11. Hukuk Dairesi
T.C.
ANTALYA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
11. HUKUK DAİRESİ
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ:Antalya 1. Asliye Ticaret Mahkemesi
GEREKÇELİ KARAR
YAZIM TARİHİ:12/12/2025
İlk Derece Mahkemesinin kararı ve dosya içerisinde bulunan belgeler okunup incelendi. Üye hakimin görüşü değerlendirildi.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ
DAVACININ İDDİALARININ ÖZETİ:
Davacı vekili; müvekkilinin 20.11.2018 tarihinde davalılar ... ve ...'ün kefil, ... Tic. Ltd. Şti.nin (Yeni Ticaret Ünvanı: ... İnş. Turz. Ltd. Şti.) ise alıcı olduğu Tekne Satış Sözleşmesini imzaladığını ve bu sözleşme gereği "..." isimli yatın 850.000,00 TL bedelle satımı konusunda davalılarla anlaştığını, satış sözleşmesinin 3 nolu bendinde ''Satıcı vekil edenin sözleşmeye bağlı olarak 2019 yılı içerisinde yat ile 15 günlük günü birlik tur yapma hakkı olduğu, kullanım neticesinde herhangi bir bedel ödemeyeceği, alıcının bu hakkı kullandırmak istememesi durumunda vekil eden satıcıya 15 turun bedeli olan 50.000,00 TL'yi ödeyeceği"nin kararlaştırıldığını ancak alıcının müvekkiline yatı kullandırmadığını ve 15 tur bedeli olan 50.000,00 TL'yi ödenmediğini, sözleşmenin 5. bendinde ise ... ve ...'ün sözleşme dolayısıyla alıcı ile birlikte kefil sıfatıyla sorumlulukları olduğunun düzenleme altında alındığını ve sözleşmenin taraflarca imzalandığını, alacağın tahsili amacıyla Antalya Genel İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı dosyası ile davalılar aleyhine icra takibi başlatıltıklarını ancak davalıların takibe itirazı sonucunda icra takibinin durduğunu, arabuluculuğa başvurduklarını, görüşmelerin olumsuz sonuçlandığını beyanla; icra takibine yapılan itirazın iptali ile takibin devamına, davalılar aleyhine kötü niyet tazminatına hükmedilmesini talep ve dava etmiştir.
DAVALININ SAVUNMALARININ ÖZETİ:
Davalılar ... ve ... vekili; müvekkillerine karşı başlatılan Antalya Genel İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı dosyasının hukuka aykırı ve haksız olduğunu, takibe konu borcu kabul etmediklerini, davacının iddia ettiği, satış sözleşmesinin 3. bendinde bulunan maddenin "Satıcının sözleşmeye bağlı olarak 2019 yılı içerisinde yat ile 15 gün, günü birlik tur yapma hakkı bulunmaktadır. Satıcının talebi ile alıcı yatı hazır hale getirecektir..." şeklinde olduğunu ve bu madde gereğince satıcıya bu hakkın 2019 yılı içerisinde kullandırılacağını, sözleşmeye konu teknenin davacıya 2019 yılında 15 turdan fazla kullandırıldığını ve karşılığında ücret talep edilmediğini, davacı tarafın tur hakkını kullanmasına rağmen 50.000 TL değerinde icra takibi göndermiş olmasının kötü niyetli ve haksız olduğunu, dava konusu teknenin şirketin mal varlığı olduğundan ötürü şirketle beraber 17/02/2020 tarihinde ...' ün ... Turizm ve Tic. Ltd. Şti. (Yeni ünvanı; ... İnş. Turz. Ltd. Şti.)'ni ...'e devir ettiğini, bu nedenle TTK'nın limited şirketlere ilişkin hükümleri gereğince şirket borçlarından dolayı ortakların değil şirketin sorumlu olacağını, 6098 sayılı Borçlar Kanunu çerçevesinde değerlendirildiğinde "kefil, dava konusu para borcu dışındaki borç ilişkilerinde, verme, yapma veya yapmama borçlarında, borcun aynen ifasını sağlama yönünde bir sorumluluk altına girmez." maddesine göre davacının dosya konusu "15 tur yaptırma" şeklinde olan sözleşme maddesince sözleşmeyi kefil adı altında imzalayan müvekkillerinin sorumluluğunun doğmayacağını beyanla, müvekkilleri yönünden davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı şirket vekili; dava konusu satış sözleşmesi içerisine konumlanan ve teknenin mülkiyetinin devredilmesi sonucundan ayrık olarak taahhüt edilen kullanım ödüncünün taraflar