T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
13. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2023/1169 Esas
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ:Bakırköy 7. Asliye Ticaret Mahkemesi
İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili sigorta şirketinin sigortalısı olan dava dışı .... Şti.'ne ait metal yangın kapısının nakliyesi için davalı şirket ile anlaştıklarını, söz konusu ürünlerin alıcı firmaya ulaşmasından sonra yapılan kontrollerde hasarlı olduğunun tespit edildiğini, davalı tarafın hasardan sorumlu olduğunu, müvekkili şirket tarafından dava dışı sigortalı şirkete oluşan hasardan dolayı ödeme yapıldığını, müvekkili şirketin sigortalının haklarına halef olduğunu ve rücu hakkı doğduğunu, alacağının tahsili amacıyla davalı tarafa karşı Büyükçekmece 2. İcra Müdürlüğü'nün ... sayılı dosyasıyla icra takibi başlatıldığını, davalı-borçlunun dosya borcuna itirazı üzerine takibin durduğunu belirterek itirazın iptaline, takibin devamına davalının %20 icra inkâr tazminatına mahkûm edilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacı tarafın aktif dava ehliyetini ispatlayamadığını, sigorta şirketi tarafından dava dışı firmaya yapılan ödemenin müvekkili şirketten rücu edilemeyeceğini, CMR hükümlerine göre taşıyıcının sorumluluğuna gidilemediğini, bir an için yüke nezaret yükümlülüğünün yerine getirilmediği gerekçesi ile müvekkili şirketin sorumluluğuna gidilecek ise dahi davacı tarafından tayin edilen eksper tarafından tespit edilen zararın %50'si ödendiği için müvekkilinin sorumluluğuna gidilemeyeceğini, talep edilen tazminat miktarının CMR hükümlerine göre hesaplanmadığını belirterek davanın reddini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ:İlk Derece Mahkemesi 12/04/2023 tarih ve 2022/104 Esas - 2023/394 Karar sayılı kararında;"...İncelenen tüm dosya kapsamı, tarafların iddia ve savunmaları, bilirkişi raporu içeriğine göre; taşınan dava konusu emtiadaki hasarın dorse içine yükleme-istifleme-sabitlemeden kaynaklandığı, zarar miktarına ilişkin düzenlenen eksper raporunun somut olaya uygun olduğu, bağlama-sabitleme faaliyetlerinin taşıyıcı şoför tarafından yapıldığı, boşaltma tarihinde yalnızca şoför imzası ile tutanak düzenlendiği, taşıyıcının müdahale ettiği faaliyetinin zarara etkisi dikkate alındığında CMR 29.maddesinde bulunan sınırlı sorumluluk halinin mevcut olmadığı anlaşılmakla davanın kabulü ile alacağın varlığı ve miktarı yargılama sonucunda belirlendiğinden icra inkar tazminatına hükmedilmeyerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur." gerekçesi ile, ''Davanın kabulü ile 2.008,20 EURO asıl alacak yönünden davalının Büyükçekmece 2. İcra Müdürlüğü'nün ... sayılı takibe vaki itirazın iptaline, takibin asıl alacak yönünden devamına; Asıl alacağa takip tarihinden itibaren 3095 sayılı yasanın 4/a maddesi uyarınca davacı talebini aşmamak kaydıyla en yüksek temerrüd faizi uygulanmasına, Şartları oluşmadığından icra inkar tazminatı talebinin reddine,'' karar verilmiş ve karara karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:
Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; yerel mahkemece itirazları dikkate alınmadan karar verildiğini, usuli eksiklik nedeniyle kararın kaldırılması gerektiğini, davacının dava ehliyetini ispatlayamadığı, poliçesinin hasar tarihinden sonrasını kapsadığı ve bu nedenle lütuf ödemesi mahiyetinde ödemeler yapıldığının kabulü gerektiğinin öne sürüldüğünü, bilirkişi raporunda ise poliçenin 13.04.2021 tarihinde başladığı ifade edilmişse de delil vasıtası sunulmadığını, halbuki cevap dilekçesinde sunulan poliçenin başlangıç tarihinin 27.06.2021 olduğunun iddia edildiğini, işbu iddiaları göz önünde bulundurulmaksızın yapılan tespite katılmanın mümkün olmadığını, mahkeme tarafından da gerekçeli kararda bu iddialarının değerlendirilmediğini, şu halde yapılması gerekenin davacının hasarın teminat altında kaldığını ispat etmesi ardında da teminat altında kalan zarar için ödeme yapılarak hak sahibi olunduğunun ispat edilmesi gerektiğini, bu hususlar değerlendirilmeden yapılan incelemenin eksik olduğundan bahisle kararın kaldırılması gerektiğini, Hasarın meydana gelmesinde müvekkilin sorumluluğunun bulunmadığını, hasarın meydana gelmesinde müvekkilin sorumluluğu bulunmadığını, zira malların taşınma sürecinde zarar görmemesi için en basit haliyle iki aşamada ürünlere dikkat edilmesi gerektiğini, bunlardan ilkinin ürünlerin ambalajlanması ve yüklenmesi, ikincisinin ise taşıma süreci olduğunu, ilk aşamaya değil müvekkilin, herhangi bir taşıtıcının da etkisi bulunmadığını, ürünlerin ambalajlanmasının zaten gönderici tarafından yapıldığını, dava konusu olayda da ürünlerin ambalajlanmasının gönderici tarafından yapıldığını, bu hususun zaten çekişmeli olmadığını, ambalajlamanın uluslararası yola uygun şekilde yapılmadığını, dosyada mübrez fotoğraflar incelendiği takdirde görüleceği üzere malların gönderici tarafından uzun yola uygun hazırlanmadığının tespit edildiğini, ürünlerin örtü vb. bir şeye sarılmadığını ve köşelerinin çarpmasını önlemek için köşebent vb. ürünlerle kaplandığını, CMR 17/4-b maddesi uyarınca ürünlerin ambalajlamasının düzgün yapılmaması nedeniyle taşıyıcının sorumluluğuna gidilememesi gerektiğini, taraflar arasında çekişmeli olan yükleme ve istiflemenin kim tarafından yapıldığı husususun net olarak ortaya konulması gerektiğini, taşınan emtiaların metal kapı olduğunu, ağırlıklarının tek bir insanın kaldırabileceğinden çok daha fazla olduğunu, bilirkişi raporunda bağlama sabitlemenin müvekkil tarafından yapıldığı ifade edilmekteyse de bu kanaatin dayandığı tutanakta “Araca boşluksuz şekilde istiflemenin gönderence yapıldığı” şeklinde beyan da bulunduğunu, şu halde yükleme istifleme faaliyetinin gönderen tarafından yapıldığının sabit olduğunu, CMR madde 17/4-c maddesi uyarınca da taşıyıcının sorumluluğuna gidilemeyeceğini, şirket çalışanı tarafından bir eylemde bulunulduğu kabul edilecekse dahi bunun salt iyiniyetli bir hareket olarak emtianın daha da sağlamlaştırılması için olduğunun kabul edilmesi gerektiğini, diğer bir deyişle gönderici ve adamlarının ürünleri düzgün yerleştirmemesi, yeterli sabitleme, istifleme ve ambalajlama yapmaması, sürücüyü aracı açarak yükleme / istifleme faaliyetine karışmak zorunda bıraktığını, eğer ki gönderici tarafından ürünler düzgün istiflenmiş / yüklenmiş / ambalajlanmış olsaydı sürücünün de ürünleri düzenlemek için ekstra bir sabitleme bir faaliyetinde bulunmasına gerek kalmayacağını, müvekkil şirket çalışanı tarafından sadece iyiniyetli bir şekilde ilave bir sağlamlaştırma yapıldığını, bunun en baştan bir yükleme - istifleme işi olarak kabul edilmesinin hem hakkaniyete uymayacağını, hem de mantığa