Esas No
E. 2022/6
Karar No
K. 2025/222
Karar Tarihi
Karar Sonucu
BOZULMASINA
Hukuk Alanı
Ceza Hukuku

Ceza Genel Kurulu         2022/6 E.  ,  2025/222 K.

"İçtihat Metni"

KARARI VEREN

YARGITAY DAİRESİ : 9. Ceza Dairesi

MAHKEMESİ :Ceza Dairesi

SAYISI: 291-854

I. HUKUKÎ SÜREÇ

Sanığın çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 103/2-4-6, 43/1, 53 ve 63. maddeleri uyarınca 29 yıl hapis cezasıyla cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan ise aynı Kanun'un 109/2,109/3-f-5, 53 ve 63. maddeleri uyarınca 9 yıl hapis cezasıyla cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba ilişkin İstanbul 18. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 05.03.2019 tarihli ve 246-95 sayılı hükümlerin, sanık müdafii, katılan vekili ve o yer Cumhuriyet savcısı tarafından istinaf edilmesi üzerine İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 20. Ceza Dairesi tarafından duruşma açılarak yapılan yargılama sonucunda 24.07.2019 tarih ve 1306-1705 sayı ile; İlk Derece Mahkemesinin kararı 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 280/2. maddesi uyarınca kaldırılarak sanığın çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçundan TCK'nın 103/2-6, 43/1, 62, 53 ve 63. maddeleri uyarınca 14 yıl 2 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan ise TCK'nın 109/1,109/3-f-5,62, 53 ve 63. maddeleri uyarınca 2 yıl 6 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba karar verilmiştir.

Bu hükümlerin de sanık müdafii ve katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay (Kapatılan) 14. Ceza Dairesince 27.01.2021 tarih ve 651-507 sayı ile; "...Mağdurenin aşamalarda çelişkili ifadelerde bulunup kovuşturma evresinde önceki beyanlarından rücu etmesi, sanığın savunmalarında on altı yaşında bildiği mağdureyle cinsel ilişkiye girmeksizin öpüşüp sarıldıklarını belirtmesi, doktor raporu ve tüm dosya içeriği nazara alındığında, sanığın değişik tarihlerde mağdureye yönelik cinsel eylemlerini organ sokmak suretiyle gerçekleştirdiği hususunda her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmayıp, eylemlerinin 5237 sayılı TCK'nın 103/1-c.1. maddesi kapsamında kaldığı ve mağdurenin ilk derece mahkemesindeki duruşmada savunmayı doğrular şekilde sanığa yaşını söylemediğine dair anlatımı ile ilk derece mahkemesi ve Bölge Adliye Mahkemesinde gerçekleştirilen yargılamalarda mağdurenin görünümüne dair herhangi bir gözlem yapılmaksızın dosya kapsamıyla çelişecek şekilde hata hükümlerinin yanlış tartışılması karşısında, sanık hakkında 5237 sayılı TCK'nın 30. maddesinde düzenlenen hata hükümlerinin uygulanması gerektiği gözetilerek müsnet suçlardan beraatine karar verilmesi yerine yazılı şekilde mahkumiyet hükümleri kurulması,'' isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.

İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 20. Ceza Dairesi ise 05.04.2021 tarih ve 291-854 sayı ile; ''... Mağdure sanık hakkında polis merkezine giderek şikayetçi olduktan sonra, polisler mağdureden olayların geçtiği yer olan sanığın evini ve kendisini göstermesini istemiş, mağdurenin yer göstermek istemesi ile onunla birlikte sanığın bulunduğu eve gitmişlerdir. Evin bulunduğu yere geldiklerinde orada sanığı görmüş, sanık polisler ve yanlarında bulanan mağdureyi görür görmez kaçmıştır. Bu husus polisler tarafından tutulan ve dosyada bulunan 28.12.2013 tarihli tutanakta oldukça ayrıntılı olarak anlatılmıştır. Sanık 28.12.2013 tarihinde polislerin elinden kurtulup kaçtıktan sonra yakalama emri ile aranmaya başlamış ancak 27.01.2015 tarihinde kaçmasının üzerinden 1 yıldan fazla zaman geçtikten sonra yakalanmıştır. Eğer sanığın dediği gibi mağdure kendisine yaşının büyük olduğunu söyledi ise ve kendi savunmaları gibi mağdure ile cinsel hiç bir şey yaşamamış ise neden 1 seneden fazla zaman kaçak olarak gezmiştir? Bu hayatın olağan akışına uygun değildir.