arasında ivazsız ve rızai olarak kurulan bir sözleşme sonucunu doğurduğunu, sözleşmenin kurulması için satış sözleşmesinin sonucundan farklı olarak teknenin, davacı satıcıya tesliminin şart olmadığını, sözleşmenin "Sözleşme Şartları" başlıklı bölümünde yer alan 3'üncü maddesi gereğince, ödünç verme taahüdünde bulunan müvekkili şirketin, ödünç verilecek olan tekneyi ödünce uygun, kullanıma elverişli bir durumda bulundurmasını borcu ile sınırlı ve bağlı olduğunu, sözleşmede konumlanan 15 gün; bir gün ihtiva eden tur kullanımına karşılık gelen 15 tur kullanımına karşılık gelmediğini, davalı müvekkili şirketin 2019 yılı içerisinde kesintisiz 15 gün süreyle kullandırma borcu altına değil, farklı tarihleri kapsayan şekilde davacı satıcıya ticari amaçla 15 tur bedel almaksızın kullandırma taahhüdü altına girdiğini, şirket kayıtları incelendiğinde "..." isimli ticari gezi teknesinin 2019 yılı Mayıs ayı içerisinde 5 gün/tur; Haziran ayı içerisinde 11 gün/tur; Temmuz ayı içerisinde 13 gün/tur; Ağustos ayı içerisinde 19 gün/tur; Eylül ayı içerisinde 6 gün/tur; Ekim ayı içerisinde 3 gün/tur süreyle müvekkil şirket tarafından kullanıldığı ve tur düzenlendiğini, Antalya İlinde faaliyet gösteren ticari gezi teknelerinin 1 Mayıs - 31 Ekim tarihleri arasında sezonluk faaliyet dönemi dikkate alındığında, 6 aylık sezon döneminde müvekkili şirket tarafından 57 gün ticari faaliyette tekne kullanıldığını, geri kalan 126 gün boyunca teknenin sözleşmeden doğan ticari kullanım ödüncüne uygun ve kullanıma elverişli halde hazır bulundurduğunu, dava konusu sözleşmeden doğan kullanım ödüncünün koşulları ve 50.000,00-TL tazminat borcun muaccel kılınabilmesinin ve muacceliyet uyarısının koşulları özel olarak ve ayrıca düzenlendiğini,
davacı tarafça müvekkili davalı şirkete kullanım ödüncünün ifası amacıyla herhangi bir talep, bildirim ve ihtar gerçekleştirilmediğini, somut uyuşmazlıkta ... isimli teknenin 2019 yılı içerisinde 15 tur kullandırılması borcunun temerrüdün koşullarını oluşmadığını, davacı tarafça ödünç sözleşmesinden doğan tazminat isteme hakkının zamanaşımına uğraması sebebiyle talebinin imkan dahilinde olmadığını, dava konusu talep edilen tazminat alacağı hakkında Borçlar Kanunu'nun 389. maddesi hükmü gereğince zamanaşımı itirazında bulunduklarını beyanla davanın müvekkili şirket yönünden reddini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:
Mahkemece,"...Taraflar arasında yapılan sözleşme ihtilafsız olup, ihtilaf teknenin davalıdan talep edilip edilmediği noktasındadır. Davacı yan bu hususta tanık deliline dayanmıştır. Davalı ise bu hususta tanık dinlenilmesine muvafakat etmemiş, davacının talep ettiğini (ihbar koşulunu) TTK 18/3 uyarınca ispatlaması gerektiğini savunmuştur.
Somut olayda ''talep'' temerrüt koşulu olmadığından davalının savunması yerinde görülmemiştir. Zira sözleşmeye göre talep borcu muaccel hale getirecek veya alacaklıyı temerrüde düşürecek niteliği haiz olmayıp talep olsa dahi teknenin müsaitlik durumuna göre verilebileceği, verilmezse 30.09.2019 tarihi itibariyle 50.000,00 TL ödeneceği kararlaştırılmıştır. Öyle ise yapılan talep davalı tarafından kabul edilmeyebileceğinden bu husus borcun muacceliyetine ve davalının temerrüdüne yol açmayacaktır. Talep koşulu temerrüt anlamında olmayıp,
TTK 18/3 temerrüt, fesih ve sözleşmeden dönmeye ilişkin olmakla davalının savunmasına itibar edilmemiş, maddi vakıa olarak görülen talebin ispatı için tanık dinlenilmesi mümkün görülmüştür. Dinlenen her iki tanık da teknenin kullanımı için davalıların bizzat önlerinde ... Bey tarafından arandığına şahit olduğunu ifade etmiş olmakla, davacının talebine rağmen teknenin sözleşme uyarınca davacıya verilmediği sabit olmuştur.
