9. Hukuk Dairesi
9. Hukuk Dairesi 2025/9302 E. , 2025/10449 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 60. Hukuk Dairesi
İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 6. İş Mahkemesi
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin 02.03.2013-01.07.2013, 04.09.2013-09.07.2014, 07.08.2014-22.12.2014, 12.04.2015-20.05.2015 tarihleri arasında davalı işverenin Türkiye'deki şantiyesinde ve 03.06.2015-03.05.2019 tarihleri arasında da Suudi ... Metro Projesinde belirsiz süreli iş sözleşmesiyle kesintisiz çatıştığını, davacının çalışması devam etmesine rağmen Sosyal Güvenlik Kurumu kayıtlarında çıkışı yapıldığını, bu süreçte davacı ile müzakere edilmeden Türkçe, Arapça ve İngilizce olmak üzere birçok evrak imzalatıldığını, davacının aynı projede davalı Şirkete bağlı olarak çalışmaya devam ettiğini, davalı Şirketin yeraltındaki tünel inşaat işinde soğuk demir işinde formen olarak çalıştığını, davacının Suudi Arabistan projesindeki son aylık net ücretinin 3.750,00 ABD doları (USD) olduğunu, hileli bordro düzenlendiğini, bu dönemlere ait davacının aylık ücretinin bir kısmının fazla çalışma, hafta tatili vs. şeklinde tahakkuk ettirildiğini, davacının davalı Şirkete ait şantiyede yatılı olarak kaldığını, şantiye ile kamp yeri arasında servis hizmeti bulunduğunu, günde 3 öğün yemeğin işveren tarafından karşılandığını, davacının yılda iki defa olmak üzere Türkiye'ye geliş-gidiş uçak bileti masraflarının davalı tarafından karşılandığını, iş sözleşmesinin tüm dönemler için davalı işveren tarafından haksız ve bildirimsiz olarak feshedildiğini, işçilik hak ve alacaklarının ödenmediğini iddia ederek kıdem ve ihbar tazminatları ile yıllık ücretli izin, fazla çalışma ücreti, hafta tatili ücreti, ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacaklarının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının Türkiye'deki çalışmaya ilişkin tüm işçilik alacaklarının ödendiğini ve talep hakkının zamanaşımına uğradığını, belirsiz süreli yurt dışı iş sözleşmesine göre ... Metro Projesinde demirci olarak 03.06.2015 tarihinde çalışmaya başladığını, haksız ve bildirimsiz feshin söz konusu olmadığını, davacının işinin tamamlanması sebebi ile 30.11.2016 tarihinde sona erdirildiğini, Suudi Arabistan'daki çalışmaya ilişkin tüm alacaklarını ödendiğini, uyuşmazlığın hukuk seçimi yapılan Suudi Arabistan hukukuna göre incelenmesi gerektiğini savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davalı tarafın Suudi Arabistan hukuku uygulanması yönündeki itirazı açısından, ilgili metro istasyonunda aynı sürelerde çalışan diğer işçilerle davalı Şirket arasındaki emsal davaların içtihatları da taranarak en son içtihatlar itibarı ile İstanbul Bölge Adliye Mahkemeleri 27. Hukuk Dairesi ve 26. Hukuk Dairelerinde de konunun irdelendiğinin anlaşıldığı ve bu nedenle hukuki bütünlük açısından da Türk hukuku uygulandığı, davalı işverence dava açılmadan önce kıdem tazminatının ödendiği bilirkişi raporu ile belirlendiğinden kıdem tazminatı talebinin reddedildiği, ihbar tazminatının da işverence haklı neden harici olan fesihlerde, işçiye yeni iş arama izni verilmede aniden işsiz kalışının sonuçlarından olup somut dosyada davalı işveren tarafından iş arama izninin kullandırıldığı ispat edilmediğinden ihbar tazminatına hükmedildiği, davacı işçinin ödenmeyen alacak hakları olduğunun ispat edildiği vicdani kanaatine varılarak ve bilirkişişi ...'nun hesaplamasının uygun görüldüğü gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davalının yabancı hukuk itirazında bulunduğu, Anayasa Mahkemesinin 05.11.2024 tarihli ve 2023/158 Esas, 2024/187 Karar sayılı kararı ile 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun'un (5718 sayılı Kanun) 27. maddesinin 1. fıkrasının iptal edildiği, 04.06.2025 tarihli ve 32920 (mükerrer) sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 7550 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un (7550 sayılı Kanun) 18. maddesi uyarınca kanun değişikliği yapıldığı, bahsi geçen ilgili değişiklikler değerlendirildiğinde sözleşmeyle daha sıkı ilişkili hukukun işçiye mutad