Esas No
E. 2024/4128
Karar No
K. 2025/12226
Karar Tarihi
Karar Sonucu
BOZULMASINA
Hukuk Alanı
Sigorta Hukuku

10. Hukuk Dairesi         2024/4128 E.  ,  2025/12226 K.

"İçtihat Metni"MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 34. Hukuk Dairesi

SAYISI: 2022/1196 E., 2023/1371 K.

İLK DERECE MAHKEMESİ : Bakırköy 18. İş Mahkemesi

SAYISI: 2020/200 E., 2022/68 K.

Taraflar arasındaki prim teşvik hükümlerinden yararlandırılma talepli belgelerin işleme alınması gerektiğinin tespiti ile aksine Kurum işleminin iptali davasında yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince, hükümde belirtilen gerekçelerle kabulüne karar verilmiştir. Kararın davalı Kurum vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davalı Kurum vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I.DAVA

Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; 13.02.2011 tarihinde Resmi Gazete'de yayınlanıp 01.03.2011 tarihinden itibaren yürürlüğe giren 6111 sayılı Kanun'un 74. maddesi ile 4447 sayılı İşsizlik Sigortası Kanunu'na Geçici 10. madde eklendiği, bu madde ile özellikle genç ve kadın istihdamı arttıran ve mesleki eğitimi özendiren işverene sigorta primi teşviki sağlandığı, davacı şirket tarafından davalı Kurumun sicil dosyasında işlem gören iş yeri ile ilgili 4447 sayılı Kanun'un Geçici 10. maddesindeki sigorta primi teşvikinden Sosyal Sigorta İşverenleri Yönetmeliği 103/4.f. hükmü uyarınca yararlanmak için davalı Kuruma başvurduğu, dava dilekçesinde belirtilen dönemlere ait 5510 sayılı Kanunun türünde sürekli verilmiş bildirgeler için iptal, aynı dönemler için 6111 sayılı Kanun türü seçilerek düzenlenmiş ek aylık prim hizmet belgelerinin işleme alınmasını talep ettiği, yani şirketin geriye dönük prim teşvikinden yararlanmak için talepte bulunduğu, davalı Kurumun 18.03.2015 tarih ve 2015/10 sayılı Genelgeye göre sigorta prim teşviklerinden geriye yönelik yararlanma talepleri olmadığından dolayı işleme alınmadığının bildirildiği, Kurum işleminin hatalı olduğu, 6111 sayılı Kanun ile 4447 sayılı Kanuna eklenmiş yasal düzenlemeye göre işsizliği azaltmak, mesleki ve teknik eğitime özendirmek, kalite ve etkinliği attırmak amaçlarıyla yürürlüğe konulduğu, Kurumun 2015/10 sayılı genelgesinin bu yasal düzenlemeye aykırı olduğu iddiasıyla başvurusunun hukuka uygun ve geçerli olduğunun ve prim teşvikinden yararlanması gerektiğinin tespiti ile aksine Kurum işleminin iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

II. CEVAP

Davalı Kurum vekili cevap dilekçesinde özetle; davanın konusunun teşvikten yararlanma talebini içerdiği, Kurum tarafından davacının bu talebinin reddedildiği, reddedilen işlem idari bir işlem olduğundan davanın İdare Mahkemesinde açılması gerektiği, davacının talep dilekçesi ile geçmişe dönük 6111 sayılı Kanun'dan yararlanmak istediklerinin beyan ettikleri, oysa 18.03.2015 tarihinde yayınlanan 2015/10 sayılı genelgede "sigorta primi teşviklerine ilişkin yasal düzenlemelerde yer alan usul ve esasların belirlenmesine ilişkin hükümler dikkate alınarak ilgili bakanlık ve kuruluşların görüşleri alınmak suretiyle konumun yeniden değerlendirildiğini, bundan böyle aylık prim ve hizmet belgelerini tercih edilen sigorta primi teşvikine ilişkin kanun numarası seçmek suretiyle düzenleyip teşvikten yararlanıldıktan sonra sigorta primi teşvikinin değiştirilmesi yönündeki talepler işleme alınmayacaktır." denildiğinden davacının talebinin kabul edilmediği, Kurum tarafından yapılan işlemin yasal ve usulüne uygun olduğu savunmasıyla davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