Davalı şirketin davacıya tekne kullandırım borcu bulunduğu davalıların kendi aralarında yaptığı sözleşmede dahi kabul edilmiş, 2019 yılına ait tekne kullandırım borcunun 2020 yılında ...'e geçtiği kararlaştırılmıştır. Esasen salt bu husus bile davalıların 2019 yılı kullandırım borcunu kabul ettiklerini göstermektedir.. Yine teknenin kullanımına ilişkin davalı şirket tarafından sunulan belgelerde davacının adı bulunmamaktadır. Bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde davalı şirketin 50.000 TL borçtan sorumlu olduğunun kabulü gerekir.
Diğer davalılar yönünden yapılan değerlendirmede her ne kadar taraflar bu davalıların kefil sıfatıyla sorumluluğunu kararlaştırmış iseler de davalıların sorumluluğu garanti yönlü borca katılma sözleşmesinden kaynaklanmaktadır.
TBK 603 uyarınca ve doktrinde kabul edildiği üzere bu sözleşmelerde de TBK 586 vd uyarınca kefalet sözleşmesinde uygulanan şekil şartları aranmalıdır. Azami kefalet tutarı niteliği itibariyle kefalet sözleşmesinde bulunmasa da tarihin el yazısı ile atılmamış olması karşısında kamu düzeninden olan şekil şartı yerine gelmediğinden davalıların bu geçersiz sözleşme dolayısıyla sorumlu tutulamayacağı düşüncesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Davacının kötüniyeti bulunmaması karşısında kötüniyet tazminatına hükmedilmemiştir.
Faiz yönünden yapılan değerlendirmede talebin davalıyı temerrüde düşürmediği yukarıda ayrıntısı ile izah edildiğinden ve yine sözleşmede 30.09.2019 tarihine kadar kullandırılmadığı takdirde 50.000,00 TL ödeneceği kararlaştırılmış ise de ödemenin hangi tarih itibariyle yapılacağı açıkça kararlaştırılmadığından, davacı yanca davalı temerrüde düşürülmediğinden bahisle ret kararı verilmiştir. İcra inkar tazminatı yönünden yapılan değerlendirmede İİK 67/2 koşullarının oluştuğu alacağın likit olduğu anlaşılmakla davalı şirket aleyhine icra inkar tazminatına hükmedilmesine" karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Karara karşı, davacı vekili, davalı ... vekili ile katılma yoluyla davalılar ... ve ... vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Davalılar ... ve ... yönünden davanın reddine ilişkin verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu,
TBK 589 ve devamında düzenlenen kefalet sözleşmesi hükümlerine göre; aksi sözleşmede kararlaştırılmadıkça kefilin, sözleşmede sorumluluğun üst sınırını aşmadıkça kendisinden talepte bulunulan asıl borçtan sorumlu olduğu, asıl borcun kapsamında bir genişleme olduğu veya sözleşmede borçlu aleyhine değişiklik yapıldığı durumlarda değişikliğin kefile karşı ileri sürülebilmesi için kefilin kefalet sözleşmesinin geçerlilik şartlarına uyarak bu değişikliklere onay vermesi gerektiğini ancak somut olayda asıl borcun kapsamında ve sözleşmede borçlu aleyhine değişiklik söz konusu olmayıp takibe konu edilen miktarın sözleşmede hüküm altına alınan miktar olduğunu ve kefilin onayına ihtiyaç bulunduğunu, Türk Ticaret Kanunu'na göre limited ortaklığın sermaye ortaklığı olduğunu, sermaye ortaklıklarında kural olarak alacaklıların, ortaklıktan olan alacaklarından dolayı ortaklara başvuramasalar da günlük hayatta alacağın garanti altına alınması amacıyla ortaklık borcuna şirket ortaklarının kefil olmasının sağlandığını, somut olayda da, şirket ortakları olan ... ve ...'ün şirket borcuna şahsi kefil olduklarını ve bunu sözleşme ile imza altına aldıklarını, satıma konu teknenin 2019 yılında, satıcının talep ettiği tarihlerde, teknenin müsait olması durumunda, satıcıya 15 defa kullandırılacağı kararlaştırılmasına rağmen davalıların vekil edenin taleplerini her defasında reddettiklerini, bu nedenle sözleşmede teknenin kullandırılmamasına karşılık olarak belirlenen 50.000,00 TL'nin satıcıya ödenmesi hususunda sözleşmeyi şirket ortağı ve yetkilisinin kefil olarak imzaladıklarını, davalılar ... Turizm ve Ticaret Limited Şirketi'ni 17.02.2020 tarihinde devrettiklerini, borcun devrolunan şirkete yeni ticaret unvanı ... İnş.Tur.Ltd.Şti'ye ait olduğunu iddia etseler de kefil oldukları borçtan sorumluluklarının devam ettiğini, açıklanan tüm bu sebeplerle ilgili şirket yanında ... ve ... yönünden de davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken mahkemece davanın yalnızca şirket yönünden verilen kabul kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu istinaf sebepleri olarak ileri sürmüştür.
Davalı ... vekili istinaf dilekçesinde özetle; davacının müvekkili davalı şirkete kullanım ödüncünün ifası amacıyla herhangi bir talep, bildirim ve ihtarda bulunmadığını, somut uyuşmazlıkta ... isimli teknenin 2019 yılı içerisinde 15 tur kullandırılması borcunun temerrüdü koşullarının oluşmadığını, davacı tarafça ödünç sözleşmesinden doğan tazminat isteme hakkının zamanaşımına uğradığını, müvekkili şirketin, teknenin kullandırılmaması sebebiyle, başka bir anlatımla davacı tarafın talebine rağmen tekneyi teslim etmemek suretiyle bir eylem ve davranış içerisine girmemesi (temerrüt) nedeniyle davacı tarafa tazminat ödeme sorumluluğunun bulunmadığını, iş bu nedenlerle sözleşmede konumlanan tazminat hükmünün muaccel hale gelmemesi sebebiyle hukuki dayanaktan yoksun açılan davanın reddine karar verilmesi gerektiğini istinaf sebepleri olarak ileri sürmüştür.
Davalılar ... ve ... vekili katılma yoluyla istinaf dilekçesinde özetle; davanın reddine ilişkin mahkeme kararının usul ve yasaya uygun olduğunu, davacı tarafından başlatılan icra takibi kötü niyetli olduğundan ötürü müvekkillerinin her biri açısından ayrı ayrı %20' den aşağı olmamak üzere kötü niyet tazminatına hükmedilmesi gerektiğini istinaf sebebi olarak ileri sürmüştür.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ ve GEREKÇE
Dava, itirazın iptali istemine ilişkindir. Mahkemece yazılı gerekçeyle, davalı ... yönünden davanın kısmen kabul kısmen reddine, davalılar ... ve ... yönünden davanın reddine karar verilmiştir. Dairemizce istinaf incelemesi, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.
20/11/2018 tarihli, tekne satış sözleşmesinde, satıcının davacı ..., alıcının davalı ... Tic. Ltd. Şti. (Yeni Ticaret Ünvanı: ... İnş. Turz. Ltd. Şti.), kefil sıfatı ile davalılar ... ve ...'ün imzalarının bulunduğu anlaşılmıştır. 6098 Sayılı TBK'nun 583. maddesinin birinci fıkrasına göre; "Kefalet sözleşmesi yazılı şekilde yapılmadıkça ve kefilin sorumlu olacağı azami miktar ile kefalet tarihi belirtilmedikçe geçerli olmaz. Kefilin sorumlu olduğu azami miktarı, kefalet tarihini ve müteselsil kefil olması durumunda, bu sıfatla veya bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girdiğini kefalet sözleşmesinde kendi el yazısı ile belirtmesi şarttır." düzenlemesi yer almaktadır. Yasada tarif edilen şekle aykırı düzenlenen kefalet sözleşmesine istinaden kefalet sorumluluğu doğmaz.
