Aramaya Dön

4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

Esas No
E. 2025/276
Karar No
K. 2025/550
Karar Tarihi
Karar Sonucu
REDDİNE
Hukuk Alanı
Ticaret Hukuku

T.C.

İZMİR

4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

ESAS NO: 2025/276
KARAR NO: 2025/550
DAVA: Satım Sözleşmesinin Eksik/Ayıplı İfa Edilmesi İddiasından Kaynaklanan Maddi Tazminat
DAVA TARİHİ: 20/03/2025
KARAR TARİHİ: 13/06/2025

Mahkememizde görülmekte olan maddi tazminat davasının yapılan açık yargılaması sonunda,

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ

DAVA:

Davacı vekili dava dilekçesi ile özetle; Müvekkili ile davalı arasında kg fiyatı 17,50-TL olmak üzere 65 mm boyutunda, en fazla 902 fire olacak şekilde toplam 150.000 Kg skarlet cinsi elma ve 100.000 Kg golden cinsi elmanın satışına ilişkin 10/09/2024 tarihli sözleşme akdedildiğini, davalıya kaparo bedeli olarak 500.000,00-TL ödendiğini, ödemeye dair çeşitli tarihlerde ve miktarlarda müstahsil faturaları düzenlendiğini, ürün teslimatlarının müvekkili şirketin deposuna birkaç seferde davalı tarafından gerçekleştirildiğini, müvekkili tarafından ürünlerin tesliminin tamamlanması üzerine yapılan inceleme ile sözleşmeye aykırı ürünlerin olduğu tespit edildiğini, bu durumun davalıya bildirildiğini, bunun üzerine derhal Bornova... Noterliği'nin... yevmiye nolu, 05/11/2024 tarihli ihtarnamesi ile davalı taraftan şu ana kadar teslim edilen ürünlerin %20'sinin sözleşmeye aykırı olduğu ve ödenen bedelin %20'sinin derhal iade edilmesinin talep edildiğini, İzmir ... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin... Değişik İş sayılı dosyası ile sözleşme konusu ürünlerin sözleşmede yer alan nitelikleri taşıyıp taşımadığının tespiti talebinde bulunulduğunu, anılan mahkemece aldırılan bilirkişi raporu ile teslimi yapılan elmaların sözleşmeye aykırı olduğunun tespitinin yapıldığını, İzmir... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin... Değişik İş sayılı dosyasındaki bilirkişi raporunun davalıya 16/12/2024 tarihinde tebliğ edilmesine rağmen herhangi bir itirazda bulunulmadığını, müvekkilinin anılan nedenlerle sözleşmeye aykırı ifa sonucunda oluşan zararının tazmini için zorunlu arabuluculuk görüşmelerinin anlaşmama şeklinde neticelendiğini belirterek, HMK md. 109 kapsamında kısmi dava olarak kabul edilmek üzere; davalının sözleşmeye aykırılığı nedeniyle oluşan müvekkili şirketin zararının tazminine yönelik fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 600.000,00-TL'nin ihtarname tarihinden itibaren işleyecek ticari faiziyle birlikte davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalıya yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

CEVAP

Davalı vekili cevap dilekçesi ile özetle; davacı şirket olmasına rağmen davalı müvekkilinin şirket, esnaf veya tacir olmadığını, ticari işletmesinin olmadığını, müvekkilinin T.C Tarım ve Orman Bakanlığı Çiftçi Kayıt Sistemine kayıtlı bir çiftçi olduğunu, davanın TTK gereği ticari dava olmadığını, mahkemenin görevsizliği yanında açılan davada yetkili mahkemenin de Eğirdir Asliye Hukuk Mahkemeleri olduğunu, öncelikle görevsiz ve yetkisiz mahkemede açılan davanın usulden reddine, mahkemenin aksi kanaatte olması halinde ise esasa ilişkin sunulan nedenlerle davanın esastan reddine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.

DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE

Dava, taraflar arasında 10/09/2024 tarihinde akdedilen elma satım sözleşmesinin eksik/ayıplı ifasından kaynaklanan maddi zararın davalıdan tahsili istemine ilişkindir.

