Esas No
E. 2023/5112
Karar No
K. 2025/19020
Karar Tarihi
Karar Sonucu
BOZULMASINA
Hukuk Alanı
Ceza Hukuku

4. Ceza Dairesi         2023/5112 E.  ,  2025/19020 K.

"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :Ceza Dairesi

SAYISI: 2021/1284 E., 2022/657 K.
SUÇ: Cumhurbaşkanına hakaret
HÜKÜM: İstinaf başvurusunun esastan reddi
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ: Onama

Yapılan ön inceleme neticesinde; sanık hakkında verilen hükmün temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, temyiz isteminin süresinde yapıldığı, temyiz dilekçesinde temyiz sebebine yer verildiği ve temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle, gereği düşünüldü:

I. HUKUKÎ SÜREÇ

Sanık hakkında Cumhurbaşkanına hakaret suçundan İlk Derece Mahkemesince verilen mahkûmiyet hükmüne yönelik olarak, Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

II. TEMYİZ SEBEPLERİ

Sanık müdafiinin temyiz istemi özetle; sanığın atılı suçu işlediğine dair kesin bir delilin bulunmadığına, sanığın yaptığını kabul ettiği üç tane paylaşımın ifade özgürlüğü kapsamında siyasi eleştiri niteliğinde olduğu, suçun maddi ve manevi unsurlarının oluşmadığına ilişkindir.

III. GEREKÇE

Sanığın belirttiği hukuka aykırılık nedenleri ve 5271 sayılı Kanun'un 289. maddesinde sayılan kesin hukuka aykırılık halleri de gözetilerek maddi ceza hukukuna ilişkin sair yönlerden yapılan incelemede, başkaca nedenler yerinde görülmemiştir. Ancak;

Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 14.10.2008 tarihli ve 170-220 sayılı kararında da belirtildiği üzere; hakaret fiilinin cezalandırılmasıyla korunan hukuki değer, kişilerin şeref, haysiyet ve namusu, toplum içindeki itibarı, diğer fertler nezdindeki saygınlığı olup, bu suçun oluşabilmesi için, davranışın kişiyi küçük düşürmeye matuf olarak gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Somut bir fiil ya da olgu isnat etme veya sövme şeklindeki seçimlik hareketlerden biri ile gerçekleştirilen eylem, bireyin onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte ise hakaret suçu oluşacaktır.

Bir hareketin tahkir edici olup olmadığı, zamana, yere ve duruma göre değişebilmektedir. Kişilere yönelik her türlü ağır eleştiri veya rahatsız edici sözlerin hakaret suçu bağlamında değerlendirilmemesi, sözlerin açıkça, onur, şeref ve saygınlığı rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnadını veya sövme fiilini oluşturması gerekmektedir.

İnsanın serbestçe haber, bilgi ve başkalarının fikirlerine ulaşabilmesi, edindiği düşünce ve kanaatlerden dolayı kınanamaması ve bunları tek başına veya başkalarıyla birlikte çeşitli yollarla serbestçe ifade edebilmesi, savunabilmesi ve yayabilmesi olarak kabul edilen, ifade özgürlüğü demokratik toplumun temelini oluşturan ana unsurlardan ve toplumun ilerlemesi ve bireyin gelişmesi için gerekli temel şartlardan birini oluşturmaktadır. Anayasa'nın 26. maddesinde, "Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir.” hükmüne yer verilmiştir.

Bunun yanında, bu hak, birçok uluslararası belgeye ve mahkeme kararına da konu olmuştur.

Türkiye'nin de yargılama yetkisini kabul ettiği AİHM, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 10. maddesinin 2. paragrafı saklı tutulmak üzere, ifade özgürlüğünün sadece toplum tarafından kabul gören veya zararsız veya ilgisiz kabul edilen "bilgi" ve "fikirler" için değil, incitici, şoke edici ya da endişelendirici bilgi ve düşünceler için de geçerli olduğunu pek çok kararında yinelemiştir. AİHM'e göre ifade özgürlüğü, yokluğu halinde "demokratik bir toplum"dan söz edemeyeceğimiz çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin bir gereğidir. Bununla birlikte, ifade özgürlüğü de mutlak ve sınırsız değildir. Bu hak kullanılırken bireylerin hak ve özgürlüklerini ihlal edecek tutum ve davranışlardan kaçınılması hem ulusal hem de uluslar arası mevzuatlarda yer almaktadır.

Nitekim Anayasa'nın 26. maddesinde koruma altına alınan ifade özgürlüğü, aynı maddenin 2. fıkrasında belirtilen sebeplerle sınırlandırılabilir. Dolayısıyla anılan madde ile Anayasanın 13. maddesine göre, ifade özgürlüğüne yönelik sınırlamalar ancak kanunla yapılabilir ve demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamayacağı gibi hak ve özgürlüklerin özlerine de dokunamaz.