Sanık Cumhuriyet Savcılığında vermiş olduğu savunmasında; '... ancak 2013 yılı kış aylarında kendisiyle tanıştım, aynı mahallede oturuyorduk, 6-7 ay süre ile zaman zaman buluşup konuşuyorduk...' şeklinde beyanda bulunmuştur. Bu kadar uzun süredir tanışıp sevgili olan sanığın mağdurun yaşını bilmemesi düşünülemez.

Sanık Cumhuriyet Savcılığında vermiş olduğu savunmasında; '.... o tarihlerde halasının yanında kalıyordu, halası da bizim görüştüğümüzü biliyordu, bildiğim kadarıyla ...'in annesi ...'i istemediği için halasında kalıyordu, ... bana kendi adına kayıtlı bir ev olduğundan bahsetmişti, bu evi annesi kendi üzerine almak istiyormuş, ancak ...'in yaşı 18'den küçük olduğu için alamıyormuş, sanırım benim ... ile ciddi ilişki içinde olduğumu ve evi bir daha alamayacağımı düşündüğü için annesi ... benim hakkımda bu şekilde şikayette bulunmuş...' şeklinde beyanda bulunmuştur. Mağdurenin kendisi ve ailesi ile ilgili bu kadar ayrıntılı bilgileri bilen bir kişinin daha kolay bilgi olan yaşını bilmemesi mümkün değildir. Dosya içerisine getirtilen Taksim Hastanesi doğum belgesine göre mağdure 15.05.1999 doğumludur. Bu durumda suç tarihlerinde 15 yaşından küçüktür.

Sanığın babası mağdurenin de yaşadığı mahallenin bakkalıdır. Sanık da babasının yanında çalışmaktadır. Beyanlara göre mağdurenin evi sanığın yaşadığı eve yürüme mesafesinden 5 dakikadır. Özetle mağdure ve sanık aynı mahallede yaşamaktadır.Bu durum ise uzun sürelidir. Böyle bir hal içerisinde sanığın mağdurenin yaşını bilmemesi hayatın olağan akışına uygun düşmemektedir. Sanık mahkemede verdiği savunmasında; Aynı mahallede oturduklarını, aileler arasındaki anlayış farkından dolayı ailesinin istememesi sebebiyle mağdureden ayrıldığını beyan etmiştir.

Bu savunma sanığın ve ailesinin mağdureyi tanıdığı ve araştırdığı anlamını taşımaktadır.

Sanık kendi el yazısı ile dosyaya sunduğu 05.03.2019 tarihli 5 sayfalık savunma dilekçesinde; mağdurenin ailesi ve kendisi ile ilgili oldukça fazla ve teferruatlı bilgiler vermiştir. Mağdure ve ailesi hakkında bu kadar ayrıntılı bilgilere sahip olan birinin bunlardan daha az araştırma gerektirecek yaş hususunda bilgi sahibi olmaması mantıken mümkün değildir.

Sanık 18 yaşından büyüktür. Mağdure yargılama aşamalarının tümünde verdiği beyanlarında sanığa kaç yaşında olduğunu söylemediğini açık ve net olarak beyan etmiştir. Yukarıda anlatılanlara göre sanığın mağdurenin yaşını bilmemesi mümkün değildir. Bu durumda sanığın TCK'nun 30 .maddesinde belirtilen hata hükümlerinden yararlanması mümkün değildir..." şeklindeki gerekçeyle bozmaya direnerek önceki hüküm gibi sanığın mahkûmiyetine karar vermiştir.