III. İLK DERECE MAHKEME KARARI

İlk Derece Mahkemesi tarafından yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararla; uyuşmazlığın davacı şirketin 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı Kanun'un 81/1-ı maddesinde Hazine tarafından karşılanan ve işverenin sorumlu tutulmadığı prim oranının %5 olmasına karşın, 25.02.2011 tarihinde yürürlüğe giren 4447 sayılı Kanun'un Geçici 10. maddesinde işverenin primlerinin tamamının Hazineden karşılanacağı yönündeki düzenlemenin işverenin daha lehine düzenleme olduğu, Anayasa Mahkemesinin iptal kararı sonrası oluşan yeni duruma göre davacının başvurusunun Kurum tarafından işleme alınması gerektiği gerekçesiyle davanın kabulü ile davacının 4447 sayılı Kanun'un Geçici 10. maddesinden yararlanmaya yönelik 01.03.2017 tarihli ve 2775980 evrak kayıt numaralı başvuru dilekçesinin işleme alınması gerektiğinin tespitine karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı Kurum vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

V. TEMYİZ

A. Temyiz Sebepleri Davalı Kurum vekili temyiz dilekçesinde özetle;

cevap ve istinaf dilekçelerini tekrarla Kurum işleminin yerinde olduğu, eksik araştırma ve inceleme ile karar verildiği iddiasıyla temyiz isteminde bulunmuştur.

B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, prim teşvik hükümlerinden yararlandırılma talepli belgelerin işleme alınması gerektiğinin tespiti ile aksine Kurum işleminin iptaline ilişkindir.

1.4447 sayılı Kanun'un Geçici 10. maddesi kapsamında prim teşvik hükümlerinden yararlandırılma istemine ilişkin olarak açılmış olan davada, yazılı şekilde karar verilmiş ise de, yargılama aşamasında 01.04.2018 tarihi itibari ile 5510 sayılı Kanun'un Ek 17. maddesi yürürlüğe girmiş, olup, bu maddenin ilk fıkrasında aynen: “Bu Kanun veya diğer kanunlarla sağlanan prim teşviki, destek ve indirimlerinden yararlanılabileceği halde yararlanılmadığı ay/dönemlerde gerekli tüm koşulların sağlanmış olması ve yararlanılmayan ayı/dönemi takip eden altı ay içerisinde Kuruma müracaat edilmesi şartlarıyla, başvuru tarihinden geriye yönelik en fazla altı aya ilişkin olmak üzere, yararlanılmamış olan prim teşviki, destek ve indirimlerinden yararlanılabilir veya yararlanılmış olan prim teşviki, destek ve indirimleri başka bir prim teşviki, destek ve indirimi ile değiştirilebilir.” hükmü ve ikinci fıkrasında ise; “Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önceki dönemlere ilişkin olmak üzere tüm şartları sağladığı halde bu Kanun veya diğer kanunlarla sağlanan prim teşviki, destek ve indirimlerinden yararlanmamış işverenler ile bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce yararlanılan prim teşviki, destek ve indirimlerin değiştirilmesine yönelik talepte bulunan işverenler tarafından en son bu maddenin yürürlük tarihini takip eden aybaşından itibaren bir ay içinde Kuruma başvurulması halinde, yararlanılmamış olan prim teşviki, destek ve indirimlerinden yararlanılabilir veya yararlanılmış olan prim teşviki, destek ve indirimleri başka bir prim teşvik, destek ve indirimi ile değiştirilebilir.” şeklinde belirtilmiş hükümler mevcuttur.

2.Anılan maddenin üçüncü fıkrasında ise “Bu maddenin ikinci fıkrası kapsamında talepte bulunan işverenlere iade edilecek tutar, maddenin yürürlük tarihinden önce talepte bulunanlar için maddenin yürürlük tarihini takip eden aybaşından, yürürlük tarihinden sonra talepte bulunanlar için ise talep tarihini takip eden aybaşından itibaren kanuni faiz esas alınmak suretiyle hesaplanarak bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihi takip eden takvim yılı başından başlayarak üç yıl içinde ödenir. Ödeme, öncelikle bu Kanun'un 88. maddesinin on dört ve on altıncı fıkralarına göre muaccel hale gelmiş prim ve her türlü borçlardan, sonrasında ise ilgili kanunlar uyarınca yapılandırma veya taksitlendirme de dâhil olmak üzere müeccel haldeki prim ve her türlü borçlarından mahsup yoluyla gerçekleştirilir. Ancak üç yılsonunda ilgili kanunları gereği yapılandırılma veya taksitlendirilme sebebiyle vadesi gelmemiş taksit ödemelerinden peşinen mahsup edilir. Kuruma borcu bulunmayan işverenlere altı ayda bir eşit taksitlerle iade yapılır.” hükümleri mevcuttur.

