öpme!" demediğini, ...’in de kendisini öptüğünü, öpme deseydi zaten öpmeyeceğini, mağduru kesinlikle vücudunda morluklara yol açacak şekilde boynundan emerek öpmediğini, cinsel istismar suçlamasını kabul etmediğini, ... ile herhangi bir husumetinin bulunmadığını, bu olaylardan önce de iş bulamadığı için Erzurum iline gittiğini ve suçsuz olduğunu savunmuştur.
IV. GEREKÇE
Anayasa’nın 138/1. ve CMK’nın 217/1. maddeleri ile Anayasa’nın 38. ve İHAS’ın 6/2. maddeleri sarahatine göre ispat hukuku bakımından vicdani kanaat esasını benimseyen Ceza muhakememizin amacı, maddi gerçeği insan onuruna yaraşır biçimde ortaya çıkarmaktır. Geçmişte yaşanan ya da yaşandığı iddia olunan bu vakıayı/maddi gerçekliği, olay mahkemesi yapacağı öğrenme yargılaması ile taraflar ve delillerle doğrudan muhatap olup muhakeme hukukuna ilişkin normlar doğrultusunda, gerektiğinde mantık ilminden ve tecrübe kurallarından da faydalanarak sonradan mahkeme önünde temsil etmeye çalışacak, böylece sezgileriyle değil akıl yoluyla vicdani kanaate ulaşarak (Metin Feyzioğlu, Ceza Muhakemesinde Vicdani Kanaat, Yetkin Yayınevi, s.
139.maddi sorunu çözecektir. Bu yetki münhasıran olay mahkemesine aittir.
Vicdani kanaate ulaşılması, isnat olunan fiilin ispatlandığı anlamına gelir. Bu nedenle, vicdani kanaat hukuki sorunla değil, maddi sorunla ilgili bir kavramdır ve vicdani kanaate ulaşacak makam da maddi uyuşmazlığı çözmeye yetkili derece mahkemeleridir. Hukuki sorunun çözümünde vicdani kanaat ölçütü kullanılamaz. Çünkü; hukuki sorunun doğru çözümü, maddi olaya uygulanması gereken hukuk kurallarının doğru bulunması ve doğru yorumlanması ile ilgilidir.
Vicdani ispat sisteminde hâkimler, hür vicdanlarına göre hüküm verirler. Her türlü delil aracı, kural olarak kullanılabilir ve bunlar serbestçe değerlendirilir. Ancak bu serbestliğin sınırını yine hukuk belirler. Nitekim, Anayasa’nın 138/1. maddesine göre hâkim, vicdani kanaatini oluştururken, Anayasa’nın, kanunların ve hukukun çizdiği çerçevede kalmak zorundadır. Delil araçlarının ne zaman ve kimler tarafından ikame edilebileceği, bunların muhakemede tabi tutulacakları işlemler, delil aracı ikame taleplerinin hangi şartlarda ret olunabileceği, çelişme yönteminin nasıl hayata geçirileceği, delil aracı yasaklarının neler olduğu gibi konular hukuk tarafından düzenlenir (Feyzioğlu, s. 357).
Kural olarak delillerle doğrudan temas kurmayan ve öğrenme yargılaması yapamayan Yargıtayın, hukuka uygun olarak elde edilen delilleri takdir etme ve bu suretle ilk derece mahkemelerinin vicdani kanaatini denetleme, aslında olayın nasıl cereyan ettiğini ortaya koyma imkanı bulunmamaktadır. Ancak hükmün gerekçesini esas alarak, bu delillerle varılan sonucun/kabul edilen maddi vakıanın, akıl yürütme/mantık kurallarına, genel hayat tecrübelerine ve bilimsel kaidelere uygun olup olmadığını denetleyebileceğinde de kuşku yoktur.
288.maddenin Hükûmet Tasarısı'ndaki gerekçesinde bu duruma; "Delillerin yanlış değerlendirilmesi, kuralların yorumunu ve eylemin gerçek niteliğinin saptanmasını etkilediğinde elbetteki hukuka aykırılık oluşturur." denilerek işaret edilmiştir. Uygulama da bu şekilde istikrar kazanmıştır. Doktrinde Yenisey aynı düşünceyi; "Bir hukuk normu olmayan fizik ve mantık kuralları ve tecrübe kaidesi, bir hukuk normu gibi ele alınarak bunlara aykırı olan vicdani kanaatin denetlenmesine imkan sağlamaktadır." (Feridun Yenisey, İstinafta Maddi ve Hukuki Mesele Denetimi, Dr. Silvia Tellenbach'a Armağan, Seçkin Yayınları, s.
1282.diyerek benimsendiğini ifade etmiştir. Çünkü; sağlıklı bir hukuki denetimin ön şartı, maddi vakıanın usulüne uygun, tam ve doğru olarak belirlenmiş olmasıdır.