Direnme kararına konu hükümlerin, sanık müdafii ve katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 04.10.2021 tarihli ve 70730 sayılı bozma istekli tebliğnamesi ile dosya kararına direnilen daireye gönderilmiş, inceleme yapan Yargıtay 9. Ceza Dairesince 08.12.2021 tarih ve 24945-9838 sayı ile direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına gelen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

II. UYUŞMAZLIK KONUSU

Özel Daire ile Bölge Adliye Mahkemesi arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; müsnet suçlar bakımından sanık hakkında TCK’nın 30. maddesinde düzenlenen hata hükümlerinin uygulanma imkânının bulunup bulunmadığının belirlenmesine ilişkin olup cinsel istismar suçu ile ilgili olarak hata hükümlerinin uygulanma koşullarının bulunmadığı sonucuna ulaşılması hâlinde eylemin nitelikli cinsel istismar suçunu mu yoksa basit cinsel istismar suçunu mu oluşturduğunun değerlendirilmesi gerekmektedir.

III. OLAY VE OLGULAR

İncelenen dosya kapsamından;

İstanbul 18. Ağır Ceza Mahkemesinde yapılan yargılamada; Sanığın suç tarihinde 15 yaşından küçük mağdureyi alıkoyduktan sonra zorla nitelikli cinsel istismarda bulunduğu kabul edilerek, çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçundan 29 yıl hapis cezasıyla, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan ise 9 yıl hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar verilmiştir.

Mahkumiyet hükümlerinin istinaf edilmesi üzerine dosyayı inceleyen İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 20. Ceza Dairesince suça konu eylemlerde mağdurun rızası bulunduğu kabulüyle ilk derece mahkemesince kurulan hükümler kaldırılarak sanığın çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçundan 14 yıl 2 ay hapis, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan ise 2 yıl 6 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar verilmiştir.

Katılan mağdure ...'in 15.05.1999 doğumlu ve suç tarihinde 15 yaşından küçük olduğu, İstanbul ilinde halasının yanında ikamet ettiği, sanık ...'nün ise suç tarihinde 22 yaşında olduğu ve İstanbul ili Beyoğlu ilçesinde ailesi ile birlikte yaşadığı, Taksim Hastanesi Baştabipliğinin katılan mağdurenin 15.05.1999 tarihinde doğduğuna ilişkin doğum belgesi ile aynı yönde Mernis belgesinin dosyada mevcut bulunduğu, Anlaşılmıştır.

Katılan mağdure ... savcılıkta; Bir yıl önce Beyoğlu ilçesi ... Mahallesinde tanıştığı ... adındaki şahıs ile 14 Aralık 2013 tarihi itibarıyla sevgili olmaya başladıklarını, sanık tarafından birçok kez rızası dışında cinsel yönden istismar edildiğini, yargılama evresinde ise; sanığın, yaşını bilmediğini, hiç sormadığını, kendisinin de yaşını söylemediğini ve söyleme gereği duymadığını beyan etmiştir.

Sanık ...; katılan mağdurenin eski kız arkadaşı olduğunu, tam tarihini hatırlamamakla birlikte 2013 yılı kış aylarında kendisiyle tanıştıklarını, ilişkilerinin altı ay kadar sürdüğünü, katılan mağdurenin tanıştıklarında on altı yaşında olduğunu söylediğini, yaşının küçük olduğunu bilmediğini, boyunun 1.75-1.80 civarında olduğunu, katılan mağdurenin boyunun da kulağının hizasını bulduğunu, gerçek yaşını hakkında şikâyet olunca öğrendiğini, katılan mağdurenin fiziksel olarak da on altı yaşında olduğunu gösterdiğini, savunmuştur.

