Esas No
E. 2024/10873
Karar No
K. 2025/7048
Karar Tarihi
Karar Sonucu
ONANMASINA
Hukuk Alanı
Gayrimenkul Hukuku

5. Hukuk Dairesi         2024/10873 E.  ,  2025/7048 K.

"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ : Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi

SAYISI: 2022/2098 Esas, 2024/1115 Karar
DAVA TARİHİ: 06.02.2020
KARAR: Esastan ret

İLK DERECE MAHKEMESİ : Antalya 10. Asliye Hukuk Mahkemesi

SAYISI: 2020/35 Esas, 2022/216 Karar

Taraflar arasındaki tapu kaydının mahkeme kararı ile iptal edilmesi nedeniyle uğranılan zararın 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu’nun (4721 sayılı Kanun) 1007 nci maddesi uyarınca tazmini istemine ilişkin davada yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Kararın davacılar vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA

Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle; davacılar ve muris anneleri...'un Antalya ili, ...,...Mahallesi 101 parsel sayılı taşınmazın maliki olduğunu, taşınmazın 544,00 m² yüzölçümüyle ve arsa niteliğiyle tapuya kayıtlı olduğunu, taşınmazı kadastro tespiti ile edindiklerini, mülkiyet hakkı sahibi olmalarına rağmen taşınmazın kıyı kenar çizgisi içine alındığını ve sahil şeridi olarak kullanıldığını, taşınmazın tapu kaydının beyanlar hanesinde "Antalya 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 28/3/1977 tarihli ve 1973/317 Esas, 1977/119 Karar sayılı kararına istinaden iptal şerhi vardır 28.08/1992. Yev.... şeklinde şerh bulunmakta ise de davanın açılması öncesi ilgili mahkeme dosyasının fotokopisi alınarak davadan haberdar olduklarını, dava dilekçesinin dahi davacılara tebliğ edilmediğini, verilen karardan da haberdar olmadıklarını, kanuna aykırı olarak kesinleştirme işlemi yapıldığını, taşınmazda halen dahi davacıların malik olduğunun tapu kaydı ile sabit bulunduğunu, vergilerinin davacılar tarafından ödendiğini, mülkiyet hakkının ve bu haktan kaynaklanan tasarruf imkanını kaybettiklerinden 4721 sayılı Kanun'un 1007 nci maddesi kapsamında tapu sicilinin tutulmasından doğan tüm zararlardan Devletin sorumlu olduğunu ileri sürerek şimdilik 100.000,00 TL tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline ve davacılara ödenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

II. CEVAP

Davalı Hazine vekili cevap dilekçesinde özetle; davacı taraf 4721 sayılı Kanun'un 1007 nci maddesine göre tazminat talep etmekte olup dava tarihine kadar 10 yıllık genel zamanaşımı süresinin dolduğunu, davanın belirsiz alacak davası olarak açıldığını, bu tür davaların belirsiz alacak davası olarak açılamayacağını, davacıların hukuki yararının olmadığını, 4721 sayılı Kanun'un 1007 nci maddesine göre Devletten tazminat istenebilmesinde zararın gerçekleştiğinin kesin bir ilamla tespiti gerektiğini, tazminat istenilme şartlarının oluşmadığını, davanın reddini savunmuştur.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF

A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
B. İstinaf Sebepleri

Davacılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; dava konusu taşınmazın tapuda davacılar adına kayıtlı olduğunu,.... Tapu Sicil Müdürlüğünden gönderilen şerhe ilişkin mahkeme kararı örneğinde kesinleşme olmadığını, mahkeme kararının 16.08.1992 tarihinde beyanlar hanesine işlendiğine ve bu tarihte şerhe esas mahkeme kararında kesinleşme şerhi bulunmadığına göre mahkeme kararının 05.11.1977 yılında kesinleştiği kabulünün kanuna aykırı olduğunu, karar kesinleşmiş olsa idi kabul anlamına gelmemekle Tapu Müdürlüğünün anılan kararının tapunun beyanlar hanesine beyan olarak yazmak yerine karar gereği yerine getirip tapunun Hazine adına tescili işlemi yapması gerekirken bunun yapılmamış olması ve Tapu Müdürlüğünde dahi kesinleşme şerhli karar bulunmamasının 2. Asliye Hukuk Mahkemesi kararının şerhin işlendiği 16.08.1992 tarihinde davacılara tebliğ edilmediğinin kanıtı olduğunu, dayanak gösterilen kararın davacılara tebliğ olmadığını, adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini, karar kesinleşmiş olsa idi Hazinenin bu kararı infaz ettirmemesinin ve tapunun üzerine olmamasının düşünülemeyeceğini, Antalya 2. Asliye Hukuk Mahkemesinden gönderilen kararda davacıların adreslerinin ... köyü olarak belirtildiğini, bunun dışında mahalle, sokak, bina numarası bilgisine yer verilmediğini, davanın açılış tarihinde davacıların 11 ilâ 16 yaşları arasında olduklarını, küçüklere velayeten anneye de tebligat yapılmadığını ileri sürerek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir.

