4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
T.C.
İZMİR
4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
Yukarıda tarafları yazılı davanın mahkememizde yapılan yargılaması sonunda dava dosyası ve ekleri incelendi;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
DAVA:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacı şirket davalı/borçlu şirkete fatura ve cari hesaba konu otomat, Kutuplu Otomotik Sigorta, kaçak akım koruma Şalteri vs. gibi pek çok mal satılarak teslim edildiğini, ancak davalı/borçlu şirket tarafından bu malların bedelinin ödenmemiş olduğunu, ödenmeyen mal bedellerinin tahsilini teminen davalı/borçlu şirket hakkında İzmir ... İcra Dairesi'nin ...sayılı İcra takip dosyası ile cari hesap alacağına ve muhtelif tarihli faturalara istinaden icra takibi yapıldığını, başlatılan icra takibinde ödeme emri usulüne uygun şekilde davalıya tebliğ edildiğini, davalı/borçlu şirket vekili tarafından, davacı şirketin davalı şirketten herhangi alacağının bulunmadığı gerekçesiyle borcun tamamına, işlemiş faize, fer'ilerine ve faiz oranına itiraz edilmiş ve yapılan itiraz sonucunda İcra Dairesi'nin 14.06.2024 tarihli kararı ile takip durdurulmuş olduğunu, deliller toplandığında ve ticari defter ve kayıtlar incelendiğinde davalı/borçlu şirketin itirazının haksız ve kötü niyetli olduğunun anlaşılacağını, davalı şirket adına düzenlenen fatura/faturalar kesilerek gönderilmiş ve söz konusu fatura/faturalara itiraz edilmediğini, Türk Ticaret Kanunu Fatura ve Teyit mektubu başlıklı 21. maddesine göre 8 gün içerisinde itiraz edilmeyen fatura/faturalar kesinleşmiş olup, içeriğinin kabul edildiği anlamı taşıdığını, buna göre yasal süresi içerisinde itiraz edilmeyen fatura, fatura düzenleyen lehine delil olarak kullanılabileceği hususunda karine teşkil ettiğini, Yargıtay'ın pek çok kararı da bu doğrultuda olduğunu, davacı şirketin, alacaklığı olduğunun ticari defter ve kayıtların incelenmesi sonucunda da anlaşılacağını, takip konusu likit ve muayyen olduğunu, yerleşik Yargıtay kararları gereğince takip konusu alacak belirli, borçlu tarafından tayin ve tespit edilmesi mümkün nitelikte ise alacak likit sayıldığını, borçlunun itirazının haksızlığına karar verilmesi halinde İcra İflas Yasası'nın 67/2 maddesi gereğince davacı şirket lehine %20 icra inkar tazminatına da hükmedilmesini talep ettiklerini, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu 5/a maddesi uyarınca, 6325 sayılı Hukuki Uyuşmazlıklarda Arabuluculuk Kanunu'nun 18/a maddesi gereği arabulucuya İzmir Arabuluculuk Bürosu'nun ... Arabuluculuk numarası ile başvurulmuşsa da, arabuluculuk görüşmeleri anlaşamama ile sonuçlandığını, bu hususta düzenlenen tutanak dava dilekçesinin ekinde sunduklarını, sonuç olarak, davalı/borçlu şirketin haksız ve kötü niyetli itirazının iptali için Mahkemeye başvuru zorunluluklarının doğduğunu, yapılan açıklamalar ve deliller davalı/borçlu şirketin itirazının varit olmadığını göstermekte olduğunu, açıklanan nedenlerle davalı şirketin İzmir ... İcra Dairesi'nin... sayılı dosyasından, davalı/borçlu şirket hakkında yapılan takip kapsamında -fazlaya ilişkin her türlü dava ve takip hakkının saklı kalması kaydıyla, davacı şirket alacakları için haksız ve dayanaksız itirazın iptalini ve takibin devamını, haksız ve kötü niyetli itiraz nedeniyle davalı aleyhine %20'den aşağıda olmamak üzere İcra inkar tazminatına hükmedilmesini, yargılama giderleriyle vekalet ücretinin davalı şirkete tahmiline karar verilmesini dava ve talep etmiştir.