IV. GEREKÇE

A. İlgili Mevzuat ve Öğretide Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Görüşler TCK'nın "Hata" başlıklı 30.

maddesi şöyledir; "Fiilin icrası sırasında suçun kanuni tanımındaki maddî unsurları bilmeyen bir kimse, kasten hareket etmiş olmaz. Bu hata dolayısıyla taksirli sorumluluk hâli saklıdır. Bir suçun daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli hâllerinin gerçekleştiği hususunda hataya düşen kişi, bu hatasından yararlanır. Ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenlere ait koşulların gerçekleştiği hususunda kaçınılmaz bir hataya düşen kişi, bu hatasından yararlanır." Madde, 08.07.2005 tarihli ve 25869 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 5377 sayılı Kanun'un 4. maddesi ile eklenen; "İşlediği fiilin haksızlık oluşturduğu hususunda kaçınılmaz bir hataya düşen kişi, cezalandırılmaz." biçimindeki dördüncü fıkra ile son hâlini almıştır. Madde gerekçesinde ise; "Madde metninde çeşitli hata hâlleri düzenlenmiştir.

Birinci fıkrada suçun maddî unsurlarında hataya ilişkin hükme yer verilmiştir. Kast, suçun kanuni tanımındaki maddî unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesidir. Bu unsurlara ilişkin bilgisizlik, eksik veya yanlış bilgi sahibi olunması durumu ise, maddî unsurlarda hata olarak adlandırılır. Böyle bir hata kastın varlığına engel olur. Örneğin, kişi vestiyerden kendisininki zannederek başkasının paltosunu alır. Keza, kişi gece karanlığında vahşi bir hayvan zannıyla hareketli bir cisme ateş eder. Ancak, gerçekte bu hareket eden cisim bir insandır ve dolayısıyla; bu insan ölür veya yaralanır. Örnek olarak verilen bu olaylarda failin bilgisi gerçeğe uysaydı; işlediği fiil haksızlık teşkil etmeyecekti. Bu nedenle hata hâlinde kasten işlenmiş bir suçtan söz etmek mümkün değildir.

Fıkrada ayrıca, maddî unsurlarda hata hâlinde, taksirle sorumluluğa ilişkin hükme yer verilmiştir. Buna göre, meydana gelen neticeye ilişkin olarak gerekli dikkat ve özen gösterilmiş olsaydı böyle bir netice ile karşılaşılmazdı şeklinde bir yargıya ulaşılabiliyorsa; taksirle işlenmiş bir suç söz konusu olur. Ancak bu durumda neticenin taksirle gerçekleştirilmesinin kanunda suç olarak tanımlanmış olması gerekir. Bu nedenle, kendisinin sanarak başkasının çantasını alan kişinin yanılgısında taksirin varlığı kabul edilse bile; kanunda hırsızlık fiilinin ancak yararlanma kasdıyla işlenebileceği belirtildiği için; böyle bir olay dolayısıyla ceza sorumluluğu doğmayacaktır. Buna karşılık, av hayvanı zannederek gerçekte bir insana ateş edip onun ölümüne neden olan kişinin bu hatasında taksiri varsa, adam öldürme kanunda taksirle işlenen bir suç olarak da tanımlandığı için, böyle bir olayda fail, taksirle adam öldürme suçundan dolayı sorumlu tutulacaktır.

Kastın varlığına engel olan hata, suçun sadece temel şekline ilişkin unsurlar hakkında değil, aynı zamanda failin daha ağır veya hafif ceza ile cezalandırılmasını gerektiren nitelikli unsurları bakımından da ortaya çıkabilir. İkinci fıkra ile kişinin, suçun nitelikli unsurlarına ilişkin hatasından yaralanması öngörülmüştür. Hükûmet Tasarısının 23 üncü maddesinin birinci fıkrasında 765 sayılı Türk Ceza Kanununun 52 nci maddesinde düzenlemeye paralel olarak şahısta hata ve hedefte sapma hâli düzenlenmiştir. 'Şahısta hata' aslında bir ve ikinci fıkra hükümleri bağlamında düşünülmesi gereken bir durum olduğu için, bu hususa ilişkin ayrı bir hükme yer verilmesi gereksiz görülmüştür.