sığmadığını, Ekspertiz raporunda hasar sebebi olarak araç içine istiflemenin çok katlı yapıldığı, emtianın birbirini etkilememesini önlemeye yönelik araç içi boşlukların doldurulmadığı, destek ve yastıkların kullanılmadığı, istif ve sabitlemedeki yetersizlikler nedeniyle olağan sarsıntının gerekçe gösterildiğini, taşıyıcı şoförün 8.000 kg’lik yükü araç içine sabitlemesinin nasıl kabul edildiğinin anlaşılamadığını, müvekkil şirket şoförünün göndericisinin uzmanı olduğu bir mala yönelik olarak istifleme yapması, araç içi boşlukları farkedip doldurması, ürünleri sabitlemesinin beklenemeyeceğini, müvekkil şirket şoförünün en fazla spanzet denilen kayışları iyi niyetli olarak sağlamlaştırmaya çalışabileceğini, kaldı ki bunu da yaptığını, şoförün hasarın meydana gelmemesi için ikinci aşama olan taşıma sırasında da trafik kurallarına uygun davrandığını, ürünlerin zarar görmesine sebebiyet verecek her türlü fiilden kaçındığını, nihayetinde; ambalajlamanın yükleme ve istiflemenin gönderici tarafından yapıldığı, dolayısıyla müvekkilin CMR 17/4-b ve 17/4-c maddeleri uyarınca sorumlu olmayacağını, şoförün faaliyetinin sadece ilave bir önlem olduğu ve iyiniyetli bir şekilde hareket edildiği, bu nedenle yükleme faaliyetinde bulunduğunun kabul edilemeyeceğinden bahisle CMR çerçevesinde kusursuz sorumluluk hükümleri gereğince davanın reddine karar verilmesi gerektiğini, Mütefarik kusur değerlendirmesi yapılmamasının kararın kaldırılması için yeterli bir sebep olduğunu, bilirkişi raporu doğrultusunda taşıyıcının sınırlı sorumluluk hükümlerinden yararlanamayacağından bahisle davanın reddine karar verildiğini, mahkeme tarafından gerekçesi açıklanmayan bu kararın adil yargılanma hakkının ihlali olduğunu, hangi gerekçe ile müvekkilin tam sorumlu bulunduğu anlaşılamasa da önceki beyanları doğrultusunda savunma yapma gereği hasıl olduğunu, Yükleme ve istiflemeden kaynaklı olarak müvekkilin sorumluluğuna gidilmesinin mümkün olmadığını, gönderici üzerinden olduğunu açıklamaya da gerek bulunmadığını, işbu iddialarının yargı kararları ile de ispatlandığını, taraflarınca dava açılmadan önce zaten ödeme yapıldığını, eğer müvekkil şirketin göndericinin hatalı yükleme, istifleme ve bağlama sebebiyle nezaret yükümlülüğüne aykırı bir hareketi var ise dahi bu hareketi sebebiyle en fazla müterafik kusuruna gidilebileceğini, %50 müterafik kusur oranı kadar zaten davacıya ödeme yapıldığını, bilirkişiler tarafından müterafik kusur değerlendirmesi dahi yapılmadığını, halbuki tüm zarar üzerinden bile müterafik kusur değerlendirmesi yapılmış olsaydı müvekkilin ödemesi gereken bir tutar kalmadığının görüleceğini, Taşıyıcının sorumlu olduğunu kabul etmemekle birlikte aksi bir hüküm kurulması halinde sınırlı sorumlu hükümlerine göre tazminat miktarı belirlenmesi gerektiğini, CMR 29'nin koşul olarak hasarın, taşımacının kendi kötü hareketinden veya kasten kötü harekete eşdeğer sayılan kusurundan kaynaklanmış olmasını aradığını, maddenin ikinci fıkrasında da bilerek kötü hareket veya kusur taşımacının vekil veya çalışanları tarafından görevleri sırasında işlenmiş ise, aynı hükmün uygulanacağının belirtildiğini, dava dosyasında taşıyıcının kendisinin kastını gösteren hiçbir veri olmadığını, sadece kural olarak ödevi olmayan bir faaliyeti taşıyıcının almış olmasının onun kast veyahut ağır ihmalle hareket ettiğini