Davalı tarafça cevap dilekçesi sunulmamıştır.
İzmir ... İcra Dairesi'nin... sayılı İcra dosyası için birden fazla müzekkere yazılmış ve dosya UYAP sistemi üzerinden celp edilmiştir. İzmir Ege Vergi Dairesi Müdürlüğü'nden davacı şirketin ait ...formları celp edilmiştir. İzmir Çiğli Vergi Dairesi Müdürlüğü'nden davalı şirketin ait...formları celp edilmiştir.
Mahkememizce SMM Bilirkişi... 04.08.2025 tarihli bilirkişi raporu alınmıştır.
GEREKÇE
Dava; Faturadan ve cari hesaptan kaynaklanan alacağın tahsili için yapılan icra takibine vaki itirazın iptali davasıdır. Dava, 1 yıllık hak düşürücü süre içerisinde açılmıştır. Öncelikle taraflar arasında hukuki ilişki olup olmadığı, varsa hukuki ilişkinin niteliğinin belirlenmesi gerekmektedir. Bu sebeble de davacı ve davalının ileri sürmüş olduğu iddialar, vakıalar ve bunları ispat edip etmedikleri ve ispat yükünün kimde olduğu hususuna değinmekte yarar vardır.
HMK. 190. maddesi "İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Kanuni bir karineye dayanan taraf, sadece karinenin temelini oluşturan vakıaya ilişkin ispat yükü altındadır. Kanunda öngörülen istisnalar dışında, karşı taraf, kanuni karinenin aksini ispat edebilir." hükmü mevcuttur.
İleri sürülen bir önermenin doğruluğu hususunda kanaat oluşturmak için bir nedenselliğin ortaya konulması olarak tanımlanabilen ispat, yargılama hukuku açısından dava konusu hakkın ve buna karşı yapılan savunmanın dayandığı vakıaların var olup olmadıkları hakkında mahkemeye kanaat verilmesi işlemidir.
İspatın konusu olan vakıalar, hukuk açısından doğrudan önem taşıyan veya dolaylı olarak önem taşıyan vakıalar olarak ayrılabilir. Hukuk açısından doğrudan önem taşıyan olaylar; hukuken hakların ve hukuksal ilişkilerin doğumu, değişmesi, işlemez duruma gelmesi, doğumunun engellenmesi veya doğduktan sonra düşmesine yol açan olaylardır. Hukuk açısından dolayısıyla önem taşıyan ve "emareler (belirtiler)" olarak da tanımlanan olaylar ise; hak ve hukuksal ilişkilerde yukarıda belirtilen durumların meydana gelmiş olduğu, kendilerinden olağan yaşam deneyimleri kuralları uyarınca anlaşılabilen, bir başka deyişle bir eylemsel karine bağının kurulmasına olanak veren olaylardır. Emareler, ancak hâkimin delilleri serbestçe değerlendirme (takdir) serbestisinin bulunduğu (HMK. madde 198), bu serbestinin özel kurallar ile sınırlanmamış olduğu (HMK. madde 200 ve 201 gibi) durumlarda ispat konusu olabilir. (Bilge Umar; (1980), İspat Yükü, (2. Baskı), Büyükçekmece, Kazancı Matbaacılık Sanayi. sf. 19.)
İspatın, doğrudan delil göstererek ispat ve dolaylı ispat olarak ayrıma tabi tutulup, dolaylı ispatın emareler ile ispat olarak değerlendirildiği, bu kapsamda emareyi bir delil vasıtası olarak değil, ispata yardımcı, kanuni maddi unsura uymayan yabancı vakıalar olarak nitelendirildiği de görülmektedir. (M. Kamil Yıldırım; (1990), Medeni Usul Hukukunda Delillerin Değerlendirilmesi, İstanbul, Kazancı Kitap Ticaret. sf. 120, 121.)