3.Diğer taraftan Ek 17. maddenin 4. fıkrası hükmündeki “Görülmekte olan davalarda, ayrıca bir başvuru şartı aranmaksızın, dava öncesi yapılan idari başvuru tarihinden itibaren işleyecek kanuni faiziyle birlikte hesaplanacak tutar üçüncü fıkra hükümlerine göre mahsup veya iade edilir. Mahkemelerce, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce açılmış davalarda davanın konusuz kalması sebebiyle karar verilmesine yer olmadığına karar verilir. Yargılama giderleri idare üzerinde bırakılır ve vekâlet ücretinin dörtte birine hükmedilir. Ayrıca, ilk derece mahkemelerince verilen kararlar hakkında Sosyal Güvenlik Kurumu'nca kanun yollarına başvurulmaz ve bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce yapılan kanun yolu başvurularından vazgeçilmiş sayılır.” ibaresinin iptali için Anayasa Mahkemesine başvuruda bulunulmuş ve Anayasa Mahkemesince 19.02.2020 gün ve 2018/139 Esas 2020/12 Karar sayılı karar ile bu hükmün iptaline karar verilmiş olup, karar 05.05.2020 tarih ve 31118 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanmıştır.

4.Anayasa'nın 153. maddesi uyarınca, Anayasa Mahkemesinin iptal kararları gerekçesi yazılmadan açıklanamamakta ve ancak Resmi Gazete'de yayımlandıktan sonra yürürlüğe girmektedir. Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarının yasama, yürütme ve yargı organları, idari makamlar, gerçek ve tüzel kişileri bağlayacağı açıktır. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 33. maddesi hükümlerine göre Türk Hukukunu re'sen uygulamakla yükümlü olan mahkemelerin ve giderek Yargıtayın iptal kararı ile yok hükmünde olan ve böylece yürürlükten kalkan bir yasa maddesine dayanarak inceleme yapma ve karar verme yetkilerinin bulunmadığının kabulü doğal olup, bu yönde bir uygulama yapılmasına imkânı yoktur. Belirtilmelidir ki Anayasa Mahkemesinin iptal kararları, bozma kararları ile oluşan usulü kazanılmış hakların istisnasını teşkil ederler. Buna göre usuli kazanılmış hak gereğince uygulanması gereken bir kanun maddesi Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edildiği takdirde artık usuli kazanılmış hakka göre değil, Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararıyla ortaya çıkan yeni hukuki duruma göre karar verilir. Şu halde Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararı karşısında, yeni oluşan durumun kesin hüküm halini almamış derdest tüm davalar yönünden uygulanmasının zorunluluğu ortadadır.

5.Eldeki davada ise İlk Derece Mahkemesinin davanın kabulü ve esası hakkında karar verilmesine yer olmadığına ilişkin kararları Bölge Adliye Mahkemesi tarafından 6100 sayılı Kanun'un 353. maddesinin 1-a bendi uyarınca kaldırılarak 5510 sayılı Kanun'un Ek 17. maddesi kapsamında değerlendirilme yapılması için gönderilmesine rağmen İlk Derece Mahkemesi tarafından gerekli araştırma ve değerlendirme yapılmadığı anlaşılmaktadır. Zira davacı 28.05.2018 tarihinde 5510 sayılı Kanun'un Ek 17. maddesi kapsamında davalı Kuruma başvurusunun bulunmuş ve bu bağlamda davacının çeşitli dönemlerle ilgili taleplerinin kabulü ile fark prim alacaklarının mahsup işlemi yapılmıştır. Dolayısıyla 5510 sayılı Kanun'a Ek 17. maddenin gelmesi ile oluşan bu yeni durumun gözetilmesi ve maddenin 4. fıkrasındaki hükmün iptal edildiği dikkate alınarak, davaya konu uyuşmazlığa ilişkin olmak üzere yasal tüm dayanaklar irdelenmeli, bu madde kapsamında davanın konusuz kalıp kalmadığı hususları yeniden ve usulünce irdelenmesi oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.

6.Bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin, mahkemece yazılı şekilde hüküm tesisi, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle;

1.Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurularının esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,

2.İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,

Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,23.09.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

© 2026 İçtihat Pro — ictihatpro.com  |  Bu belge bilgilendirme amaçlıdır. Resmi belge niteliği taşımaz.