göstermeyeceğini, kaldı ki müvekkil şirket çalışanının sadece yardım amaçlı olarak ürünlerin sabitlenmesine katılmış olduğunu, asıl olarak yükleme istifleme faaliyetini yapanın gönderici olduğunu, bu hususun da taşıyıcının iyiniyetini ortaya koyduğunu ve kast yahut ağır ihmal olmadığını ispat ettiğini, Herhangi bir şoförün müvekkilin şoförünün gösterdiği özenden fazlasını gösteremeyeceğini, bu nedenle müvekkilin sorumluluğunun bulunduğu kabul etmemekle birlikte eğer ki bir sorumluluk hesabı yapılacaksa bunun SDR üzerinden yapılması gerektiğini, Müvekkilin ağır kusurlu olmadığının sabit olduğunu, en azından CMR madde 23-25 vd. uyarınca hesap yapılması gerektiğini, bilirkişi raporunda sovtajın kadri maruf olduğu belirtilmişse de buna ilişkin olarak bir dayanak sunulmadığını, raporun hükme esas alınamayacağını, piyasa araştırması yapılmadığını ve müvekkil ağır kusur ile itham edilirken bunun gerekçesinin açıklanmadığını, CMR uyarınca yapılması gerekenin emtianın borsa fiyatının araştırılması olduğunu, kaldı ki onarımı mümkün olmayan kapıların akıbeti belli olmayıp sovtajın veyahut imhanın yapılıp yapılmadığının da belli olmadığını, kapıların akıbetinin de ortaya konulduğunu, zira metal eritildiğinde veyahut hurda olarak satıldığında dahi maddi değeri bulunan bir element olduğunu, eğer ki bir işlem geçirdiler ise bu işlemden elde edilen kazancın toplam değerden düşülmesi gerektiğini, CMR çerçevesinde belirlenmesi gereken faiz oranı aşılarak kurulan hükmün kaldırılması gerektiğini, CMR Konvansiyonu Madde 27/1'in 1982 tarihli Anayasa’nın 90. maddesi gereğince kanun hükmünde olduğunu, mahkemelerce uygulanmasının zorunlu olduğunu, nitekim faizin yabancı para borcu için istenmiş olduğunu, her halde %5 faiz işletilmesi gerektiğini, işbu miktarın üstündeki talep edilen faizlerin CMR Konvansiyonu 27. ve 41. maddenin emredici hükümlerine aykırı olduğunu belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ:
HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır.Dava, uluslararası kara yolu ile taşınan emtianın kısmen hasarlı şekilde teslim edildiği iddiası ile sigortalıya ödenen sigorta tazminatının taşıyıcıdan rücuan tahsili talebiyle başlatılan ilamsız icra takibine itiraz üzerine açılan itirazın iptali ve icra inkar tazminatı talebine ilişkindir. Mahkemece, davanın kabulüne, karar verilmiş ve karara karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
Somut olayda, davacı tarafından sigortalanan ve davacının sigortalısı Türkiye'de yerleşik ... Şti. tarafından Karadağ'da mukim ... firmasına 75 Kap - 7.989,00 Net Kg - 8.003,00 Brüt Kg Metal Yangın Kapısı ve Aksesuarları cinsi emtia, 31/05/2021 tarihli fatura karşılığı peşin ödeme ve CIF teslim şekli ile satılmıştır. Sigortalıya ait ve yurtdışı firmasına ihraç edilen dava konusu emtianın davalı ile sigortalı arasında akdedilen taşıma sözleşmesi kapsamında davalı tarafından taşınmak üzere teslim alınan emtia, Karadağ'da bulunan alıcısına teslim edilmiş, teslim sırasında alıcısı tarafından CMR senedine emtianın bir kısmının hasara uğradığına dair şerh düşülmüştür.
Davalı tarafından taşıma konusu emtianın teslim alındığı sırada emtiaya ilişkin bir çekince konulmadan teslim alınması sebebiyle CMR 9/2 maddesine göre emtia ve ambalajların iyi durumda olduğu karine olarak kabul edilmiş, karinenin aksi davalı tarafından ispat edilmemiştir.