C. Gerekçe ve Sonuç

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile ... tarafından davalılar adına tapuda kayıtlı bulunan .... Mahallesi 101 parsel sayılı taşınmazın deniz ve denizin tesiri altında bulunan kumluk sahalar olması sebebiyle tapu kaydının iptali istemiyle açılan dava sonucunda Antalya 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 28.03.1977 tarihli ve 1973/317 Esas, 1977/119 Karar sayılı kararıyla tapu kaydının iptaline ve davalıların müdahalesinin önlenmesine karar verildiği; mahkemesiyle yapılan yazışma sonucunda dosyanın, arşiv ve SEKA klasörü araştırmasında imhaya gönderilmiş olduğu belirtilerek gönderilemediği ancak kesinleşme şerhli gerekçeli karar örneğinin gönderildiği ve karar üzerinde "26.8.1992 şerh verildi" ibaresinin yazılı olduğu, gönderilen bir başka karar örneğinde de 13.02.1978 yılında “İşbu ilam taraflara en son 19.10.1977 tarihinde tebliğ edilmiş olup müddeti içerisinde temyiz edilmediğinden hükmün 05.11.1977 tarihinde kesinleşmiş olduğu tasdik olunur” şerhinin yazılı bulunduğu; davacı tarafça kararın usulsüz tebligat işlemleri sonucunda verilen kesinleşme şerhinin geçersiz olduğu ve bu nedenle kararın kesinleştiğinin kabul edilemeyeceği iddia olunmakla birlikte, anılan dosyanın imha için Seka'ya gönderilmiş olması nedeniyle fiziken mevcut olmaması karşısında bu iddianın ispatının mümkün bulunmadığı ve bu nedenle kesinleşme şerhinin geçerli olmadığının kabul edilemeyeceği; dolayısıyla kararın kesinleşme tarihi 1977 olup, eldeki davanın ise 2020 yılında açıldığı; Anayasa Mahkemesinin 2014/6673 başvuru nolu 25.07.2017 tarihli, 29.09.2017 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanan Yaşar Çoban kararı ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 18.11.2009 tarihli ve 2009/4-383 Esas, 2009/517 Karar sayılı kararı dikkate alındığında, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararı ile 4721 sayılı Kanun'un 1007 nci maddesi ile düzenlenen tazminat için hukuk yolu etkili hale gelmiş olup, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu karar tarihi olan 18.11.2009 tarihinden önce zamanaşımı süresi dolanlar açısından makul süre içinde 4721 sayılı Kanun'un 1007 nci maddesine dayanılarak dava açılması gerektiğine yönelik yerleşmiş Yargıtay içtihatları doğrultusunda, 18.11.2009 tarihinden önce zamanaşımı süresinin dolduğu hallerde 18.11.2009 tarihinden itibaren Yargıtay tarafından makul süre içerisinde dava açılması halinde dava zamanaşımının dolmayacağı değerlendirilmekte ise de davanın 2020 yılında açılmış olduğu gözetildiğinde makul süre içerisinde açıldığının da kabul edilemeyeceği, dolayısıyla gerek iptal kararının kesinleştiği 1977 tarihinin, iptal tarihinden öncesine denk geliyor olması nedeniyle dava açılması için makul süre olarak öngörülen ve 18.11.2009 tarihinden başlayan 2 yıllık dava açma süresi ve gerekse parseli iptal eden kararın kesinleştiği tarih olan 01.11.2007 tarihinden dava tarihine kadar 10 yıllık dava açma zamanaşımı süresi dolmuş olduğundan, İlk Derece Mahkemesince de davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesinde usul ve kanuna aykırılık bulunmadığı anlaşıldığından davacılar vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

V. TEMYİZ

A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri

Davacılar vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü sebepleri tekrar ederek kararın bozulmasını talep etmiştir.

C. Gerekçe

1.Uyuşmazlık ve Hukukî Nitelendirme Uyuşmazlık, 4721 sayılı Kanun 1007 nci maddesi uyarınca tazminat istemine ilişkindir.

2.Değerlendirme

1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.

2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

VI. KARAR

Açıklanan sebeplerle;

Davacılar vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,

Davacılardan peşin alınan temyiz harcının Hazineye irat kaydedilmesine,Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,07.05.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Karar Etiketleri
© 2026 İçtihat Pro — ictihatpro.com  |  Bu belge bilgilendirme amaçlıdır. Resmi belge niteliği taşımaz.

İçtihat Pro Blog