Esas No
E. 2024/3044
Karar No
K. 2025/3203
Karar Tarihi
Karar Sonucu
ONANMASINA
Hukuk Alanı
Genel Hukuk

3. Hukuk Dairesi         2024/3044 E.  ,  2025/3203 K.

"İçtihat Metni"MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 57. Hukuk Dairesi

SAYISI: 2023/236 E., 2024/745 K.

İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 11. Tüketici Mahkemesi

SAYISI: 2018/90 E., 2021/3 K.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA

Davacı vekili; müvekkilinin eşinin 13.02.2013 günü baş dönmesi, bulantı, kusma şikayetiyle ... Hastanesi'nin acil servisine başvurduğunu, iç hastalıkları uzmanı olan davalı Dr. ... tarafından ilk muayenesinin yapıldığını ve kan tetkikinde anormal değerler görüldüğünü, davalının periferik yayma yaparak trombositopeniyi teyit ettiğini ancak periferik yaymada yaygın şistositleri tespit edemediğini ve diğer davalı Dr. ...'dan iki gün sonrasına randevu alarak hastayı taburcu ettiğini, Dr. ...’ın kan sonuçlarındaki anormal değerlerin, hastanın ivedi olarak bir hematolog tarafından değerlendirilmesini gerektirmesine rağmen hastayı hemen tedavisinin yapılabileceği bir yere sevk etmediğini, hastayı taburcu ettiğini, deneyimli bir iç hastalıkları uzmanı olarak yaygın şistositleri tespit etmesinin kendisinden bekleneceğini, kaldı ki böyle bir yeterliliği yoksa/olmadığı düşüncesindeyse ivedilikle preparatın bir hemetalog tarafından değerlendirilmesini sağlamak ve hastayı ugyun bir hastaneye sevketmekle yükümülü olduğunu, davalının açıkça kusurlu olduğunu, ayrıca taburcu ettiği hastaya gerekli bilgilendirmeyi de yapmadığını, durumunun ciddiyetini ve ölüm riskini açıklamadığını, bu nedenle hasta ve eşinin kendi imkanlarıyla acilen bir hematolog arayışına da girmediklerini, müvekkilinin eşinin 15.02.2013 tarihinde diğer davalı hematolog Prof. Dr. ... ile olan randevusuna geldiğini ancak randevu saatini beklerken durumunun kötüleştiğini, Dr. ...’nun diğer doktorun aldığı periferik yaymaya bakarak yaygın şistositlerin varlığını tespit ettiğini ve acilen TTP/HÜS tanısı ile yatırılmasına karar verdiğini, bazı testlerin yapılmasını istediğini, çıkacak sonuçlara göre plazma değişiminin yapılabileceği bir hastaneye transferinin gerekebileceği notunu düştüğünü, davalının test sonuçları aynı gün saat 23:30'da çıktığını halde ertesi gün 11:00'e kadar test sonuçlarını takip etmediğini, hasta yakınlarının beraber konferansa katıldıkları bir başka hematolog aracılığı ile kendisine ulaşması sonrasında sonuçları davalı Dr. ...’dan öğrendiğini ve hastanın ... hastanesine sevki ve plazma değişimi tedavisine başlanması talimatını verdiğini, ne var ki 2 saat çıkış işlemleri ve ambulans beklenmesine harcandığından Şişli'deki hazırlıklar da bir kaç saat sürdüğünden plazma değişiminin ancak 17:00 gibi başlayabildiğini, tedavi kılavuzunda, trombosititopeni ve preriferik yaymada şistositler varsa aksi kanıtlanana kadar hastanın TTP kabul edilmesi ve tedaviye ivedilikle başlanması gerektiğinin vurgulandığını, Dr. ...’nun TTP ön tanısı koymasına rağmen tedaviye hemen başlamadığını, alternatif tedavileri hemen uygulamadığını, hastayı hemen plazma değişimi yapılabilecek bir hastaneye sevk etmediğini, çok hatalı olarak tanının kesinleşmesini beklemeye karar verdiğini ve çok değerli saatlerin kaybına neden olduğunu, tanının kesinleşmesi için testler istedikten sonra ve hatta test sonuçlarına göre hastanın transfer edilebileceğini de not etmiş olmasına rağmen hastayı tedavinin yapılma imkanın olduğu bir kuruma hemen transfer etmeyip, plazma değişiminin yapılamayacağı ... hastanesine yatırmasının bir başka büyük kusur olduğunu, TPP ön tanısı konulduğuna ve TPP’yi doğrulaması açısından testler yapıldığına göre hastanın TPP tanısının kesinleşmesinin çok büyük bir olasılık olduğunu, doktorun bu büyük olasılığı doğru değerlendirirerek hiç değilse hastayı ... Hastenesine sevketmesi ve tanı kesinleştiğinde tedavinin hemen başlayabileceği imkanı yaratması gerektiğini, test sonuçları gece 23.30’da çıkmasına rağmen sonuçları takip etmediğini, ertesi gün saat 11.00’de hasta yakınları ulaşıncaya kadar sonuçları öğrenmediğini, takibini sorumlu bir hekim gibi yapsaydı 12 saatlik gecikmenin yaşanmayacağını, davalı iç hastalıkları uzmanı Dr. ...’ın kendi talimatıyla yapılan test sonuçlarını takip etmediğini, test sonuçlarını ivedi ve ilk iş olarak öğrenmediğini, öğrendikten sonra bile Dr. ...’ya hemen iletmediğini, hastanın çok değerli 12 saatinin kaybına neden olduğunu, olayı inceleyen ... Tabip Odası Onur Kurulunun da doktorların kusurlarını tespit ederek disiplin cezaları verdiğini, müvekkilinin eşinin davalıların yanlış tıbbi uygulamaları sonucu 17.02.2013 tarihinde hayatını kaybettiğini, doktorların tüm kusurlarından çalıştıkları hastanelerin de sorumlu olduklarını ileri sürerek 250.000,00 TL manevi tazminatın ve şimdilik 25.000,00 TL destekten yoksun kalma tazminatının ölüm tarihi 17.02.2013 tarihinden itibaren başlayacak faiziyle birlikte davalılardan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