İspat yükü belli bir olayın gerçekleşip gerçekleşmediğinin anlaşılamaması, yani olayın ispatsız kalması yüzünden hâkimin aleyhte bir kararıyla karşılaşma tehlikesidir. Bu tanımda asıl davayı kaybetmek tehlikesinden değil, hâkimin aleyhte bir kararı ile karşılaşma tehlikesinden bahsedilmesi dikkate değerdir. Zira yalnızca davanın asıl konusu bakımından değil, aynı zamanda bir ön sorun veya bir ara sorun hakkında da iki tarafın birbirine zıt olarak ileri sürdükleri olayların hiçbirinin ispat edilememesi olasılığı vardır. Bu durunda hâkimin yapacağı iş söz konusu sorun bakımından ispat yükünü taşıyan tarafın, o sorunda ileri sürdüğü istemi reddetmek olacaktır. (Umar; İspat Yükü, sf. 3)
İspat yükü taraflar için bir yükümlülük (mükellefiyet) değil, sadece bir yüktür (külfettir). Taraf kendisi tarafından ispatı gereken bir vakıayı ispat edemezse, karşı taraf (ve mahkeme) onu mutlaka ispat etmesini isteyemez (yükümlülük). Bilâkis kendisine ispat yükü düşen taraf, o vakıayı ispat edememiş sayılır; meselâ, kendisine ispat yükü düşen ve fakat bunu yerine getiremeyen taraf davacı ise, davasını ispat edememiş sayılır ve dava bu nedenle reddedilir. (Kuru;... sf. 370.)
Davacı tarafın ticari defterleri üzerinde yapılan incelemede "Davacı kayıtlarına göre; 2023 yılından devreden 68.351,26 TL alacağın olduğu ve 2024 yılına devrettiği, 2024 yılından cari hesap çalışmasının devam ettiği, 1 adet davacı faturası ile davalıya 69.561,00 TL mal satıldığı, davalı tarafından toplam 80.000,00 TL ödeme yapıldığı, 15.03.2024 tarihi itibariyle 120.06.708 Alıcılar Hesap kodunda, davalıdan 57.912,26 TL bakiye alacağın olduğu ve bir sonraki yıla devrettiği tespit edilmiştir. " tespit edilmiştir.
HMK.'nın 222/1. fıkrası uyarınca taraf defterlerinin incelenmesinin kabul edildiği, kesin süre içinde ticari defter ve kayıtların ibraz edilmemesi veya bulunduğu yerin bildirilmemesi ve aynı sürede, delilleriyle birlikte ibraz edilmeme hakkında kabul edilebilir bir mazeret gösterilmediği takdirde, söz konusu ticari defter ve kayıtlara delil olarak dayanılmaktan vazgeçmiş sayılacağının, karşı tarafın ticari defter ve kayıtlarını sunması halinde, 28.07.2020 tarihinde yürürlüğe giren 7251 sayılı yasanın 23. maddesi ile değişik HMK.'nın 222/3. fıkrası uyarınca karşı tarafın HMK.'nın 222/2. fıkrasına uygun olarak tutulmuş ticari defter kayıtlarının sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabul edileceğinin, defterinin sunulmasına yönelik usulüne uygun ihtar yapılmasına rağmen davalı defterlerinin dosyaya sunulmadığı, davalı tarafın ticari defterlerini dosyaya sunmaması durumunda davacının usulüne uygun tutulmuş ticari defterlerinin lehine delil olarak kabul edilebileceği, davacının ticari ilişkiyi ispat ettiği hususları bir bütün olarak değerlendirildiğinde itirazın iptali ile takibin devamına karar vermek gerekmiştir. 2004 sayılı İİK.'nın 67/2. fıkrasına göre; bir davada borçlunun itirazının haksızlığına karar verilirse borçlu; takibinde haksız ve kötü niyetli görülürse alacaklı; diğer tarafın talebi üzerine iki tarafın durumuna, davanın ve hükmolunan şeyin tahammülüne göre, red veya hükmolunan meblağın (Değişik ibare: 02.07.2012-6352 S.K./11.md.) yüzde yirmisinden aşağı olmamak üzere, uygun bir tazminatla mahkum edilir.