Dava tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun 4. maddesinde, bu kanundan doğan hukuk davalarının ticari dava sayıldığı, aynı Kanunun 5. maddesinin ikinci fıkrasında, bir yerde ticaret mahkemesi varsa asliye hukuk mahkemesinin vazifesi içinde bulunan ve bu Kanunun 4. maddesi hükmünce ticari sayılan davalara Ticaret Mahkemesinde bakılacağı hususları düzenlenmiştir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun 4/1. maddesinde her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan hukuk davaları ve çekişmesiz yargı işlerinin ticari dava ve ticari nitelikte çekişmesiz yargı işi sayılacağı hüküm altına alınmıştır. Buna göre bir uyuşmazlığın ticari nitelikte olabilmesi için, her iki tarafın da ticari işletmesini ilgilendirmesi yahut aynı maddenin alt bentlerinde düzenlenen istisnalardan birine dahil olması gerekmektedir.

TTK'nın 14. maddesine göre “Bir ticari işletmeyi kısmen dahi olsa kendi adına işleten kimseye tacir denir.” Aynı Kanunun 17. maddesi hükmünce de; “iktisadi faaliyeti nakdi sermayesinden ziyade bedeni çalışmasına dayanan ve kazancı ancak geçimini sağlamaya yetecek derecede az olan sanat ve ticaret sahipleri tacir değildir.” düzenlemesi yer almaktadır.

Diğer taraftan, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 19/2. maddesi uyarınca, taraflardan biri için ticari iş sayılan bir işin diğeri için de ticari iş sayılması, davanın niteliğini ticari hale getirmeyecektir. Zira; Türk Ticaret Kanunu, kanun gereği ticari dava sayılan davalar haricinde, ticari davayı ticari iş esasına göre değil, ticari işletme esasına göre belirlemiştir. Hâl böyle olunca, işin ticari nitelikte olması davayı ticari dava haline getirmez. 6335 sayılı Kanun'un 2. maddesi ile değişik 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 5. maddesi uyarınca ticari davalar Asliye Ticaret Mahkemelerince görülerek karara bağlanır. Diğer taraftan aynı düzenleme gereğince, asliye ticaret mahkemeleri ile diğer hukuk mahkemeleri arasındaki ilişki, 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’ndan ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 6335 sayılı Kanun'la yapılan değişiklikten önceki halinden farklı olarak iş bölümü ilişkisi değil, görev ilişkisidir. Göreve ilişkin düzenlemeler, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 1. maddesi uyarınca kamu düzenine ilişkin olduğundan mahkemelerce re'sen incelenir. 5362 sayılı Esnaf ve Sanatkarlar Meslek Kuruluşları Kanununun 3’üncü maddesinde, Esnaf ve sanatkâr, ister gezici ister sabit bir mekânda bulunsun, Esnaf ve Sanatkâr ile Tacir ve Sanayiciyi Belirleme Koordinasyon Kurulunca belirlenen esnaf ve sanatkâr meslek kollarına dahil olup, ekonomik faaliyetini sermayesi ile birlikte bedenî çalışmasına dayandıran ve kazancı tacir veya sanayici niteliğini kazandırmayacak miktarda olan, basit usûlde vergilendirilenler ve işletme hesabı esasına göre deftere tâbi olanlar ile vergiden muaf bulunan meslek ve sanat sahibi kimseler olarak ifade edilmiştir.

Ayrıca TTK’nın 1463. maddesinde de, önce 17. maddeye gönderme yapılarak, Bakanlar Kurulunun bu konuda kararname çıkarması halinde onlarda gösterilen miktardan aşağı gayrisafi geliri bulunan sanat ve ticaret erbabından başka hiç kimse kanunun 17. maddesinde tarif edilen esnaftan sayılamaz denmek suretiyle tacir veya esnafın hangi kriterlere göre saptanacağı açık bir biçimde gösterilmiştir.