Davalı tarafından emtianın hasarsız bir şekilde alındığı kabul edildiğinden emtianın davalı nezdinde taşındığı sırada hasara uğradığı sabittir. CMR madde 17 ile; taşıyıcının, yükü teslim aldığı andan, teslim edinceye kadar, bunların kısmen veya tamamen kaybından ve doğacak hasardan sorumlu olduğu, eğer kayıp, hasar veya gecikme istek sahibinin hatası veya ihmalinden, taşıyıcının hatasından değil de, istek sahibinin verdiği talimattan, yüke has bir kusurdan yahut da taşıyıcının önlenmesine olanak bulunmayan durumlardan ileri gelmiş ise, taşıyıcının sorumluluğunun söz konusu olmayacağı, yine anılan Konvansiyonun 17/4-b-c maddesine göre ambalajlanmadıkları veya kötü ambalajlandıkları zaman özellikleri gereği fire veren veya hasara uğrayan malların ambalajlanmaması ve hatalı ambalajlanmış olması, yükün gönderici, alıcı veya bunlar adına hareket eden kişiler tarafından alınması, taşınması, yüklenmesi, yığılması veya boşaltılması halinde taşıyıcının sorumlu olmayacağı kabul edilmiştir.Davaya konu emtianın araca yüklenmesi, istifleme ve sabitlemenin davalı taşıyıcı tarafından yapılacağına ilişkin delil olmadığı, emtianın teslim şeklinin CIF teslim olduğu da gözetildiğinde malın araca yüklenmesi, uygun şekilde yerleştirilmesi, istiflenmesi ve sabitlenmesi davacının sigortalısı gönderene ait olduğunun kabulü gerekmektedir. Dolayısıyla bu haliyle, dava konusu olayda yükleme,istifleme ve sabitlemenin yerine getirilmesi gönderenin sorumluluğundadır. Dava konusu emtianın araca yükleme ve istiflemesinin gönderici tarafından yapıldığı, her ne kadar araç içi sabitleme ve bağlama davalı şöförünün beyanına göre şöför tarafından yapılmış ise de, gönderenin sorumluluğundaki bu işlemin şöför tarafından gönderenin ifa yardımcısı sıfatıyla gönderenin adı ve hesabına yapıldığının anlaşıldığı, bu durumda emtianın gönderici tarafından hatalı şekilde istiflendiği (bağlama/destek)'nin kabulü gerekmiştir. Emtianın zarara uğramasında asıl kusur sigortalı göndericiye aittir. Ancak davalı taşıyıcının yüklemeye nezaret etme ve özen görevinin bulunduğu nazara alındığında davalı taşıyıcının hasarın meydana gelmesindeki müterafik kusuru bulunmaktadır. Bu hususlar dikkate alınarak olayın oluş şeklinde göre tarafların %50 oranında kusurlu olduğu takdir edilerek, ödenen 3.936,70 EURO hasar miktarının % 50 kusur oranına göre 1.968,35 EURO'sundan davalı taşıyıcı sorumludur. Davalı taşıyıcının ... şirketi tarafından davaya konu icra takibinden önce 08/10/2021 tarihinde davacı sigorta şirketine 1.928,50 EURO ödeme yapıldığı gözetildiğinde ödenen bu miktarın mahsup edilmesi gerektiği, mahsup sonucu davacı tarafın 39,85 EURO. Alacaklı olduğu, buna göre mahkemece bu miktar üzerinden davanın kısmen kabulüne karar verilmesi gerekirken yukarıdaki şekilde karar verilmesi yerinde görülmemiştir.
Kabule göre inceleme yapıldığında ise, CMR 27/1. Maddesine göre, %5 faiz oranı yabancı para alacaklarında uygulanmaktadır.