Kanuni düzenlemeye göre davalı borçlunun icra inkar tazminatına mahkum edilebilmesi için takip tarihi itibari ile itirazında haksız bulunması yeterlidir. Diğer bir anlatımla kötüniyetli olması alacaklı bakımından getirilmiş bir koşuldur. Ancak itirazın haksızlığı tek başına icra inkar tazminatına hükmedilmesine elverişli değildir. Yani bu tazminata hükmedilmesi için takip konusu alacağın belirli, sabit olması, borçlu tarafından bilinmesi veya tayin ve tahkik edilmesinin mümkün nitelikte bulunması, hakimin takdirine bağlı olmaması gerekir. (Yargıtay HGK. 13.12.1967 Tarih, 9/1344-615) Diğer bir anlatımla alacağın likit ve belli olması gerekir. Alacak likit ve belirlenebilir olduğundan alacağın %20'si oranında icra inkar tazminatına karar verilmiş aşağıdaki gibi hüküm kurulmuştur.
1.Davanın KABULÜ ile;
İzmir ... İcra Müdürlüğü'nün 2024/5527 sayılı dosyasında davalının 57.912,26 TL asıl alacak, 2.873,80 TL işlemiş faiz olmak üzere Toplam 60.786,06 TL alacağa yönelik yapılan itirazının İPTALİNE, takibin takip talebinde belirtilen şartlar altında DEVAMINA,
2.Alacak likit ve hesaplanabilir olduğundan alacağın %20'si oranında icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
3.Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 4.152,30 TL nispi harçtan, peşin alınan 734,15 TL harcın mahsubu ile bakiye 3.418,15 TL karar ve ilam harcının davalı taraftan alınarak Hazine'ye gelir kaydına,
4.Davacı tarafından yapılan 427,60 TL başvurma harcı, 734,15 TL peşin harç olmak üzere toplam 1.161,75 TL harcın davalı taraftan alınarak davacı tarafa verilmesine,
5.Davacı tarafından yapılan 670,00 TL tebligat ve posta gideri ve 7.000,00 TL bilirkişi ücreti olmak üzere toplam 7.670,00 TL yargılama giderinin davalı taraftan alınarak davacı tarafa verilmesine,
6.Dava şartı arabuluculuk ücreti olan ve 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun 18/A-13 maddesi uyarınca tarafların anlaşamamaları nedeniyle Adalet Bakanlığı bütçesinden karşılanan 3.600,00 TL'nin davada haksız çıkan davalıdan alınarak Hazine'ye gelir kaydına,
7.Davacı kendisini vekille temsil ettirdiğinden, hüküm tarihinde yürürlükte olan AAÜT. hükümlerine göre 30.000,00 TL vekalet ücretinin davalı taraftan alınarak davacı tarafa verilmesine,
8.Taraflarca yatırılan kullanılmayan gider avansının kalan kısmının karar kesinleştiğinde taraflara iadesine, Dair, davacı vekilinin yüzüne karşı kararın taraflara tebliğinden itibaren 6100 sayılı yasanın 345. Maddesi uyarınca 2 haftalık kesin süresi içerisinde Bölge İstinaf Mahkemesine başvuru yolunun açık olduğu açıkça okunup usulünce anlatıldı.
24.09.2025 Katip ...
(e-imzalıdır)
Hakim ...
(e-imzalıdır)