işyeri hukukundan daha yüksek düzeyde bir koruma sağlaması durumunda hâkimin, mutad işyeri hukuku yerine daha sıkı ilişkili hukuku uygulayabileceği; somut olayda, mutad işyeri hukukuna göre işçiye daha yüksek standartta koruma sağlayan hukukun Türk hukuku olduğu anlaşılmakla davalının itirazının yerinde olmadığına karar verildiği, dosya kapsamındaki belgeler ve tanık ifadeleri ışığında, davacının Suudi Arabistan’daki yurt dışı çalışma dönemi ile Türkiye’deki çalışma süreleri tespit edilerek ücret ve çalışma koşulları hakkında bilirkişi raporundaki hesaplamaların hükme esas alınan "1.Seçenek - 1. Şık" uyarınca yerinde olduğu gerekçesiyle istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Davalı vekili temyiz dilekçesinde;
1.Somut uyuşmazlığa Suudi Arabistan hukuku uygulanarak davanın zamanaşımı sebebiyle reddine karar verilmesi gerektiğini,
2.Davacının hizmet süresinin hatalı tespit edildiğini, Türkiye'deki çalışmalarının tasfiye edildiğini, bu döneme ilişkin banka kayıtları celbedilmeden inceleme yapıldığını,
3.Davacının izinlerini kullandığını, bu alacağa hak kazanmadığını, davacının Türkiye'de bulunduğu gün sayılarının yıllık ücretli izin hesaplamasından mahsup edilmesi gerektiğini,
4.Davacını Suudi Arabistan'daki çalışmasının 30.11.2016 tarihinde bittiğini, bu tarihten sonra yurt dışında başka bir Şirkette yaptığı çalışmalardan müvekkilinin sorumlu tutulmasının hukuka aykırı olduğunu, bordro hilesinin söz konusu olmadığını,
5.Fazla çalışma, hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatil hesabının yerinde olmadığını, bu alacaklara davacının hak kazanmadığını,
6.Davacının net ücretinin hatalı belirlendiğini, 8 saat normal çalışmaya ek olarak 4 saatlik fazla çalışmanın karşılığı 3.750,00 USD olarak taraflarca kararlaştırılan miktar üzerinden ödendiğini,
7.Davacı tarafça imzalanan bordrolara göre davacıya yapılan ödemelerin mahsubu gerektiğni,
8.Davacının işçilik alacaklarını USD üzerinden talep hakkının bulunmadığını ileri sürmüştür.
B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık,iş sözleşmesine uygulanacak hukuk ile aylık ücretin tespiti, fazla çalışma, yıllık ücretli izin, hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacaklarının ispatı ile hesabının doğru yapılıp yapılmadığına ilişkindir. Anayasa Mahkemesinin 5718 sayılı Kanun'un 27/1 hükmünün iptaline dair 10.03.2025 tarihli ve 32837 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 05.11.2024 tarihli ve 2023/158 Esas, 2024/187 Karar sayılı iptal kararının uyuşmazlığa etkisinin ele alınması gereklidir. 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın (Anayasa) 153/1 hükmünde herhangi bir denetim yolu tanınmamış ve Anayasa Mahkemesi kararlarının kesin olduğu belirtilmiş, 153/5 hükmünde ise "İptal kararları geriye yürümez." kuralına yer verilmiştir.
Türk anayasal sisteminde, Devlete güven ilkesini sarsmamak ve ayrıca Devlet yaşamında bir kargaşaya neden olmamak, kazanılmış hakları korumak için iptal kararlarının geriye yürümezliği kuralı kabul edilmiştir. Böylece hukuksal ve nesnel alanda etkilerini göstermiş, sonuçlarını doğurmuş bulunan durumların, iptal kararlarının yürürlüğe gireceği güne kadar olan dönem için geçerli sayılması sağlanmıştır.
Anayasa'nın 153. maddesine göre Anayasa Mahkemesi iptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihi ayrıca kararlaştırabilir. Anayasa Mahkemesinin 05.11.2024 tarihli iptal kararında kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak altı ay sonra yürürlüğe girmesine karar verilmiş olup iptal kararında öngörülen yürürlük tarihinden önce 04.06.2025 tarihli ve 7550 sayılı Kanun'un 18. maddesi ile 5718 sayılı Kanun'un 27. maddesinde değişiklik yapılmak suretiyle herhangi bir yasal boşluk gerçekleşmemiştir. Ayrıca belirtmek gerekir ki yapılan kanun değişikliği niteliği itibarıyla maddi hukuka ilişkin bir düzenleme olduğundan yalnızca yürürlüğe girmesinden sonra ortaya çıkan hukuki olgu ve ilişkilere uygulanabilir. Yürürlüğünden önce ortaya çıkan olaylar ve hukuki ilişkiler, ortaya çıktıkları tarihte yürürlükte bulunan kanun hükümlerine tâbidir.
