Esas No
E. 2025/982
Karar No
K. 2025/982
Karar Tarihi
Karar Sonucu
REDDİNE
Hukuk Alanı
Ticaret Hukuku

T.C. DİYARBAKIR BAM 11. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No 2025/982 - 2025/1271

T.C.

DİYARBAKIR

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

11. HUKUK DAİRESİ

DOSYA NO : 2025/982

KARAR NO: 2025/1271

T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A

B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ : DİYARBAKIR ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

DAVANIN KONUSU : Menfi Tespit

BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ

KARAR TARİHİ: 23/12/2025
KARAR YAZIM TARİHİ: 23/12/2025

Taraflar arasında görülen davada Mahkemece davanın usulden reddine dair verilen kararın istinaf incelemesi davalı vekili tarafından istenmiş, 6100 sayılı HMK’nın 353. maddesi gereğince tetkikatın evrak üzerinde yapılmasına karar verildikten ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için düzenlenen rapor ile istinaf sebepleri dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları, tüm belgeler okunup incelendikten sonra, gereği görüşülüp düşünüldü: TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:

Davacı vekili; davalı tarafından müvekkili aleyhine 04.07.2024 tarihinde Diyarbakır İcra Müdürlüğü'nün 2024/62283 Esas sayılı dosyası ile icra takibi başlatıldığını, müvekkilinin takip alacaklısı şahsa böyle bir borcu bulunmadığını, ödeme emrinin tarafına ulaşmadığı ve takibe konu borca itiraz süresini kaçırdığı için borca itiraz edemediğini, davalının müvekkiline 23.11.2023 tarihinde teslim edilen 15.50 tl/kg bedeli karşılığı 20800 kg elma ve 02.12.2023 tarihinde 14.00 tl/kg karşılığı 19880 kg elma ürünlerine karşın bedeli olan 600.720,00 TL alacağından ödenen 400.000,00 TL'nin mahsup edildiği ve bakiye 200.720,00 TL alacak için takip başlatıldığını iddia ettiğini, ancak müvekkilinin mal/ürün teslimatına karşın sorumlu olduğu başkaca bir ödeme kalmadığını, davalı tarafından takibe dayanak belge olarak sunulan, tek taraflı kesilmiş, bir fatura niteliği taşımayan ve ürün/nevi/cins/fiyat/imza/teslim bilgisi içermeyen evrakın borca dayanak teşkil edemeyeceğini, dolayısıyla ortada bir borç ilişkisi de bulunmadığını, müvekkilinin davalıya herhangi bir borcu bulunmadığını belirterek müvekkilinin davalıya borcu olmadığının tespitine, davalı aleyhine kötü niyet tazminatına karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı vekili; müvekkili adına 04.07.2024 tarihinde Diyarbakır İcra Dairesi'nin 2024/62283 Esas sayılı dosyasında davalı şirket ile birlikte .......... aleyhine icra takibi başlatıldığını, borçluların tamamına ödeme emrinin 09.07.2024 tarihinde tebliğ edildiğini, borçlular tarafından borca itiraz edilmediğini ve takibin kesinleştiğini, müvekkili tarafından davacıya 25.15.2023 tarihinde 15.50 TL/Kg karşılığı 20.800 kg ve 02.12.2023 tarihinde 14.00 TL/Kg karşılığı 19.880 kg elma gönderildiğini, takip borçlularından ...... tarafından elmalar teslim alındıktan sonra müvekkiline video gönderildiğini ve bu videoda elmaları teslim alanın davacı ...........olduğunun görüldüğünü, davacının taraflar arasındaki ticari ilişkiyi inkar ettiğini, ancak davacı tarafından müvekkili şirkete iki farklı tarihte 30 ve 40'ar bin TL olmak üzere toplam 70.000 TL havale gönderdiğini, takip dosyasına dayanak olarak sunulan; elmaların davacıya ulaştığına dair fişlerde elmaları teslim alanın davacı şirket olduğunun açıkça görüldüğünü savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:

Mahkemece yapılan yargılama neticesinde; davanın mutlak ve nispi ticari dava olarak nitelendirilemeyeceği, Asliye Ticaret Mahkemelerinin uzmanlık gerektiren ticari davalara bakmakla görevli özel nitelikli mahkemeler olduğu, taraflar arasında TTK hükümleri veya özel kanun hükümlerinin uygulanmasını gerektirir bir ticari uyuşmazlık bulunmadığı, işbu davada görevli mahkemenin Asliye Hukuk Mahkemesi olduğu ve görev hususunun dava şartı olduğu gerekçesiyle,

HMK'nın 115/2. maddesi uyarınca Mahkemenin görevsiz olması nedeniyle davanın usulden reddine karar verilmiştir. Karara karşı, davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:

İstinaf kanun yoluna başvuran davalı vekili; cevap dilekçesini tekrar ederek; Mahkemece görev yönünden davanın reddine, dosyada harç vekalet ücreti ve diğer yargılama giderlerinin görevli mahkemece değerlendirilmesine karar verildiğini, ancak dosyanın görevli mahkemeye gönderilmemesi ve davanın açılmamış sayılması halinde yargılama giderleri ve vekalet ücreti hususu hakkında hüküm kurulmayarak bu hususta boşluk bırakıldığını, usulden ret kararı ile birlikte yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacıya tahmiline şeklinde karar verilmesi gerektiğini, müvekkilinin tacir olmadığından bahisle dosyada görevsizlik kararı verilmesinin hukuka aykırı olduğunu beyan ederek kararın kaldırılması talebiyle istinaf isteminde bulunmuştur.

DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ, HUKUKİ SEBEPLER VE GEREKÇE

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun (HMK) 355. maddesi uyarınca, istinaf sebepleri ve kamu düzeni ile sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; Dava; 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu ("İİK") m. 72 hükmü uyarınca icra takibinden sonra açılan menfî tespit istemine ilişkindir. 6100 sayılı HMK'nın 1. maddesi uyarınca, göreve dair kurallar kamu düzenine ilişkin olup mahkemelerin görevi, ancak kanunla düzenlenir.

HMK'nın 114/1-c maddesine göre de mahkemenin görevli olması bir dava şartıdır. Anılan Yasanın 115. maddesine göre ise, dava şartlarının mevcut olup olmadığı, taraflarca ileri sürülüp sürülmediğine bakılmaksızın yargılamanın her aşamasında mahkemece kendiliğinden gözetilir. Bu nedenle, dava açılırken dayanılan hukuki ve maddi olguların göreve etkili olduğu durumda öncelikle hukuki nitelemenin yapılması ve sonucuna göre mahkemenin görevsiz olduğu kanısına varılırsa dava dilekçesinin usulden reddine karar verilmelidir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun (TTK) 4. maddesinde, bir davanın ticari dava niteliğinde olup olmadığının tespiti bakımından üç ayrı kıstas kabul edilmiştir: (i) Bunlardan ilki, tarafların sıfatına ve işin ticarî işletme ile ilgili olup olmadığına bakılmaksızın ve başka hiçbir şart aranmaksızın TTK veya diğer kanunlarda ticarî sayılan davalardır (mutlak ticarî davalar). Mutlak ticarî davalar herhangi bir unsurun, bağlama noktasının veya sebebin davanın ticarî niteliğini değiştirmediği, mahkemenin kanaatinin rol oynamadığı davalardan olup;

TTK'nın 4/1 hükmünde (a) ilâ (f) bentlerinde sayılmıştır. (ii) İkinci grup davalar, yalnızca bir ticarî işletmeyle ilgili olmasına rağmen ticarî nitelikte kabul edilen davalardır.

TTK'nın 4/1-son cümle hükmü uyarınca ikinci grup ticarî davalar, yalnızca bir tarafın ticarî işletmesini ilgilendiren havale, vedia (saklama) sözleşmesi ile fikir ve sanat eserlerine ilişkin haklardan doğan davalardır. Bu nevi davaların ticarî nitelikte sayılması için yalnızca bir tarafın ticarî işletmesiyle ilgili olması TTK’da gerekli ve yeterli görülmüştür. (iii) Üçüncü grup ise, nispî ticarî davalar olup,

TTK'nın 4/1 hükmü uyarınca her iki tarafın ticarî işletmesiyle ilgili hususlardan doğan ve iki tarafı da tacir olan hukuk davaları ticarî dava sayılır. Bu hükme göre bir davanın ticarî dava sayılabilmesi için, hem iki tarafın ticarî işletmesini ilgilendirmesi, hem de iki tarafın tacir olması gereklidir. Bu şartlar birlikte bulunmadıkça, uyuşmazlık konusunun ticarî iş niteliğinde olması veya ticarî iş karinesi sebebiyle diğer taraf için de ticarî sayılması davanın ticarî dava olması için yeterli değildir.

TTK'nın 19/2. maddesi uyarınca, taraflardan biri için ticarî iş niteliğindeki bir sözleşmenin diğer taraf için de ticarî sayılması, davanın niteliğini ticarî hale getirmeyecektir. Zira TTK, kanun gereği ticarî dava sayılan davalar haricinde, ticarî davayı “ticarî iş” esasına göre değil, “ticarî işletme” esasına göre belirlemiştir; işin ticarî nitelikte olması tek başına davayı ticarî dava haline getirmez.

Somut olayda; dava konusunun taraflar arasında bulunduğu iddia edilen ürün satışına ilişkin olduğu, dolayısıyla dava konusunun 6102 sayılı TTK’nın 4. maddesinde tahdidi olarak sayılan mutlak ticari dava niteliğinde olmadığı, bu türden uyuşmazlığın ticari dava sayılabilmesi ve ticaret mahkemesinde görülebilmesi için tarafların her ikisinin de tacir ve dava konusunun tarafların ticari işletmeleriyle ilgili olması gerektiği, davacı taraf tacir ise de davalı şahsın tacir olmadığı gelen yazı cevaplarından anlaşılmıştır. Bu anlamda davanın nispi ticari dava niteliğinde de bulunmadığı tespitine göre Mahkemece davaya bakmakla görevli olan mahkemenin asliye hukuk mahkemesi olduğu, dosyada görev yönünden usulden ret kararı verilmiş olmasında isabetsizlik görülmemiştir.

Öte yandan 6100 sayılı HMK'nın 331/2 maddesinde " Görevsizlik veya yetkisizlik kararından sonra davaya bir başka mahkemede devam edilmesi hâlinde, yargılama giderlerine o mahkeme hükmeder. Görevsizlik veya yetkisizlik kararından sonra davaya bir başka mahkemede devam edilmemiş ise talep üzerine davanın açıldığı mahkeme dosya üzerinden bu durumu tespit ile davacıyı yargılama giderlerini ödemeye mahkûm eder" hükmü gereğince yargılama giderleri ve vekalet ücreti yönünden görevli mahkeme tarafından esas hakkındaki hükümle birlikte karar verilmesi gerektiği yönündeki değerlendirmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir.

Yukarıda anılan gerekçelerle, Mahkemece görevsiz yönünden davanın usulden reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığı anlaşılmakla, davalı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b-1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilerek, aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir. H Ü K Ü M : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;

1.) Davalı vekilinin İlk Derece Mahkemesinin yukarıda anılan kararına yönelik istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,

2.) 492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken harç peşin alındığından bu hususta karar verilmesine YER OLMADIĞINA,

3.) İstinaf kanun yoluna başvuran davalı tarafından yapılan istinaf yargılama giderlerinin kendi üzerinde BIRAKILMASINA,

4.) İstinaf incelemesi duruşma açılmadan yapıldığından vekâlet ücreti takdirine YER OLMADIĞINA,

5.) 6100 sayılı HMK'nın 7035 sayılı Kanun ile değişik 359/4. maddesi uyarınca Dairemiz kararının kesin olması nedeniyle İlk Derece Mahkemesince taraflara TEBLİĞİNE, dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, 6100 sayılı HMK'nın 362/1-c maddesi gereğince KESİN olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 23/12/2025

© 2026 İçtihat Pro — ictihatpro.com  |  Bu belge bilgilendirme amaçlıdır. Resmi belge niteliği taşımaz.

İçtihat Pro Blog