19.02.1986 tarih ve 19024 sayılı Resmî Gazetede yayımlanan 25.01.1986 tarihli Bakanlar Kurulu Kararı ile TTK'nın 1463. maddesine göre esnaf ve küçük sanatkar ile tacir ve sanayicinin ayrımına dair esaslar tespit edilmiştir. Buna göre;

1.Koordinasyon kurulunca tespit ve yayınlanacak esnaf ve küçük sanatkar kollarına dahil olup da gelir vergisinden muaf olanlar ile kazançları götürü usûlde vergilendirilenler ve işletme hesabına göre, defter tutanlardan iktisadi faaliyetleri nakdi sermayesinden ziyade, bedeni çalışmalarına dayanan ve kazançları ancak geçimlerini sağlamaya yetecek derecede az olan ve Vergi Usûl Kanununun 177. maddesinin birinci fıkrasının 1 ve 3 nolu bentlerinde yer alan limitlerin yarısını, iki numaralı bendinde yazılı nakdi limitin tamamını aşmayanların esnaf ve küçük sanatkar, 2- Vergi Usûl Kanununa istinaden birinci sınıf tacir sayılan ve bilanço esasına göre defter tutanlar ile işletme hesabına göre defter tutan ve birinci madde de belirtilenlerin dışında kalanların tacir ve sanayici sayılmaları kararlaştırılmıştır.

Dosya kapsamındaki kayıt ve belgelerin incelenmesinden, davalının tacir kaydının bulunmadığı, 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununa göre gayrimenkul sermaye iradı mükellefi ve değer artış kazancı mükellefi olduğu bu sebeple deftere tabi olmadığı, VUK'nun 177. maddesi uyarınca 1.sınıf tacir sayılmadığı anlaşılmıştır.

Eldeki davada davalı şirket tacir sıfatını haiz ise de davalının tacir sıfatının bulunmadığı anlaşılmakla; davanın TTK' nun 4. maddesinde düzenlenen mutlak ticari dava niteliğinde olmadığı gibi nispi ticari dava özelliği de taşımadığı,

TTK'nın 4. maddesindeki yasal düzenleme karşısında uyuşmazlığın 6100 sayılı HMK'nın 2. maddesi uyarınca genel hükümlere göre Asliye Hukuk Mahkemesinde görülüp sonuçlandırılması gerektiği, davalının yetki itirazının görevli mahkeme olan İzmir Asliye Hukuk Mahkemesince değerlendirilmesi gerektiği anlaşılmakla, mahkememizin görevsizliği nedeniyle göreve dair dava şartı yokluğundan davanın usulden reddine karar vermek gerekmiş, aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.

H Ü K Ü M : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;

1.Görevli mahkemenin İzmir Asliye Hukuk Mahkemesi olması ve Mahkememizin GÖREVSİZLİĞİ nedeniyle HMK nun 114(1)/c maddesinin yollaması ile HMK nun 115(2) maddesi uyarınca davanın dava şartı yokluğu nedeni ile USULDEN REDDİNE,

2.HMK'nun 20 (1) maddesi uyarınca karar kesinleştiğinde ve yasal süre içinde(iki hafta) istem halinde dosyanın görevli İZMİR ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ'ne GÖNDERİLMESİNE,

3.HMK nun 331(2) maddesi uyarınca yargılama giderlerinin görevli mahkeme tarafından değerlendirilmesine,

4.HMK'nun 20(1) maddesi uyarınca kararın kesinleşmesinden sonra yasal süre (iki hafta) içinde gönderme başvurusunun yapılmaması halinde davanın açılmamış sayılmasına karar verilmek üzere dosyanın ele alınmasına,

5.Davalı vekilinin yetki itirazının, görevli mahkemece karara bağlanmasına, ilişkin, tarafların yokluğunda, dosya üzerinden verilen gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde, mahkememize veya bulunduğu yerde varsa Asliye Ticaret Mahkemesi'ne, Asliye Ticaret Mahkemesi yoksa Asliye Hukuk Mahkemesine verilecek istinaf dilekçesi ile, İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi veya 21. Hukuk Dairesi nezdinde, istinaf kanun yolu açık olmak üzere karar verildi. 13/06/2025 Katip ... Hakim ...

(e-imzalıdır)

© 2026 İçtihat Pro — ictihatpro.com  |  Bu belge bilgilendirme amaçlıdır. Resmi belge niteliği taşımaz.