II. CEVAP

1.Davalılar ... Hastanesi ve ... Hastanesi vekili; müteveffaya uygulanan tedavilerin tıp kurallarına uygun olup, davaya konu şikayet ve iddiaların, müvekkili hastanenin herhangi bir ihmal ya da kusurlu davranışından kaynaklanmadığını, hastanın tedavisinde görev alan tüm ilgililerin, mesleki bütün şartları yerine getirerek, somut durumun gerektirdiği önlemleri eksiksiz şekilde alarak, uygun tedavi yöntemini de gecikmeden belirleyip uyguladıklarını, yapılan tetkik ve girişimler, tedavi yöntemlerinin tıp kurallarına uygun olduğunu, teşhis ve tedavide bir kusur bulunmadığını, müvekkili kurum olan hastanede verilen sağlık hizmetlerine ve hekimlere atfedilecek bir kusur bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.

2.Davalı ... vekili; TTP’nin bir çeşit kan hastalığı olup ölüm oranının yüksek olduğunu, hastalığın tanı ve tedavisinin bir hemotolog, nefrolof veya immünolog tarafından yapılabildiğini, müteveffanın çok nadir görülen hastalığı konusunda gerekli tüm önlem ve tedbirların alındığını, ciddi tetkik ve tahlil gerektiren tanı süreci sonrasında teşhisin kesinleştirildiği ve buna göre hareket edilerek tedavisine başlandığını, TTP hastalığının komplikasyonları sebebiyle ölümün gerçekleştiğini savunarak davanın reddini istemiştir.

3.Davalı ... vekili; müteveffanın çok nadir görülen hastalığı konusunda gerekli tüm önlem ve tedbirların alındığını, çok nadir görülen ve tedavi edilse bile hastayı kurtarma oranının son derece düşük seyrettiği bu hastalıkta davalı müvekkiline atfedilebilecek ve öngörülebileceği, önleyebileceği bir neticenin bulunmadığını, TTP hastalığının komplikasyonları sebebiyle ölümün gerçekleştiğini, gereken özenin gösterildiğini, teşhisi ve tedavisi zor bir hastalık olan TTP’nin teşhisini koymak için gerekli tetkilerin yapıldığını ve tedaviye başlanıldığını, hastanın klinik durumunun tedaviye başlanana kadar iyi olduğunu, hastanın durumu kesinleşmeden riskler için TTP hastalığının tedavisine de başlanamayacağını savunarak davanın reddini istemiştir.