Somut olayda, davalıların kefilliğine ilişkin tekne satış sözleşmesi, kefaletin şekil şartları 6098 Sayılı TBK hükümlerine tabidir. Davaya konu tekne satış sözleşmesinde, kefalet sözleşmesi, kefilin sorumlu olduğu miktar, kefalet tarihine ilişkin açıklamalar kefilin el yazısı ile belirtilmediğinden geçerli değildir. Bu durumda TBK'nun 583. maddesinde belirtilen şekil şartlarına uyulmadan yapılan kefalet sözleşmesinin geçersiz olduğu, davacının takibinde kötü niyetli oluşu ispatlanamadığı gerekçesi ile davalı kefiller yönünden davanın reddine, davalı kefillerin tazminat talebinin reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmamaktadır.
Ödünç verme sözleşmesinden kaynaklı alacak istemine ilişkin davalar, Türk Borçlar Kanunu'nun 146. maddesinde düzenlenen 10 yıllık zamanaşımına tabi olup (Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 15/06/2010 tarih, 2010/10456 Esas, 2010/10713 Karar sayılı ilamı; Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin 28/05/2020 tarih ve 2017/5027 Esas, 2020/3981 Karar sayılı ilamı), icra takip tarihi itibariyle zamanaşımı süresinin dolmadığı anlaşılmıştır.
Dosya kapsamından davacının sözleşme uyarınca teknenin kullandırılması için talepte bulunduğu, davalı şirketin teknenin davacıya kullandırıldığına ilişkin sunduğu belgelerde davacının adının bulunmadığı, davacının talebine rağmen davalı şirket tarafından teknenin sözleşme uyarınca davacıya kullandırılmadığı, dolayısıyla davalı şirketin sözleşme ile belirlenen 50.000 TL borçtan sorumlu olduğu anlaşıldığından davalı şirket vekilinin istinaf başvurusu yerinde görülmemiştir.
HMK m. 359/3 uyarınca; dosya kapsamındaki yazı, belge ve bilgilere, yasaya uygun gerektirici nedenlere, İlk Derece Mahkemesi kararının gerekçesinde dayanılan delillerle, delillerin tartışılması sonucu maddi olay ve hukuki değerlendirmede usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına, HMK m. 355/1. gereği incelemenin istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılıp, re'sen gözetilmesi gereken, kamu düzenine herhangi bir aykırılığın da bulunmamasına, kararın usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğunun anlaşılmasına göre; davacı vekili, davalı ... vekili ile katılma yoluyla davalılar ... ve ... vekili vekilinin istinaf itirazları yerinde görülmediğinden HMK m. 353/1-b-1. gereğince istinaf başvurusunun esastan reddine karar vermek gerektiği anlaşıldığından aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
1.Davacı vekili, davalı ... vekili ile katılma yoluyla davalılar ... ve ... vekilinin İlk Derece Mahkemesi kararına ilişkin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,
2.Davacı tarafından 492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gerekli 615,40 TL maktu istinaf karar harcından peşin olarak yatırılan 80,70 TL harcın mahsubu ile bakiye 534,70 TL istinaf karar harcının davacıdan tahsili ile Hazineye GELİR KAYDINA, harç tahsil müzekkeresinin İlk Derece Mahkemesince YAZILMASINA,
3.Davalı ... tarafından 492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gerekli 3.415,50 TL nispi istinaf karar harcından peşin olarak yatırılan 615,40 TL harcın mahsubu ile bakiye 2.800,10 TL istinaf karar harcının davalı ...'nden tahsili ile Hazineye GELİR KAYDINA, harç tahsil müzekkeresinin İlk Derece Mahkemesince YAZILMASINA,
4.Davalılar ... ve ... tarafından yatırılması gereken harç peşin alındığından harç alınmasına YER OLMADIĞINA,
5.Davacının ve davalıların istinaf başvurusu nedeniyle yapılan yargılama masraflarının kendi üzerinde BIRAKILMASINA,
6.Kullanılmayan istinaf gider avansının 6100 Sayılı HMK'nın 333. maddesi uyarınca İlk Derece Mahkemesince karar kesinleştiğinde ilgilisine İADESİNE,
7.İstinaf incelemesi dosya üzerinden yapıldığından davacı ve davalılar lehine vekalet ücreti takdirine YER OLMADIĞINA,
8.Kararın İlk Derece Mahkemesi tarafından taraflara TEBLİĞİNE, Dair; dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, 6100 Sayılı HMK'nın 362/1-a. maddesi uyarınca miktar itibariyle kesin olmak üzere oybirliğiyle karar verildi.12/12/2025 ...