Keza, hedefte sapma hâli ile ilgili olarak bu madde kapsamında düzenleme yapılmasına gerek görülmemiştir. Çünkü hedefte sapma hâlinde bir hata söz konusu değildir. Bu durumda suçların içtimaı hükümleri kapsamında değerlendirilmesi gereken bir sorun söz konusudur. Nitekim, uygulamada da hedefte sapma, suçların içtimaı ve özellikle fikri içtima bağlamında ele alınmaktadır.

Hükûmet Tasarısının 23 üncü maddesinin 3 üncü fıkra veya bendinde düzenlenen 'hukuka uygunluk nedenlerinde hata' ile ilgili hüküm, bölüm başlığına paralel olarak değiştirilmiştir. Madde metnindeki 'hukuka uygunluk nedenleri' yerine, 'ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenler' ibaresi konulmuştur. Somut olayda söz konusu nedenlere ait koşulların gerçekleştiği hususunda hataya düşen kişi, bu hatasından yararlanabilecektir. Ancak, bunun için hatanın kaçınılmaz olması gerekir. Hatanın kaçınılabilir olması durumunda ise, kişi işlediği fiilden dolayı sorumlu tutulacak ve fakat bu hata, temel cezanın belirlenmesinde göz önünde bulundurulacaktır." biçiminde açıklamalarda bulunulmuştur.

Hata (yanılma); genel olarak kişinin tasavvuru ve zihninden geçirdikleri ile gerçeğin birbirine uymaması anlamına gelen bir kavramdır. Hata kural olarak iradenin oluşum sürecine etki eder ve gerçeğin yanlış biçimde tasavvuru veya bilinmesi nedeniyle irade bozulmuş olarak doğar. Failin tasavvurunun konusu, dış dünyaya ait bir şeye ilişkin olabileceği gibi normatif dünyaya (kurallar alanına) dair de olabilir. Dış dünyayla ilgili şeyin olduğundan farklı bir biçimde algılanması hâlinde unsur yanılgısından (tipiklik hatası), normatif dünyaya ait gerçekliğin farklı biçimde değerlendirilmesi hâlinde ise yasak hatasından bahsedilir. Kısaca unsur hatası, bir algılama hatası olduğu hâlde; yasak hatası, bir değerlendirme hatasıdır.

Hata, kastı ortadan kaldıran veya kusurluluğu etkileyen hata olmak üzere ikiye ayrılır. Suçun maddi unsurlarında (TCK'nın 30/1. maddesi), suçun nitelikli hâllerinde (TCK'nın 30/2. maddesi), hukuka uygunluk nedenlerinin maddi şartlarında (TCK'nın 30/1-3. maddesi) hata kastı kaldırır. Kusurluluğu ortadan kaldıran veya azaltan sebeplerin maddi şartlarında hata (TCK'nın 30/3. maddesi) ile haksızlık yanılgısı (yasak hatası) (TCK'nın 30/4. maddesi) kusurluluğu etkileyen hata şekilleridir. Kastı kaldıran hata türüne hukuka uygunluk nedenlerinin sınırındaki yanılgıyı da eklemek gerekmektedir (TCK'nın 27/1. maddesi).

TCK'nın 30. maddesinde çeşitli hata hâlleri düzenlenmiş olup maddenin birinci fıkrasında suçun maddi unsurlarında hataya ilişkin hükme yer verilmiştir.

Kast, suçun kanuni tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesi olup bu unsurlara ilişkin bilgisizlik, eksik ya da hatalı bilgi, maddi unsurlara ilişkin bir hatadır. Bu hatanın kastın varlığına engel olacak düzeyde bulunması hâlinde sanığa ceza verilmeyecektir. Suçun maddi unsurlarına ilişkin hata, eylemin suç teşkil etmesi için bulunması zorunlu hususlara ilişkin bir yanılmadır. Maddenin birinci fıkrasının ikinci cümlesinde, hata dolayısıyla taksirli sorumluluk hâlinin saklı olduğu belirtildiğinden, taksirle de işlenebilen bir suçun maddi unsurlarında tedbirsizlik ve dikkatsizlik sonucu hataya düşülmesi kusurluluğu ortadan kaldırmayacaktır.