Yukarıda belirtildiği üzere Anayasa'nın 153. maddesinde düzenlenen geriye yürüme yasağına ilişkin hükmün amacı, kazanılmış hakların korunması ve hukuki güvenliğin sağlanmasıdır. Bununla birlikte ceza ve vergi gibi birey ile devlet arasındaki ilişkilerde bireyin lehine olarak geriye yürümeden söz edilebilir ise de özel hukuk ilişkilerinde özellikle sona ermiş bir iş sözleşmesinden doğan hak ve borçları ortadan kaldıracak veya önemli ölçüde değiştirecek şekilde geriye yürüme, kazanılmış hakları ortadan kaldıracağı gibi hukuki güvenlik ilkesini ve mülkiyet hakkını da ihlal edecektir. Ayrıca, Anayasa'nın 153. maddesine göre Anayasa Mahkemesi bir kanun hükmünü iptal ederken kanun koyucu gibi hareketle yeni bir uygulamaya yol açacak biçimde hüküm tesis edemez. Bu nedenle Anayasa Mahkemesi kararının gerekçesinin kanun hükmü olarak uygulanması da mümkün değildir.
Kaldı ki bir an için Anayasa Mahkemesinin sözü edilen iptal kararı sonucu 5718 sayılı Kanun'un 27. maddesinin 1. fıkrasının uygulanmasının mümkün olmadığı düşünülse bile, aynı Kanun'un 24. maddesi ve 27/2 hükmü uyarınca da hukuk seçimi imkânı bulunduğundan ve 27. maddenin iptal edilmeyen 4. fıkrası da dikkate alındığında; daha sıkı ilişkili hukukun uygulanması söz konusu olamayacaktır.
İş sözleşmesinde yabancılık unsuru bulunması hâlinde, uygulanacak hukukun belirlenmesi açısından, uyuşmazlık döneminde yürürlükte bulunan 5718 sayılı Kanun'un 27/1 hükmünün uygulanmasına ilişkin ilke ve esaslar Dairemizin 24.05.2023 tarihli ve 2022/16187 Esas, 2023/7655 Karar sayılı ilâmında açıklanmıştır.
Somut uyuşmazlıkta davacı işçi; 02.03.2013-01.07.2013, 04.09.2013-09.07.2014, 07.08.2014-22.12.2014, ve 12.04.2015-20.05.2015 tarihleri arasında davalı işverenin Türkiye'deki şantiyesinde, 03.06.2015-03.05.2019 tarihleri arasında ise yurt dışı şantiyesinde çalıştığını ileri sürerek ödenmeyen talep konusu işçilik alacaklarının hüküm altına alınmasını istemiş, davalı işveren ise davacının yurt dışındaki şantiyelerinde çalışması bakımından uyuşmazlığın yabancı hukuka göre çözümlenmesi gerektiğini savunmuştur.
İlk Derece Mahkemesince davacının çalışma döneminin tamamına Türk hukuku uygulanmak suretiyle somut uyuşmazlık sonuçlandırılmış, Bölge Adliye Mahkemesince de yanılgılı değerlendirme ile somut olayda Türk hukukunun uygulanmasında isabetsizlik bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Ne var ki varılan sonuç, dosya kapsamına uygun düşmemiştir. Davacının Türkiye'de geçen çalışmaları yönünden Türk hukukunun uygulanması isabetlidir.
Davacının 03.06.2015-03.05.2019 tarihleri arasındaki yurt dışındaki çalışma döneminin ise yurt dışı iş sözleşmesi kapsamında geçtiği ve söz konusu iş sözleşmesi içeriği dikkate alındığında talep konusu alacaklar bakımından ilgili çalışma dönemi için tarafların iş sözleşmesi ile hukuk seçimi anlaşması yaptıkları açıktır.
Dosyadaki yurt dışı iş sözleşmesinin açık, net ve anlaşılır bir dilde düzenlendiği, uyuşmazlık döneminde yürürlükte olan 5718 sayılı Kanun'un 27/1 hükmünün açıkça cevaz verdiği şekilde sözleşmede hukuk seçimi yapıldığı anlaşılmakta olup, taraflar arasında imzalanan yurt dışı iş sözleşmelerinin bağlayıcı ve geçerli olduğu sonucuna varılması gerekmektedir.
Tüm bu nedenlerle; uyuşmazlık döneminde yürürlükte olan 5718 sayılı Kanun'un 27/1 hükmü kapsamında hukuk seçimi anlaşması bulunduğu anlaşıldığından, davacının 03.06.2015-03.05.2019 tarihleri arasındaki çalışma dönemi bakımından uyuşmazlığa Suudi Arabistan hukuku uygulanarak dava konusu alacaklar hakkında bir karar verilmesi gerekmektedir. Eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde sonuca gidilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1.Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
2.İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Bozma sebebine göre diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine, Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
29.12.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.