4.Davalı ... vekili; vefat edenin müvekkilinin nöbetçi olduğu hastaneye acil müracaat ettiğini, acil serviste yapılan muayene sonrası hastanın şikayetleri dikkate alınarak müvekkili tarafından konsültasyon istendiğini, hastanın kan tetkiklerin incelenmesi sonrasında hastada hafif bir anemi ve ciddi trombosit düşüklüğü olduğu saptandığını, hasta ve yakınlarının olumsuz laboratuar sonuçlarının ne anlama geldiği konusunda bilgilendirildiğini ve tüm uyarıların yapıldığını, acil hekimi olarak müvekkilinin görevinin hastayı aciliyet sonrası tedaviye yönlendirmek olduğunu, müvekkilinin meslek kurallarına uygun olarak üzerine düşen yükümlülüklerini yerine getirdiğini savunarak, davanın reddini istemiştir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; davalı hekimler aleyhine taksirle ölüme sebebiyet verme suçundan açılan İstanbul 51. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 2016/540 E. sayılı dava dosyası içerisinde mevcut Adli Tıp Kurumu Genel Kurulu'nun raporunda, ölümün TTP ve komplikasyonlarından meydana gelmiş olduğu, hastanın takip ve tedavisinde yer alan hekimlerin uygulamalarının tıp kurallarına uygun olduğu, ilgili hekimlere atfı kabil kusur bulunmadığının tespit edildiği, Mahkemece ceza dosyası, hastane kayıtları ve tüm deliller toplanarak alınan bilirkişi heyeti kök raporunda; TTP'nin tanı koyulması zor olan, uygun tedavi yöntemlerine rağmen %10-20 vakada ölümcül seyredebilen ağır bir hastalık olduğu, hastanın dosyası incelendiğinde, takip eden hekimlere ait bir kusurun olmadığının bildirildiği, alınan raporlar ile tüm dosya kapsamına göre davalı hekimlerin ve davalı hastanelerin teşhis ve tedavide herhangi bir kusurlarının bulunmadığı, tazminat koşullarının sağlanmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş; karara karşı, davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

IV. İSTİNAF

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayılı belirtilen kararıyla; dosyada bulunan Yüksek Sağlık Şurası kararında, ölümünün TTP ve komplikasyonlardan meydana geldiği, en iyi şartlarda TTP’nin tedavisinde plazma değişimi, immünsupresif ve kortikosteroid uygulanmasına rağmen %20 oranda ölümcül bir hastalık olduğu, bu ölümlerin çoğunlukla başvurudan sonraki ilk birkaç gün içinde erken dönemde gerçekleştiği, tanı konduktan sonra hastane imkanları doğrultusunda hastanın yaşamının devamını sağlayacak uygun tedavi ve bakımının uygulandığı açıklamalarına yer verilerek, en iyi şartlarda TTP tedavisinde plazma değişimi uygulansa bile, bu tedavinin ölüm sonucunu değiştiremeyebileceğinin açıkça ortaya koyulduğu, Yüksek Sağlık Şurası’nın bu açıklamalarının da müteveffanın tıbbi hata sebebiyle değil komplikasyon sebebiyle vefat ettiğini doğruladığı, bu kapsamda doktorlara ve davalı hastaneye illiyet bağının kurulamaması nedeni ile kusur atfedilemeyeceği, Ankara 8. İdare Mahkemesinin 2019/1231 E. ve 2020/1196 K. sayılı kararı ile ... Birliği’nin davalı doktor ... hakkında uyguladığı disiplin cezasının, hastanın takip ve tedavisinde davacının uygulamalarının tıp kurallarına uygun olduğu ve kusurunun bulunmadığı gerekçesiyle iptal edildiği, kararlılık arzeden emsal yüksek yargı içtihatlarında da vurgulandığı üzere dava konusu uyuşmazlıktaki iddia ve savunmaların birbirini teyit eden hem ATK raporu hem de akademik kariyeri haiz üniversite hastanesinden seçilen konu uzmanı bilirkişilerden oluşan bilirkişi heyetinden rapor alındığı, alınan bu bilirkişi raporlarının netice ile eylem arasındaki illiyet bağını kurmak için yeterli olduğu, karar vermeye ve denetime açık olup iş bu raporlarla da sunulan hizmetin ayıplı olmadığı, meydana gelen sonuçtan davalıların kusur ve sorumluluklarının bulunmadığı tespitlerinin yapıldığı gerekçesiyle istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