Doktrinde bu konuya ilişkin olarak; "Suçun maddi unsurlarına ilişkin hata, eylemin suç teşkil etmesi için bulunması zorunlu hususlara ilişkin bir yanılmadır. Örneğin, arkadaşını ziyarete giden bir kimsenin, arkadaşının olduğu düşüncesiyle bir başkasının konutuna girmesi veyahut onbeş yaşını bitirmiş olan çocukla rızaen cinsel ilişkide bulunanın, mağdurun reşit olduğunu düşünerek bu eylemi gerçekleştirmesi." (Artuk/Gökcen/Yenidünya, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Adalet Yayınevi, 7. Baskı, s. 522), "Suçun maddi unsurlarında hata (unsur yanılgısı), müşahhas bir olayda suçun maddi unsurlarına müteallik hususlardaki bilgisizliği, eksik veya yanlış bilgiyi ifade eder. Bir başka ifadeyle, faildeki müşahhas olaya ilişkin tasavvurun gerçekle bağdaşmaması hâlidir. Bu hata, suça ilişkin kastı ortadan kaldırır. Bu hata hâlinde kasten işlenmiş bir haksızlıktan bahsetmek mümkün değildir. Failin bilgisi veya tasavvuru gerçeğe uysaydı; işlediği fiilin bir haksızlık teşkil etmeyeceği muhakkak olmalıdır." (İzzet Özgenç, Türk Ceza Kanunu Gazi Şerhi Genel Hükümler, Seçkin, 1. Baskı, 2005, s. 421), "Failin suç tipindeki bir unsurda yanılması, bu suçun kasten işlenmesini engeller. Bu takdirde suç taksirle işlendiği takdirde cezalandırılabilen bir suç ise, sorumluluk taksirli suçtan dolayıdır." (Hakan Hakeri, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Adalet Yayınevi,12. Baskı, s.

362.şeklinde görüşlere yer verilmiştir.

Failin isnat olunan suçun maddi unsurlarına ilişkin hatası esaslı, diğer bir ifadeyle kabul edilebilir bir hata olursa, bu takdirde fail TCK'nın 30. maddesinin birinci fıkrası uyarınca bu hatasından yararlanacak, bunun sonucu olarak yüklenen suç açısından kasten hareket etmiş sayılmayacağından ve suçun taksirle işlenmesi hâli de kanunda cezalandırılmıyor ise CMK'nın 223. maddesinin ikinci fıkrasının (c) bendi gereğince beraatine karar verilmesi gerekecektir.

İkinci fıkra ile kişinin suçun daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli hâllerinin gerçekleştiği hususundaki hatasından yararlanması öngörülmüş, buna göre kardeşi olduğunu bilmediği bir kişiyi öldüren failin, kasten öldürme suçunun nitelikli hâllerinden olan kardeşini öldürmekten değil, kasten öldürmenin temel şeklinden sorumlu olacağı, değersiz zannederek değerli bir kolyeyi çalan fail hakkında ise değer azlığı hükmünün uygulanacağı ilke olarak kabul edilmiştir.

Üçüncü fıkrada, ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenlere ait şartların gerçekleştiği konusunda kaçınılmaz bir hataya düşen kişinin, bu hatasından yararlanacağı hüküm altına alınmış olup fıkrada hem hukuka uygunluk sebebinin maddi şartlarında hata hem de kusurluluğu etkileyen hâllerle ilgili hata düzenlenmiştir. Failin bu fıkra hükmünden yararlanabilmesi için bulunduğu durum itibarıyla hatasının kaçınılmaz olması gerekmektedir. Hataya düşmenin kaçınılmaz olmasını, kusursuz olmak şeklinde anlamak gerekir (Nevzat Toroslu, Ceza Hukuku, Genel Kısım, Savaş Yayınevi, Ankara, 2016, s. 194.). Bunun için fail, fiili işlediği sırada ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenlere ait koşulların gerçekleştiği hususundaki hatası nedeniyle kınanamamalı, dikkatsiz ve özensiz davranmış olmamalıdır.