Siyasetçilere yönelik eleştirilere izin verilen sınırların özel kişilere nazaran daha geniş olduğu gerek iç hukukumuzda gerekse uluslararası mahkeme kararlarında yerleşmiş bir ilkedir. Bu ilkenin gerekçesi, siyasetçilerin, özel kişilerden farklı olarak, gazetecilerin ve halkın yakın denetimine açık olan, kamuoyuna mal olmuş kişi haline gelmeyi bilerek tercih etmeleridir.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun Dairemizce de benimsenen 13.09.2022 tarih ve 2018/(Kapatılan)16/62 esas sayılı kararında; Cumhurbaşkanına hakaret suçundan mahkûmiyetin zorunlu bir toplumsal ihtiyaca karşılık gelip gelmediği ve gerçekleşmesi amaçlanan meşru amaçla orantılı olup olmadığı hususu açısından; siyasetçilerin, kamuoyunca tanınan kişilerin ve kamusal yetki kullanan görevlilerin gördükleri işlev nedeniyle eleştiriye daha fazla katlanmak durumunda oldukları ve bunlara yönelik eleştirinin sınırlarının çok daha geniş olduğu vurgulanmış olup sanığın, “... Bir Cumhurbaşkanı ülkesinin gençliği insanları tarafından hırsız, katil, diktatör olarak anılıyorsa o Cumhurbaşkanı artık Cumhurun başkanı değildir. Buradan ...'a sesleniyorum, Silivri zindanın yıkılışını hatırla” biçimindeki konuşmasının içeriği bir bütün olarak değerlendirildiğinde sözleri ağır eleştiri niteliğinde olan ve mağdurun onur, şeref ve saygınlığını rencide edici boyuta ulaşmayan Cumhurbaşkanına hakaret suçunun unsurları itibarıyla oluşmadığı kabul edilmiştir.

Açıklamalar ışığında, somut olayda; sanığın eyleminin, muhatabın onur, şeref ve saygınlığını rencide edici boyutta olmayıp, ifade özgürlüğü kapsamında ağır siyasi eleştiri niteliğinde olduğu, dolayısıyla hakaret suçunun unsurları itibarıyla oluşmadığı düşünülmeden, sanığın beraati yerine yazılı şekilde karar verilmesi hukuka aykırı bulunmuştur.

IV. KARAR

Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesi kararına yönelik sanık müdafiinin temyiz isteği yerinde görüldüğünden HÜKMÜN, 5271 sayılı Kanun'un 302/2. maddesi gereği, tebliğnameye aykırı olarak, oy çokluğuyla BOZULMASINA,

Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304. maddesi uyarınca Aydın 5. Asliye Ceza Mahkemesine, kararın bir örneğinin İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,

24.11.2025 tarihinde karar verildi. Karşı Oy

Sanık hakkında herkese açık olması nedeniyle aleni olarak kabul edilen facebook hesabından 15.02.2016 tarihinde Cumhurbaşkanının fotoğrafının yer aldığı bir video bağlantısını "Ağzı çirkin, yüzü nursuz." yazarak paylaşması, yine 28.10.2017 tarihinde bir TV haber kanalının yayınladığı Cumhurbaşkanının konuşmasına ait videonun yorum kısmına "Millet acından ölüyor, sen neyi konuşuyorsun, HIRSIZ zzzzz" şeklinde paylaşımda bulunması nedeniyle zincirleme şekilde Cumhurbaşkanına alenen hakaret suçundan mahkumiyet kararı verilmiştir. Hakaret fiillerinin cezalandırılmasıyla korunan hukuki değer kişilerin onur, şeref ve saygınlığı olup, bu suçun oluşabilmesi için söz veya davranışın kişiyi küçük düşürmeye matuf olarak gerçekleşmesi gerekmektedir. Bir fiilin tahkir edici olup olmadığı bazı durumlarda nispi olup zamana, yere ve duruma göre değişebilmektedir.

İncelenen somut olayda sanık tarafından 15.02.2016 tarihli paylaşımda kullanılan ifadelerin somut bir fiil veya olgu isnadı içermeyip değer yargısı niteliğinde olduğu, katılanın onur, şeref ve saygınlığını rencide edici boyuta ulaşmayıp eleştiri niteliğinde Anayasanın 26. maddesi ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 10. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğü kapsamında kaldığı,

28.10.2017 tarihli paylaşımda belirtilen ifadelerin ise sanık tarafından yorum yapılan videonun içerik itibarıyla sadece ekonomi politikaları ile ilgili olmadığı bu nedenle sanık tarafından kullanılan ifadelerin somut bir sebep veya olguyla irtibatlı bulunmayıp ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilemeyeceği, bir söz veya kanaatin ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilebilmesi için güdülen maksadın muhatabın onur, şeref, saygınlık ve itibarına zarar vermek değil muhatabı toplumun yararına yönelik tavır ve davranışlara sevk etme olmalıdır.

Elbette siyasetçilere yönelik söz ve kanaatler nedeniyle izin verilen eleştiri sınırlarının özel kişilere nazaran daha geniş olduğu, bu kişilerin eleştirilere katlanma yükümlülüklerinin daha fazla olduğu ve kanunlar nezdinde korunmalarının daha sınırlı olduğu genel olarak kabul görmüş bir ilke ise de güvenilir hiçbir veriye dayanmayan, herhangi bir altyapısı da bulunmayan, bu nedenle değer yargısı niteliğinde de görülmesi mümkün olmayan söz ve davranışların ifade özgürlüğü güvencesinden yararlanamayacağı değerlendirildiğinden, bu nitelikteki söz ve davranışlara siyasetçi dahi olsa katlanma yükümlülüğünden bahsedilemeyecektir.

Tüm bu açıklamalar doğrultusunda somut olayda sanığın yaptığı paylaşımlardan sadece 28.10.2017 tarihli paylaşımın Cumhurbaşkanına alenen hakaret suçunu oluşturduğu bu nedenle olaya zincirleme suç nedeniyle 5237 sayılı TCK'nın 43. maddesinin tatbik edilemeyeceği bu haliyle sadece zincirleme suç hükümlerinin uygulanmasının hukuka aykırı olması nedeniyle kararın bozulması gerektiği düşünülmüş, sayın çoğunluğun paylaşımların tamamıyla ifade özgürlüğü kapsamında kalıp suç teşkil etmeyeceği yönündeki görüşüne iştirak edilmemiştir.24.11.2025

© 2026 İçtihat Pro — ictihatpro.com  |  Bu belge bilgilendirme amaçlıdır. Resmi belge niteliği taşımaz.

İçtihat Pro Blog