Ceza yargılamasında kanıt serbestliği ilkesi başlığı altında toplayabileceğimiz temel prensiplere göre; a) Her şeyin kanıt olabileceği (hukuka uygun yöntemlerle elde edilmiş), b) İlgililerin kanıt ileri sürebilecekleri, c) Hâkimin kendiliğinden kanıt araştırabileceği, (hatta zorunlu olarak araştırması gerektiği), d) Kanıt ileri sürmede zaman kısıtlaması olamayacağı, e) Kanıtlama külfetinin sanığa yüklenemeyeceği, f) Kanıt değerlendirmede hâkimi bağlayan üstün kanıtın söz konusu olmayıp hâkimin tüm kanıtları serbestçe değerlendirebileceği, (vicdani kanaat) ceza yargılamasının temel ilkeleridir. Bu ilkelerin birinden dahi vazgeçmek, ceza yargılamasının temel ilke ve yapısına aykırı davranmak anlamını taşır (YCGK, 08.04.1991 tarihli ve 81-111 sayılı).
Amacı, somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adeleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden birisi de öğreti ve uygulamada; suçsuzluk ya da masumiyet karinesi olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede; in dubio pro reo olarak ifade edilen şüpheden sanık yararlanır ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi hâlinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılabilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikte ispat edilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olay ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkûmiyeti; herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık ispata dayanmalı, bu ispat hiçbir şüphe ya da başka türlü oluşa imkân vermemelidir. Toplanan delillerin bir kısmının gözetilip diğer kısmı göz ardı edilerek ulaşılan kanaat üzerinden yüksek de olsa bir ihtimalle sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir (YCGK, 11.6.2013 tarihli ve 36-294 sayılı).
Şu hâlde, sanığa isnat edilen fiilin sanık tarafından icra edildiğinin kabulü için gerekçeli ve muhtemel şüphenin tamamen yenilmesi gerekir. Zira kabili te'lif olmayan şüphe ile gerçeğin yan yana mevcudiyeti ile vicdani kanaate ulaşılmasının, mantık ve hukuk kuralları bakımından mümkün olduğu söylenemez. Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; Sanığın, ayrı babadan kardeşi olan mağdur ...’i yüzünden ve boynundan emerek öpmek suretiyle çocuğun basit cinsel istismarı suçunu işlediği iddia edilen olayda;
Sanığın mağdur ...'i kardeşi olarak sevmesi nedeniyle öptüğü ve cinsel bir amacının bulunmadığı yönündeki aşamalarda değişmeyen istikrarlı savunmaları, buna karşılık mağdurlar ... ve ...'nin beyanlarının çelişki göstermesi, tanık ...'nin anlatımları ile sanığın gerçekleştirdiği eylemi gören mağdur ...'nin sanık aleyhine verdiği soruşturma evresindeki beyanda dahi sanığın cinsel saikle mi, yoksa kardeşi olduğu için mi mağdur ...'i öptüğünü anlayamadıklarını belirtmeleri ve mağdurlar ... ve ...'nin tanık ... ile sanık arasında anlaşmazlık bulunduğu için iddia konusu olayları anlattığını belirtmeleri karşısında, mahallinde ikame olunan ve tartışılan delillerin, gerekçeli/muhtemel şüphenin tamamen ortadan kaldırılması ve sanığa isnat edilen çocuğun basit cinsel istismarı suçuna ilişkin iddiaya konu eylemi cinsel saikle işlediği yönünde vicdani kanaat oluşması için yeterli olmadığı anlaşılmakla in dubio reo/şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereğince ispat edilemeyen suçtan beraat kararı verilmesi gerektiği kabul edilmelidir. Bu itibarla, İlk Derece Mahkemesinin direnme kararına konu mahkûmiyet hükmünün, sanığa isnat edilen çocuğun basit cinsel istismarı suçunun yasal unsurları itibarıyla oluşmadığının gözetilmemesi isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Başkanı; "Maddi vâkıânın kabulüne ilişkin vicdani kanaatini, doğrudan muhatap olduğu takdirî deliller ve dosya kapsamına uygun, ilgili, özgün ve yeterli gerekçelere dayandıran İlk Derece Mahkemesinin müsnet çocuğun basit cinsel istismarı suçunun unsurlarının oluştuğu yönündeki takdir ve değerlendirmelerinde bir isabetsizlik bulunmadığından Sayın Çoğunluğun görüşüne muhalifim", Çoğunluk görüşüne katılmayan altı Ceza Genel Kurulu üyesi de; "Sanığa isnat edilen çocuğun basit cinsel istismarı suçunun yasal unsurları itibarıyla oluştuğu", Görüşüyle karşı oy kullanmışlardır.
V. KARAR
Açıklanan nedenlerle,
1.Gümüşhane Ağır Ceza Mahkemesinin 13.10.2021 tarihli ve 128-170 sayılı direnme kararına konu hükmünün, sanığa isnat edilen çocuğun basit cinsel istismarı suçunun yasal unsurları itibarıyla oluşmadığı gözetilmeden sanığın beraati yerine mahkûmiyetine karar verilmesi isabetsizliğinden BOZULMASINA,
2.Dosyanın, mahalline iadesi için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 11.06.2025 tarihli müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.