Maddeye 5377 sayılı Kanun'la eklenen dördüncü fıkrada ise kişinin işlediği fiilden dolayı kusurlu ve sorumlu tutulabilmesi için, bu fiilin bir haksızlık oluşturduğunu bilmesi gerektiği vurgulanmıştır. Buna göre fail, işlediği fiilin haksızlık oluşturduğu konusunda kaçınılmaz bir hataya düşmüşse, diğer bir ifadeyle, eyleminin hukuka aykırı olmadığı, haksızlık oluşturmadığı, meşru olduğu düşüncesiyle hareket etmişse ve bu yanılgısı, içinde bulunduğu şartlar bakımından kaçınılmaz nitelikte ise artık cezalandırılmayacaktır. Hatanın kaçınılmaz olduğunun belirlenmesinde kişinin bilgi düzeyi, gördüğü eğitim, içinde bulunduğu sosyal ve kültürel çevre şartları göz önünde bulundurulacaktır. Üçüncü ve dördüncü fıkraların uygulanması yönüyle kişinin kaçınılmaz bir hataya düşmesi şartı aranmakta olup hatanın kaçınılabilir olması durumunda kişi kusurlu sayılacak, diğer bir ifadeyle fiilden dolayı sorumlu tutulacak, ancak bu hata temel cezanın belirlenmesinde dikkate alınacaktır. Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;

Yargıtay (Kapatılan) 14. Ceza Dairesince, sanığın atılı suçları kabul etmeyen savunmaları ve mağdurenin sanığa yaşını söylemediğine yönelik beyanına göre sanık hakkında mağdurun yaşı bakımından TCK'nın 30. maddesinde düzenlenen hata hükümlerinin uygulanması gerektiği gerekçesiyle mahkumiyet hükümlerinin bozulmasına karar verildiği, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 20. Ceza Dairesince bu karara karşı '' sanığın mağdurenin ailesi hakkında bilgi sahibi olduğu ve 6-7 aydır sevgili oldukları, bu nedenle sanığın mağdurun yaşı hakkında hataya düştüğü hususunun kabul edilemeyeceği'' şeklinde özetlenebilecek gerekçelerle direnme kararı verildiği anlaşılmış ise de; Suç tarihinde 14 yıl 7 aylık olan mağdurenin yargılama aşamasındaki beyanında sanığa yaşını söylemediğini, sanığın da sormadığına ilişkin samimi anlatımı, sanığın ise mağdurenin kendisine 16 yaşında olduğunu söylediği ve fiziksel gelişimi bakımından da öyle göründüğüne ilişkin istikrarlı beyanının aksinin ispatlanamaması hususları yanında, direnme gerekçesinde yer verilen hususların sanık savunmalarının aksini kanıtlayabilecek nitelikte bulunmadığı anlaşıldığından, incelemeye konu her iki suçun maddi unsurları bağlamında mağdurun yaşına ilişkin olarak hataya düştüğü anlaşılan sanık hakkında TCK'nın 30. maddesinde düzenlenen hata hükümlerinin uygulanma koşullarının oluştuğu kabul edilmelidir. Bu itibarla, Bölge Adliye Mahkemesinin direnme kararına konu mahkûmiyet hükümlerinin bozulmasına karar verilmelidir. Çoğunluk görüşüne katılmayan üç Ceza Genel Kurulu Üyesi; direnme hükmünün isabetli olduğu düşüncesiyle, Karşı oy kullanmışlardır.

V. KARAR

Açıklanan nedenlerle;

1.İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 20. Ceza Dairesinin 05.04.2021 tarihli ve 291-854 sayılı direnme kararına konu hükümlerin, sanık hakkında TCK'nın 30. maddesinde düzenlenen hata hükümlerinin uygulanma koşullarının oluştuğunun gözetilmemesi isabetsizliğinden BOZULMASINA,

2.Dosyanın, gereği için kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine, kararın bir örneğinin de bilgi için İlk Derece Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 21.05.2025 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.

© 2026 İçtihat Pro — ictihatpro.com  |  Bu belge bilgilendirme amaçlıdır. Resmi belge niteliği taşımaz.