Esas No
E. 2014/26532
Karar No
K. 2016/7042
Karar Tarihi
Karar Sonucu
REDDİNE
Hukuk Alanı
Aile Hukuku

8. Hukuk Dairesi         2014/26532 E.  ,  2016/7042 K.

"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi

DAVA TÜRÜ : Katkı Payı Alacağı

... ile ... aralarındaki katkı payı alacağı davasının kısmen kabulüne ve kısmen reddine dair Niğde Aile Mahkemesi'nden verilen 02.07.2014 gün ve 71/385 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davalı vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü: K A R A R

Davacı ... vekili, evlilik birliği içinde edinilen taşınmazlara davacının çalışarak elde ettiği gelirle katkıda bulunduğu iddiası ile taşınmazlar nedeniyle 30.000.00 TL alacağının davalıdan alınarak davacıya verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davacı vekili 21.03.2013 tarihli dilekçesi ile talep miktarını artırarak toplam 76.436,92 TL alacağın davalıdan alınarak davacıya verilmesini talep etmiştir.

Davalı ... vekili davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece, davacının %40 katkısı olduğu kabul edilerek, davanın kısmen kabulü ile, 67.390.67 TL alacağın davalıdan alınarak davacıya evrilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiştir. Hüküm, davalı vekili tarafından esas ve faiz yönünden temyiz edilmiştir.

1.Toplanan deliller ve tüm dosya kapsamından; dosya muhtevasına, dava evrakı ile yargılama tutanakları münderecatına ve mevcut deliller mahkemece takdir edilerek karar verildiğine, takdirde bir isabetsizlik bulunmadığına göre, davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.

2.Maddi olayları ileri sürmek taraflara, hukuki nitelendirme yapmak ve uygulanacak kanun maddelerini belirlemek hakime aittir (6100 sayılı HMK m. 33). İddianın ileri sürülüş şekline göre dava, katkı payı alacağı isteğine ilişkindir.

01.01.2002 tarihinden önce 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi' nin (TKM) yürürlükte olduğu dönemde, eşler arasında yasal mal ayrılığı rejimi geçerliydi (TKM m. 170). TKM' de, mal rejiminin tasfiyesine ilişkin düzenleme mevcut olmadığından, eşlerin bu dönemde edindikleri malvarlığının tasfiyesine ilişkin uyuşmazlık, aynı Kanun'un 5. maddesi yollamasıyla Borçlar Kanunu'nun genel hükümleri göz önünde bulundurularak "katkı payı alacağı" hesaplama yöntemi kurallarına göre çözüme kavuşturulmalıdır. Zira Borçlar Kanunu, Medeni Kanunun tamamlayıcısı olarak kabul edilmiştir (eBK m. 544, TBK m. 646)..

Mal ayrılığı rejiminde; eşler kendi malları üzerinde tasarruf yetkisine ve intifa hakkına sahiptir ve mallarının idaresi kendisine aittir (TKM m. 186/1). Her birinin malları, geliri ve kendi kazançları yine kendilerine ait kişisel mallarıdır (TKM m. 189). Kadın veya kocanın, mal rejiminin devamı sırasında diğerinin edindiği malvarlığına katkısı nedeniyle katkı payı alacağı isteğinde bulunabilmesi için mutlaka para ya da para ile ölçülebilen maddi veya hizmet değeriyle katkıda bulunması gerekir.

Mal ayrılığı rejiminin geçerli olduğu dönemde satın alman tasfiyeye konu mala çalışma karşılığı elde edilen gelirlerle(maaş, gündelik, kar payı vs gibi) katkıda bulunulduğunun ileri sürüldüğü durumlarda; çalışarak, düzenli ve sürekli gelire sahip eşin, aksi kanıtlanmadıkça, yapabileceği tasarruf oranında katkıda bulunduğunun kabulü gerekir. Yargıtay'ın ve Dairemizin devamlılık gösteren uygulamaları da bu yöndedir.

Bu açıklamalar doğrultusunda; öncelikle evlenme tarihinden, malın edinildiği tarihe kadar, eşlerin çalışma sürelerine ve gelirlerine ilişkin belgeler bulundukları yerlerden eksiksiz olarak getirtilmelidir. Çalışmanın sabit olmasına rağmen, bir kısım döneme ilişkin belgelere ulaşılamaması durumunda, ilgili meslek kuruluşlarından ve/veya bilirkişilerden o döneme ilişkin yaklaşık gelir durumu sorulup öğrenilerek, malın edinildiği tarihe kadar ki eşlerin tüm gelirleri ayrı ayrı belirlenmelidir. Sonra, her bir eşin alışkanlıkları, ekonomik ve sosyal statüleri gözetilerek, kişisel harcamaları ile ayrıca kocanın 743 sayılı TKM’nin 152. maddesi gereğince evi geçindirme yükümlülüğü nedeniyle yapabileceği harcama, eşlerin kendi gelirlerinden düşülerek, gerçekleştirebilecekleri tasarruf miktarları ayrı ayrı tespit edilmeli, daha sonra her eşin tasarruf miktarının, birlikte yaptıkları toplam tasarruf miktarı içerisindeki oranı belirlenmelidir. Her bir eşin bulunan bu tasarruf oranı, çalışmaları karşılığı elde ettikleri gelirleriyle malın alımına yaptıkları katkı oranı olarak kabul edilerek, tasfiyeye konu malın dava tarihi itibariyle belirlenecek sürüm (rayiç) değeri ile çarpılmak suretiyle katkı payı alacak miktarları hesaplanır. Yukarıdaki değer tespiti, belirleme ve hesaplamaların yapılabilmesi gerek görülürse konusunun uzmanı bilirkişi veya bilirkişilerden de yardım alınmalıdır.

Somut olaya gelince; eşler, 28.05.1976 tarihinde evlenmiş, 18.06.2010 tarihinde açılan boşanma davasının kabulüne ilişkin hükmün, kesinleşmesiyle boşanmışlardır. Mal rejimi boşanma davasının açıldığı tarih itibarıyla sona ermiştir (TMK m. 225/son). Sözleşmeyle başka mal rejiminin seçildiği ileri sürülmediğinden evlilik tarihinden 4721 sayılı TMK'nun yürürlüğe girdiği 01.01.2002 tarihine kadar mal ayrılığı (743 sayılı TKM m. 170), bu tarihten mal rejiminin sona erdiği tarihe kadar ise, edinilmiş mallara katılma rejimi geçerlidir (4722 sayılı yasanın m. 10, TMK m. 202/1). Tasfiyeye konu 703 ada 1 parsel 1 nolu bağımsız bölüm, eşler arasında mal ayrılığı rejiminin geçerli olduğu 29.12.1987 tarihinde diğer tahsisler yoluyla tapuda davalı adına tescil edildiği; 245 parsel sayılı bağın da eşler arasında mal ayrılığı rejiminin geçerli olduğu 22.09.1994 tarihinde satın alınarak, davalı eş adına tescil edildiği, satın alındıktan sonra bağ niteliğindeki arazi üzerine ev yapıldığı ve kuyu açıldığı anlaşılmaktadır. Mal rejiminin tasfiyesinde eşlerin bağlı bulunduğu rejime ilişkin hükümler uygulanır (TMK m. 179). Yukarıda açıklanan yasal düzenleme ve ilkeler uyarınca yapılan incelemede;

Davacı, davalı ve tanık beyanları ile tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde, dava konusu 245 parsel sayılı bağ niteliğindeki taşınmazın tümüyle davalının geliri (emekli ikramiyesi) ile alındığı, diğer bir anlatımla arazi alımına davacının katkısı bulunmadığı; davacının katkısının sadece arazi satın alındıktan sonra üzerine ypılan yapılara bina yapımı ve kuyu açılmasına ilişkin olduğu halde; arazi bedelinden de davacıya katkı payı hesaplayan hesap bilirkişi raporu uyarınca davacı yararına fazla alacağa hükmedilmesi doğru olmamıştır. Diğer yandan binanın yapımında davalının kızından borç aldığı ve daha sonra ödediği 60 gram altınla tarafların gelirlerine ve buna bağlı olarak hesaplanan katkı oranına karşılık gelen miktardan daha fazla olarak katkı yaptığı halde davacının katkı oranının bina yönünden de %40 oranında kabul edilmesi suretiyle davacı yararına fazla alacağa hükmedilmesi isabetsiz olmuş, bozmayı gerektirmiştir.

3.Dava, katkı payı alacağına ilişkin oluğuna göre, 743 sayılı TKM'nin 170. maddesi uyarınca mal ayrılığı rejiminin geçerli olduğu dönemde edinilen mallardan kaynaklanan katkı payı alacağına, islahla artırılan miktar yönünden ıslah tarihinden; kalan bölüm için dava tarihinden itibaren faiz yürütülmesi gerekirken, dava dilekçesinde talep edilen miktar yönünden hükmedilen faizin boşanma kararının kesinleşme tarihinden başlatılması da doğru olmamış; hükmün bu sebeplerle bozulması gerekmiştir.

SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarda 2. ve 3. bentte gösterilen sebeplerle 6100 sayılı HMK'nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA; diğer temyiz itirazlarının yukarıda 1. bentte gösterilen sebeplerle reddine ve HUMK'nun 440/I. maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve 1.576,00 TL peşin harcın temyiz eden davalıya iadesine, 18.04.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

© 2026 İçtihat Pro — ictihatpro.com  |  Bu belge bilgilendirme amaçlıdır. Resmi belge niteliği taşımaz.

İçtihat Pro Blog