Karar Tarihi
Karar Sonucu
BOZULMASINA

8. Hukuk Dairesi         2024/197 E.  ,  2025/6551 K.

"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :Kadastro Mahkemesi

SAYISI: 2023/2 E., 2023/44 K.

Taraflar arasındaki kadastro tespitine itiraz davasından dolayı yapılan yargılama sonunda Yargıtay (Kapatılan) 16. Hukuk Dairesince kararın bozulmasına karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesince bozma ilamına uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kabulüne karar verilmiştir.

İlk Derece Mahkemesi kararı davalılar ... vekili ve ... Belediye Başkanlığı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: K A R A R

Kadastro sırasında, Kayseri ili ... ilçesi ... köyü çalışma alanında bulunan 1 19... , 74, 87... , parsel sayılı muhtelif yüzölçümündeki taşınmazlar ile ... köyü çalışma alanında bulunan 1 49... , 19, 20, 23, 30... parsel sayılı muhtelif yüzölçümündeki taşınmazlar, ... ve ... köylerinin merası olarak tespit edilmiştir.

Davacılar ..., ... ve ...'nin bir kısım mirasçıları tarafından, kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayalı olarak, taşınmazların adlarına tescili istemiyle açtıkları davalarda, önceki tarihli kararların temyizi üzerine bozma ilamları uyarınca dava dosyaları birleştirilerek yapılan yargılama sonunda; davacılar tarafından kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayalı olarak açılan davalarda verilen davanın reddine ilişkin hüküm, Dairemizin 17.05.2022 tarihli ve 2021/13558 Esas, 2022/4644 Karar sayılı ilamıyla; taşınmazların öncesinin kadim mera olmadığı, zilyetlikle kazanılabilecek yerlerden olup, davacıların tasarruf ve zilyetliği altında bulunduğunun anlaşıldığı, 3402 sayılı Kadastro Kanun'un 14. maddesinin sulu toprakta 40 dönüm, kuru toprakta 100 dönüm zilyetlikle taşınmaz edinilebileceği yönündeki hükmü gözetilerek, araştırma yapılması ve engel bir durumun bulunmaması halinde davacılar adına tesciline karar verilmesi gereğine değinilerek, bozulmuştur. İlk Derece Mahkemesince bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda; davaların kabulüne, taşınmazların davacı gerçek kişiler adına tesciline karar verilmiş; hüküm, davalılar ... vekili ve ... Belediye Başkanlığı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Dava konusu taşınmazların bulunduğu bölgeye ait olan ve dosyada bulunan 1937 tarihli çok sayıda vergi kaydının sınırında mera sınırı bulunmamakla birlikte bölgeye ait mera tahsis kararı da bulunmamaktadır. Aynı mevkide mera niteliğinde taşınmazların bulunmasının, bu mevkideki tüm taşınmazların kamu malı niteliğinde mera olduğu anlamına gelmeyeceği gibi, taşınmazların aralarında bulunan boşluklarda zaman zaman hayvanların otlatılması dahi bu boşlukların kamu malı niteliğinde mera olarak kabülünü gerektirmez. 1955 tarihli hava fotoğraflarında da taşınmazların çok uzun yıllar tarım arazisi olarak kullanıldığı anlaşılmaktadır.

Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, hükmüne uyulan bozma ilamı doğrultusunda inceleme ve araştırma yapılıp mevcut deliller takdir edilerek karar verildiğine, uygulanması gereken hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığına, bozma ilamına uyulmakla taraflar lehine ve aleyhine kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin yeniden incelenmesine hukukça imkan olmadığı gibi 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun geçici 3. maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun(1086 sayılı Kanun) 428. maddesi ile 439. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan sebeplerin biri de var olmadığına göre, İlk Derece Mahkemesi kararında yazılı gerekçeler dikkate alındığında temyizen incelenen karar usul ve kanuna uygun olup davalılar ... vekili ve ... Belediye Başkanlığı vekilinin temyiz dilekçelerinde ileri sürdükleri nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle;

Davalılar ... vekili ve ... Belediyesi Başkanlığı vekilinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddi ile temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararının ONANMASINA, 269,85 TL peşin harcın onama harcına mahsubu ile kalan 345,55 TL'nin temyiz edenlerden ayrı ayrı alınmasına alınmasına, 1086 sayılı Kanun'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay ilamının tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yoluna başvurulabileceğine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, 23.10.2025 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi. K A R Ş I O Y Kayseri ili ... ilçesi ... Köyü çalışma alanında bulunan ve kadastro sırasında ... ve ... Köylerinin ortak merası olarak tespit edilen, 10.000, 00... yüzölçümündeki 1 19... parsel ile ilgili davacılar ... ve ... ile ...'nin bir kısım mirasçıları tarafından, kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayalı olarak, taşınmazın adlarına tescili istemiyle açtıkları davada İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiş, davacılar vekilinin temyizi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 7. Hukuk Dairesinin 19.11.1999 tarihli ve 1999/4977 Esas, 1999/5527 Karar sayılı ilamıyla; "Mahkemenin hükme esas aldığı Asliye Hukuk Mahkemesinin 1985/180 Esas sayılı dava dosyasının içeriğine göre Köy Tüzel Kişiliği tarafından bir kısım kişilere karşı köy merasına haksız olarak el atıldığı ileri sürülerek dava açıldığı, yargılama sonunda dava konusu taşınmazların bir kısmının kamu malı niteliğindeki mera olduğu belirlenerek bu taşınmazlara el atmanın önlenmesine karar verildiği, diğer dava konusu taşınmazlar yönünden davacı Köyün davasını ileriye bırakması nedeniyle hüküm oluşturulmadığı ve eldeki davanın konusunu oluşturan 1 19... parsel sayılı taşınmazında davanın ileriye bırakılıp hakkında hüküm oluşturulmayan taşınmazlardan olduğunun anlaşıldığı, bu durumda, Asliye Hukuk Mahkemesinin 1985/180 Esas sayılı ilamın eldeki dava yönüyle kesin hüküm oluşturmadığı gibi anılan dosyada bu taşınmaz yönüyle gerekli araştırma ve incelemenin de yapılmadığı, bilirkişiden rapor alınmadığına göre bu taşınmaz yönüyle toplanmış bir delilin de bulunmadığı, her ne kadar; 1 10... parselin mera olduğu kabul edilen taşınmazlarla aynı bölgede bulunduğu anlaşılmakta ise de, aynı mevkide bulunan taşınmazların bir kısmının mera olmasının, bir kısmının da mera olmamasının mümkün bulunduğu açıklanarak, aynı iddia ve sebeplerle ve mera olduğu iddia edilerek açılan diğer taşınmazlarla ilgili davaların da birleştirilmesi, çevrelerinde bulunan komşu taşınmazlara ait tespit tutanakları ile varsa dayanağı kayıtların getirtilmesi, eksik delillerin toplanması ve sonucuna göre bir karar verilmesi" gereğine değinilerek İlk Derece Mahkemesi kararı bozulmuş, yine ... Köyü çalışma alanında bulunan ve mera olarak sınırlandırılan 1 19... , 87, 70 ile ... Köyü çalışma alanında bulunan 1 49... , 19, 20, 23, 30, 36 parsel sayılı taşınmazlar hakkında gerçek kişilerce kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayalı olarak ayrı ayrı açılan davalarda da İlk Derece Mahkemesi tarafından verilen önceki tarihli kararların temyiz edilmeleri üzerine yukarıda yazılı benzer gerekçelerle bozulması sonrasında İlk Derece Mahkemesince bozma ilamına uyularak dava dosyaları birleştirilmiş, yapılan yargılama sonunda, davacıların davalarının reddine, dava konusu ... Mahallesi 1 49... , 19, 20, 23, 30, 36 parsel sayılı taşınmazlar ile ... Mahallesi 1 19... , 70, 74, 79, 87 parsel sayılı taşınmazların mera niteliğiyle sınırlandırılarak özel siciline kaydedilmesine karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararının gerekçesinde tüm delillerin, komşu parseller de dikkate alınarak değerlendirildiği, bu kapsamda dava konusu taşınmazların komşu taşınmazlarına zilyet olan kişiler tarafından Hazine aleyhine açılan davaların redle sonuçlandığı, bu kararların bazılarının temyiz edilmeyerek kesinleştiği, bazılarının ise Yargıtay'ın ilgili ilamları uyarınca onandığı, onama kararlarında taşınmazların kamu orta malı mera olduklarının açıklandığı, ayrıca Köy Tüzel Kişiliğinin komşu taşınmazların mera olduğundan bahisle meni müdahale davası açtığı, bu davanın da kabulle sonuçlanıp kesinleştiği anlaşıldığından kesinleşen kararların güçlü delil niteliğinde olduğu kanaatine varıldığı, mera olarak sınırlandırılan bu taşınmazların dava konusu taşınmazlarla sınır komşusu oldukları, evveliyatta dava konusu taşınmazlar yönünden de dava açılmasına rağmen bu davaların takip edilmeyerek davanın açılmamış sayılmasına karar verildiği, dava konusu taşınmazların, hükmen tescil edilen mera parselleri ile komşu oldukları, komşu mera parselleri ile aralarında ayırt edici sınırların bulunmadığı, mera parselleri ile toprak yapısı, meyli ve bitki örtüsü itibariyle benzerlik arz ettiklerinden mera parselleri ile bütünlük gösterdiklerinin aşamalarda alınan bilirkişi raporlarında belirtildiği, bazı parsellerin mera olarak sınırlandırılmasına karşın tecavüz edilerek sürüldüğü ve tarla olarak kullanıldığı, yapılan tespitlerin mahkeme gözlemi ile de uyuştuğu, nitekim dava konusu taşınmazlardan 1 49... parsel sayılı taşınmaza komşu olan dava dışı 1 49... ve 1 49... parsel sayılı taşınmazların mera olarak sınırlandırıldığının tüm kayıtlarla sabit olduğu halde zeminde dava konusu 11 numaralı parselin dava dışı 9 numaralı mera parseli ile birlikte kullanıldığı, toprak yapısının 9 ve 13 parsellerle aynı olduğunun ve imar ihyasının yapıldığının 19.11.2018 tarihli ziraat mühendisi bilirkişilerinin bilirkişi raporunda belirtildiği, söz konusu bilirkişi raporunda yapılan bu tespitin komşu mera parseline tecavüzlü olduğuna dair delil teşkil edeceği, ancak mera değerlendirme kriterleri yönünden bilimsel verileri yansıtmayan, taşınmazın yalnızca kullanım durumunu saptayan ziraat mühendislerinin 19.11.2018 tarihli bilirkişi raporundaki değerlendirmelere bu nedenlerle itibar edilmediği, dava konusu taşınmazların hem mevcut durumlarını hem de evveliyattaki durumlarını komşu parsellerle birlikte açıklığa kavuşturan 10.11.20 17... .11.2018 tarihli ziraat mühendisleri bilirkişi raporlarına üstünlük tanındığı, dava konusu taşınmazların mahallinde yapılan keşiflerde beyanları alınan komşu köy mahalli bilirkişileri ile aynı köy mahalli bilirkişi anlatımlarında evveliyatta ve hali hazırda tarla olarak tasarrufa konu edilen yerler olduklarının belirtildiği, ancak dava konusu taşınmazların komşu parsellerinin hükmen tesciline ilişkin Kayseri 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 1985/180 Esas sayılı dosyasında yapılan keşiflerde beyanları alınan her iki köyden olmayan komşu köy mahalli bilirkişilerinin dava konusu yerlerin çevresinin 1954-55 li yıllarda hayvan otlatılan yerler olduğunu, ... ve ... Köylerinin hayvanlarının otlatılmasında ortaklaşa kullanıldığını, sürülmeyen boşluklarda hayvanları otlattıklarını, ekin olan yerlerin ise boş bırakıldığında hayvanları otlatmak amaçlı kullandıklarını belirttikleri, yine Kayseri Kadastro Mahkemesinin 1994/188 esas sayılı dosyasının keşfinde dava konusu taşınmazın mera olarak nitelendirildiği, tarafların dayandığı ancak uygulanamayan sadece mevki olarak uyduğu belirtilen tapu kaydında dava konusu taşınmazın dört tarafının mera olduğunun belirtildiği, dosyaya mübrez İl İdare Kurulu Kararında taşınmazların mera olarak değerlendirildiğinin görüldüğü, mahallinde yapılan keşiflerde dava konusu taşınmazların en azından 60 yıldır tarım arazisi olarak zilyetlerince tasarrufa konu edildiğinin belirtildiği, tutanak bilirkişisi ...’ün beyanında dava konusu taşınmazların evveliyatının hali arazi olduğunu, makineli tarıma geçilinceye kadar insanların kendi imkanlarıyla sürdüğünü, makineli tarıma geçilince herkesin boş bulduğu yerleri sürdüğünü, evveliyatta dava konusu yerlerin hayvan otlatılan yerler olduğunu belirttiği, dosya kapsamında aşamalardaki tüm keşiflerde alınan beyanlar ve dava konusu taşınmazlara ve komşu parsellere uygulandığı belirtilen vergi kayıtlarının sınırlarının hali okuduğu hususunun değerlendirildiği, dava konusu taşınmazların evveliyatta meradan sürülerek tarla haline getirildiği kanaatine varıldığı, dava konusu taşınmazlardan 1 49... parsel sayılı taşınmazın komşu taşınmazları olan 1 49... parsel ile 1 49... parsel sayılı taşınmazlara uygulandığı belirtilen vergi kayıtlarında dava konusu taşınmaz yönünü hali okuduğu, dolayısıyla mera okumadığından dava konusu taşınmazın mera olamayacağı davacı vekili tarafından ileri sürülmüş ise de, komşu 1 49... parsel sayılı taşınmaza uygulanan 892 numaralı tahrir kaydı ile 1 49... parsel sayılı taşınmaza uygulanan 894 numaralı tahrir kaydının sınırlarının hali okumasına karşın dava konusu 1 49... parsel sayılı taşınmazın komşusu olan dava dışı 1 49... ve 1 49... parsel sayılı taşınmazların hükmen mera olarak sınırlandırıldığı ve sınırlandırmanın kesinleştiği, dava konusu taşınmazların çoğunda davacı vekilinin aynı iddiayı ileri sürdüğü, vergi kayıtlarında hali okuyan yönlerde ise hükmen mera olarak sınırlandırılan taşınmazlar bulunduğu, bu taşınmazların niteliği de incelendiğinde evveliyatta iki köyün ortak yararlanmasına matuf, yöre hayvanlarının otlatıldığı taşınmazlar olması nedeniyle sınırlandırıldıklarının anlaşıldığı, aşamalardaki beyanlar ve hava fotoğraflarından dava konusu yerlerin 1950 li yıllardan itibaren tarım arazisi olarak kullanıldığı sonucuna ulaşıldığı, vergi kayıtlarında dava konusu taşınmazların hali olarak nitelendirildikleri, bu verilerden dava konusu yerlerin evveliyatta boş olduğu, sonradan açma yapılarak sürüldüğü kanaatine ulaşıldığı, hali hazırda dava konusu taşınmazların mera parselleri ile komşu oldukları, bu parsellerle sınırları, toprak yapıları, bitki örtüsü ve mera haritaları kapsamında oldukları hususu değerlendirildiğinde mera bütünlüğünü bozduklarının ve meradan açma olduklarının, mera niteliğinde olduklarının kabulü zorunlu olup davacıların, birleşen dosya davacılarının dayanak olduğunu belirttikleri tapu kayıtlarının dava konusu taşınmazlara uyduğunun veya taşınmazları kapsadığının ispat edilemediği, meraların zilyetlikle kazanılmasının mümkün olmadığı değerlendirmelerine yer verilerek, dava konusu taşınmazların mera olarak sınırlandırılmasına karar vermek gerektiği kanaati ile hüküm kurulduğu görülmektedir. İlk Derece Mahkemesinin bu kararının da davacılardan ..., ... mirasçıları ve ... mirasçıları vekili tarafından ... Mahallesi 1 49... ve 23 parsel sayılı taşınmazlar ile ... Mahallesi 1 19... , 74, 79, 87 parsel sayılı taşınmazlara yönelik olarak temyiz edilmesi üzerine, Dairemizin 17.05.2022 tarihli ve 2021/13558 Esas, 2022/4644 Karar sayılı ilamı ile sonuç kısmında “taşınmazların en az 1955 tarihinden beridir tarım arazisi olarak kullanıldıkları, öncesinin kadim mera olmadığı, zilyetlikle kazanılabilecek yerlerden olup, davacıların tasarruf ve zilyetliği altında bulunduğu anlaşıldığından, Mahkemece, 3402 sayılı Kadastro Kanun'un 14. Maddesinin sulu toprakta 40 dönüm, kuru toprakta 100 dönüm zilyetlikle taşınmaz edinilebileceği yönündeki hükmü gözetilerek, bu yönde bir araştırma yapılmak suretiyle engel bir durumun bulunmaması halinde davacılar adına tesciline karar verilmesi gerekirken, dosya kapsamına uygun bulunmayan gerekçelerle yazılı şekilde hüküm kurulmasında isabet bulunmadığından” bahsedilerek hüküm bozulmuştur. Anılan bozma ilamının gerekçe bölümünde de “Mahkemece, dava konusu taşınmazlar ile mera parselleri arasında ayırıcı unsur bulunmadığı, mera parsellerinin bir kısmının hükmen mera niteliğiyle sınırlandırıldığı, mera değerlendirme kriterlerini yansıtmayan, yalnızca kullanım durumunu saptayan ziraat mühendislerinin 19.11.2018 tarihli raporundaki değerlendirmelere bu nedenle itibar edilmediği, hem mevcut durumları hem de evveliyattaki durumlarını komşu parsellerle birlikte açığa kavuşturan 10.11.20 17... .11.2018 tarihli raporlara itibar edildiği, Kayseri 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 1985/180 Esas sayılı dosyasında komşu köyden dinlenen bilirkişiler tarafından dava konusu yerlerin 1954 - 1955’li yıllarda hayvan otlatılan yerler olduğu yönünde beyanların bulunduğu belirtilerek, yazılı şekilde hüküm kurulmuş ise de varılan sonuç dosya kapsamına uygun bulunmamaktadır. Şöyle ki; hükmüne uyulan ve yukarıda ilk paragrafta özetlenen bozma ilamında Asliye Hukuk Mahkemesinin 1985/180 Esas sayılı dava dosyasında yalnızca birkaç taşınmaz hakkında karar verildiği, atiye bırakılan taşınmazlar hakkında mera yönüyle bir inceleme ve araştırmanın yapılmadığı tartışmasız olup, eldeki temyize konu taşınmazlar hakkında 1985/180 Esas sayılı dava dosyasında bir karar verilmediği ve tespit maliklerinin anılan dava dosyasında taraf olmadıkları açıktır. Bir taşınmazın kamu malı niteliğinde mera sayılabilmesi için taşınmaz hakkında tahsis kararının bulunması ya da kadimden bu yana mera niteliğinde kullanılması asıldır. Yukarıda 1. paragrafta özetlenen bozma ilamında da belirtildiği üzere, aynı mevkide mera niteliğinde taşınmazların bulunmasının, bu mevkideki tüm taşınmazların kamu malı niteliğinde mera olduğu anlamına gelmeyeceği, hatta taşınmazların aralarında bulunan boşluklarda zaman zaman hayvanların otlatılması dahi bu boşlukların kamu malı niteliğinde mera olarak kabülünü gerektirmeyeceği açıktır. Aksi halde mera ile sınırı bulunan tüm taşınmazların başkaca araştırmaya gerek kalmaksızın meradan açılmış sayılması gerekecektir. Dosya kapsamına göre, taşınmazların bulunduğu bölgeye ait mera tahsis kararı bulunmadığı anlaşılmakta olup, taşınmazların kadim mera olup olmadıklarının ise, davada menfaati bulmayan komşu köylerden seçilecek mahalli bilirkişi beyanları, taşınmazın niteliği hususunda düzenlenen ziraatçi bilirkişi raporları ve yine bölgeye ait en eski hava fotoğraflarında taşınmazların nasıl göründüğü hususlarının birlikte değerlendirilmek suretiyle belirlenmesi gerekir. Mahkemenin hükme esas aldığı 1985/180 Esas sayılı dava dosyasında 1990 tarihinde yapılan keşifte dinlenen 1937 doğumlu komşu köy mahalli bilirkişisi, bu bölgede 19 55... yıllarında üç yıl ... köyünün hayvanlarını otlattığını, o zamanda dosyanın davalısı ...’nın kendi taşınmazını ektiğini, hayvanları ekili kısımlara indirmediğini, boşluk kısımlarda otlattığını, hayvan otlattığı boşluk kısımlarında mera ve otlak yeri olup olmadığını bilemediğini; davacı tanığı olarak dinlenen ... ise, 1956 yılından 1968 yılına kadar ... Köyünde öğretmenlik yaptığını ve dava konusu edilen kısımları genel anlamda her iki köyün otlakiyesi olarak bildiğini, ancak davalıların kullandıkları yerlerin ise özel mülkiyete konu yerlerden olup olmadığını bilemediğini beyan ettiği görülmektedir. Mahkemece, eldeki temyize konu asıl dosyada 1995 yılında, 1 09... parsel sayılı taşınmaz hakkında yapılan keşifte dinlenen 1931 doğumlu komşu köy mahalli bilirkişisi, taşınmazı öncesinden beri tarla olarak bildiğini, köy merası ya da boşluk olarak görmediğini beyan etmiş, iki tutanak bilirkişisi de, tespit sırasında tarla olarak beyanda bulunduklarını ancak tutanakları okumadan imzaladıklarını belirtmişler; mahallinde 09.10.2003 tarihinde tüm taşınmazlar hakkında yapılan keşifte komşu köyden dinlenen 19 26... doğumlu mahalli bilirkişiler, taşınmazların zilyetliğinin kimde olduğunu ve sınırların tam olarak bilemeseler de bu taşınmazların mera olmadığını, Hazinenin malı olmadığını, devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerden olmadığını, kendilerini bildiklerinden beri taşınmazların tarla vasfıyla kullanıldığını bildirmişlerdir. Bilahare 28.09.2017 tarihinde yapılan keşifte dinlenen komşu ... Köyünden 1937 doğumlu mahalli bilirkişi, komşu köyden olması nedeniyle taşınmazların evveliyatta ve halihazırda kime ait olduğunu, kimden geldiğini, kim tarafından kullanıldığını ve sınırların bilemediğini, ancak bu mevkiyi 30 - 35 senedir bildiğini, hatta 20 - 25 seneden beri bu civarda biçerdöver ile hububat biçtiğini, davacı olan ... ailesi için de onların tarlası olan bu tarlada da yevmiye karşılığı hububat biçtiğini, köyün genelinde biçerdöveriyle çalıştığını, dava konusu yerin tarım arazisi olup, mera ile ilgisinin bulunmadığını, zaten bu durumun çıplak gözle de fark edilebildiğini, dava konusu yerlerin kara sabanla sürüldüğü zamanlarını dahi bildiğini, en azından 60 yıldır dava konusu yerin tarım arazisi olarak tarıma konu edildiğini gönül rahatlığı ile söyleyebildiğini, 60 yıldır buranın hayvan otlatmaya ya da ot elde etmeye yönelik mera olarak kullanıldığını hiç görmediğini, makinalı tarım sıklıkla artık her yerde yapılabildiği için boş bırakılan yerlerin bile tarım arazisi vasfında olduğunu, çünkü zaten dava konusu yerin tarıma elverişli olup, eğimi olmayan bir yer olduğunun açıkça da ortada olduğunu ifade etmiş; keşif sonucunda harita mühendisi ve fen bilirkişisi tarafından düzenlenen müşterek raporda, 1955, 1959, 1992 tarihlerine ait 2’şer hava fotoğrafının bulunduğu, bu nedenle ardışık ve bindirmeli olarak stereoskop aleti ile 3 boyutlu görüntü elde edecek şekilde inceleme yaptıkları, bu hava fotoğraflarına göre temyize konu taşınmazların kültür arazisi (tarla) olarak kullanıldığı kanaatine varıldığı bildirilmiş; keşifte görev alan üç kişilik ziraat bilirkişi kurulundan ... ve ... tarafından verilen müşterek raporda, hava fotoğraflarında yapılan değerlendirmeler de dikkate alındığında, taşınmazların 1994 tespit tarihinden geriye doğru en az 50-60 yıldır tarım arazisi olarak kullanılan yer olduğu bildirilmiş; diğer ziraat bilirkişisi ... ayrıca verdiği raporunda ise, mera parselleri ile aralarında kot farkının ve ayırıcı bir unsurun bulunmadığını bu nedenle evveliyatı itibariyle mera olduğunu belirtmiştir. Tüm bu bilgiler karşısında; temyize konu taşınmazların, fen bilirkişilerince hava fotoğrafları üzerinde konumlarının gösterildiği, 1955 tarihli hava fotoğrafları da dahil olmak üzere stereoskop aleti olmaksızın çıplak gözle dahi taşınmazların sınırlarının belirgin olup tarım arazisi olarak kullanıldığının ifade edildiği; dinlenen yerel bilirkişi ve tanıkların, hava fotoğraflarıyla uyumlu bulunan taşınmazların tarım arazisi olarak kullanıldığı yönündeki beyanlarına itibar etmek gerektiği; 1955 yılından önce bu taşınmazların kadim mera olduğu yönünde somut bir beyanın bulunmadığı; taşınmazlar arasında bulunan boşluklar da zaman zaman hayvan otlatılmasının bu taşınmazların kadim mera olduğunun kabulünü gerektirmeyeceği; dosyaya getirtilen ancak uygulaması yapılmayan ve bu bölgeye ait olduğu anlaşılan 1937 tarihli çok sayıdaki vergi kayıtlarının yönlerinde “mera” sınırının bulunmadığı, bir kısmında “hali” sınırının okunduğu, “hali”nin de “mera” olarak değerlendirilemeyeceği anlaşılmakta olup, hükmüne uyulan bozma ilamında da belirtildiği üzere, dava konusu taşınmazların sınırında bir kısım mera parsellerinin bulunmasının, dava konusu taşınmazlarında mera olduğu ya da meradan açıldığı anlamına gelmeyeceği açıktır.” şeklinde değerlendirme yapılmıştır. İlk Derece Mahkemesince, bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda; Yargıtay bozma ilamına uymakla usulü kazanılmış hak doğacağı, fakat ... ve ... vefat ettiğinden hüküm kurulurken mirasçıları ve miras paylarının açıkça belirtilerek hüküm kurulduğu, ... Mahallesi 1 49... ve 23 parsel sayılı taşınmazlar ile ... Mahallesi 1 19... , 74, 79, 87 parsel haricinde kalan taşınmazlar hakkında verilen önceki kararın temyize konu olmadığından kesinleştiği, infazda tereddüt oluşturmaması ve tescil hükümlerinin bir kararda toplanması için önceki karar doğrultusunda kesinleşen parseller yönünden de yeniden tescil hükümlerinin belirtildiği açıklanarak, davacılar ve birleşen dosya davacıları ..., ..., ...'nin davasının kabulü ile, Kayseri İli ... İlçesi ... Köyü (Mahallesi) 1 19... , 1 19... , 1 19... , 1 19... ve Kayseri İli ... İlçesi ... köyü (Mahallesi) 1 49... ve 1 49... parsel sayılı taşınmazların kadastro tespit tutanaklarının iptaline, ... Köyü (Mahallesi) 1 19... , 74... parsel sayılı taşınmazlar ile ... köyü 1 49... ve 23 parsel sayılı taşınmazların tamamı 12 pay kabul edilerek; 4 payının ..., 1’er payının ..., ... (... oğlu), ..., ..., ..., ... (... oğlu), ... ve ... adına, ... köyü 1 19... parsel sayılı taşınmazın tamamı 8 pay kabul edilerek; 4 payının ..., 1’er payının ..., ... (... oğlu), ..., ... adına tapuya kayıt ve tesciline, diğer parseller ve talepler hakkındaki hükmün temyize konu olmadığı ve kesinleştiği anlaşılmakla; davacılar ve birleşen dosya davacıları ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ...'ın davalarının reddine, birleşen dosya davacıları ..., ..., ..., ..., ...'un dava konusu 1 49... parsel yönünden vaki feragatleri nedeniyle davalarının reddine, Kayseri İli, ... İlçesi, ... Köyü (Mahallesi), 1 19... parsel sayılı taşınmaz ile ... Köyü (Mahallesi) 1 49... , 20, 30... parsel sayılı taşınmazların mera vasfı ile sınırlandırılarak özel siciline kayıt edilmesine karar verilmiş, hüküm, gerçek kişiler lehine hüküm kurulan taşınmazlar yönünden ... Belediye Başkanlığı vekili ile ... vekilinin temyizi üzerine sayın çoğunluk tarafından yukarıda yazılı gerekçelerle onanmıştır. Sayın çoğunluğun onama görüşüne aşağıda yazılı gerekçelerle katılmıyoruz. Şöyle ki; Öncelikle kural olarak istikrarlı şekilde Yargıtay içtihatlarında da kabul edildiği üzere, usuli kazanılmış hak kavramının açıklanması ve somut olay yönünden gerçekleşip gerçekleşmediğinin irdelenmesi gerekmektedir. Anlam itibarıyla usulî kazanılmış hak kavramı, bir davada mahkemenin ya da tarafların yapmış olduğu bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan hakkı ifade etmektedir. Hemen belirtmek gerek ki, gerek 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nda (1086 sayılı Kanun), gerekse 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda (6100 sayılı Kanun) usulî kazanılmış hak kavramına ilişkin açık bir düzenleme bulunmamaktadır. Bu kurum, davaların uzamasını önlemek, hukuki alanda istikrar sağlamak ve kararlara karşı genel güvenin sarsılmasını önlemek amacıyla Yargıtay uygulamaları ile geliştirilmiş, öğretide kabul görmüş ve usul hukukunun vazgeçilmez ana ilkelerinden biri hâline gelmiştir. Türk Hukuk Lûgatında da “kazanılmış hak” daha önce yürürlükte olan hükümlere göre bir kişi yararına kazanılmış olan hak şeklinde ifade edilmiştir (Türk Hukuk Lûgatı, Türk Hukuk Kurumu, Cilt I, Ankara 2021, s. 676). 1086 sayılı Kanun’un yürürlükte olduğu dönemde verilen 09.05.1960 tarihli ve 1960/21 Esas, 1960/9 Karar sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında, Yargıtay bozma kararına uyulmakla o kararda belirtilen biçimde işlem yapılması yolunda lehine bozma yapılan taraf yararına usulî kazanılmış hak, aynı doğrultuda işlem yapılması yolunda mahkeme için de zorunluluk doğacağı, usulî kazanılmış hakka ilişkin açık kanun hükmü olmasa da temyiz sonucu verilecek bozma kararının hakka ve usule uygun karar verilmesini sağlamaktan ibaret olan amacı ve muhakeme usulünün hakka varma ve hakkı bulma maksadıyla kabul edilmiş olması yanında, hukuki alanda istikrar amacıyla kabul edilmiş bulunması bakımından usulî kazanılmış hak müessesesinin usul hukukunun dayandığı, kamu düzeniyle ilgili ana esaslardan olduğu belirtilmiştir. 6100 sayılı Kanun’da da usulî kazanılmış hakka ilişkin açık bir düzenleme bulunmamakta ise de bu ilkenin uygulanma gerekliliği 6100 sayılı Kanun hükümleri karşısında da varlığını sürdürmektedir. Yargıtayın bozma kararına uyan mahkeme, bozma kararı uyarınca işlem yapmak ve hüküm vermek zorundadır, çünkü mahkemenin bozma kararına uyması ile bozma kararı lehine olan taraf yararına usulî kazanılmış hak doğmuştur. Bununla birlikte bazı konuların bozma kararı kapsamı dışında kalması yolu ile de usulî kazanılmış hak gerçekleşebilir. Yargıtay tarafından bozulan bir hükmün bozma kararının kapsamı dışında kalmış olan kısımları kesinleşir. Bozma kararına uymuş olan mahkeme kesinleşen bu kısımlar hakkında yeniden inceleme yaparak karar veremez. Bir başka anlatımla kesinleşmiş bu kısımlar, lehine olan taraf yararına usulî kazanılmış hak oluşturur (Yargıtay İçtihatları Birleştirme Kurulunun 04.02.1959 tarihli ve 1957/13 Esas, 1959/5 Karar sayılı kararı). Yargısal içtihatlarda ve bilimsel çalışmalarda “usulî kazanılmış hak” ya da “usulî müktesep hak” olarak adlandırılan bu ilke, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 10.02.1988 tarihli ve 1987/2-520 Esas, 1988/89 Karar sayılı kararında “Mahkemenin bozma kararına uymasıyla meydana gelen bozma gereğince işlem yapma ve hüküm verme durumu, taraflardan birisinin lehine ve diğeri aleyhine hüküm verme neticesini doğuracak bir durumdur ve buna usuli kazanılmış hak denilmektedir...” şeklinde tanımlanmaktadır. Yargıtay içtihatları ile kabul edilen usuli kazanılmış hak olgusunun, birçok hukuk kuralında olduğu gibi yine Yargıtay içtihatları ile geliştirilmiş istisnaları bulunmaktadır. Mahkemenin bozmaya uymasından sonra yeni bir içtihadı birleştirme kararı (YİBK, 09.05.1960 tarihli ve 1960/21 Esas, 1960/9 Karar) ya da geçmişe etkili yeni bir kanun çıkması karşısında Yargıtay bozma kararına uyulmuş olmakla oluşan usulî kazanılmış hak hukukça değer taşımayacaktır. Benzer şekilde uygulanması gereken bir kanun hükmünün hüküm kesinleşmeden önce Anayasa Mahkemesince iptaline karar verilmesi hâlinde usulî kazanılmış hakka göre değil Anayasa Mahkemesinin iptal kararından sonra oluşan yeni duruma göre karar verilmesi gerekmektedir (Baki Kuru, Hukuk Muhakemeleri Usulü, İstanbul 2001, C. VI, s. 6340; ayrıca Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 21.01.2004 tarihli ve 2004/10-44 Esas, 2004/19 Karar ile 20.12.2017 tarihli ve 2017/5-2575 Esas, 2017/1906 Karar sayılı kararları). Bu belirtilenlerin dışında ayrıca görev, hak düşürücü süre, kesin hüküm itirazı, harç ve maddi hataya dayanan bozma kararlarına uyulmasında olduğu gibi kamu düzeni ile ilgili konularda usuli kazanılmış haktan söz edilemez (Kuru, B.: Hukuk Muhakemeleri Usulü – C. V, 6, b İstanbul 2001, s. 4738 vd). Öte yandan, maddi hata (hukuki yanılma), maddi veya hukuki bir olayın olup olmadığında veya koşul veya niteliklerinde yanılmayı ifade eder ( Ejder Yılmaz, Hukuk Sözlüğü, Doruk Yayınları, 1. Baskı, 1976, s. 208). Burada belirtilen maddi hata kavramından amaç; hukuksal değerlendirme ve denetim dışında, tamamen maddi olgulara yönelik, ilk bakışta hata olduğu açık ve belirgin olup, her nasılsa inceleme sırasında gözden kaçmış ve bu tür bir yanlışlığın sürdürülmesinin kamu düzeni ve vicdanı yönünden savunulmasının mümkün bulunmadığı, yargılamanın sonucunu büyük ölçüde etkileyen ve çoğu kez tersine çeviren ve düzeltilmesinin zorunlu olduğu açık hatalardır. “Maddi hataya dayanan bozma kararına uyulması da usulü müktesep hak teşkil etmez” (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 15.03.1972 tarihli ve E:1968/1-277, K:176; 01.03.1995 tarihli ve E:1995/7-641, K:117; 23.01.2002 tarihli ve E:2001/1-1010, K:2002/1; 12.07.2006 tarihli ve E:2006/4-519, K:527; 04.11.2009 tarihli ve E:2009/13-370, K:2009/480 sayılı kararları, Baki Kuru, Hukuk Muhakemeleri Usulü, 6. Baskı, İstanbul 2001, Cilt 5, sayfa 4771 vd.). Usuli kazanılmış hakkın hukuki sonuç doğurabilmesi için, bir davada ya taraflar ya mahkeme ya da Yargıtay tarafından açık biçimde yapılmış olan ve istisnalar arasında sayılmayan bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan bir hakkın varlığından söz edilebilmesi gerekir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 24.05.2017 tarihli ve 2017/2-1607 Esas, 2017/968 Karar sayılı kararı). Tüm bu hususlar bir arada değerlendirildiğinde; Dairenin 17.05.2022 tarihli bozma ilamında, temyize konu edilen taşınmazların öncesinin mera olmadığı ve zilyetlikle kazanılabilecek yerlerden olduğuna ilişkin kabule, İlk Derece Mahkemesinin bozma öncesi mera olarak yaptığı nitelendirmeye esas aldığı Asliye Hukuk Mahkemesinin 1985/180 Esas sayılı dosyasında temyize konu taşınmazlarla ilgili karar verilmediği, tespit maliklerinin ilgili dosyada taraf olmadıkları, birkaç taşınmazla ilgili hüküm kurulduğu ve atiye bırakılan taşınmazlarla ilgili mera araştırması yapılmadığı, aynı mevkide mera olmasının veya sınırda mera bulunmasının araştırma yapılmadan bu taşınmazları da kamu malı mera haline getiremeyeceği, en eski hava fotoğrafları ve komşu köy mahalli bilirkişisi ve tanık beyanlarından yararlanılması gerekeceği görüşünden hareketle yapılan değerlendirme sonucu ulaşılmış ise de dava konusu tüm taşınmazlar ve çevresinin birlikte değerlendirilmemesi, meralarla ilgili istikrarlı Yargıtay uygulamalarından hiç bahsedilmemesi ve tartışılmaması sebebiyle, Dairenin bozma ilamının yukarıdaki ilkeler karşısında maddi hataya dayalı olduğu, bu nedenle taraflar lehine veya aleyhine usuli kazanılmış hak doğurmayacağı, işin esasının yeniden incelenebileceği kanaatine varılmıştır. İşin esası ile ilgili değerlendirmeye gelince; uyuşmazlık, temyize konu taşınmazların evveli itibariyle mera niteliğinde olup olmadıkları, mera olmadıklarının belirlenmesi halinde zilyetlikle kazanmaya ilişkin diğer şartların davacılar lehine gerçekleşip gerçekleşmediği noktasında toplanmaktadır. Sayın çoğunluk ile aramızdaki görüş farklılığı da taşınmazların mera olup olmadıkları (meradan açılıp açılmadıkları, mera bütünlüğünü bozup bozmadıkları) açısındandır. Dairenin 17.05.2022 tarihli bozma ilamında ayrıntıları yazılı olduğu üzere İlk Derece Mahkemesinin mera sonucuna ulaşırken, Dairenin ise bozma gerekçesine esas alırken değerlendirdiği delillerin dosyada yer aldıkları açıktır. İlk Derece Mahkemesi tarafından mera sonucu yönünden oluşan kanaatine uygun hukuki gerekçeler belirtilerek, deliller değerlendirilmiş, 10.11.20 17... .11.2018 tarihli raporlar ile hükmen mera oldukları anlaşılan komşu taşınmazlar ve arada ayırıcı unsur bulunmaması gözetilerek, yine komşu köy mahalli bilirkişilerinin 1954-55 li yıllarda hayvan otlatıldığına ilişkin beyanları esas alınmış iken, Dairenin bozma ilamında hayvanların boşluk kısımlarda otlatıldığından, komşu köy mahalli bilirkişilerinin taşınmazların evvelinin mera olmadığına ve 60 yıldır hayvan otlatıldığına veya mera olarak kullanıldığını görmediğine yönelik beyanlarından, hava fotoğraflarında tarla olarak kullanıldığı kanaatini bildiren teknik bilirkişi raporundan söz edilerek mera olmadıklarına yönelik beyan ve delillere itibar edilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. Burada somut dosyada kanaatimizi bildirmeden önce mera ile ilgili birtakım açıklamalardan ve istikrarlı Yargıtay içtihatlarından bahsetmek uygun olacaktır. 4342 sayılı Mera Kanunu’nun, 3/d maddesine göre, “Mera: Hayvanların otlatılması ve otundan yararlanılması için tahsis edilen veya kadimden beri bu amaçla kullanılan yeri” ifade etmektedir. Aynı Kanun’un 4. maddesine göre de; “Mera, yaylak ve kışlakların kullanma hakkı bir veya birden çok köy veya belediyeye aittir. Bu yerler Devletin hüküm ve tasarrufu altındadır. Komisyonun henüz görevine başlamadığı yerlerde, evvelce çeşitli kanunlar uyarınca yapılmış olan tahsislere ve teessüs etmiş teamüllere göre; mera, yaylak ve kışlakların köy veya belediye halkı tarafından kullanılmasına devam olunur. Mera, yaylak ve kışlaklar; özel mülkiyete geçirilemez, amacı dışında kullanılamaz, zamanaşımı uygulanamaz, sınırları daraltılamaz ...”. Öğretide ve uygulamada kararlılık kazanan görüşlere göre bu nitelikteki taşınmazlar üzerinde sürdürülen zilyetlik süresi ne olursa olsun hukukça değer taşımaz. Öte yandan eylemli duruma aykırı düşen sübjektif nitelikteki yerel, teknik ve tespit bilirkişi sözlerine de değer verilemez. (Yargıtay 8. H.D. 26.10.2010 tarihli ve 2010/4285 Esas, 2010/5095 Karar) “…Davacının tescil talep ettiği yer fen memuru bilirkişi tarafından 1 09... nolu parsel içerisinde A harfiyle gösterilmiştir. 6417, 45... yüzölçümünde olan bu yerin dört tarafı merayla çevrilidir. Biran için taşınmazın kuzeyinde Ketenci yolu bulunduğu düşünülse bile yoldan sonraki 1 01... numaralı parselin yukarıda da izah edildiği gibi mera niteliğinde bulunduğu sabittir. Ketenci yolu mera bütünlüğünü bozacak nitelikte değildir. Taşınmazın dört tarafı merayla çevrili bulunduğuna göre, mera bütünlüğünü bozacak dava konusu taşınmazın davacı adına tesciline karar verilemez. Kadim meranın ortasında kalan yerin öncesinin mera olmadığına dair beyanda bulunan mahalli bilirkişi ve şahit ifadelerine değer verilemez. Eylemli merayla çevrili olan ve merayla aralarında doğal, değişmez ve ayırıcı nitelikte sınır bulunmayan bir yerin öncesinin mera olduğunun kabulü gerekir. Meralar Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerden olup, zilyetlikle kazanılamaz. Mahkemece davanın tamamının reddine karar vermek gerekirken kısmen kabulüne karar verilmiş olması doğru olmamıştır…” (Yargıtay 17. H.D. 23.01.2006 tarihli ve 2005/13119 Esas, 2006/32 Karar) “…Dört tarafı mera ile çevrili olan bir yerin öncesinin mera olduğunun kabulü gerekip, aksinin kabulü halinde mera bütünlüğünün bozulmasının kaçınılmaz olacağı aşikardır. Ziraatçi bilirkişi raporunda 10 nolu parselin mera olduğu açıkca vurgulanmıştır. Yine raporda dava konusu taşınmaz ile bitişik mera parselini ayıran doğal ve değişmez sınırların varlığına da yer verilmemiştir. Kamu orta malı niteliğindeki meraların süresi neye ulaşırsa ulaşsın zilyetlikle iktisabına olanak yoktur…” (Yargıtay 8.H.D. 30.03.2006 tarihli ve 2006/1190 esas, 2006/2114 Karar ile Yargıtay 20. H.D. 25.12.2006 tarihli ve 2006/16256 Esas, 2006/18168 Karar) “…Tescili talep edilen taşınmazlar bu haliyle mera bütünlüğünü bozmaktadır. Bu konumdaki yerlerin mer'anın devamı ve parçası olduğu ve öncesinin mera niteliğinde bulunduğunun kabulü gerekir. Zira, taşınmazları çevreleyen meranın kadim mer'a olduğu kadastro tutanağında açıklandığı gibi, mahalli bilirkişi de davalı taşınmazların sınırlarında eylemli mera bulunduğunu beyan etmiştir. Bu hale göre kadim meranın ortasında ve devamında yer alan, mer'a ile aralarında doğal ve değişmez sınır bulunmayan nizalı taşınmazların öncesinin mer'a olmadığına dair beyanda bulunan yerel bilirkişi ve tanık ifadelerine değer verilmeksizin, yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmesinde herhangi bir isabetsizlik bulunmamaktadır…” (Yargıtay 8. H.D. 12.10.2009 tarihli ve 2009/3195 Esas, 2009/4780 Karar ile 12.05.2010 tarihli ve 2009/6374 Esas, 2010/2956 Karar) “…Dava konusu taşınmazın etrafının mera ile çevrili olduğu dosya içinde bulunan komşu parsellere ait 72, 73... parsellere ait mera sınırlandırma tutanaklarından anlaşılmaktadır. Bu konumdaki yerlerin meranın bütünlüğünü bozarak meradan açıldığı, meranın devamı ve parçası olduğu ve öncesinin mera niteliğinde bulunduğunun kabulü gerekir. Zira,taşınmazın etrafını çevreleyen yukarıda parsel numaraları zikredilen komşu parsellerin kadim mera olduğu tutanak içeriklerinden anlaşılmasına göre,kadim meranın ortasında kalan nizalı taşınmazın öncesinin mera olmadığına dair beyanda bulunan yerel bilirkişi ve tanık ifadelerine değer verilemez…” (Yargıtay 8. H.D. 21.06.2010 tarihli ve 2010/448 Esas, 2010/3386 Karar ile 17.01.2011 tarihli ve 2010/6754 Esas, 2011/56 Karar) (Yargıtay 7. H.D. 24.03.2011 tarihli ve 2010/4215 Esas, 2011/1851 Karar) “…Ziraatçı uzman bilirkişilerin yukarıda açıklanan gerekçeli ve bilimsel raporları ve paftadaki gerçek durum karşısında yerel bilirkişi ve tanık beyanlarına değer verilemez. Üstünlük tanınamaz. Anılan parsellerin özel mülkiyete konu yapılması halinde mera bütünlüğünün bozulacağı açıktır. Eylemli durum karşısında dava konusu taşınmazların mer’adan elde edildiğinin kabulü gerekir. Yukarıda açıklandığı gibi, 4342 sayılı Mera Kanununun 4.maddesine göre, meralar bir veya birden çok köy veya belediyeye ait Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerden olup, özel mülkiyete konu edilemez ve süresi neye ulaşırsa ulaşsın kazandırıcı zamanaşımı ve zilyetlik yolu ile elde edilemeyeceklerinden davanın reddine karar verilmesi gerekirken…” (Yargıtay 20. H.D. 11.04.2011 tarihli ve 2011/2658 Esas, 2011/4190 Karar) “…Kadim mera niteliğinde bulunmasa bile mera bütünlüğü içinde bulunduğu anlaşıldığı taktirde davanın reddine karar verilmesi gerektiği düşünülmeli…” (Yargıtay 7. H.D. 19.03.2012 tarihli ve 2011/4027 Esas, 2012/1919 Karar) “…Öğretide ve uygulamada kararlılık kazanan görüşlere göre bu nitelikteki taşınmazlar üzerinde sürdürülen zilyetlik süresi ne olursa olsun hukukça değer taşımaz. Öte yandan eylemli duruma aykırı düşen subjektif nitelikteki yerel, teknik ve tespit bilirkişi sözlerine de değer verilemez. Hal böyle olunca hükme dayanak yapılan uzman ziraatçi bilirkişinin dava konusu bölümlerin mera niteliğinde olmadığı yolundaki raporunun da yasal bir dayanağı bulunmadığının kabulü gerekir…” (Yargıtay 7. H.D. 13.05.2013 tarihli ve 2013/8204 Esas, 2013/8672 Karar) “…Dava konusu 1 02... ve 8 parsel sayılı taşınmazların, dört sınırının eylemli mera parselleri ile çevrili olduğu, dava konusu taşınmazlar ile dava dışı mera parselleri arasında yol, dere, hendek gibi ayırıcı sınırların bulunmadığı, kadastro tespiti sırasında tespit bilirkişilerinin dava konusu taşınmazların mera olduğuna dair beyanda bulundukları, bu nedenle dava konusu taşınmazların mera bütünlüğünü bozduğu ve meradan kazanıldığının kabulü gerektiği anlaşılmaktadır. Öğretide ve uygulamada kararlılık kazanan görüşlere göre bu nitelikteki taşınmazlar üzerinde sürdürülen zilyetlik süresi ne olursa olsun hukukça değer taşımaz. Öte yandan kural olarak objektif nitelikteki eylemli duruma aykırı düşen yerel bilirkişi ve tanık sözlerine de değer verilmesi olanaksızdır. Bu verilere göre hükme dayanak yapılan yerel bilirkişi ve tanık sözleri ile uzman ziraatçi bilirkişinin dava konusu taşınmazın mera olmadığı yolundaki raporunun yasal bir dayanağı bulunmamaktadır…” (Yargıtay 8. H.D. 14.03.2022 tarihli ve 2021/6625 Esas, 2022/2258 Karar ile 22.02.2022 tarihli ve 2021/3340 Esas, 2022/1426 Karar) “…Mahkemece taşınmaz başında yapılan keşifte tutanağa geçirilen hakim gözleminde, çekişmeli taşınmazı, komşu mera parselinden ayıran doğal sınırın bulunmadığı, davalı tarafından traktör ile çizilmek suretiyle oluşturulan sınır bulunduğunun belirtildiği, bu halde taşınmazın üç tarafı mera ile çevrili olup mera parseli ile arada ayırıcı doğal ya da yapay unsur bulunduğu kanıtlanamadığına göre meraların kullanım şekli itibariyle bütünlük arz edeceği göz önüne alındığında çekişmeli taşınmaza dıştan komşu olan mera parselinin ortasında kalan ve mera bütünlüğünü bozan çekişmeli taşınmazın özel mülk olduğunu kabul etmenin, meraların kullanım özelliğine ve arazinin konumuna uygun düşmeyeceği açıklanarak, Mahkemece davanın kabulüne, çekişmeli taşınmazın mera olarak sınırlandırılmasına karar verilmesi gerekirken…” (Yargıtay 8. H.D. 24.04.2023 tarihli ve 2022/566 Esas, 2023/2395 Karar ile 25.12.2024 tarihli ve 2022/5541 Esas, 2024/7951 Karar) “…Öte yandan ziraatçı bilirkişi raporuna ekli fotoğraflardan da komşu meralar ile ayırıcı unsurunun bulunmadığı anlaşıldığı gibi esasen ziraatçı bilirkişi raporunda meradan ayırıcı unsur olarak belirtilen dikenimsi bitki örtü olmaması ve taş unsuru barındırmaması da ayırıcı unsur olarak kabul edilemez. Hal böyle olunca, meralar üzerinde sürdürülen zilyetliğe hukuken değer verilemeyeceği göz önünde bulundurularak, etrafı kadim mera ile çevrili olan ve mera bütünlüğünü bozduğu gözlemlenen taşınmaz hakkındaki davanın reddine ve taşınmazın tespit gibi mera olarak sınırlandırılmasına karar vermek gerekirken…” Yukarıda Yargıtay Dairelerinin benzer şekildeki eski ve yeni uygulamalarından bir takım örnekler sunulmuş olup, bu içtihatlardan; Meralar üzerindeki zilyetlik süresi neye ulaşırsa ulaşsın kazanmayı sağlayan zilyetlik yoluyla ya da imar ve ihyayla edinilemeyecekleri, dört tarafı merayla çevrili bulunan taşınmazların özel mülkiyete konu yapılması halinde mera bütünlüğünün bozulacağı bu sebeple dört tarafı mera (veya orman olabilir) ile çevrili taşınmazın özel mülkiyete konu olamayacağı, mera bütünlüğünü bozacak nitelikte olan taşınmazların zilyetlikle edinilmesinin de mümkün olamayacağı, aksinin kabulünün meraların kullanım özelliğine ve arazinin konumuna uygun düşmeyeceği, mera olarak sınırlandırılan taşınmazlar ile kişiler adına tescil hükmü kurulan taşınmaz bölümleri arasında doğal ve değişmez ayırıcı unsur/sınır (yol, dere, hendek vb.) bulunması gerektiği, öte yandan eylemli duruma aykırı düşen sübjektif nitelikteki yerel, teknik ve tespit bilirkişi sözlerine de değer verilemeyeceği anlaşılmaktadır. Eldeki dosyaya bu kapsamda bakıldığında; dava konusu taşınmazların uzun yıllardır tarım arazisi olarak kullanıldığı beyanlarda ifade edilmekle birlikte, mahkemece keşif sonrasında sunulan bilirkişi raporları ekindeki renkli fotoğraflardan, dava konusu taşınmazlar ile komşu mera parselleri arasındaki tek farkın taşınmazların sürülü olması, mera parsellerinin ise sürülü olmamaları olduğu, sınır olarak gösterilen bölümlerin traktör sürüm izinden ibaret bulunduğu; 13.11.2018 tarihli ziraat mühendisi bilirkişi ...’ın raporunda açıkça bu duruma değinilerek, dava konusu taşınmazlar ile mera parsellerinin toprak yapısı, tekstürü ve meyli bakımından farklılık göstermediği gibi mera üzerindeki yapıya benzer özellikler gösterdiklerinin, mera ile bütünlük arz ettiklerinin, meradan açıldıklarının belirtildiği; taşınmazlar ile mera parselleri arasında ayırıcı bir unsur veya kot farkı bulunmadığı, (temyize konu taşınmazlardan yalnızca 1 19... parsel üzerindeki taşların toplandığı, sınırdaki mera parseli ile araya dizilerek sınır oluşturulduğu bildirilmektedir); kullanılan taşınmazlar dışında boş bırakılan taşınmazlarda mera bitkilerinin oluştuğundan söz edildiği; temyize konu taşınmazların mera parselleri ile çevrili olup (mera olarak hükmen sınırlandırılan taşınmazlar da var) özel mülkiyete konu tarla olarak tescil edilmelerinin mera bütünlüğünü bozduğunun, dolayısıyla evveli itibariyle mera niteliğinde olduklarının kabulünün gerektiği (taşınmazlardan 1 19... , 74... parseller, tespitte mera olarak sınırlandırılan 65, 69, 85 parseller ile hükmen mera olarak sınırlandırılan 63, 66, 71, 81, 82, 88, 90, 18, 17... parsellerle, 1 19... parsel, tespitte mera olarak sınırlandırılan 46, 47, 48... parsellerle, 1 49... parsel, tespitte mera olarak sınırlandırılan 9 parsel ve hükmen mera 13 parselle, 1 49... parsel ise, hükmen 21, 22... mera parsellerle, tespitte mera olarak sınırlandırılan 34... parsellerle çevrilidir); 19.11.2018 tarihli iki kişilik ziraat mühendisi bilirkişi raporunda, dava konusu taşınmazlar ile komşu parseller arasında hava fotoğraflarında ton farkı olduğu, meraların koyu, tarım arazilerinin açık renkli göründüğü, imar ihya ile yaklaşık 50-60 yıldır tarımsal amaçla kullanıldığı belirtilmekte ise de öncesi mera olan taşınmazın süresi neye ulaşırsa ulaşsın tarım arazisi olarak kullanmakla zilyetlik yoluyla edinilemeyecekleri, bu rapora itibar edilmemesi gerekeceği gözetilerek, bozma öncesi İlk Derece Mahkemesi kararında kabul edildiği gibi davacıların davalarının reddi ile taşınmazların kamu orta malı mera vasfıyla sınırlandırılarak özel sicillerine yazılmasına karar verilmesi gerekirken, maddi hataya dayalı olduğu anlaşılan bozma ilamı doğrultusunda yazılı şekilde karar verilmesinin doğru olmadığı, dolayısıyla İlk Derece Mahkemesi kararının bozulması gerektiği görüşünde olduğumuzdan, sayın çoğunluğun aksi yöndeki onama görüşüne katılmamız mümkün olmamıştır.

Karar Etiketleri
BOZULMASINA YARGITAYKARARI
© 2026 İçtihat Pro — ictihatpro.com  |  Bu belge bilgilendirme amaçlıdır. Resmi belge niteliği taşımaz.

İçtihat Pro Blog