V. TEMYİZ

A. Temyiz Sebepleri

Davacı vekili; vekil sorumluluğuyla görev yapan doktorların, tıbbın gerektirdiği tüm tedavi ve müdahaleleri doğru olarak yapmakla yükümlü olduklarını, 18 saatlik bir gecikme açıkça kabul edilmişken, gecikmeyle ölüm arasındaki illiyet bağının gösterilemediği gerekçesiyle sorumluluğun ortadan kaldırılamayacağını, gerekli tedaviyi ivedilikle yapmayan doktorlar ve hastanelerin yaşanan sonuçtan sorumlu olduklarını, raporlarda aydınlatılmış onam yönünden değerlendirme bulunmadığını, bilirkişi raporunda, davalı ...’ın dahiliye uzmanı olduğundan şistositleri görememesinin mümkün olduğu iddia edilmişse de, deneyimli bir doktor olan davalı yönünden bunun bir kusur olarak kabul edilmesi gerektiğini, ayrıca hastayı taburcu etmesinin kusurlu olduğunu, ek bilirkişi raporunda açıklandığı ve İstinaf Mahkemesi tarafından da kabul edildiği gibi, plazmaferez tedavisinin 18 saatlik bir gecikmeyle başladığını, doktorların tıp biliminin gereklerine uygun özende davranmadıklarını ve plazmaferez tedavisinin gecikmeden başlanması için hiçbir çaba gösterilmediğini, tedavinin başlamasındaki gecikmenin hastane arayışından ya da hazırlık işlemlerinin uzun sürmesinden kaynaklanmadığını, tanının doğrulanmasından sonra sevk işlemlerindeki gecikmeden kaynaklanan 18 saatlik kaybın dışında, hastanın hemen ön tanının ardından, plazmaferez yapılabilecek hastanede yatışı yapılmayıp, test sonuçlarının plazmaferez yapılabilecek bir hastanede beklemesi sağlanmayarak da ayrıca bir vakit kaybına neden olunduğunu, davalı doktorların ayrı ayrı çok ağır kusurlarıyla, hastanın tedavisinde çok önemli gecikmeye neden olduklarını, özensiz ve tıp bilimi kurallarına aykırı davrandıklarını ileri sürerek; kararın bozulmasını istemiştir.

B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, vekalet ilişkisinden kaynaklı hekim hatası iddiasına dayalı maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.

Temyize konu kararda, hukuki ilişkinin ve bu ilişki nedeniyle ortaya çıkan uyuşmazlığa uygulanan hukuk kurallarının doğru şekilde belirlendiği, ceza yargılamasında alınan Adli Tıp Kurumu 1.İhtisas Kurulu ile Genel Kurulu tarafından düzenlenen raporlar, Yüksek Sağlık Şurası kararı ve Mahkemece alınan bilirkişi raporunun birbiriyle uyumlu olduğu, davalıların uygulamalarının tıp kurallarına uygun olduğu, kusurları olmadığının tespit edildiği anlaşılmakla davacılar vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun bulunan kararın onanmasına karar vermek gerekmiştir.

VI. KARAR

Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 370/1 maddesi uyarınca ONANMASINA,

Aşağıda yazılı temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

10.06.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Karar Etiketleri
ONANMASINA YARGITAYKARARI HUKUK Genel Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu K6100 md.370/1
© 2026 İçtihat Pro — ictihatpro.com  |  Bu belge bilgilendirme amaçlıdır. Resmi belge niteliği taşımaz.