Davacı taraf, davaya konu icra takibi ile asıl alacağa yıllık %3 oranında ve değişen oranlarda TCMB. Bildirilen en yüksek mevduat faizinin uygulanmasını talep ettiği, mahkemece, hükmedilen tazminat tutarına CMR 27 maddesindeki %5 oranındaki faizi geçmemek üzere takip talebindeki talep edilen faize hükmedilmesi gerekirken takip tarihinden itibaren 3095 sayılı yasanın 4/a maddesi uyarınca davacı talebini aşmamak kaydıyla en yüksek temerrüd faizi uygulanmasına karar verilmesi yerinde görülmemiştir.
Açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile, ilk derece mahkemesi kararının HMK'nın 353/1-b2 maddesi uyarınca kaldırılmasına, yeniden yargılama yapılması gerekmediğinden dairemizce yukarıdaki açıklamalar ışığında yeniden hüküm kurulmak suretiyle karar verilmesi gerektiği kanaatine varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
1.Davalının istinaf başvurusunun KABULÜ İLE,Bakırköy 7. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 12/04/2023 tarih ve 2022/104 Esas - 2023/394 Karar sayılı kararının HMK'nın 353/1-b2 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA, Dairemizce esas hakkında yeniden hüküm kurulmak suretiyle,
2.Davanın KISMEN KABULÜ ile, davalının Büyükçekmece 2. İcra Müdürlüğü'nün ... Sayılı icra takibe itirazın kısmen iptali ile, takibin 39,85 EURO asıl alacak yönünden devamına, asıl alacağa takip tarihinden itibaren itibaren CMR 27/1. Maddesi gereğince yıllık %5 faiz oranını geçmemek üzere takip talebinde talep edilen yıllık %3 oranında ve değişen oranlarda TCMB. bildirilen en yüksek mevduat faizinin uygulanmasına,
3.Şartları oluşmadığından icra inkar tazminatı talebinin reddine,
İLK DERECE MAHKEMESİ YÖNÜNDEN:
4.Karar tarihinde yürürlükte bulunan Harçlar Tarifesi gereğince hesap olunan 732,00 TL. karar ve ilam harcından davacı tarafından peşin olarak yatırılan 275,67 TL harcın mahsubu ile bakiye 456,33 TL'nin davalıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına,
5.Davacı tarafından yatırılan 275,67 TL peşin harç ve 80,70 TL başvurma harcının davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
6.Davacı tarafından yapılan 2.775,75 TL yargılama giderinin davanın kabul ve ret oranına göre hesap olunan 222,06 TL'sinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, kalan giderin davacı üzerinde bırakılmasına,
7.Davalı tarafından yapılan yargılama gideri olmadığından bu konuda hüküm verilmesine yer olmadığına,
8.Davacı taraf kendisini vekille temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T.'deki esaslara göre kabul edilen miktar üzerinden hesap ve taktir olunan 2.020,80 TL vekalet ücretinin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine,
9.Davalı taraf kendisini vekille temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT'nin 13/3. Maddesi ( maddi tazminat istemli davanın kısmen reddi durumunda, karşı taraf vekili yararına tarifenin üçüncü kısmına göre hükmedilecek ücret, davacı vekili lehine belirlenen ücreti geçemez ) hükmü uyarınca hesap ve taktir olunan 2.020,80 TL. vekalet ücretinin davacıdan tahsili ile davalıya verilmesine,
10.İstanbul Arabuluculuk Bürosu tarafından ileride haksız çıkacak taraftan alınmak üzere suçüstü ödeneğinden karşılanan 1.320,00 TL arabuluculuk tarife bedelinin, davanın kabul ve ret oranına göre hesap olunan 105,60 TL'nin davalıdan, 1.214,40 TL'nin davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına, İSTİNAF YÖNÜNDEN:
11.Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden davalı tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına,
12.Davalı tarafından yatırılan istinaf karar harcının talep halinde iadesine,
13.Davalı tarafından yatırılan 492,00 TL istinaf kanun yoluna başvurma harcı ve 145,00 TL yargılama gideri olmak üzere toplam:637,00 TL. nin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
14.Artan gider avansı bulunması ve talep halinde yatıran tarafa iadesine,
15.Kararın İlk Derece Mahkemesi tarafından taraflara tebliğine,Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 22/01/2026 tarihinde HMK'nın 362/1-a maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi.