Esas No
E. 2024/21
Karar No
K. 2025/9747
Karar Tarihi
Karar Sonucu
ONANMASINA
Hukuk Alanı
Ceza Hukuku

6. Ceza Dairesi         2024/21 E.  ,  2025/9747 K.

"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi

SAYISI: 2023/224 E., 2023/744 K.
SUÇ: Tehdit
HÜKÜM: Mahkumiyet
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ: Düzeltilerek onama

Yapılan ön inceleme neticesinde; sanık hakkında bozma üzerine kurulan hükmün temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, temyiz isteminin süresinde olduğu, temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle, gereği düşünüldü:

Her ne kadar Tebliğname'de sanık hakkındaki hapis cezasının kazanılmış hak nedeniyle, "Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun 326/son maddesi uyarınca 10 ay hapis cezası üzerinden infaz edilmesine" karar verilmesi gerekirken, Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 232/6 maddesine aykırı biçimde, kazanılmış hak uygulamasının dayanağı olan yasa maddesi gösterilmeden, "10 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına" karar verilmesi kanuna aykırı bulunduğundan hükmün bozulmasına, bu husus yeniden yargılama kararı yapılmasını gerektirmediğinden hüküm fıkrasının sonuç cezanın belirlendiği bölümden sonra gelmek üzere, "Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun 326/son maddesi uyarınca kazanılmış hak nedeniyle sanık hakkında sonuç cezanın 10 ay hapis cezası üzerinden infazına" ibaresinin eklenmesi suretiyle hükmün düzeltilerek onanması gerektiği yönünde görüş bildirilmiş ise de aşağıda açıklanan nedenlerle anılan görüşe iştirak edilmemiştir. Adana 9. Asliye Ceza Mahkemesinin 15.03.2016 tarih ve 2015/207 Esas, 2016/217 Karar sayılı ve 15.03.2016 tarih ve 2015/207 Esas, 2016/217 ilamlarına ilişkin olarak, sanık hakkında aleyhe temyiz başvurusu bulunmadığından, sanığın kazanılmış hakkının gözetilmesinde hukuka aykırılık bulunmamaktadır.

Bilindiği üzere sanıklar hakkındaki mahkûmiyet hükümleri kesinleştikten sonra ceza fişi düzenlenerek sanığın adli sicil kayıtlarına işlenir; cezalara ilişkin ilgili kanun maddeleri ve ceza miktarları tek tek bu kayda yazılarak sicile işlenir. Ancak, Mahkemelerce verilen hükümlere ilişkin gerekçe kısmı bu sicillere işlenemez.

Örneğin 5237 sayılı Kanun'un 106. maddesinde yer alan tehdit suçundan 1 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilen bir sanık, beraat etmesi gerektiği gerekçesiyle hükmü temyiz etmemiş ise aleyhe temyiz olmadığı için hakkında verilen ceza kesinleşecektir. Ceza kesinleştiği takdirde sanığın sicil kaydına bu ceza 1 yıl 8 ay hapis cezası olarak işlenecek ve adli sicil kaydında bu ceza görülecektir.

Sanık beraat etmesi gerektiği gerekçesiyle bu hükmü temyiz ettiğinde ise, Yargıtay ilgili Dairesinin yaptığı inceleme sonucu, suçun mesela Tehdit suçundan daha ağır cezayı gerektiren Yağma suçunu oluşturduğu gerekçesi ile bozulması halinde, 5271 sayılı Kanun'un 307. madde metninde yazdığı gibi uygulama yapılarak örneğin, sanığın cezası daha ağır cezayı gerektiren suçtan yani yağma suçundan 10 yıl hapis olarak değil de mevcut kazanılmış hakkı nedeniyle cezası hüküm fıkrasına 1 yıl 8 aya indirilmek suretiyle sicil kaydına işlenecektir. "infazda gözetilir" denilerek cezanın yağma suçunun gerektirdiği şekliyle örneğin hakim hüküm fıkrasında mesela yağma nedeniyle sanık hakkında 10 yıl hapis cezası verip hüküm fıkrasında 10 yıl hapsi bırakırsa kararın kesinleşmesi durumunda sanığın adli sicil fişine göre adli sicil kaydında 10 yıl hapis cezası görülecektir.

Bu durumun sebebiyet vereceği sıkıntıları yine bir örnekle açıklayacak olursak; 1136 sayılı Avukatlık Kanun'u 5. maddesine göre, Kanun'un 5 (a) bendinde yazılı hallerden birinin varlığı halinde avukatlık mesleğine kabul istemi reddolunur. Buna göre; (Değişik: 23/1/2008-5728/326 md.) Türk Ceza Kanunu'nun 53 üncü maddesinde belirtilen süreler geçmiş olsa bile; kasten işlenen bir suçtan dolayı iki yıldan fazla süreyle hapis cezasına ya da Devletin güvenliğine karşı suçlar, Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar (…) zimmet, irtikâp, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, güveni kötüye kullanma, hileli iflas, ihaleye fesat karıştırma, edimin ifasına fesat karıştırma, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama veya kaçakçılık suçlarından mahkûm olmak,..." şartını içermektedir. Yani sayılan suçlar hariç iki yıllık hapis cezasını aşan mahkûmiyeti olan kişiler avukatlık mesleğini icra edemeyecektir.

Suç işleyen sanığın avukat olması halinde yağma suçu Avukatlık Kanunu'nun 5. maddesinde sayılan suçlardan olmadığı için sicilinde 2 yılın üzerinde hapis cezasını gerektirir bir cezası olması halinde sanığın mesleğine engel bir hal bulunacaktır. Buna karşın iki yılın üzerinde bir cezasının bulunmaması halinde mesleğine engel herhangi bir hal bulunmayacaktır.

Sanık tehdit değil de yağma suçundan ceza alsa ve adli sicil kaydında 1 yıl 8 ay hapis cezası aldığı görülürse söz konusu avukat, avukatlık mesleğinde bir kesinti olmadan görevine devam edebilecektir. İtirazda belirtildiği gibi "infazda gözetilir" denmesi halinde ise sanığın adli sicil kaydında 10 yıl hapis cezası görülecek ve 10 yıl boyunca bu kişi mesleğini ifa edemeyecektir. Bu ahvalde sanık ilk kararı temyiz etmeseydi, avukatlık mesleğini ifa edebilecekti.

Kanun koyucu tarafından zaman zaman sadece cezaların miktarı dikkate alınarak şartlı salıverme, infazın ertelenmesi, uzlaşma, arabuluculuk, basit yargılama usulü, seri yargılama usulü ve benzeri gibi çok sayıda düzenleme yapılmaktadır. Sanık, hakkında verilen ilk kararı "beraat etmeliydim" diye temyiz etmese idi cezası 1 yıl 8 ay olarak görüneceğinden sicil fişlerinde de bu şekilde olacağından yapılacak lehe düzenlemelerden istifade edebilecektir. Oysa itiraz olunduğu üzere o durumun kabul edilmesi halinde kişinin sabıka kaydında 10 yıl hapis cezası görüneceğinden sonradan yapılacak bu veya benzeri yöndeki herhangi bir düzenlemeden sanık istifade edemeyecektir. Kaldı ki 5271 sayılı Kanun'un 232/6 ve307. maddeleri oldukça açıktır: 5271 sayılı Kanun'un 307; "(5) Hüküm yalnız sanık tarafından veya onun lehine Cumhuriyet savcısı veya 262 nci maddede gösterilen kimselerce temyiz edilmişse, yeniden verilen hüküm, önceki hükümle belirlenmiş olan cezadan daha ağır olamaz." 5271 sayılı Kanun'un 232; "(6) Hüküm fıkrasında, 223 üncü maddeye göre verilen kararın ne olduğunun, uygulanan kanun maddelerinin, verilen ceza miktarının, kanun yollarına başvurma ve tazminat isteme olanağının bulunup bulunmadığının, başvuru olanağı varsa süresi ve merciinin tereddüde yer vermeyecek şekilde açıkça gösterilmesi gerekir." Açıkça görüldüğü üzere 5271 sayılı Kanun'un 232/6 fıkrasında verilecek ceza miktarının hükümde hiçbir tereddüde yer vermeyecek şekilde açık olması gerektiği açık açık düzenlenmiştir.

Kazanılmış hak olarak hükümde ceza miktarı gösterilmeyip sadece "infazda gözetilir" şeklindeki bir ifadede hükümde hukuki bir netlik olmayacağı açıktır. Çünkü infaz hukuku ile ceza hukuku birbirinden farklı iki hukuk dalıdır ve infaz hukukunda tanığın infaz olacak cezası şahsi durumlarına göre veya işlediği suçun niteliklerine göre farklılıklar gösterebilmektedir. Özellikle kişinin cezası infaz edilirken cezaevinde işleyeceği disiplin cezasını gerektiren suçlar veya benzeri nedenlerin ortaya çıkması halinde çok daha fazla ceza yatması söz konusu olmaktadır. Bu durum hükümde kesinlikle tereddüte mahal vermeyecek netlik kuralına açık aykırılık teşkil etmektedir.

İnfaz kişiden kişiye, mükerrerlik durumuna, infaz sırasında meydana gelen durumlara ve içtima hükümlerine göre farklı sonuçlar doğurabilir. Bu nedenle, sanık aleyhine sonuç doğurması teknik olarak her zaman mümkündür. Kanun koyucu bunu gözeterek, ceza miktarının kazanılmış hak teşkil edeceğini 5271 sayılı Kanun'un 307. maddesinde “Hüküm yalnız sanık tarafından veya onun lehine Cumhuriyet savcısı veya 262 nci maddede gösterilen kimselerce temyiz edilmişse, yeniden verilen hüküm, önceki hükümle belirlenmiş olan cezadan daha ağır olamaz.” şeklinde açıkça yazmak suretiyle bu durumu düzenlediğinden, yine 5271 sayılı Kanun'un 232/6 fıkrasıda sanığın aleyhe temyiz olmaması nedeniyle kazanmış olduğu ceza miktarının tereddüte mahal vermeyecek şekilde ve hüküm fıkrasında açık olarak gösterilmesi gerektiğinden, bu nedenle 5271 sayılı Kanun'un 232/6 ve 5271 sayılı Kanun'un 307 maddesindeki açık düzenlemeler nedeniyle aksi halin açık kanun hükmüne aykırılık oluşturacağı ve sanığın da aleyhine sonuçlar doğuracağı açık olduğundan sanık aleyhine yorumla bu duruma gidilemeyeceği, dolayısıyla kazanılmış hakkın ceza miktarı olarak hükümde gözetilmesi gerekmektedir. Sanık hakkında hüküm kurulurken kazanılmış hakkın korunduğunun belirtildiği fıkrada kanun maddesinin gösterilmemesi mahallinde düzeltilebilir nitelikte bir eksiklik olarak görülmüştür.

Sanığın tekerrüre esas alınan ilamında birden fazla mahkumiyet kararı bulunması karşısında, en ağır cezayı içeren mahkumiyetin tekerrüre esas alınması gerektiği gözetilmemiş ise de; 5275 Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkındaki Kanun'unun 108/2. maddesinde, “Tekerrür nedeniyle koşullu salıverme süresine eklenecek miktar, tekerrüre esas alınacak cezanın en ağırından fazla olamaz” hükmü uyarınca tekerrüre esas alınacak ceza miktarının infaz aşamasında belirlenmesi olanaklı görüldüğünden bozma nedeni yapılmamıştır.

Dosya ve duruşma tutanakları içeriğine, uyulan bozmaya, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan hukuken geçerli ve elverişli kanıtlara, dayandığı gerekçeye ve takdire göre, sanığın temyiz istemi yerinde görülmemiş olduğundan reddiyle, usul ve kanuna uygun ve takdire dayalı bulunan hükmün Tebliğname'ye aykırı olarak oy birliğiyle ONANMASINA,

Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine,

18.11.2025 tarihinde karar verildi.

© 2026 İçtihat Pro — ictihatpro.com  |  Bu belge bilgilendirme amaçlıdır. Resmi belge niteliği taşımaz.